Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Taner Beyter
Taner Beyter
402.7K UP
Yazar 26 Temmuz 2019 1 sa.

Karanlık bir odanın penceresinden önünüzdeki çalılığa baktığınızı düşünün. Çalılığın arasında bir şekil fark ettiniz ve bu şeklin bir dinozor olduğunu düşünmeye başladınız. Görmüş olduğunuz objenin bir dinozor hologramı olmadığını veya başka bir eşyayı bir dinozora benzetmediğinizi nereden bilebilirsiniz? Gerçekten bir dinozorun çalılığın içinde olduğundan nasıl emin olabilirsiniz?

Diyelim ki yanılıyoruz ve karşımızda bir dinozor olmadığı halde dinozor olduğunu kabul etmiş olalım. Bu yanlış kabulün nedeni dışarıdan zihnimize etki eden şeylerle mi (ortamdaki ışığın saydamlığı, tüketilen ilaç vb.) yoksa bizzat bizim zihinsel süreçlerimizle mi ilişkilidir?

215
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Tüm Reklamları Kapat
S. Alper Oğuz
S. Alper Oğuz
50.0K UP
Üye 4 gün önce
1 Cevap - 173 görüntülenme
Buna sürekli bakmak halüsilasyon yapar mı?
Buna sürekli bakmak halüsilasyon yapar mı?
0
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Fatma Özhan
Fatma Özhan
2,600 UP
Çeviren 4 Ekim 2013 23 dk.

Dünya dışı varlıkların başka bir gezegenden dünyaya gelmiş oldukları ve seçilmiş bir kısım insanın üzerinde üremeyle ilgili deneyler yaptıkları yönünde yaygın bir inanış var. Bunun akıl almaz bir inanış olmasına ve destekleyici nitelikte güvenilir kanıt bulunmamasına rağmen bu inanışın etrafında bir kült oluştu. Yirminci yüzyılın sonlarında yapılmış bir kamuoyu anketine göre Amerikan halkının üçte biri uzaylılarının dünyayı ziyaret ettiklerine inanıyor. Bu rakam on yıl öncesine göre %5’lik bir artış göstermekte.

Söz konusu kültün doktrinlerine göre uzaylılar, 1947 yılında Roswell, New Mexico’da bir kaza yaptılar. ABD Hükümeti, uzay aracını ve içindekileri kurtardı ve o tarihten bu yana 51. Bölge (area 51) olarak bilinen bir yerde uzaylılarla gizlice görüşülüyor. UFO vakalarındaki artış ise Dünya üzerindeki uzaylı faaliyetlerinin artmasına bağlanıyor. Uzaylılar eskiye göre daha fazla insanı kaçırıyorlar, varlıklarına dair sözde ekin halkaları (crop circles) şeklinde çeşitli işaretler bırakıyorlar, büyük baş hayvanların çeşitli uzuvlarını kesiyorlar ve ara sıra da seçilmiş peygamberlere Urantia’nın Kitabı (The Urantia Book) benzeri vahiyler gönderiyorlar.

20
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Uyarlayan 10 Nisan 2015 4 dk.

Örümcekler insanlar olarak bizlerin evrimi sırasında bize o kadar büyük tehdit unsurlarıydılar ki, örümcek korkusu (araknafobi) DNA'mızın bir parçası haline geldi. Afrika'da insanlar yeni yeni evrimleşirken, örümcekleri erkenden fark ederek onlardan uzak durmayı başaran atalarımız, diğer türdaşlarımıza göre daha fazla hayatta kaldılar. New York'ta bulunan Columbia Üniversitesi'nden Joshua New şöyle söylüyor:

Bu fikirlerden yola çıkan araştırma, bir örümceği ne kadar hızlı tespit edebildiğimizi inceledi. Araştırmada denek olarak kullanılan 252 insandan büyük bir çoğunluğu, yine korku tetikleyici diğer fotoğrafların bulunduğu deste arasından örümcekli olanları çok daha hızlı bir şekilde ayırt edebildi.

44
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Şule Ölez
Şule Ölez
1.3M UP
Çeviren 29 Nisan 2014 3 dk.

İklim değişikliği ve doğal yaşam alanının kaybı nedeniyle nüfusu azalan bir kelebek türü, hızlıca daha soğuk iklimlere geçip tırtıllarının yiyecek olarak kullandığı bitkiyi değiştirerek neslinin tükenme tahminlerine meydan okudu.

İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nde Kelebek Koruma Organizasyonu’nun düzenlediği uluslararası bir sempozyumda sunulan araştırmaya göre, Meksika ve Kaliforniya’da yaşayan Quino beneklisi (Euphydryas editha quino), daha yükseklere çıktı ve şaşırtıcı bir şekilde yumurtalarını bırakacağı tamamen farklı bir bitki türü seçti.

10
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 17 Mayıs 2013 25 dk.

Yeryüzündeki tüm insanlar, birbiriyle akrabadır. Yani bugüne kadar yaşamış insanlar arasında tek bir kişi yoktur ki, diğer insanlarla akraba olmasın. Avustralya'da yaşayan bir yerli, Norveç'teki bir kadın, Türkiye'deki bir erkek, Meksika'da 100 yıl önce yaşamış bir köylü, Arktik Çember'de yaşayan bir Eskimo, Afrika'da yaşayan San Kabilesi üyeleri, Albert Einstein, Marie Curie, Aziz Sancar, Frances Arnold, bu yazıyı yazan ben, bu yazıyı okuyan siz ve diğer tüm insanlar, birbiriyle uzaktan veya yakından akrabadır. Çünkü var olan, var olmuş ve öngörülebilir bir süre boyunca var olacak tüm insanlar, ortak atalardan gelirler. Bunun ne demek olduğuna birazdan geleceğiz.

Aynı şey, farklı canlı türleri için de geçerlidir. Dünya'da, sonradan yok olsa bile bir dönem var olmuş veya şu anda var olan canlıların hepsi, mutlaka birbirleriyle akrabadır. Yani yeryüzünde 1 tane canlı türü var olmamıştır ki, diğer türlerle akraba olmasın. Bir bakteri, bir çam ağacı, bir yılan, bir insan, bir mantar ve aklınıza gelebilecek diğer tüm canlılar, birbirleriyle akrabadır.

105
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Nevzat Keskin
Seslendiren 4 gün önce 7:17
Muazzam petrol zenginliği Suudi Arabistan'ın küresel sporlarda, elektrikli arabalarda ve teknoloji girişimlerinde baskın roller üstlenmesini sağladı....
11
İnceleme
Önder Altunlu
Önder Altunlu
50.2K UP
İnceleyen8 3 gün önce
12 angry man vibe i verdi, tek mekanda geçmesi falan. film ölümsüzlük ve ölebilmemiz arasında git gel yaptırdı bana, hangisi daha az kötü¿
Film
9.7/10
(67 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Man from Earth
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
EtkinlikKültürel Etkinlik
Okan Nurettin Okur
Etkinliği Ekleyen 3 gün önce ÇevrimiçiÜcretsiz15 Şubat
Stoacılıkta Doğaya Uygun Yaşamak
15 Şubat 2026 13:00 tarihinden 15 Şubat 2026 15:00 tarihine kadar.

Doç. Dr. Melike Molacı ile Stoacı felsefede doğaya uygun yaşama üzerine konuşacağız Ankara Felsefe Radyosu’nun yeni yayınına davetlisiniz! Daha fazla felsefe yayını için YouTube kanalımızı ziyaret edebilirsiniz

 https://youtube.com/@AnkaraFelsefeRadyosu


 

Devamını Göster
3
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Anonim
Anonim Üye 13 Aralık 2021
1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Cemgil Bilici
Cemgil Bilici
174.0K UP
Uyarlayan 2 gün önce 6 dk.

Dünya genelinde su kıtlığı, 21. yüzyılın en acil sorunlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır. İklim değişikliği, nehirleri ve akiferleri benzeri görülmemiş aşırı durumlara itmekte, kuraklıklar ve seller şiddetlenmekte, nüfus artışı ve ekonomik gelişmeyle birlikte tatlı su talebi artmaktadır.

Ancak Water Resources Research dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, genellikle göz ardı edilen bir demografik değişim olan doğum oranlarının düşmesi ve yaşam beklentisinin artması sonucu toplumların yaşlanmasının, küresel su talebi üzerinde şaşırtıcı derecede büyük bir etkiye sahip olabileceğini ve bu yüzyılın ortasına kadar su çekimini %31'e kadar azaltabileceğini ortaya koyuyor.

8
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.

Busranur Oturak
Busranur Oturak
3,450 UP
Çeviren 14 Ağustos 2018 10 dk.

Günümüzde insan yaşantısı sembolik ifadeler ve gelişmiş planlama yetenekleriyle karakterize olmuştur. Peki, bu yaratıcı ve yenilikçi kültür için gereken yeterlik ne zaman gelişti?

Paleoantropoloji ve arkeolojinin başlıca çalışma konularından biri hominin atalarımızın ne zaman bizim gibi olduğudur. Günümüz insanı ‘modern davranış’ için gereken yeterliği geliştirmiştir. Modern davranış yaratıcı ve yenilikçi kültür, dil, sanat, dini inançlar ve karmaşık teknolojilerden belirlenebilir (d'Errico & Stringer 2011). Modern davranışın altında yatan evrimleşmiş yetilerden biri, alışılmış bir şekilde ve çaba harcamadan semboller üzerinden iletişim kurma yetisidir. Arkeologların sıklıkla “sembolik aracılı davranış”ı yansıtan eserler aramalarının nedeni, sembolizmin günümüz insan kültüründe yaygınlaşmasıdır (Henshilwood & Marean 2003). Modern davranış aynı zamanda ileri düzeyde problem çözme ve uzun dönemli planlama yetenekleri gibi diğer bazı unsurları da içerir (Wynn & Coolidge 2011). Gelecek eylemleri önceden düşünüp problemleri sezerek ve bu problemlere cevaplar hazırlayarak üretilmiş arkeolojik eserler modern planlama yeteneklerinin kanıtı niteliğindedir (Wadley 2010).

90
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
🧠 Osteopati, vücudun kas-iskelet sistemine odaklanan bir manuel terapi yaklaşımıdır. Osteopatik uygulamalar; eklem mobilizasyonu, yumuşak doku teknikleri ve vücut bütünlüğünü gözeten dokunma temelli müdahaleler gibi yöntemleri kapsar.

🔬 Bununla birlikte, osteopatinin bilimsel olarak etkinliği ve mekanizmalarının ne ölçüde kanıtlandığı konusu uzun süredir tartışmalı. Bazı çalışmalar, belirli kas-iskelet ağrısı ve fonksiyon bozukluklarında olumlu sonuçları gösterirken; diğer çalışmalar bu yöntemlerin etkinliğini destekleyecek yeterli bilimsel kanıtın henüz mevcut olmadığını vurguluyor.

📊 Özellikle bel ve boyun ağrısı, baş ağrısı ve bazı eklem problemleri gibi durumlarda osteopatik müdahalelerin etkisi üzerine çeşitli araştırmalar yapılmış olsa da, bunların sonuçları arasında tutarlı ve geniş çapta genellenebilir bir bilimsel destek düzeyi konusunda fikir birliği bulunmadığı belirtiliyor. Yani bu alanın daha net kanıtlar için araştırma ihtiyacı taşıdığı düşünülüyor.

🧪 Osteopatinin farklı tekniklerinin karmaşık yapısı, kontrol grubu oluşturma ve plasebo etkilerini ayırt etme gibi metodolojik zorluklar nedeniyle sistematik değerlendirmeleri zorlaştırabiliyor. Bu da, elde edilen sonuçların genel popülasyona nasıl uygulanabileceği konusunda belirsizliklere yol açıyor.

💡 Özetle, osteopati bazı kişilerde fayda sağlayabilir; ancak genel olarak bilimsel kanıtlar daha geniş ve güçlü çalışmalara ihtiyaç duyduğunu düşündürebilir. Bu nedenle bu yaklaşımın etkinliği ve kapsamı hâlen bilimsel çalışmalarda daha net belirlenmeye çalışılıyor.

Yazar: Jonathan Jarry M.sc
Çeviren: Sıla Gürçınarlı
Editör: Damla Şahin Uçar

ℹ️ Bu içerik, Evrim Ağacı internet sitesinden derlenerek hazırlanmıştır. Derleme sırasında bazı önemli detaylar kaybolmuş olabilir. Konu hakkında eksiksiz bilgi almak ve kaynaklarımızı görmek için içeriği lütfen evrimagaci.org üzerinden okuyunuz.
Hatice Kutbay
Hatice Kutbay
151.9K UP
ANTROPOLOJİ DE YÜKSEK LİSANS YAPIYORUM 13 saat önce Sen de Cevap Ver

Merhaba

Bu korkuyu herkes yaşıyor ve bunu yaşamak insanın elinde olamayan bir durum.Ölümün kesinliğiyle yüzleşmek, insan zihninin taşıyabileceği en ağır düşüncelerden biri. Çünkü biz sadece yaşayan bir organizma değiliz; aynı zamanda geleceği hayal eden, kendimizi zaman içinde devam eden bir “ben” olarak kurgulayan varlıklarız. İşte ölüm düşüncesi bu süreklilik hikâyesini bir anda kesiyor. Bu yüzden sarsıcı.

Evrimsel açıdan bakarsak ölüm korkusu bir hata değil, bir adaptasyon. Doğal seçilim, hayatta kalma eğilimini güçlü olan organizmaları seçti. Tehlikeden korkmayan, riskleri umursamayan canlılar genlerini aktaramadı. Bu yüzden beynimiz tehdit algısına karşı aşırı hassas çalışır. Ölüm düşüncesi en büyük tehdit olduğu için, zihin onu büyütür. Ama burada kritik nokta şu, Evrim bizi “ölümü düşünerek” hayatta kalacak şekilde tasarlamadı; anlık fiziksel tehlikelere tepki verecek şekilde şekillendirdi. Modern insan ise soyut düşünme kapasitesi sayesinde kendi yok oluşunu zihninde simüle edebiliyor. Yani biyolojik donanımımız ile bilişsel kapasitemiz arasında bir gerilim var. Bu gerilim kaygı üretiyor.

Tüm Reklamları Kapat

Sosyal psikolojide Terror Management Theory olarak bilinen yaklaşım, insanın ölümlü olduğunu bilmesinin derin bir varoluşsal kaygı yarattığını söyler. Greenberg ve arkadaşlarının çalışmalarına göre insanlar bu kaygıyla başa çıkmak için kültürel dünya görüşlerine sarılırlar; din, ulus, ideoloji, bilim, sanat gibi yapılar bir tür “sembolik ölümsüzlük” sağlar. Ernest Becker’in dediği gibi, “İnsan, ölümün bilgisine sahip tek hayvandır ve bu bilgi onu anlam üretmeye zorlar.” Yani kültür biraz da ölüm bilincine karşı kolektif bir savunma mekanizmasıdır.

Antropolojik açıdan baktığımızda da hiçbir toplum ölümü sadece biyolojik bir son olarak bırakmamıştır. En eski Homo sapiens gömülerinde bile ölülerin yanına eşyalar konduğunu görüyoruz. Bu, ölümün sosyal bir olay olarak işlendiğini gösterir. Robert Hertz ölümün sadece bireyin biyolojik sonu değil, aynı zamanda toplumun sembolik düzeninde bir geçiş olduğunu söyler. İnsan bedeni ölür ama sosyal kimliği, anlatıları ve etkisi kolektif hafızada yaşamaya devam eder. Kültür, bireysel faniliğe karşı türün geliştirdiği bir süreklilik mekanizmasıdır.

Bilimsel olarak bireysel bilinç sona eriyor olabilir. Ama evrimsel perspektifte baktığında, sen tamamen yok olmuyorsun; genetik olarak atalarının devamısın ve senden sonra gelenlerin olası kaynağısın. Richard Dawkins’in ifadesiyle biz “genlerin hayatta kalma makineleriyiz.”[1] Bu cümle mekanik gelebilir ama başka bir açıdan bakınca şunu gösterir: Hayat birey üzerinden değil, süreç üzerinden akıyor. Sen milyarlarca yıllık kesintisiz bir yaşam zincirinin şu anki halkasısın. Hücrelerinin içindeki moleküller yıldız patlamalarından geliyor. Carl Sagan’ın dediği gibi, “Hepimiz yıldız tozuyuz.” Yani yokluk sandığımız şey bile kozmik dönüşümün bir parçası.

Neden yine de korkuyoruz? Çünkü bilinç kendini merkez alır. “Ben” dediğimiz yapı dağılacak fikri egoya tehdit gibi gelir. Epikuros’un söylediği “Biz varken ölüm yoktur; ölüm geldiğinde biz yokuz” sözü mantıksal olarak rahatlatıcıdır ama duygu düzeyinde yeterli olmayabilir. Çünkü korku rasyonel argümanlardan çok, bağlanma ve süreklilik ihtiyacından beslenir. Şunu fark etmek önemli. Ölüm korkusu çoğu zaman hayat sevgisinin ters yüz olmuş hâlidir. Eğer yaşam senin için anlamsız olsaydı, yokluk fikri bu kadar sarsmazdı. Bu kaygı aslında yaşama tutunduğunu gösterir. Araştırmalar ölüm düşüncesinin insanları daha anlamlı seçimler yapmaya, ilişkileri derinleştirmeye ve değerlerine daha sıkı bağlanmaya yönelttiğini gösteriyor. Yani ölüm bilinci paradoksal biçimde yaşamı yoğunlaştırabiliyor. Uykularının kaçması ise zihnin kontrol edemediği bir düşünceyi sürekli döndürmesinden kaynaklanıyor olabilir. Beyin belirsizliği çözmeye çalıştıkça daha fazla düşünür, düşündükçe kaygı artar, kaygı arttıkça düşünce güçlenir. Bu bir döngüdür. Bu noktada mesele felsefi olmaktan çıkıp fizyolojik bir stres yanıtına dönüşebilir. Böyle durumlarda bedeni sakinleştirmek (nefes düzeni, uyku hijyeni, fiziksel hareket) zihni de sakinleştirir. Eğer bu düşünceler günlük işlevini bozuyorsa, varoluşçu terapi ya da bilişsel davranışçı terapi gerçekten işe yarayabilir.

Tüm Reklamları Kapat

Evrimsel açıdan son bir şey daha var: Doğada hiçbir şey “yok” olmuyor, dönüşüyor. Bireysel bilinç sona eriyor olabilir ama madde ve enerji korunuyor. Sen şu an yaşayan bir süreçsin. Ölüm, yaşamın karşıtı değil; onun tamamlayıcı koşulu. Eğer organizmalar ölmeseydi evrim de olmazdı. Yeni yaşam formlarının ortaya çıkması için eski formların yer açması gerekiyor. Bu sert ama aynı zamanda biyolojik olarak anlamlı bir gerçek.

Belki de mesele sonsuza kadar sürmek değil, sınırlı olduğunu bilerek yaşamak. Albert Camus’nün dediği gibi, “Absürdü kabul etmek ona boyun eğmek değildir.” Ölüm gerçeği değişmeyecek. Ama onunla kurduğun ilişki değişebilir. Şu an korkuyor olman, hayata bağlı olduğunun kanıtı. Korku geçmeyebilir ama onunla yaşamayı öğrenmek mümkün. Ve bu öğrenme süreci, çoğu insanın sandığından daha derin bir olgunluk getiriyor.

Kaynaklar

  1. Richard Dawkins. (1976). The Selfish Gene. Yayınevi: Oxford University Press.
1
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Türü
Ebru Tuba Ölçücü
Türü Ekleyen 4 gün önce
Şapka 1 ila 3 cm çapında ve 0,3 ila 1 cm kalınlığındadır, sık sık bitişik şapkalarının kenarlarına kaynaşmıştır. Beyaz ve tüylüdür, yumuşak dokulu gibi gözükür ancak oldukça serttir. sap çok kısadır ve genellikle substrat yüzeyinin üzerinde görünmez. Ölü odun üzerinde veya canlı odun üzerinde ara sıra parazit olarak yaşar. Çoğunlukla kümelenmiş bir şekilde büyürler. Çürüyen sert ağaç çubukları ayrıca kütüklerde (kalas ve tahtalar üzerinde bile) yıl boyunca gözlemlenir (büzüşerek ve daha fazla nem bekleyerek hayatta kalır).
3
Tüm Reklamları Kapat
Yaşam Ağacı Gözlemi
Ebru Tuba Ölçücü
Gözlemi Yapan 4 gün önce Türkiye, İstanbul
Ölü odun veya canlı odun üzerinde ara sıra parazitik olarak yaşar. Çoğunlukla sık ve kümelenmiş bir şekilde büyürler. Çürüyen sert ağaç çubukları ayrıca kütüklerde yıl boyunca gözlenebilirler. Nemden yoksun kaldığında şapkaları büzüşür ve kendilerini korurlar. Yağmur ve nem oluştuğunda eski haline dönebilirler.
9
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj
Teşekkürler, Prof. Dr. Hakan Yaman!

Evrim Ağacı'na bugüne yaptığın tüm katkılar için çok teşekkürler! Evrim Ağacı'nda yayınladığın veya yayınlanmasına katkı sağladığın 21 içerik sayesinde Türkiye'de bilimsel bilgiye erişim bir o kadar kolay. Hep birlikte, daha da güzel işler başarmaya devam!

Devamını Göster
Teşekkürler, Prof. Dr. Hakan Yaman!
Daha Fazla İçerik Göster
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close