Soru & Cevap

Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Evrim Ağacı'nın site üzerinde bağımsız okur etkileşimini gerçekleştirmeyi mümkün kılan ilk dijital projesidir. Birçok diğer projenin öncülüdür. Bu kılavuz, kullanıcılara yol göstermesi ve sık sorulan bazı soruları yanıtlaması için hazırlanmıştır.

Sık Sorulan Sorular ve Cevaplar

Bu fikir nereden çıktı?

Bu konuyla ilgili temel bilgileri buradaki Patreon yazımızdan görebilirsiniz.

Profilimde çıkan puanlar ne anlama geliyor?

Bu konuyla ilgili daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz.

Uyum Puanı'mı gizleyebilir miyim?

Evet. Evrim Ağacı profilinizin gizlilik ayarlarına giderek "Profilimde UP Göster" seçeneğini değiştirebilirsiniz. Bu durumda siz hariç kimse Uyum Puanı'nızı göremeyecektir.

"Kabul Edilen Cevap" nedir?

Soruyu soran kişi, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Kabul Edilen Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara göre daha yukarıda gösterilecektir ve hem soruyu sorana, hem de cevabı verene UP verecektir. Soruyu soran, bir cevabı kabul edilen olarak işaretledikten sonra geri alamaz veya değiştiremez. Moderatörler veya yöneticiler, cevabın isabetli olmadığına kanaat getirecek olursa kabul edilen cevabı geri alabilirler.

"Öne Çıkarılan Cevap" nedir?

Moderatörler veya yöneticiler, verilen cevaplar arasından bir tanesini en tatmin edici, doğru, isabetli, iyi araştırılmış bulursa, onu "Öne Çıkarılan Cevap" olarak seçebilir. Bu cevap, diğer cevaplara en üstte gösterilecektir ve cevabı veren kişiye UP verecektir.

Sorular için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Soruların oy puanı pozitif oy sayısından negatif oy sayısının çıkarılmasıyla hesaplanmaktadır.

Cevaplar için pozitif ve negatif oylar nasıl sayılıyor?

Cevapların oy puanı sadece pozitif oy sayısı üzerinden hesaplanmaktadır. Negatif oy vermek yerine beğendiğiniz diğer cevaplara pozitif oy verebilir veya kendi daha iyi olan cevabınızı girebilirsiniz.

Cevaplara yorum veya cevap girebilir miyim?

Hayır. Soru & Cevap Platformu'nun amacı, bir soruya gelen cevaplar arasında münakaşa veya fikir alışverişi yaratmak değil, soru sahibinin merak ettiği bir konuyu cevaba kavuşturmaktır. Bilimseverler arası daha aktif fikir alışverişlerinin yapılabileceği platformlar geliştirmekteyiz; takipte kalınız.

Sorularımı yeni cevaplara kapatabilir miyim?

Evet; ancak belirli koşulların sağlanması gerekiyor. Sorunuzu cevaplara kapatabilmeniz için:

  • En az 5 cevap gelmiş olması, veya
  • Kabul edilen cevap seçmiş olmanız, veya
  • Öne çıkarılan bir cevap seçilmiş olması gerekmektedir.

Sorularımı veya cevaplarımı sonradan düzenleyebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu veya cevabınızı ilettikten sonraki ilk 30 dakika içinde düzenleyebilirsiniz. Bundan sonra herhangi bir düzenleme yapamazsınız. Eğer çok önemli bir değişiklik gerekiyorsa bize e-posta yoluyla ulaşabilirsiniz. Lütfen soru veya cevap göndermeden önce, içeriğinden tamamen tatmin olduğunuzdan emin olunuz.

Sorularımı silebilir miyim?

Evet; ancak sorunuzu sorduktan sonra hiç cevap girilmemiş olması gerekmektedir. Kimi zaman cevap göremeseniz de silemeyebilirsiniz; çünkü onaylanmayı bekleyen (moderasyon denetimine düşmüş) yanıtlar girilmiş olabilir. Ayrıca isim açık şekilde sorduğunuz sorunuzu silmeniz halinde 35 UP, anonim sorduğunuz bir soruyu silmeniz halinde 20 UP kaybedeceksiniz.

Bilimsever Kitleye Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı üyesi olup da cevap vermek konusunda engellenmemiş tüm Evrim Ağacı ailesi üyelerinin sorulara yanıt verebileceği kısımdır. Eğer sorunuzun herhangi bir bilimsever tarafından yanıtlanmasını istiyorsanız buradaki kategorileri kullanmalısınız.

Bir Bilene Sor nedir?

Burası, Evrim Ağacı'na ve Türkiye'deki bilim algısına katkı sağlamak isteyen uzmanların, akademisyenlerin, doktora veya yüksek lisansını almış, belli bir alanda yetkinliğini ispatlamış kişilerin kendilerine özel alanlarının olduğu kategoridir. Eğer bir uzmana spesifik bir soru sormak istiyorsanız bu kategoriyi kullanmalısınız. Unutmayın ki buraya sorulan sorulara, o uzmandan başka hiç kimse yanıt verememektedir. Bu konuda daha fazla bilgiyi bu videomuzun 36. saniyesinden itibaren alabilirsiniz.

Puan Ver
1
Puan Ver
30
Metin Gün
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Ev yapımı yoğurt genel olarak fabrikasyon yoğurtların mayalandığı yoğurttan daha fazla besin içeren sütten mayalanır bu sebepten de uyku verdiği idda edilen(laktik asit) miktarının daha yüksek olması olasıdır lakin "uyku vermek" ölçülebilir bir kıstas değildir bu sebepten bu soruya net bir cevap vermek bana çok olası gözükmüyor. Ama laktik asit derişimleri arasındaki fark belki senin sorunun crvabını barındırıyor olabilir.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Emre Özdemir
Araştırdım ve evrim ağacında da bununla ilgili bir yazı gördüm orada ilk çıkan televizyonlarda x ışını bulunduğu için önceki insanların gözlerinde bozulma olmuş olabileceğini ama günümüzde böyle bir riskin olmadığını ve en fazla uzun süre bakarsak baş ağrısı yapabilir yazıyordu ama büyüklerim bu konuda bana katılmamakta
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Büyüklerine bu bilgileri edindiğin makaleyi okutmak ve bu bilginin kaynağını onlara teyit ettirmek onları ikna etmen için iyi bir yöntem olabilir. Öte yandan büyüklerinin bu konuda sana katılmamasının bir sebebi de duruşuna olumsuz etki etmeyecek bir şekilde oturmanı arzu etmemeleri olabilir. Daha yakından bakmak ciddi bir hasara sebep olmasa da ekrana baktığın süreçteki duruşun bel-boyun sağlığın başta olmak üzere pek çok destek elemanın için önemlidir.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
4,396
Adem Emre
Su dışında yaşamaya ihtiyaç yokken yada su dışında yaşamaya elverişli organlar (kol/bacak, akciğer vs.) bulunmuyorken, canlılar neden karaya çıkma ihtiyacı duymuşlar?
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Aslında Evrim Ağacınını buna dair detaylı bir yazısı var yazı linkini de aşağıya eklerim. Karaya çıkış ve karaya çıkmanın avantajlı olmasının sebebi su ekosisteminin aksine burada ciddi bir besin rekabeti ortamı bulunmaması ve pek çok türü avlayabilen büyük avcıların bulunmamasıdır. Sudan karaya geçiş formları da kademeli olarak karada geçirebildikleri vakiti arttırmış ve bu avantajı kullanarak üremiş ve bu özelliklerini aktarmışlardır. Detaylı bilgi burada https://www.google.com.tr/amp/s/evrimagaci.org/sudan-karaya-cikisin-evrimi-karaya-atilan-ilk-adimlar-ve-bize-soyledikleri-125/amp?espv=1

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
50
Kubilay Aksuoğlu
Patlama sonucu açığa çıkan radyasyon yüzünden o bölgede yaşamış insanların DNA’larında değişiklik olabilir mi? Eğer’ki değişiklik oluyor ise bu nesilden nesile aktarılabilir mi? Türkiye bu patlamadan sonra ne gibi önlemler aldı?
Puan Ver
0
Puan Ver
150
Mad Dog
lütfen dini inanışlarınıza göre değil objektif sonra da dini inanışınıza göre düşüncenizi yazar mısınınız***
Puan Ver
0
Puan Ver
2,002
Recep Enes Şahin
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Popüler bilimle uğraşan herkes Evren'imizin yaklaşık 13.82 milyar yıl yaşında olduğunu bilecektir. Kıyas olması bakımından Güneş Sistemi'nin yaşı 4.6 milyar yıl, Dünya'nın yaşı 4.53 milyar yıl, canlılığın yaşı 3.9 milyar yıl, çok hücreli yaşamın yaşı 1 milyar yıl, ilk karasal omurgalıların yaşı 375 milyon yıl, ilk primatların yaşı 47 milyon yıl, ilk insansının yaşı 6 milyon yıl, ilk insan türünün (Homo sp.) yaşı 2 milyon yıl, türümüzün yaşı ise 200.000 yıldır. 

Ancak Evren'in yaşının nasıl hesaplanabildiği konusu, birçoklarının pek de bilmediği bir konudur. Her ne kadar yine popüler düzeyde fizikle ilgilenen biri, Evren'in yaşının hesabında "kızıla kayma" ve "Evren'in genişleme hızı" gibi kavramlara başvurulduğunu bilecek olsa da, bunların matematiksel olarak yaş hesabında nasıl kullanıldığını birçok kişi bilmeyecektir. Bu yazımızda, söz konusu hesaplamaların çok yüzeysel bir versiyonunu sizlere göstermeye çalışacağız.

İlk olarak, Evren'in yaşını hesaplayabilmek için Evren'imizin genişlemekte olan bir yapı olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu, elimizdeki bütün gözlemlerle uyumlu bir iddiadır ve Hubble Yasası gereği galaktik kümelerin birbirinden uzaklaşıyor olması da bunu doğrudan ispatlamamızı sağlamaktadır. Ayrıca bu bilgi parçası, Evren'imizin geçmişte bugün olduğundan çok daha küçük olması gerektiğinin de göstergesidir. Bu önemlidir, çünkü hesaplarımızı buna dayandırmak durumundayız.

Evren'in yaşını hesaplayabilmek için Evren'in görünen genişleme hızının (şu anda galaksi kümelerinin birbirinden uzaklaşma miktarının) Evren'in tarihi boyunca sabit olduğunu varsayabiliriz. Elbette ki aslında bu doğru değildir ve böyle bir varsayım, hesabımıza bir miktar hata payı katacaktır; ancak yine de hesapları kolaylaştırması açısından kullanışlı bir varsayım olduğunu söyleyebiliriz. Zaten göreceğiniz üzere, sonucu da öyle aman aman değiştirmeyecektir. 

Eğer ki galaksi kümelerinin birbirinden uzaklaşma hızını Evren'in genişleme hızı olarak kabul edersek, galaksilerin birbirinden ne kadar süre önce ayrılmaya başladığını da hesaplayabiliriz; zira aralarında mesafeyi de net olarak bilebilmekteyiz. Bu da, "ilk genişleme"nin ne zaman başladığını, dolayısıyla Büyük Patlama'nın ne zaman yaşandığını, dolayısıyla Evren'in yaşını verecektir.

Elbette ki, Evren'in genişleme hızı, onun yaşına da doğrudan etki etmektedir: Eğer ki Evren çok hızlı bir şekilde genişliyorsa, günümüzdeki genişliğine göreceli olarak kısa bir sürede ulaşabilecek ve daha genç bir Evren'de yaşıyor olmamıza neden olacaktır. Ancak eğer ki genişleme göreceli olarak yavaşsa, muhtemelen çok yaşlı bir Evren içerisinde yaşıyoruz demektir; çünkü günümüzde gözlediğimiz galaksiler arası mesafelerin oluşumu için aşırı uzun bir süre gerekecektir. 

Hubble Teleskobu'ndan elde ettiğimiz görsel veriler ile kozmologlar tarafından yapılan analizler sayesinde Evren'in genişleme hızının Hubble Sabiti (H0) ile ilişkili olduğunu bilmekteyiz. Bu sabit, birbirinden uzaklaşan galaksilerden birinden diğerine gelen ışığın "kırmızıya kayma" miktarına bağlı olarak belirlenmektedir. Bu olay, belli bir dalga boyuna sahip olan ışığın alması gereken yolun Evren'in genişlemesi dolayısıyla "uzaması", dolayısıyla dalganın adeta bir spagetti gibi uzayarak frekansının düşmesi ve bu nedenle daha "kızılımsı" bir dalga boyuna kaymasına verilen isimdir. Bunun ne kadar hızlı yaşandığına bağlı olarak, Evren'in genişleme hızını tespit edebilmekteyiz.

İşte Hubble Yasası'nı kullanarak, Evren'in yaklaşık yaşını hesaplamak mümkündür. Diyelim ki, gözlediğimiz iki galaksi arasındaki mesafe "D" olsun. Bu ikisinin birbirinden görünen uzaklaşma hızı "v" olsun. Bu durumda, bu galaksiler bir zamanlar birbirlerine "değecek kadar" yakın mesafede iken, Evren'in genişlemesi sebebiyle günümüzde birbirlerinden "v" hızıyla, "D" kadar uzaklaşmışlardır. Eğer ki basit bir şekilde D'yi, v'ye bölersek, bu uzaklaşmanın ne kadar sürede yaşandığını belirleyebiliriz - ki bu da bize Evren'in yaşını verecektir!

Bunu anlamanın kolay bir yolu şudur: Eğer ki Ankara ile İstanbul arasındaki 533 kilometrelik mesafeyi saatte 100 kilometre ile aldığınızı biliyorsak, bu durumda 533'ü 100'e bölerek 5.33 saat süresini elde edebiliriz. İşte burada yapacağımız da aynen budur. Şimdi, bildiklerimizi bir araya getirelim:

t = D / v

Bu denklemin bize Evren'in yaşını vereceğini söylemiştik. Bunun yanısıra, Hubble Yasası genişleme hızının Hubble Sabiti ile galaksiler-arası mesafe kadar olduğunu belirtmektedir. Bunu şöyle ifade edebiliriz:

v = H0 * D

Bu durumda, bu ikinci denklemi birinci denkleme yerleştirecek olursak, "D" değişkeninin birbirini sadeleştirdiğini görürüz. Bu durumda geriye kalan şudur:

t = 1 / H0

Günümüzde gözlemsel verilere dayanarak elde ettiğimiz en iyi Hubble Sabiti megaparsek (30.800 katrilyon kilometre) başına ve saniye başına 73 kilometredir (H0 = 73 km/s/Mpc). Burada megaparsek ile kilometreyi sadeleştirecek olursak, Hubble sabitinin aynı zamanda şöyle de ifade edilebileceğihi görürüz:

H0 = 2.37 x 10-18 1/s

Bu durumda, bu sabiti bir önceki denklemde yerine yazıp hesaplamayı yaparsak, karşımıza çıkan süre 421.94 katrilyon saniyedir. Bu zaman miktarını yıla çevirecek olursak:

t = 13.4 milyar yıl

karşımıza çıkmaktadır.

Görülebileceği gibi bu sayının üzerinde 420 milyon yıl civarında hata payı bulunmaktadır; çünkü burada size çok çok basit bir hesaplama sunduk. Lakin eğer ki hem Hubble Sabiti üzerindeki geliştirmeleri hesaba katar, hem de Evren'in genişleme hızının özellikle de ilk başlarda hiç de sabit olmayabileceğini dikkate katacak olursanız, 13.82 milyar yıl sayısını elde etmeniz mümkün olacaktır. Günümüzde Avrupa Uzay Ajansı tarafından yürütülen Planck Görevi'nden gelen veriler kullanılarak art alan mikrodalga ışıması gibi verilere bakarak da daha isabetli hesaplamalar yapılmaktadır.

Kaynaklar

  1. Kaynak
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
425
Erkin Yıldırım
Taksonomiye giriş niteliğinde bir kitap veyahut yayın önerisi yapabilirmisiniz?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Hüseyin Aslan
Mesela güneşin etrafındaki gezegenler güneşe göre doğudan batıya ya da batıdan doğuya dönerken kuzeyden güneye neden dönmüyorlar
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver
aslında gezegenlerin doğudan batıya doğru dönmesi en basit şekilde bir insan yanılgısıdır çünkü evrenimizde üst,alt,sağ,sol yoktur ama tabi bu en basit modeli bunların içinde dünyanın manyetik alanı v.b şeylerde vardır.
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
320
Cevdet Şahin
Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Şu ana kadar bir teleport cihazı üretilemedi. Ancak böyle bir cihazı ürettiğimizi varsaysak dahi bu sorunun şu anlık net bir cevabı yok. Öncelikle şunu bilmemiz gerek. Bir teleport cihazı üreteceksek bu cihaz bizi kara deliğin olay ufkuna tek parça ışınlıyabilmeli. Bizden herhangi bir parça eksilirse kara deliğe gitmeden ölmüş oluruz.

Diyelim ki bizi tek parça bir şekilde en yakın kara deliğin koordinatlarına doğru bir şekilde ışınlıyabilecek teleport cihazımız var. O zaman kara delik olay ufkuna ışınlanan kişi her kimse yok olacak ve ondan bir haber alamayacağız büyük ihtimalle. Çünkü kara deliklerin içinde ne olduğunu şu ana kadar gözlemliyebilen bir insan veya cihaz geliştiremedik.

Yani kara deliklerin içinde ne olduğunu şuanda bilmediğimiz için bu sorunun net bir cevabı yok. Ancak ışığın bile kaçamadığı ve koskoca yıldızları içine çekebilen şeylerden bahsediyoruz. Bu yüzden benim tahminim kara delik içine ışınlanan insanın bir daha geri gelemeyeceğidir.

Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
55
Ahmet Özpınar
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Atalarımızın sulardan karaya çıkışında karşımıza çıkan ilk türler, Eusthenopteron ve Panderichtys gibi son derece balık benzeri olan, ancak lop yapılı yüzgeçleri sayesinde sığ sularda gerektiğinde karalara olabildiğince yaklaşan, hatta geçici olarak karalara çıkabilen türlerdir. Bu canlıların gözleri tıpkı günümüzdeki balıkların çoğunda olduğu gibi kafanın iki yanındadır. Çünkü daha iri balıkların avları olarak, sürekli olarak avcılarını takip etmeleri gerekir ve gözlerin kafanın iki tarafında bulunması 360 derecelik bir görüş sağlar.

Bu atalardan evrimleşen sonraki türler, Tiktaalik ve Acanthostega gibi türlerdir. Bu canlılar, tam geçiş noktasında bulunan canlılardır. Tiktaalik karalara rahatlıkla çıkabilmekteyken, Acanthostega büyük oranda sularda yaşamış gibi gözükmektedir. Fakat Acanthostega’nın kemik yapısı ve vücut özellikleri de, karalara çıkış konusunda önemli adaptasyonlara sahiptir. Dolayısıyla davranışsal evrimin de süreçte rol oynadığı görülmektedir: bazı canlılar, gerekli adaptasyonlara sahip olsalar bile, sularda yaşamayı tercih etmişlerdir (ya da buna mecbur kalmışlardır). Unutmayınız ki evrimin bir bilinci, yönü, istekleri, arzuları yoktur. Evrimsel süreç, var olan çevre şartları altında, türlerin yaşamlarını sürdürmesinin bir ürünüdür. Bu süreçte en uyumlular hayatta kalır, diğerleri yok olur. Karalara çıkış süreci başladı diye, illa süreçteki tüm türler karalara doğru bir yönelim sergileyecek gibi bir zorunluluk yoktur. Fakat genellikle bir yöne doğru belli bir süreç başladıysa, bunun devamı da gelir. Çünkü o evrimsel yönelimin daha en başından var olmasının nedeni, genellikle ortada bir avantaj bulunmasıdır. Bu avantaj sürdüğü sürece, o yönelim de devam edecektir. Fakat buna sık sık istisnalar da olabildiğini unutmayınız. En nihayetinde incelediğimiz 4 milyar yıllık, trilyonlarca farklı türü içeren, devasa bir ağaç figürü oluşturan evrim tarihidir. Tıpkı kısacık insanlık tarihindeki olaylarda olduğu gibi, hiçbir olay bir diğerinin tıpatıp aynısı değildir. Ancak bu olaylar arasında mantıklı ve makul ilişkiler tespit etmek mümkündür. Evrim tarihi de aynen böyledir.

Sözünü ettiğimiz canlılardan Tiktaalik artık tamamen karalara çıkabilmektedirler; ancak gerektiği zaman sulara da dönmektedir. Bu türlerin ikisinin kafatasları atalarına göre çok daha yassılaşmıştır. Gözler ise, tıpkı günümüz çamur zıpzıplarında olduğu gibi kafanın üst bölgelerinde, birbirine daha yakın olacak şekilde toplanmıştır. Bunun nedeni, kaslı ön yüzgeçleri üzerinde hafifçe de olsa doğrularak (tıpkı şınav çekerken yaptığımız gibi) uzaklara bakabilmektir. Böylece karalardaki avların yerlerini tespit edip, onlara doğru hareket edebilirler. Ayrıca bu şekildeki gözler, denize yakın kıyılarda eş arayan dişilerin erkeklerini daha kolay tespit edebilmelerini sağlamıştır. Yani Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim, aynı yöne doğru bir seçilim baskısı uygulamış, sudan karaya çıkış sürecini hızlandırmıştır.

Karaya çıkış, Ichtyostega ve Tulerpeton gibi torun türlerle büyük oranda tamamlanmıştır. Bu canlılarda yüzgeçler artık bacak benzeri yapılara dönüşmüş, parmaklar daha belirgin hale gelmiştir. Kafatası tıpkı denizdeki av olan hayvanların çoğunda olduğu gibi yine kafanın iki tarafına doğru bakacak şekilde özelleşmiştir. Ancak yine de halen gözler birbirine daha yakın ve kısmen öne doğru konumlanmıştır. Bu sayede bu hayvanlar karalarda da boy göstermeye başlayan av-avcı ilişkilerine adapte olmaya başlamışlardır. Karaların omurgalılar tarafından işgali resmen başlamıştır! Bu türlerin, suya olan bağımlılıkları yok denecek kadar azdır. Ve bu türlerden evrimleşecek olan torun türler, sürüngenlerin ilk temellerini atacak ve karalardaki müthiş çeşitliliğin başlangıcı olacaktır.

Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
481
Onurcan Aslan
bir objenin var olabilmesi için hacmi ve kütlesi olmak zorundadır. Evren'in de hacmi ve kütlesi var bu hacmin nereye koyulduğunu veya nerede var olduğunu merak ediyorum.
Puan Ver
3
Puan Ver
9k
Ersals Krononot
Fizik evreni anlama, ona anlam yükleme çabası, kognisyon-metakognisyonla alakalı olabilir. Ancak bunlarla açıklanabilir mi, ya da psikolojik gerekçeler, sofistike ihtiyaçlar olarak ele alınabilir mi, Bizim rasyonel bilgiye anlam yükleme ihtiyacımızın nedeni üzerine neler söylenebilir?
Puan Ver
2
Puan Ver
455
Furkan Kaya
Pembe ile siyahı karşılaştırdığımızda siyah psikolojik açıdan daha baskın bir renk olarak algılanır bunun psikolojik sebebi nedir?
Puan Ver
2
Puan Ver
90
Ali Rasim Karadeniz
Hız kütleyi etkilediği için maddelerin kütlelerini hesaplarken durağan kütlesi hesaplanır ve ışığın durağan kütlesi yoktur.Peki kütlesi olmayan şeyler de hızlanabilir mi yoksa ışığın da kütlesi var mıdır?
Puan Ver
3
Puan Ver
Anonim
Anonim
Sorum saçma olabilir ama sadece merak ediyorum şimdiden teşekkürler
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver
Oğuz, Yazılım mühendisi

Evet sayılır. Evrim ağacının bunun hakkında çok güzel bir yazısı ve videosu var. Özellikle ve özellikle videoyu izlemenizi tavsiye ediyorum. Bizim anlamadığımız kısım ise ara türün tanımı. Onu da şöyle alıntılayayim:

Büyük canlı grupları arasındaki geçişler. Yani spesifik olarak evrimi gözlememizi sağlayacak, evrimle ilgili kısmen daha fazla bilgi verebilen fosiller. Sudan karalara geçiş, amfibilerden sürüngenlere geçiş, maymunlardan insana geçiş, köpek boyundaki atlardan bildiğimiz atlara geçiş, dinozorlardan kuşlara geçiş gibi... Bu evrimsel geçişlerin her birine ve yüzlerce kat fazlasına yönelik binlerce fosile sahibiz. Bu konuda evrimi gözlemek konusunda hiçbir eksik bulunmuyor, ihtiyacımız olan hepsine sahibiz.

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı - makale Ara Türler ve Geçiş Formları: İhtiyacımız Olan Hepsine Sahibiz!
  2. Evrim Ağacı - Video Ara türler hakkında yalanlar ve gerçekler
Devamını Göster
Puan Ver
3
Puan Ver
640
Ufuk Can Yıldız
Yılanları öldürünce farelerin çoğalmasında denge bozuluyor mesela. Bu ekolojk dengenin korunması sadece hayvanlar alemine has bir durum mudur yoksa bitkiler, ağaçlar, çiçekler için de geçerli midir? Şart değil ama bir örnek de verebilirseniz sevinirim.
Kabul Edilen Cevap Kabul Edilen Cevap
Puan Ver
2
Puan Ver

Bitkiler dışındaki canlılar ekosistemde üretici bir canlıya ihtiyaç duyar. Bir bitki soyunu yok etmemiz ondan enerjisini karşılayan 1. tüketicinin de aleyhine olacaktır ve bununla birlikte onu tüketen 2. tüketicinin de aleyhine olur ve bu ekosistemin son basamağındaki canlıya kadar devam eder.Mesela buğday-çekirge-kertenkele-yılan beslenme zincirinde çekirgenin soyunu tüketirsek bitki sayısında artış olur diğer tüketicilerin sayısı da kötü etkilenir,eğer buğdayın soyunu tüketirsek bu tüm tüketicileri etkileyecektir.Toparlamak gerekirse ekosistem bir bütündür hangi parçasını çıkartırsan diğerleri etkilenir.Ekosistemin parçalarını bozmamamız gerekir.

Kaynaklar

  1. Impact of Ecosystem Destruction ingilizce kaynaktan özetleyerek ve örneklendirerek yazdım umarım faydalı olmuşumdur
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
9k
Ersals Krononot
Benliğin %99-95'i bilinçdışı-bilinçaltı iken sadece %5-1'i bilinçten oluşuyor. Peki yaşamda, verdiğimiz kararlarda, tepkilerimizde, duygudurumumuzda temel düzeyde etkisi olduğu halde, bilinçdışı neden doğrudan deneyimlenemiyor, ya da yaşamı kurgulamada ve yürütmede efektif olarak kullanamıyor olmamızın nedeni ne olabilir.
Puan Ver
0
Puan Ver
413
Şiar Demir
Nietzsche'den alıntı; GERÇEK OLMAYANI BİR YAŞAM ŞARTI OLARAK TESPİT ETMEK: Bu kesinlikle, değerlere ilişkin geleneksel fikirlerden, tehlikeli olacak bir biçimde kuşku duymak demek olacaktır ve bunu yapma cüretinde bulunan bir felsefe, yanlızca bununla bile, kendi kendisini, iyinin ve kötünün ötesinde bir yere yerleştirmiş olur.
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim insanları doğru cevapları veren kişiler değil, doğru soruları soran kişilerdir.”
Claude Levi-Strauss
Geri Bildirim Gönder