Sanat, Mental Denge ve Evrim: Anlam Yükleme ve Estetik Kavramı

Yazdır Sanat, Mental Denge ve Evrim: Anlam Yükleme ve Estetik Kavramı

Sayfamız okurlarından Sayın Proton Sayısı bize şöyle bir soru yöneltti:

 

Müzik, resim gibi şeylerin insanın hoşuna gitmesinin biyolojik açıklaması nedir??

 

Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyledir:

 

Sayın Proton Sayısı,

 

Gerçekten güzel bir soru sormuşsunuz. Sorunuzun güzel olduğunu, Mayıs 2011'de Hacettepe Üniversitesi'nde düzenlenen Evrim Konferansı'nda bu konuya da yer verilmesinden de anlayabiliriz.

 

Müzik, resim ve genel anlamıyla sanat, insanın sosyokültürel evriminde çok önemli bir basamaktır, bir dönüm noktasıdır. Çünkü sık sık farklı açılardan bakarak açıkladığımız gibi, insan evriminin en önemli olayı olan zekanın gelişimi, pek çok yan etkiyle beraber gelmiştir. Bu yan etkilerin en temeli, algıdır. İnsan, etrafını algılamaya başladıkça daha önce hiçbir canlının fark etmediği olay ve olguları fark etmeye başlamış, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya başlamış, zaman kavramının farkına varmış ve bunun gibi pek çok evrimsel farkındalık geçirmiştir. Elbette ki bu yenilikler, oldukça radikal oldukları için bazı olumsuz durumlar da yaratabilmiştir; insanlar da bu durumlara karşı savunma mekanizmaları geliştirmiştir.

 

Bunlardan en tipik olanı, algıyla beraber gelen çevresel farkındalık sonucunda etrafındaki olayları açıklayamayan atalarımızın, bu kavramları açıklamak üzere bazı hayali doğaüstü olguları, yine zekanın evrimiyle gelişen hayalgüçleri dahilinde yaratmalarıdır. Bu, dönem insanlarının mental dengelerinin korunması açısından çok önemlidir. Çünkü zekanın evrimiyle beraber gelen algı sayesinde farkına varılan olaylar, insanın doğa karşısında aciz olduğunun da farkına varmasını sağlamıştır. Doğaüstü ve asılsız bile olsa bu açıklamaları kendi kendilerine teselli olarak yaratan insan bireyleri, bu tip bir teselliye sahip olmayanlara karşı mental açıdan, dolayısıyla genel anlamda avantaj sağlamıştır. Bu gibi genlere ve organizmaya bağlı olmayan, sosyal ilişkiler dahilinde gelişen; ancak canlının genel başarısına (fitness) katkı sağlayan düşünce, kavram ve anlatıları inceleyen bilim dalı Memetik'tir. Bu konuyla ilgili yazımıza, Yazı Dizini'nden de ulaşabilirsiniz.

 

Sanat da, temel olarak benzer bir şekilde ortaya çıkmış, insanın iç dünyasının keşfiyle beraber gelmiştir. İnsan, gelişen zekası sayesinde iç dünyasını algılamaya başlamış ve duygularına anlam yüklemeye başlamıştır. Anlam yüklemek, insan evriminin bir diğer önemli noktasıdır. Anlam yükleme yetisi sayesinde insan sosyal hayvanlar arasında da bir adım öteye giderek, ifade başarısı konusunda kendisini geliştirmiş, olaylar arasındaki ilişki zincirini çok daha kolay çözebilmiş ve bu çözülenleri türünün diğer bireylerine aktararak birikimli bir bilginin başlamasına sebep olmuştur. Dolayısıyla sanatın en temel ayaklarından biri olan "kavramlara anlam yüklemek", insan zekası ve evriminin vazgeçilmez bir parçası olmuş, sosyal başarısının temel taşlarından biri haline gelmiştir.

 

Bu temellerden bir diğer olan estetik algısı, bildiğimiz anlamıyla insanın evrimleşmeye başlamasından ve algısının gelişiminin ilk dönemlerinden beri vardır ve gelişmektedir. İnsan, doğada ve yaşamında bir estetik arar. Bu, yine mental dengenin sağlanmasıyla açıkalanabilir. Çünkü estetik, dış dünyadaki kavramların, insanın iç dünyası ile birleşmesi ve bunun kişiye güzel gelen, mutluluk veren bir biçimde olması demektir. Kişi, algılamaya başladığı dünyaya bakar ve kendi iç dünyasıyla kıyaslar. Bu kıyas, bilinçli olarak yapılmasa bile, insanın mental gelişimi sırasında bu otonom bir halde, beynimizin arka planında çalışmakta ve mental dengemizin sağlanması için beynimizi ve iç dünyamızı beslemektedir. Bunun en temel ve ilkel örneği, günümüzdeki insanların halen hayatlarına bir "var oluş amacı" yüklemeye çalışmasıdır. Bu, hem bir önceki paragrafta açıkladığımız anlam katma ile, hem de estetik anlayışıyla son derece kolay bir şekilde açıklanabilir. İnsan, esasında son derece doğal bir fenomen (olgu, gerçek) olan evrimsel süreç sonunda var olmuş, sıradan ve doğal bir üründür. Ancak etrafımızdaki çoğu insanın bir "var oluş/hayat amacı" peşinde koşmasının estetik ve anlam algısı dahilinde bir sebebi vardır: İnsan, hayatının anlamsız olmasını, var oluşunun estetik-dışı kalması olarak değerlendirir ve bu sebeple de hayatına bir anlam katmaya çalışır. Halbuki tüm bu anlamlar ve estetik, tamamen birer yanılsama, insan zekası evriminin yan ürünlerinden biridir. Doğanın estetik olmak gibi bir amacı/kaygısı olmadığı gibi, insanın ona katacağı herhangi bir anlamdan da etkilenmemektedir, insanın ona kattığı anlamları "umursamamaktadır". Bize "çirkin" gelen bir balık, o balığın gerçekten "çirkin" olduğu anlamına gelmemektedir. Güzellik/çirkinlik kavramı, insan türünün kendi algı düzeyi dahilinde uydurduğu bir kavramdır. Benzer şekilde, o "çirkin" olarak addettiğimiz balık da belirli bir algı düzeyinde bulunsaydı, biz, insan türü olarak ona "çirkin" gelebilirdik. Belki de geliyoruz, ancak balık bunu ifade etme ihtiyacı duyacak bir beyne, dolayısıyla zekaya, dolayısıyla algı düzeyine, dolayısıyla da mental dengeye sahip olmadığı için, umursamadan hayatına devam ediyor olabilir.

 

İşte sanat, tüm bu içsel ve soyut duygu ve düşüncelerin, somutlaştırılıp bir ürün olarak dışavurulmasıyla ilgilidir. Sanat, tıpkı doğal ancak açıklanması güç fenomenlerin açıklaması için kullanılan hayali doğaüstü varlıklar gibi, insanın mental dengesini korumak için var edilmiş bir araçtır. İnsan, sadece dış dünyasına değil, iç dünyasına da anlam katar ve estetik arar. Bu katılan anlamlar, insandan insana değişebileceği gibi, zamana ve mekana göre de farklılık gösterebilir. Dolayısıyla sanat anlayışı, evrensel değil, öznel ve kişisel bir kavramdır. Ancak ne olursa olsun, sanatın var olmasının sebebi, insanın iç dünyasına kattığı anlamın ve estetiğin dışa, somut metotlarla vurulması ihtiyacıdır. Bu sayede, evriminin ilk basamaklarından beridir insan mental dengesini koruyabilmiş ve bunu yapamayanlara karşı avantajlı konuma geçebilmiştir.

 

İşte bu sebeple günümüzde sanat anlayışı olmayan birinden söz etmek güçtür, çünkü "sanattan anlamamak", sanat yetisinin ya da anlayışının olmamasından değil, sanat konusunda bilinçli ve ilgili olmamaktan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla sanattan anlamayan birinden bahsetmek mümkün değildir. Üstelik günümüzde sanat haricinde yazarlık gibi, daha bilimsel tabanda ifade ediş yöntemleri de bulunduğu için, sanat ikinci planda kalmıştır. Günümüzde, sanata da bilim karışmaya başlamış, müziklerdeki ritmler belirli bir matematiksel düzen dahilinde yapılmaya başlanmış, çizimlere belli geometriler ve bilimsel kavramlar katılmaya başlamıştır. Hatta rekonstrüsiyon ile ilgili yazımızda değindiğimiz gibi, "bilim sanatçılığı" adı altında yeni kavramlar oluşmaya başlamıştır. Bu sebeple, eskiden insanın mental dengesinin sağlanmasını hedefleyerek geliştirilen sanat, günümüzde bir araç olmaktan çıkmış ve az sayıda insan için bir amaç haline gelirken, çok büyük miktarda insan için sıradan bir olgu, bir hobi haline gelmiştir. Bu az sayıda insan, sanatı hayatının merkezine yerleştirerek, içsel estetik merakı ve ihtiyacını, aşırı anlam yükleme sonucunda dış dünyasına vurmaya başlamıştır. Hepimiz, marjinal ve sanattan koparak gelen insanları biliriz, duyarız, onların hayatlarına tanık oluruz. Bu kişiler, genel olarak mental bir huzura sahiptirler ve varlıklarını sanatla ifade etmek konusunda uzmanlaşmıştırlar. Buradan da, sanatın mental denge üzerindeki önemini ve etkisini görebiliriz.

 

Geriye kalan ve insanların büyük kısmını oluşturan kitlenin bir kısmı, mental dengelerini sağlayabilmek için farklı yöntemlere başvururlar. Büyük bir kısmı din ve doğaüstü güçler gibi teselli kaynaklarına başvururken, kimi bilime yönelerek kendisindeki bu mental dengenin korunmasının mecburiyetinin kökenlerini inceleyerek kendisini rahatlatır. Sebepleri ve sonuçları değerlendirerek, sanata hiç ihtiyacı olmadan ya da az bir miktar ihtiyaç duyarak mental dengesini koruyabilir. Mental dengeyi koruma yollarından tamamen kopmuş olan insanlar ise genellikle içlerine kapalı, mental sorunlara ve sonunda genellikle bunalım, delirme gibi sonuçlara varan durumlara sahip kişilerdir. Bu kişiler, rehabilitasyon merkezlerinde sanata, dine veya başka bir mental denge sağlayıcı kavrama yönlendirilirler ve böylece iç dünyalarını dışavurarak rahatlamaları hedeflenir. Bu, çoğumuz için günlük, sıradan bir olgu olabilir; ancak kimi insan için çok ciddi bir sorundur.

 

Günümüzde sosyal ilişkilerin ve dil kullanımının güçlenmesi de, mental dengenin korunmasında önemli bir aracı geliştirmiştir: arkadaşlık ve sosyal çevre. Bu konu hepimizin günlük hayatta sık sık başvurduğu bir rahatlama yöntemi olduğu için çok fazla ayrıntıya girmeyeceğiz. Ancak kısaca belirtmek gerekirse, insanın arkadaşları ve yakın sosyal çevresi, dil kullanımı ve ifade sayesinde mental dengesini sağlamak için kullanılan en önemli araçlardır. Bu araçlar sayesinde sanat ve din gibi ikincil yöntemlere başvurmadan, kişi doğrudan iç dünyasını dışavurarak mental rahatlığa ulaşabilir. Tabii ki bu konudaki en önemli faktörlerden biri, aile yaşamının insan türünde önemli bir yere sahip olmasıdır. Çekirdek ailemiz ve hatta kimi zaman daha geniş aileler, insan mental dengesi için çok önemli rahatlama araçlarıdır.

 

İnsanlık, çok eski zamanlardan beri, gerek süs eşyaları olsun, gerek takılar olsun, gerek müzik, resim, heykel sanatları olsun, bir şekilde iç dünyasındakileri dışarıya vurmayı hedeflemiştir. Bu sebepledir ki günümüzdeki en içine kapalı insan bile, bir şekilde duygularını dışa vurmayı hedefleyecektir. Duygularını açığa vurmamak konusunda son derece sıkı eğitimlerden geçmiş biri bile, doğru yöntemlerle iç dünyasını dışa vurabilecektir. Bunu, çoğu zaman bir diğer sanat dalı olan sinema filmlerinde, tiyatrolarda görmekteyiz. İyi eğitimli bir ajan, sert mizaca sahip bir kişi veya hiç yıkılmayacak gibi görünen bir karakter, hiç beklenmedik bir anda yumuşayabilir ve bir anda iç dünyasını hızlı, beklenmedik ve başıboş bir şekilde dışavurabilir. Bunu, hayatlarımızdaki insanlarda da gözlememiz mümkündür.

 

Uzun lafın kısası, sanat, bizim iç dünyamızın dışavurumudur. Sanat anlayışlarımız ise, başkalarının dışavurduğu iç dünyalarının bizimkilerle uygun olup olmamasına bağlı olarak değişir. Hoşumuza giden bir tablo, o tablo "hoş" olduğu için değil, kendi geçmişimiz ve çevresel gelişimimiz dahilinde o tabloya "hoş olma anlamını" yüklediğimiz içindir. Aynı tablo, bir başkasına hiçbir anlam ifade etmeyebilir.

 

Bu yazıdan çıkarılması gereken ders ise, insanın sıkıntı, üzüntü ve hatta mutluluklarını kendi içerisinde saklamasının bir süre sonra mental dengesinde bozulmalara sebep olabileceği ve iç dünyamızın evrimsel geçmişimiz dahilinde iç dünyamızı dışavurmak zorunlu olmamızı sağlayacak şekilde geliştiğini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğidir. Siz siz olun, içinizdekileri bir şekilde dışarı çıkarmanın bir yolunu bulun. Bunu yapmayarak bütün evrimsel geçmişimize meydan okumaktansa, doğamızı ve hayvan olmamızın gerekliliklerini kabul ederek, buna uygun bir şekilde davranmak daha yerinde olacaktır. Bu, bir boyun eğme değil, doğa ile bütünleşme, dış doğayı ve kendi doğamzı anlamak ve onu benliğimizle kabullenmektir.

 

Umarız açıklayıcı olmuştur.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum