Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

Pyotr Alekseyeviç Kropotkin Kimdir? Coğrafya Bilimine Katkıları Nelerdir?

Coğrafyadan Anarşizme Giden Düşünsel Yolda, Bir Bilim İnsanı, Coğrafyacı, Filozof ve Aktivistin Yaşamı...

Pyotr Alekseyeviç Kropotkin Kimdir? Coğrafya Bilimine Katkıları Nelerdir?
Pyotr Alekseyeviç Kropotkin
Mayday
Tavsiye Makale
Reklamı Kapat

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bir gün işgalden yana olursam öldür beni! (Kropotkin - Anarşist Ahlak)

Coğrafya bilimi geçmişte sömürgecilik faaliyetleri sebebiyle emperyalizm ile yakın ilişkiler kurmuştur. Darwin’in Türlerin Kökeni kitabıyla da dönemi içerisinde büyük bir dönüşüm başlamış ve Evrim Teorisi'nden çıkan sonuçlara dayanarak Sosyal Darwinizm ve çevresel determinizm gibi çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.

Tüm bunlara rağmen dönemi içerisinde Sosyal Darwinizm ve çevresel determinizm akımına kapılmayan kişiler sınırlı olmakla birlikte, karşıt görüş ileri sürenler de olmuştur. Piyotr Alekseyeviç Kropotkin ve Elise Reclus gibi coğrafyacıların anarşizm ekolünü benimseyip, Evrim Teorisi'nden de yararlanarak bunu temellendirmeye çalıştıklarını görürüz. Bu iki entelektüel coğrafyacının görüşleri kendi dönemi ve sonrasında hep arka planda kalmış; marjinal olarak değerlendirilip itibar görmemiştir.

Bu yazıda Kropotkin’in yaşadığı aile, çevre ve Sibirya’da yaptığı coğrafi araştırmaların etkisiyle neden anarşizmi benimsediği, anarşizmin politik bir görüş, coğrafyanın bir bilim olduğu düşünüldüğünde ikisinin nasıl bir araya geldiği sorularına ilaveten "Güçlü olan, güçsüzü ezer" söyleminin önemli olduğu Sosyal Darwinizm'e karşı, Kropotkin’in canlılar arasında karşılıklı yardımlaşma fikrini ileri sürmesi irdelenecektir. 

Kropotkin’in Yaşamı ve Düşünsel Evrimi

9 Aralık 1842 tarihinde Moskova, Staraya Konyuşennaya’da soylu bir ailede dünyaya geldi. Babası Prens Aleksei Kropotkin, annesi ise Yekaterina Nikolaevna’dır. Kropotkin 15 yaşına kadar burada yaşamıştır. Çocukluğunda kendisini etkileyen iki önemli olay yaşar. İlki annesinin ölümü ve evde yaşayan hizmetçilerin ağır şartlarda yaşamını sürdürmesidir. Annesi 35 yaşındayken evde verem hastalığı yüzünden yaşamını yitirmiştir. Kropotkin, bir devrimcinin anıları kitabında annesinin ölümünü şu şekilde anlatır:

Henüz otuz beş yaşında, annem. Bizi sonsuzcasına terk etmeden önce, hepimizi yanında görmek, okşamak, sevincimizle bir an olsun sevinç duymak istemiş. Artık doğrulmanın bile kendisi için olanaksız olduğu yatağının başında bizi ağırlamak da onun fikri. Solgun, zayıf yüzünü, iri, koyu-kestane gözlerini anımsıyorum. Bize okşarcasına bakıyor, usulca, sevecenlikle şekerlemelerden yememizi istiyor, yatağına çıkabileceğimizi söylüyor, sonra gözleri yaşlarla doluyor derken bir öksürük nöbeti ve bizi odadan çıkarıyorlar.

Henüz 3,5 yaşındayken az bir şekilde hatırladığı bu olayın onun yaşamında yarattığı etki hep sürmüştür. Özellikle serflik hukukunun olduğu, yani toprak ağaları adına zorunlu bir şekilde çalışan köylü insanların olduğu bu evde onlara köle muamelesi yapmayan tek kişinin annesi olduğunu söyler. Evdeki birçok hizmetçinin kendisine ve kendisinden 1,5 yaş büyük olan ağabeyine sürekli söylediği “Siz de büyüyünce bize anneniz gibi iyi muamele edeceksiniz değil mi? O bize acırdı, siz de acıyacak mısınız?” sözlerinin yarattığı etki, hayatı boyunca babasıyla arasının açıklığı, annesine olan sevgisinin yoğunluğunu artırır. Serfler o dönem koşullarında çok ağır şartlar altında yaşamak zorundaydılar. Babasına toplam 1200 serf hizmet ediyordu. O dönem içinde kadın sayılmaz, erkeklere ise “can” denilirdi. Sadece evlerinde kendilerine hizmet eden 50 serf, köydeki evlerinde ise 60 hizmetli vardı.

Annesinin ölümünden 2 yıl sonra Kropotkin ve ağabeyi Alexandr’a kendilerine özel ders verilmesi için öğretmen tutulur. Bu kişiler Fransız Mösyö Poulain ve Rus üniversite öğrencisi N.P. Smimov'du. Kropotkin, henüz 5 yaşındayken Fransızca öğrenmesinin yanı sıra dil bilgisi, genel dünya tarihi ve genel coğrafya dersleri almaya başlar. Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olan Sminov’dan ise Rus dil bilgisi ve matematik eğitimi alır. 1853 yılında Fransız öğretmeni gittikten sonra ise Almanca öğrenmesi için Alman öğretmen tutulmuştur.

Sadece soylu çocuklarının girebildiği Pajeskiy Korpus askeri okuluna girmeden önce 11 yaşında Moskova Birinci Lisesine girer ve burada 3. sınıftan başlatılır. 15 yaşına geldiğinde ise Pajeskiy Korpus’da 5. sınıftan başlatılarak 1. sınıfa kadar askeri okulu birincilikle bitirir. O dönem soylu çocuğu olunsa da askeri kurallar çok serttir. Kropotkin askerlik durumunu ve okuldaki disiplini şu şekilde aktarır:

Soylu çocuklarının eğitim gördüğü bir askeri okul olan Kadetskiy Korpus'ta bile, bir sigara içmenin cezası, tüm öğrencilerin toplandığı bir meydanda, bin değnek yemek olabiliyordu. Cezalı öğrencinin yanında bir hekim durur ve çocuğun nabzı durmak üzereyse sopalamayı durdururdu. Kanlar içinde kendinden geçen suçlu, bir sedyeyle revire götürülürdü. Askeri okullar komutanı Büyük Prens Mihail, yılda bir ya da iki kez bile olsa bu türden bir olayın geçtiği okul yöneticisini ‘Bu okulda disiplin kalmamış!’ diyerek hemen görevden alırdı.
Petersburg'daki Kolordu binasının görünümü. Rusya, 1859
Petersburg'daki Kolordu binasının görünümü. Rusya, 1859
Ochobaha

Soylulara bile bu şekilde verilen bu acımasız cezalar, köylüler için daha da felaketti. Sıradan askerler bir ceza işlediğinde ellerinde sopalarla iki sıra halinde dizilmiş olan askerler arasına suçlu geçirilir ve sıralı bir şekilde bayılana kadar vurulurdu. Asker tekrar tedavi edilir ve iyileşme gösterirse aynı ceza tekrar uygulanırdı. Eğer suçlu bu sırada ölürse cezası formalite olarak yine devam ettirilir ve cesede mahkemenin verdiği sayıya ulaşana kadar vurulur. Nikolay zamanında askerlik süresi serfler için 25 senedir.

Bu şartların hüküm sürdüğü yıllarda Kropotkin’in anarşizm ile ilgili fikirleri henüz olgunlaşmasa da bu düşünceye giden yolda bir sebep olarak karşımıza çıkar. 20 yaşında askeri okulu bitirenler için o dönem imparatorun sarayında hizmet etmesi için görevlendirilir ya da çeşitli askeri kıtalara teğmen olarak gidebilirdi.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Üsteğmen olarak da ataması yapılırdı. Sibirya bir sürgün yeri olarak kimse tarafından zorunlu olmadıkça uzak durulması gereken bir yer olarak görülürdü. Kropotkin ise okulunda her öğrencinin aksine net ve kararlı bir şekilde Sibirya’ya gitme kararı alır. Bu kararı almadan önce askeri okuldan ayrılıp üniversite okumak istese de babasıyla ilişkisi iyi olmadığı için vazgeçer. Çünkü okumak için o dönem az bir ücretle para kazanması için çalışmak zorundadır. Ancak uzun bir süre düşündükten sonra Sibirya’nın büyüleyici coğrafyası onun dikkatini çeker:

Tabii ya, Amur! diyordum kendi kendime. Babam kim bilir nasıl kızacak. Kızarsa kızsın, onun yardımına ihtiyacım yok! Sibirya’da yaşamak? Yanıma matematik, fizik kitaplarımı da alırım, bilimsel bir dergi çıkarırım orada. Öğrenirim. Evet evet, üniversiteyi boş ver, en iyisi Amur.

Amur’a gitmek istemesi sebebiyle tek seçenek olan Kazak Süvari Birliğini işaretler. Kararlı bir şekilde tercihini bu yönde yapmış olsa da arkadaşları ve komutanları tarafından tepki çeker. Babasının da izin vermemesine rağmen Amur’un iklimini överek bir şekilde ikna eder.

Pajeskiy Korpus’da subay olmasından sonra II. Alexander tarafından sarayda tören yapılır ve II. Alexander sıra sıra dizilmiş askerler etrafında dolaşırken Kropotkin’i tanıyarak yaklaşır ve aralarında henüz 20 yaşında olan Kropotkin ile şu kısa diyalog geçer:

Demek Sibirya'ya gidiyorsun. Baban razı oldu mu? Evet, dedim.

Bu kadar uzağa gitmek korkutmuyor mu seni?

Hayır, dedim. Çalışmak istiyorum ben. Sibirya'da ise planlanan reformların uygulanması açısından yapılacak çok iş var. Aleksander bir süre hareket etmeyerek gözlerimin içine baktı. Bir dakika düşündü, sonra bakışlarını uzaklarda bir noktaya çevirerek: 

Git bakalım, insan her yerde yararlı olabilir.

Kropotkin askeri okula hiçbir zaman ilgi duymamıştır. Askeri derslerden ziyade fizik, kimya, matematik ve coğrafya derslerine ilgi duymuş ve kendisini bu yönde geliştirmiştir. İsteksiz bir şekilde babası tarafından zorla bu kuruma girmişse de ağır disiplin şartları ve o dönemin iktidarına karşı olan hoşnutsuzluğun da bunda etkileri büyüktür. Kardeşi Alexandr’ın Kadetskiy Korpus'dayken uzun bir süre Kropotkin ile mektuplaşmaları da fikirlerinde büyük etki bırakır. Mektuplaşmalarında uzun felsefi, siyasi ve bilimsel tartışmalara girerler. Alexandr’ın kardeşine sürekli okuduğu kitaplarını göndermesinin ve kitap tavsiye etmesinin bu etkideki payı yadsınamaz.

Sibirya'daki Günleri

Petersburg’dan İrkutsk arasındaki yolu 19 günde tamamlar. Kropotkin kayık, vapur, at ve yürüme olarak toplam 70.000 kilometre yol katetmiştir. Sibirya’daki iklimsel şartlar, hayvanlar arası mücadeleler ve yerli insanlar arasındaki gözlemleri hayatının geri kalanında taşların yerine oturacağı bir hale dönüşür. Sibirya’ya gittiğinde gözlemleri sonucu hiç de anlatıldığı gibi her yerin buzla kaplı ve sürekli olumsuz iklim şartlarının olmadığı, çok zengin flora ve faunasının olduğunu keşfeder. İrkutsk’a geldiğinde yargının, cezaevlerinin, sürgün sisteminin, kentlerin öz yönetimlerinin tekrardan demokratik bir şekilde yapılandırılması için yoğun çalışmalar sürdürmüştür. 1863 yılında Sibirya ve Büyük Okyanus arasında düzenli bir ulaşım için Amur Nehri’nde uzunca bir süre sal ile araştırma gezisine çıkar. 

İrkustsk'dan bir görünüm
İrkustsk'dan bir görünüm
Fotostarina

Kropotkin soylu bir ailenin üyesi, yüzlerce serfi olan bir aileden gelmesine rağmen çocukluğunda emretmeye, itaat ettirmeye, şiddet ve emir-itaat ilkelerine inandığını ancak Sibirya’daki gözlemlerinde bu durumun değiştiğini ifade eder. Sibirya’da öğrendikleri doğa, hayvan ve insan yaşamına ait araştırmalarında elde ettiği bilgileri hiçbir kitapta öğrenemeyeceğine tam anlamıyla kanaat getirir. En önemlisi ise devletin gereksizliğini burada anlaması ve halk için devletin olmamasının daha iyi sonuçlar doğuracağına değinmesidir.

O zaman için bölgede adı belirsiz olan halk yığınlarının devletten uzak vahşi bir ortamda nasıl karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma içinde olduğunu fark eder. Devletin onlara yardımından ziyade engelleme faaliyeti olduğunu düşünür. Çetin iklim koşulları, yiyecek sıkıntısı, doğal afetlerin yoğunluğuna rağmen insanların birbirlerine karşı yardımlaşmasının şehir ve devlet otoritesinin olduğu alanlara göre çok yoğun olduğunu deneyimler. Göçmen olan Duhaborların Amur kıyılarında yerleşik hayata geçirilerek devlet otoritesinin altına girdiklerinde başarısız bir yaşam biçimi sürdürdüklerini, ancak yarı komünist dağ yaşamının özgürleştirici coğrafyasında göçebelerin daha başarılı olduklarını vurgular.

Yerlilerin arasında uzun süre kalması ve Sibirya’da daha önce hiçbir coğrafyacının araştırmadığı kadar yeni alanlar keşfetmesinde ve yeni yollar bulmasında yerlilerin ona olan yardımları onu fazlasıyla etkilemiştir. Askeri disiplin ortamlarını da deneyimleyen Kropotkin; ağır disiplin şartları, otoriterlik gibi olguların insan yaşamı için ancak zorlamadan öte geçemeyeceğini düşünür. Sibirya’da ise otorite ve disiplin değil, doğal yaşamın içerisinde türler arasında olduğu gibi zorlamadan ancak gönüllü bir yaşamsal pratiğin olduğunu savunur. O disiplinin ancak askerlikte geçerli olduğunu, doğal yaşamda ise bu zorlamanın insan iradesi için olumsuz olacağının farkındadır.

Bu gözlemlerinden sonra Sibirya’da devletin yaşam için gereksizliğini yoğun olarak hisseder ve kendisini anarşist olarak tanımlamasa da ona giderek yaklaşır. Sosyal yaşamda disiplin yerine barışçıl yaklaşımın önemini şu şekilde belirtir:

Toplumsal olaylara ast-üst, emir-komuta açısından yaklaşmakla, ‘barışçıl-sivil’ yaklaşımın pek çok örneğini ve bunların doğurduğu sonuçlar arasındaki bütün ayrımları gördüm ve başarı sağlayan yaklaşımın ‘barışçıl’ yaklaşım olduğunu yaşayarak öğrendim.

Kropotkin 5 yıl boyunca kaldığı Sibirya’da kestirme yollar keşfetmek için kayık, vapur ve at sırtında binlerce kilometre yol almış ve yeni yollar keşfetmiştir. Sibirya’nın daha önce bu kadar detaylı bir şekilde yapılmayan haritalarını çıkarmış ve bu konuda öncü olmuştur. Alexander von Humboldt’un yanlış gösterdiği dağ kuşaklarını düzeltmiş ve Rus Coğrafya Derneği başta olmak üzere çeşitli dergilerde yazılar yayımlamıştır.

1867 senesi Kropotkin’in Sibirya’dan ve dolayısıyla askerlik görevinden tamamen uzaklaşmasını sağlar. Polonyalı sürgünlerin ayaklanması sonucu öldürülen suçsuz insanların olması Kropotkin'in askerlikten nefret etmesini daha da artırmıştır. Bilimsel, felsefi ve siyasi tartışmaları Kazak askeri birliğine katılan ağabeyi Alexandr ile sürekli sürdürmüştür. Ancak siyasi olarak etkin olmak için tekrar Petersburg’a giderek bir süre daha burada kalır. Kropotkin buradaki insan yaşamına ilişkin sözlerini devlet yöneticilerine şu sözleri söyleyerek açıklar:

Devletin disiplin aygıtını düzenleyen beyler o bitmez tükenmez ütopyalarını kaleme almaya başlamadan önce yaşam okulundan bir geçseler ne güzel olurdu. O zaman geleceğin toplumunun askercil, hiyerarşik, piramidal bir biçimde yapılandırılması için çok daha az proje üretirlerdi.
Sibirya
Sibirya
Pixabay

Sibirya’dan ayrılışıyla birlikte siyasi faaliyetleri giderek artar. I. Paris Komünü sebebiyle işçilerin ayaklanması ve sosyalist harekete Kropotkin destek verir ve çalışmalar yürütür. Avrupa’da yükselen işçi eylemleri sebebiyle ilgi duyduğu bu konuda çeşitli gazetelerde devrim eksenli yazılar kaleme almıştır. 1872 yılında Petersburg’dan İsviçre Zürih’e geçerek Enternasyonal’e üyeliğini yaptırır. Sibirya’daki deneyimleriyle artık düşüncelerinde anarşizm fikrinin baskınlığının arttığı bu dönemlerde kesin karar vererek artık anarşist çalışmalara başlamak üzere 1872 yılında ülkesine döner.

Devrimci faaliyetleri sebebiyle 1873 yılında hapse atılarak Petropavlovsk Kalesi’nde küçük bir hücrede uzun bir süre kalır. On adımlık küçük bir hücrede kendi ve çevresinin ısrarları sayesinde II. Alexander’den izin alınarak hücrede bilimsel çalışma yapma olanağı elde eder. Sibirya’da 5 yıl boyunca yaptığı çalışmalarının ilk cildini tamamlar ve Polyakov Coğrafya Derneği’nde yayımlatır. Hapishaneden kaçışı sebebiyle yanına alamadığı ikinci cildi ise uzun bir zaman sonra 1895’de bulunarak Rus Coğrafya Derneği’nde yayımlanmıştır. 2 yıl boyunca hapishane yaşamı Kropotkin’in sağlığını giderek kötüleştirir. Petersburg Askeri Hastanesi'ne sevki yapılıp burada sağlığı giderek düzelirken arkadaşlarıyla uzun bir süre kaçış planı hazırlar. Kaçma girişiminde başarılı olduktan sonra önce Finlandiya ve İsveç, en son İngiltere’ye gider. İsveç’te bir gün kaldıktan sonra İngiltere vapuruna biner ve özgürlüğünü şu kelimelerle anlatır:

Kuzey Denizi korkunç fırtınalıydı, ancak İngiltere kıyılarına yaklaştığımızda bu kötü hava bile güzel göründü gözüme. Vapurumuzun büyük dalgalara karşı verdiği mücadele çok hoşuma gitmişti. Dalgaların köpükleri altında ıslana ıslana saatlerce baş bodoslamasında oturdum durdum. Karanlık hücrede geçirdiğim iki yıldan sonra, içimdeki Ben’in her bir siniri, hayatın doluluğunun tadını çıkarır gibiydi.
Petropavlovsk Kalesi, St. Peterburg
Petropavlovsk Kalesi, St. Peterburg
Visit Petersburg

Edinburg Günleri

Kropotkin Edinburg’a yerleştikten sonra Nature dergisine daha önce yayımlanmış olan kitapların tanıtımını içeren bir not yazarak dergiye gönderir. Derginin redaktör yardımcısı Scott Keltie tarafından beğenilerek işe alınır. Nature dergisi notlar bölümünü genişletmek istediğinden yazısı çok beğenilen Kropotkin siyasi suçlu olması sebebiyle Mr. Levashoff (Levaşov) takma ismini kullanır. Nature ve Times dergilerindeki tanıtıcı yazılardan küçük telif ücretleri alsa da her değerlendirme yazısı ilgi çekmediği ya da Kropotkin’in ifadesiyle yazdıklarının ilginç olmaması yüzünden geçim sıkıntısı yaşamıştır.

Nature dergisinde çalışırken, Sibirya gezilerinden sonra kaleme aldığı "Buzul Dönemi ve Asya'nın Orografisi" kitaplarıyla ilgili Keltie tarafından bir değerlendirme yazısı yazması istenir. Ancak bu kitaplar kendisine ait olmasına rağmen Kropotkin kendisini takma adıyla tanıttığı için bir türlü yazamaz. Kropotkin yalan atmamak için kendi kimliğini açıkladığında işinden kovulmak yerine son derece anlayışla karşılanır:

Kitaplarımı çantama koyup işin içinden nasıl çıkacağımı düşünmek üzere evin yolunu tuttum. ‘Ne yazabilirim ben bunlar için?’ diyordum kendi kendime. ‘Övsem olmaz; yermek, yazarın düşüncelerini benimsediğim anlamına geleceği için elimden gelmez.’ Sonunda ertesi gün kitapları geri götürüp Keltie'ye, her ne kadar kendimi Levaşov olarak tanıttıysam da aslında bu kitapların yazarı olduğumu, o nedenle de kendi kitaplarım için bir değerlendirme yazısı yazamayacağımı söyledim.

İngiltere yaşamı ve dergide çalışmak Kropotkin’i bir türlü tatmin etmez. Onun amacı işçilerle daha yakın ilişkiler kurup sosyalizm ile ilgili söyleşiler yapmaktır. 1877 yılında İsviçre’ye geçerek Jura Federasyonu’na katılır. İsmini Jura’dan alan hareket, anarşizmin Avrupa kıtasından dünyaya yayılmasına öncülük etmiştir. Sosyalistler ve anarşistlerin uğrak yeri olan bu bölgede Bakunin, Carlo Cafiero, Guillaume, Schiwitzguebel, Spichiger, Elisee Reclus, Lefrançais gibi ünlü anarşistler yoğun faaliyette bulunmuş isimlerdir. Kropotkin, federasyondaki yoğun çalışmalarını diğer işlerini biraz aksatması sebebiyle şu şekilde anlatır:

Jura Federasyonu'na girdiğimde, propaganda ve ajitasyon çalışmaları tüm zamanımı alıyordu; ama ben öte yandan, anarşizmin bilimsel ve felsefi esaslarının belirlenmesiyle ilgili muazzam bir çalışmanın yürütülmesi gerektiğini görebiliyordum. Bu işe epey sonraları, ancak 1879'da Le Revolte’nin yayına başlamasıyla el atabildim. İlk yıllarda gündelik propaganda çalışmalarına gitti tüm zamanım.

II. Alexander’in ölümü sebebiyle İsviçre’den sınır dışı edilerek 1881 yılında Fransa Thonon’a geçerek kısa bir süre kalır ve Londra’ya geçer. İngiltere’de 1 yıl faaliyetlerini sürdürdükten sonra tekrar Fransa’ya dönerek Enternasyonal’e üye olduğu için 1883 yılının Ocak ayında tutuklanır. Hapishane yaşamında Encyclopedia Britannica ve Nineteenth Century dergilerine makale gönderebilme hakkı tanınır. Hapishanelerin insan yaşamına karşı ciddi olumsuz durumlarından rahatsız olan Kropotkin, 1886 yılının Ocak ayı ortalarında cezaevinden çıktıktan sonra 1887 yılında Rus ve Fransız Hapishanelerinde adlı kitapta yaşanan insanlık dışı şartlara detayıyla değinir.

Kropotkin 1887 yılında çıkarttığı "Rus ve Fransız Hapishanelerinde" adlı kitabında hapishanelerde yaşanan insanlık dışı şartlara detayıyla değinir.
Kropotkin 1887 yılında çıkarttığı "Rus ve Fransız Hapishanelerinde" adlı kitabında hapishanelerde yaşanan insanlık dışı şartlara detayıyla değinir.
Amazon

1890’lı yıllarda Kropotkin’in ünü tüm Avrupa’ya yayılmış, en fazla İngiltere’de zirveye çıkmıştır. Kropotkin, 1897 yılında İsyan kitabını tekrar çalışmak için Fransa’ya davet edilir fakat gitmesi engellenir. Aynı yıl Britanya Bilimsel İlerleme Cemiyeti’nin davetiyle Kanada’ya gider. Burada çalışmaları üzerine dersler verip ABD’ye geçiş yapar. Ancak ABD ziyaretinden memnun kalmaz. Tüm çabalarına rağmen ilginin düşük olması onu hayal kırıklığına uğratır.

Kropotkin I. Dünya Savaşında Almanya karşıtı tavır almıştır. Almanların Fransa’yı işgal edeceğini düşünmüş ve bu konuda uyarılarda bulunmuştur. Savaşa katılan tüm devletlerin Almanlara karşı birlik olması gerektiğini savunmuş ve bu konuda mitingler yaparak uyarılarda bulunmuştur. Almanları istilacı olarak nitelemesinde haksız sayılmayacaktı. II. Dünya Savaşında Almanların Avrupa’da yarattığı tahrifat büyük yıkımlara yol açmıştır. Kropotkin’in Almanya devletine karşı Fransa’yı savunması; Fransa’nın özgürlük hareketleri sebebiyle dünyaya açılan bir kapı olduğunu düşünmesidir. I. Dünya Savaşı bitmesine rağmen Kropotkin Almanlara karşı dikkatli olunması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır.

1917 yılında Devrim'in gerçekleşmesine yakın bir zamanda yıllardır gidemediği ülkesine sevinçle gider. Yıllardır hayatını adadığı davasının gerçekleştiğini görmek onu bir hayli heyecanlandırmıştır. Rusya’ya gittiğinde her şey yolundadır. Büyük ünü sebebiyle komünistler tarafından büyük bir kalabalıkla ve devlet tarafından karşılanmıştır. Kropotkin fırsattan yararlanarak Almanya’ya karşı dikkat edilmesi gerektiği üzerine konuşmasını sürdürmüş ve devrimi takdirle karşılamıştır.

1917 yılında Bolşeviklerin kazanmasıyla Kropotkin, devrimi başarısız olarak değerlendirmiştir. Bolşeviklerin aşırılıklarını çekinmeden eleştirmiştir.

Bu büyük coğrafyacı, doğa bilimci ve düşün insanı 8 Şubat 1921'de yaşamını yitirmiştir.

Sosyal Darwinizm

Sosyal darwinizm çok talihsiz bir şekilde Charles Darwin ile ilişkilendirilmiş ve evrim karşıtları tarafından da kullanılmıştır. Wikipedia’da dahi sosyal darwinizmin Charles Darwin tarafından biyolojik evrimin sosyal hayata uygulanması diye son derece hatalı bir çıkarım yapılmıştır. Bu hatalı ifade doğal olarak hatalı çıkarımlar doğuracaktır. Uygun ve güçlü olanın hayatta kalacağı fikirlerini Darwin’in Türlerin Kökeni kitabından 8 yıl önce söyleyen kişi Herbert Spencer’dir. Spencer Sosyal Statik adlı kitabında sosyal darwinizm olarak adlandırılan fikirlerin temellerini atmış olsa da bu fikirleri Darwin’den değil Lamarck’dan etkilenerek dile getirmiştir. Bu görüşü Spencer geliştirdiği için sosyal darwinizm yerine sosyal spencerizm olarak adlandırılmasını söyleyenler de olmuştur.

Sosyal darwinizm kısaca biyolojik evrimin sonuçlarının sosyal yaşamda uygulanma biçimidir diyebiliriz. Evrim teorisinde çok önemli bir yer tutan doğal seleksiyonun sosyal hayata geçirilerek en iyi adaptasyon sağlayan bireylerin yaşaması, bu sürece uyum sağlayamayan kişilerin ise sosyal yaşamdan elenmesi savunulur. 

Bilimsel buluşların özellikle de büyük bir etki uyandıran evrim teorisinin milliyetçiliğin, sömürgeciliğin ve bilimsel gelişmelerin bir arada olduğu bir zaman olan 19. yüzyılda ortaya çıkması, bu görüşlerin altyapısını hazır hale getirmiştir.

Spencer biyolojik evrimde tek hücreden çok kompleks canlılara kadar bir değişim süreci olduğunu belirtir. Sosyal yaşamda bu şekilde bir dönüşüm vardır. Küçük gruplar halinde avcı ve toplayıcı toplumlardan kabile yaşamına, küçük şehirlerden günümüzde milyonları bulan şehir yaşamına kadar toplumda bir evrim süreci vardır. Ancak sosyal darwinistlere göre sosyal yaşamın hayvanlardan farkı, devletin müdahaleci politikalarının olmasıdır. Zayıf olan canlı türleri doğada yaşama imkânı bulamazlar. Yaralanan bir aslanın ya da antilobun sonu ölümle sonuçlanacaktır. Sakat doğan bir canlının sonu doğada bir şekilde ölüm olacaktır. Ancak sosyal yaşamda dezavantajlı grupları koruyan devlet doğal seleksiyona müdahale etmektedir.

Devlet organlarının yaşlı, engelli, psikolojik rahatsızlıkları olanları, diğer bir deyişle, yaşama bir şekilde tutunamayanları koruması doğal açıdan sosyal darwinistlerce eleştirilir.
Devlet organlarının yaşlı, engelli, psikolojik rahatsızlıkları olanları, diğer bir deyişle, yaşama bir şekilde tutunamayanları koruması doğal açıdan sosyal darwinistlerce eleştirilir.
Pixabay

Sosyal darwinistler devlet müdahalesinin azaltılmasını ve birey arasında rekabetin artmasını savunurlar. Bu rekabet sayesinde güçlü ve uyum sağlayan bireyler daha ileri bir şekilde evrimleşerek uyum sağlayamayanlar ise elenerek daha uygar toplumlar ortaya çıkacaktır. Devlet organlarının yaşlı, engelli, psikolojik rahatsızlıkları olanları, diğer bir deyişle, yaşama bir şekilde tutunamayanları koruması doğal açıdan sosyal darwinistlerce eleştirilir. Doğada böyle koruyucu bir müdahale olmadığı için doğal seleksiyon tarafından elenen canlılar evrimin geleceği açısından son derece önemlidir. Bu sebeple sosyal darwinistlere göre koruyucu devlet, sosyal yaşamın daha iyi bir şekilde evrimleşmesine engel olmaktadır.

Thomas Malthus Nüfus İlkesi Üzerine Bir Deneme adlı kitabında nüfus artışının olası zararlarına dikkat çekmiştir. Nüfusun artmasıyla eş zamanlı bir şekilde yiyecek sıkıntısı, eğitim, salgın hastalıklar ve savaşın çıkması kaçınılmaz olacaktır. Bu sayede gerçekleşecek ölümlerde bu oran tekrar eski seviyesine gelerek elenmeler oluşacaktır. Bu kitaptan etkilenen sosyal darwinistlere göre nüfus artışı ve uyumlu olanların kazanıp diğerlerinin elenmesi olumsuz değildir. 

Sosyal darwinizm ve öjeni kuramı 20. yüzyıl dünyasında uygulanmaya başlamış, en katı uygulanış biçimi de Naziler tarafından gerçekleştirilmiştir. Galton tarafından ortaya atılan bu kuram 20. yüzyılda İskandinav ülkelerinde, Küba'da, Japonya'da, ABD'de ve Almanya’da uygulanmıştır. ABD tarafından ülkede psikolojik rahatsızlıklar, suçlular ve diğer anormal olarak adlandırılan bireylere karşı hadım uygulanmıştır. Nazi Almanya’sı tarafından uygulanan öjeni ise Yahudiler, Romenler, eşcinseller ve engelli bireylere uygulanarak hedeflenen saf ari ırk ideali gerçekleştirilmek istenmiştir. 1935 yılında Etiyopya’yı işgal eden Mussolini 15.000 civarında siyahi bireyi öldürmüştür. Henry Fairfield Osborn tarafından daha da ileri gidilerek ırkçılık ve öjeni iç içe geçmiştir. 1926 yılında yayımlanan The Evolution of Human Races (İnsan Irklarının Evrimi) isimli çalışmasında siyah bir bireyin zekâ seviyesinin beyaz insan çocuğunun zekâ seviyesiyle eş değer olduğunu savunur.

Her ne sebeple olursa olsun bilimden çıkan sonuçlar, iyi ya da kötü, bir şekilde kullanılmıştır. Bazen bilim değil, bilim adı altında sahte bilim olayları yapılsa da, bu sonuçlardan yola çıkarak bilim karşıtlığı yapmak hatalı olacaktır. Evrim bir doğa kanunudur. Hiçbir şekilde doğadaki yaşamın birebir sosyal yaşama uygulanacağı üzerine bir çıkarımda bulunmaz. Eğer Charles Darwin de bu görüşleri benimseseydi değişen bir şey olmazdı. Dediğimiz gibi doğadaki bir fenomenin bazı kişiler tarafından evrim teorisini referans olarak göstermesi biyolojik evrimin dışında bir konudur. Fizik ve kimya disiplinlerinden yararlanılarak yapılan atom bombası ve yarattığı tahribat bilimin değil, yapanların sorumluluğudur. Buradan çıkan sonuç ise insanların onu iyiye kullandığı taktirde bilimin milyonlarca hayat kurtardığı ve yaşamı kolaylaştırdığıdır.

Evrimin Bir Faktörü: Karşılıklı Yardımlaşma

Sibirya’nın çok sert iklimi yaşamı zorlaştıran bir etkendir. Yaz aylarının kısalığı, geniş bataklık alanları ve çiçeklerin kısa bir süre açıp tekrar kar ve don olaylarının tekrarlanması hayvan yaşamı için zorluklar barındırır. Kropotkin’den önce hayvanlar arası karşılıklı yardımlaşma fikrini Goethe ve Kessler ileri sürse de tam ve detaylı bir şekilde ortaya çıkarılması ve ün yapması Kropotkin ile olur.

Kropotkin’in Sibirya’ya gitmeden önce Charles Darwin’in kitabını okumasıyla bu konuya hâkim olduğu bilinmektedir. Ancak onu tatmin etmeyen iki durum ile karşılaşırız. Sosyal darwinistlerin türler arası rekabet sayesinde canlıların evriminin ileri bir noktaya taşındığı ve bunun insan yaşamına uygulanması fikri Kropotkin’i rahatsız eder. İkincisi ise Darwin’in teorisinin bu tür emperyalist ve ırkçı fikirlerle görünmesini de üzüntüyle karşılar. Kropotkin, Darwin’in yaşam öyküsünde övgüyle bahsetmiş olduğu İngiliz doğa bilimci Henry Walter Bates’e fikirlerini söyler. Bates bunun üzerine Kropotkin’i destekleyici bir ifade kullanır:

Kesinlikle yapın bu çalışmayı! Gerçek Darwinizm budur. Darwin'in düşüncelerini ne hale getirdiklerini görünce insan utanç duyuyor. Yazıp bitirin hemen bu kitabı. Yapıtınız yayımlandığında, ele aldığınız konunun ne denli önemli olduğunu vurgulayan, çalışmanızı öven bir mektup yazacağım size, bu mektubu isterseniz yayımlayabilirsiniz.

Bates’in 1892 tarihli ölümü sebebiyle Kropotkin'in çalışmasının revizyonu yarım kalmıştır. Kropotkin, Bates hayattayken yazmış olduğu iki makalesini gönderemediğini pişmanlıkla belirtir. İlk olarak Barbarlar Arasında, Orta Çağ Kentlerinde ve Çağdaş Toplumda Karşılıklı Yardım makalelerini yayımlar. Bu konudaki makaleleri ve daha geniş olarak "Evrimin Bir Faktörü: Karşılıklı Yardımlaşma" adlı kitabını çıkarır.

Bir aslan saldırısı sebebiyle bufaloların hep birlikte çember oluşturup aslana karşı birlik olmasının sebebi nedir? Kurtların sürüler halinde avlanması, karıncalar arasında gelişmiş sosyallik, kuşların sürüler halinde göç etmesi ve sokakta yaralı bir insan görüldüğünde herkesin etrafına toplanmasının sebebi sevgi ve kişisel empati midir? Kropotkin’e göre bu hayır olacaktır. Bu faktörleri sevgi ve kişisel empatiye göre kısıtlama ancak indirgemecilik olup bunun ardında yatan gerçeği gölgeleyecektir. Kropotkin için bu durum sevginin ve empatinin ötesinde olan evrimin uzun bir zamanda hayvanlara ve insanlara öğrettiği içgüdüdür. Bu içgüdü karşılıklı yardımlaşmayı ve destekleşmeyi hayvan ve insanlara öğreterek sosyalleşmeyi sağlayan olgudur.

Sığırcık kuşları, bufaloların derisinden keneler yiyerek bufalolardaki parazitleri temizlerken onlara besin kaynağı sağlarlar.
Sığırcık kuşları, bufaloların derisinden keneler yiyerek bufalolardaki parazitleri temizlerken onlara besin kaynağı sağlarlar.
Khan Academy

Bazı sosyal darwinistlerin hayvanlar arasında karşılıklı ilişki kuramını kabul ederken bunu insanlar için kabul etmemesi (tıpkı Herbert Spencer’in yaptığı gibi) o dönem sosyal darwinistlerde yaygın bir durumdur. Sosyal darwinistler ilkel insan yaşamında yardım yerine mücadele fikrinin olduğunu belirtse de Kropotkin şu şekilde cevaplar:

İlkel insanda -dediler- her bir kişinin herkese karşı mücadelesi yaşamın yasası idi. Hobbes’tan beri, yeterince eleştirilmeden, istekli bir şekilde yinelenmiş olan bu iddianın, insan gelişiminin ilkel dönemleri hakkında bildiklerimizle doğrulanmaktan nasıl uzak olduğunu Vahşilere ve Barbarlara ayrılmış bölümlerde tartıştım.

Kropotkin doğada hep sevgi, barış ve uyum vardır demez. O, Rousseau gibi doğayı hep sevgi ve empati yumağı olarak göstermediği gibi, Huxley gibi sürekli acımasızlık ve savaş, katliam olarak da göstermez. Kropotkin’e göre bunların hiçbirisi bilimsel olamaz. Farklı türler arasında mücadele olsa da aynı tür içinde karşılıklı dayanışma ve mücadele vardır. Ancak aynı tür içerisinde hangileri daha baskındır? Kropotkin aynı tür içinde karşılıklı dayanışmanın daha önemli olduğunu savunur. Onun perspektifinden bakarak bunu doğaya sorabiliriz. En iyi uyum sağlayan türlere baktığımızda sosyalliğin ve karşılıklı dayanışmanın en güçlü türlerde olduğunu göreceğimizi söyler. Diğer bir ifadeyle en iyi uyum sağlayanlar birbirlerini parçalayanlar değil karşılıklı yardımlaşma sayesinde doğal sorunlara adapte olup gelişenlerdir. Eğer mücadele baskın olursa türün hayatta kalma şansının azaldığı görülecektir.

Kropotkin, Avrupa’da darwincilerin mücadeleyi öncelemesi, Rusya’dakilerin ise karşılıklı yardımlaşmayı öncül görmesinin sebebini iklim farklılığına bağlar. Sibirya yaşamını inceleyen bir doğa bilimci buradaki zor şartlarda ancak karşılıklı yardımın baskınlığını göreceği için bazı darwinist taraftarlarının bunu her bölgeye uyguladığını söyleyerek yanıldığını ifade etmiştir. 

1882 yılında Brighton akvaryumunda yengeçlerin yardımlaşmasına tanık olur. Yengecin akvaryumun bir tarafında ters dönmesiyle 1 saat süreyle diğer yengeçlerin yardımı onu çok şaşırtır. Yengeç tekrar ters döndüğünde aynı şekilde yardıma gelirler. Kropotkin bu gözleminden sonra Darwin hakkında şunları ifade eder:

Erasmus Darwin’in aktardığı şu gözleme artık inanmamam imkânsızdı: Sıradan yengeç, kabuk değiştirme mevsiminde, henüz kabuk değiştirmemiş sert kabuklu bir yengeci nöbetçi diker, böylelikle düşman deniz hayvanlarının kabuk değiştiren korunmasız canlılara zarar vermesini engeller.

Aslanlar karıncalarla kıyaslanmayacak derecede güçlü olmalarına rağmen antropojenik faktörlerin de etkisiyle giderek azalmaktadır. Karıncalar ise dünyanın büyük bir bölümünde faaliyetlerini sürdürmektedir. Doğa ve şehir fark etmeksizin her yerde vardırlar. Kropotkin için bu durum karşılıklı yardımlaşmanın gücünü gözler önüne sermektedir. Ayrıca bu durum güçlü olanın değil karşılıklı yardım sayesinde uyum sağlandığının da bir kanıtıdır. Aynı şekilde bir yiyeceği sindirmiş olan bir karınca, aç olan diğer karıncaya yanaşarak ağzındaki sindirilmiş besini aç olanın yalamasını sağlar. Bu ve buna benzer gözlemler daha da çoğaltılabilir.

Kropotkin bu karşılıklı yardımlaşmanın evrimin bir yasası olduğunu, insan yaşamının da ancak bu sayede daha ileriye gideceğini savunur. Savaşların ve kapitalist düzenin acımasızlığı ancak insan neslinin azalmasına ve geri gitmesine sebep olduğu daha önceki olaylarda defalarca görülmüştür. Kropotkin doğadan edindiği kendi gözlemleri ve bununla ilgili yapılmış olan çeşitli araştırmaları incelemesiyle, anarşizm fikrinin en uygun olduğu kanısında mutabık kalır. Görüldüğü üzere coğrafyasından ya da doğadan edindiği bu bilgileri, politik olarak benimsediği anarşizm kuramına referans gösterir. Karşılıklı yardımın mücadeleden üstün olduğunu sosyal darwinistlere delilleriyle gösterir.

Kropotkin bu karşılıklı yardımlaşmanın evrimin bir yasası olduğunu, insan yaşamının da ancak bu sayede daha ileriye gideceğini savunur.
Kropotkin bu karşılıklı yardımlaşmanın evrimin bir yasası olduğunu, insan yaşamının da ancak bu sayede daha ileriye gideceğini savunur.
Pixabay

Kropotkin’in Coğrafyası ve Anarşizm

Bilime pozitivist paradigma içerisinden bakıldığında coğrafyanın bir bilim, anarşizmin ise politik bir görüş olduğu dolayısıyla ikisinin hiçbir ilişkisi olmadığı söylenebilir. Kropotkin Sibirya’da fiziki coğrafya ve jeoloji çalışmakla kalmamış aynı zamanda beşerî coğrafya da çalışmıştır. İnsan yaşamının en ideal yaşam formunun ne olduğu üzerine çalışmalarına hayatını adamış bir düşünür de denilebilir. Onun için coğrafya amaç değil, anarşizmine giden yolda bir araçtır. Gerek doğa gözlemleri gerekse insan yaşamını inceleyip doğa ve sosyal olanı ayırmamış ve bütüncül (holistik) bakmıştır. 20. yüzyıl öncesi bilimde uzmanlaşma olmadığı göz önüne alındığında bu durum daha net anlaşılabilir.

Kropotkin’in mesleği ile ilgili olarak jeologlar bu kimliğini öne çıkarırken, beşerî coğrafyacılar ve sosyologlar ise daha çok karşılıklı yardımlaşma ve anarşizm kuramları üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu sebeple jeoloji ile ilgili yazılarda jeolog, sosyoloji konulu yazılar ele alınırken sosyolog olarak ifade edildiği de olmuştur. Kropotkin çok yönlü bir düşünürdür; doğa bilimci ve sosyal bilimci yönü olan bir kişiliktir. Onu tek bir kalıba sokmak mümkün olmadığı gibi kendisini de bu konuda sınırlamamıştır. 21. yüzyıldaki bilimin ve onlarca alt dala ulaşan uzmanlık alanlarına rağmen 19. yüzyıl öncesi Antik Yunan’a kadar uzanan bir süreçteki düşünürleri tek bir meslek tanımıyla sınırlandırmak mümkün değildir.

Kropotkin doğa biliminden anarşizmi çıkarmıştır. İkisini uzaklaştırmak yerine birleştirmiştir. En net biçimde bunu "Evrimin Bir Faktörü: Karşılıklı Yardımlaşma" kitabında görmekteyiz. Doğanın bir parçası oluşu sebebiyle insanın da var olma mücadelesini en iyi biçimde, kimseyi katletmeden sürdüreceğine inanmıştır. Kropotkin anarşizm kuramının temellerinin metafizik ve diyalektik yöntemlerle değil, doğa bilimlerinde aranması gerektiğini şu şekilde belirtir:

Bana göre anarşizm geçmişte insan bilimlerine uygulanan metafizik ve diyalektik yöntemlerden bambaşka bir yolda geliştirilecek, bütün bir toplum ve doğa felsefesiydi. Bana göre anarşizm doğal bilimlerde kullanılan yöntemlerle yapılandırılmaydı; ancak bu iş Herbert Spencer'in yaptığı gibi basit kıyaslamaların kaygan zemininde değil, insan kurumlarında kullanılan sağlam tümevarımsal temellere dayalı olarak yapılmalıydı. Ve ben bu doğrultuda elimden geleni yaptım.

Kropotkin ve Reclus gibi coğrafyacılar, döneminin diğer coğrafyacıları tarafından ilgi görmemiştir. O dönem coğrafyada etkili bir görüş olan çevresel determinizmin varlığı, milliyetçilik akımları ve sömürgecilik faaliyetleri gibi etkenlerden ötürü dönemin havası bu yöne doğru çekilememiştir. Uzun bir süre Kropotkin’in görüşleri çok az olmak kaydıyla ilgi görse de beklediği ilgiyi 1970’li yıllarda post-modern hareketlerle yakalar.

Mekân konusunun coğrafya biliminde çok yönlü bir şekilde ele alınmasıyla, Kropotkin’in karşılıklı yardımlaşma kuramı mekân içinde dezavantajlı gruplar açısından önem taşımaktadır. Mekânın örgütlenmesi, iktidarların otoriterleşmesi ve bunun yarattığı tezatlığa karşı bu fikirler coğrafyacıların çok eski olmayan bir zamanda keşfettiği ve farkındalığın oluştuğu zamandır. Hiçbir zorlama olmadan dayanışma fikrinin yüceltilmesi, zaten doğada da dayanağı olduğu için, güçlü ve insan yaşamına makul gelen bir yaklaşım biçimidir. 

Yaklaşık 8 milyar insanın yaşadığı dünyamızda ırkçılık, ötekileştirme, cinayetler, mülk ilişkisi, cinsel sorunlar, işsizlik, evsizlik, engellilik, savaşlar ve hastalıklar; suç coğrafyası, hukuk coğrafyası, emek coğrafyası ve ekonomik coğrafya gibi çok çeşitli sorunlar bulunmaktadır. Bu açıdan mekânın insan yaşamına uygun bir şekilde yapılandırılmasında Kropotkin ve Reclus gibi coğrafyacıların görüşleri önem addeder. Bazı coğrafyacıların post-yapısalcılık ve anarşizm kuramlarını birleştirerek post-anarşizm perspektifinde yeni araştırma yöntemleri üzerine çalışmaları henüz yeni bir konudur. Coğrafyanın içerisinde kendisine yer edinen marksizm, feminizm, hümanizm, post-yapısalcılık ve post-modernizm gibi, bir coğrafyacı olan Kropotkin’in görüşleri olan anarşizm de kendisine yer bulmuştur.

Bazı coğrafyacılar içerisinde, özellikle nicel devrimi destekleyenler, coğrafyanın bu konulara girmesini istememektedir. Ancak bu zamana kadar çok yönlü ve geniş bir perspektif sunan coğrafya bugüne kadar hiçbir şekilde sınırlandırılamamıştır. Coğrafyanın doğası gereği, sosyoloji ve jeoloji gibi belirlenen bir sınırda yapılması mümkün değildir. Ekonomist coğrafyacı Adam Tickell’in “Coğrafi disiplinin sınırlarını gözetlemek yerine, gelin bu sınırları genişletelim” sözünde olduğu gibi coğrafyayı her ne kadar sınırlamaya çalışsak da onun, doğa ve sosyal bilimi içine alması bunu zorlaştırmaktadır. Simon Springer ise coğrafyayı şu şekilde tanımlamaktadır:

Lisans öğrencisi iken disiplinin sınırsız çok yönlülüğü, coğrafyaya olan ilgimin nedenidir. Bana göre coğrafi bir yaklaşım benimsemek, bir şeyler yapmanın belirli bir yoluna uymak zorunda kalmadan, ilgi alanlarımı keşfetmekte özgür olduğum anlamına geliyordu. Bir öğrenci olarak yaşadığım deneyimler bana, coğrafyanın, sınırları, bölgeleri yeniden belirlemek ve somutlaştırmaktan öte bizi kolektif yaşamımızın mekânsal sınırlarından kurtaracak olan coğrafi tahayyülümüzün sınırlarına yönelik eleştirel sorgulama yapmayı öğretti.
Coğrafyanın Anarşist Kökleri: Mekansal Özgürlüğe Doğru Kitabı, Simon Springer
Coğrafyanın Anarşist Kökleri: Mekansal Özgürlüğe Doğru Kitabı, Simon Springer
ResearchGate

Coğrafyanın önemi, 1950'li yıllara kadar kendi içerisinde tek başına doğa ve sosyal bilimleri kucaklayarak kendisini soyutlamak yerine, diğer bilimlerle yardımlaşma yapması sayesinde bu perspektifini sürdürmesidir. Kimi zaman olaylara bütüncül bakmanın ikinci plana itildiği bir zamanda coğrafya bize bunu hatırlatmaktadır. Bu açıdan baktığımızda Kropotkin fiziki ve beşerî coğrafya yaparak bugünkü anlamıyla coğrafya yapmış ve coğrafyanın doğasına uygun olarak kendisini sınırlamamıştır.

Sonuç

Kropotkin’in yaşadığı dönemde gerektiği kadar anlaşılamayan önemi günümüzde en azından bazı coğrafyacılar tarafından anlaşılmış ve coğrafyanın paradigmalarına girmiştir. 

Büyük devrimci hayatı boyunca birçok kez tutuklanmasına rağmen ideallerinden vazgeçmemiştir. Aristokrat bir aileden gelmesine rağmen zenginliği bir kenara itip doğayla iç içe yaşayarak hem bilimsel çalışmaları sürdürmüş hem de anarşizmi bir arada yürütmüştür. Bu fikre, yukarıda belirtildiği üzere birden değil, doğal ve sosyal gözlemler sonucu uzun zaman diliminde ulaşmıştır. Biyografisinde belirtildiği üzere annesinin kendisi henüz çocukken ölümü onun geleceğine büyük etki etmiştir.

Her ne sebeple olursa olsun bir bilim insanı, filozof, yazar vb. mesleklere sahip olanların yaşamlarına bakıldığında ortaya çıkan fikirlerin belirli olayların altında yatan etkenler olduğu ortaya çıkacaktır. Sosyal darwinistlere karşı mücadelesi ve coğrafyacıların çoğunluğunun çevresel determinizme karşı olan yönelimlerine rağmen onlara zıt tavır takınarak döneminde marjinal olarak kalmıştır. Ancak sosyal darwinist görüşler etkisini azaltsa da Kropotkin’in öngörüleri insanlık için önemlidir. 

Anarşist kavramı çok yanlış bir şekilde terörizm ile eş anlamlı olarak medya tarafından kullanıldığı için zihinlerde olumsuz bir portre sunmaktadır. Ancak Kropotkin hiçbir zaman terör ve çatışma yanlısı olmamış, aksine hayat felsefesinde buna karşı çıkmış bir kişiliktir. O son derece rasyonel bir kuramla karşılıklı yardımlaşmanın ve bunun içerisinde var olan sevgi gibi duyguların çatışmaya galip geleceğini söyleyerek felsefesini bu temele oturtmuştur. Kropotkin'in şu sözleri felsefesini özetler niteliktedir:

Her birimizin mutluluğu, etrafındaki herkesin mutluluğuna sıkı sıkıya bağlıdır. Başkalarının kötülüğü üzerinde yükselen bir toplumda, rastlantı sonucu, birkaç yıl görece mutlu olunabilir ama bu mutluluk, kumdan şatolar gibi yıkılır ve devam edemez. En küçük şey bile onu parçalamaya yeter ve eşit insanların toplumundaki olası mutluluk ile karşılaştırıldığında acınacak derecede küçüktür. Bu yüzden, herkesin iyiliğini hedeflediğin her seferinde, doğru davranırsın.

Fiziki coğrafya ve beşerî coğrafya yanında felsefe, fizik, biyoloji ve antropoloji okumaları yaparak genel kültürünü küçük yaşlardan itibaren geliştirmiştir. Ülkemiz coğrafya ders kitaplarında adı geçmemekle birlikte anarşist coğrafyanın günümüz sorunlarını nasıl tanımlayıp hangi çözüm önereceği üzerine hiçbir çalışma olmaması da ayrıca trajik bir durumdur. Coğrafya bilimine yapmış olduğu katkılarının yanı sıra onun hayata geniş perspektiften bakan biyografisinin de Coğrafya derslerinde okutulacak olması bu dersin daha çok sevilmesinde ve benimsenmesinde etkili olacaktır.

Kropotkin’in hayatı onu tanımak isteyenler için mücadele ve sıkıntılarla geçen, buna rağmen sürekli çabalayan bir yaşamla doludur. Tüm zenginliği bir kenara itip bilime yönelen ve dönemi için tehlikeli politik görüşlerine rağmen cesaret örneği sergileyen bu kişinin, coğrafya bilimine ilgi duyanlarca mutlaka bilinmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Tarihin kıyısında kalmış, marjinal olarak addedilmiş bazı fikirlerin daha sonraki zamanlarda önemi kavranmaya başlanmaktadır. Önemli olan bu fikirlerin, sosyal yaşam pratiklerinde yaşanan insan sorunlarını ne şekilde tanımlayıp çözüm bulabildiğidir. Coğrafya açısından anarşizm kuramı da bilime giren bir zenginlik olarak bakılabilir. Bilimsel olarak en iyi teoriyi, felsefe olarak da insan ve doğa için sürdürülebilir olarak en ideal olanı seçmek gerekir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 7
  • Muhteşem! 6
  • Bilim Budur! 1
  • İnanılmaz 1
  • Umut Verici! 1
  • Merak Uyandırıcı! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 13/07/2020 13:03:23 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8095

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Memeli
Deri
Balık
Eczacılık
Etoloji
Zehirli Mantar
Gen
Charles Darwin
Böcek Bilimi
Ara Geçiş Türleri
Covid-19
Ortak Ata
Kütle
Uyku
Elektrokimya
Doğa Yasası
Hastalıkların Tedavisi
Uzaylı
Kadın Sağlığı
Hastalık Yayılımı
Albert Einstein
Mikrop
Kuantum Fiziği
Stres
Türkiye
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Hangi sihirli numara bizi zeki yapmaktadır? İşin sihri, içerisinde hiçbir sihrin bulunmuyor olmasındandır. Zekamızın gücü, doğadaki müthiş çeşitlilikten kaynaklanır. Tek ve kusursuz bir prensipten değil.”
Marvin Minsky
Geri Bildirim Gönder