Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

Modern Sentezin Doğumu: Darwin'den Sonra Evrim Teorisinin Gelişimi ve Bilimin Her Alanına Yayılışı

Modern Sentezin Doğumu: Darwin'den Sonra Evrim Teorisinin Gelişimi ve Bilimin Her Alanına Yayılışı Keiwan
Tavsiye Makale
Reklamı Kapat

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, Evrim Kuramı'nın Evrimi: Teorinin Tarihi yazı dizisinin 9. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Darwin, 1859'da Türlerin Kökeni'ni yayınladıktan sonra, ilk baskı üzerine 4 baskı daha yaptı ve ölmeden önce kitabının 5 farklı baskısı yapılmış oldu. Ölümünden sonra da son bir baskı daha, 6. baskısı yapılarak, günümüze kadar ulaştı. Yani kuram, sadece Darwin'in yayınladığı zamandan, öldüğü zamana kadar geçen 23 yıllık sürede bile (1859-1882) toplamda 6 defa güncellendi ve geliştirildi, hem de sadece yazarı ve kuramı ilk defa ortaya atan kişi tarafından!

Doğal olarak, kuramın ortaya atılmasından sonraki yaklaşık on yıllık kabullenme sürecinden itibaren, Dünya'nın dört bir yanından on binlerce bilim insanları, kuramı test etmeye ve incelemeye başladılar. Her biri farklı alanlardaki uygulamalarını görmeyi denedi, kuramı yanlışlamaya çalıştı, eksik taraflarının açıklamalarını inceledi, doğru olamayacağını düşündüklerini çürütmeye çalıştı ve kısaca, kuramı didik didik yokladı. Her biri, bir bilim insanının yapması gereken şekilde, tarafsız ve hatta taraflıysa da çoğu zaman görüşün karşısında olacak şekilde kuramı ele aldı. Bu süreç boyunca, yani 1859'dan günümüze kadar, kuramın pek çok eksiği bilimsel araştırmalar sonucu kapatıldı, yanlışları düzeltildi, fazlaları atıldı, eksikleri tamamlandı ve bu şekilde gelişimini, yani evrimini sürdürdü. 

Köken yayınlanmadan önce, Robert Chambers tarafından 1844 yılında Yaratılış'ın Doğal Tarihi'nin İzleri (Vestiges of the Natural History of Creation) isimli bir kitap yayınlandı. Bu kitapta insanların bir hayvan olduğu görüşüne yer veriliyordu ve bütün Dünya bu kitaba karşı ciddi bir şekilde birleşmişti. Chambers'ın elinde elbette somut bir evrim görüşü yoktu, ancak kavramlar yerli yerinde ve oldukça açıklayıcıydı. Tabii günümüz evrimsel biyoloji bilgileri dahilinde... O dönemdeyse kimsenin Chambers'ın neden bahsettiğini anlamaması ve ona karşı gelmeleri oldukça mantıklıdır. Ne var ki, 1859 yılında Darwin doğal evrim sürecinin mekanizmalarını ortaya koyduğunda, insanların elinde bilime karşı çıkabilecekleri hiçbir güç kalmamıştı. Çünkü Darwin, bir doğa yasasını, bütün yalınlığıyla göstermekteydi. Yine de Darwin, Köken'de insanı işin içine hiç katmadı ve evrimi sadece diğer hayvanlarla sınırlı tuttu. Ancak elbette, dürüst bir bilim insanı olarak gerçek görüşü bu değildi ve düşüncelerini, daha doğrusu bilimi asla gizlemedi. Gizliden gizliye araştırmalarını ve düşüncelerini bir araya getirdi.

1863 yılında Charles Lyell İnsanın Antik Tarihine Dair Jeolojik Kanıtlar (Geological Evidences of the Antiquity of Man) isimli kitabını yayınladı. Böylece bilim dünyası, insanın düşündükleri kadar yeni "yaratılmış" bir varlık olmadığını görmüş oldu. Her ne kadar Yeni Dünya Yaratılışçıları o zamandan itibaren Dünya'nın sadece 10.000, 20.000 veya en fazla 40.000 yaşında olduğunu düşünseler de, Lyell kitabında insanın tarihinin bile bundan eski olduğunu ortaya koydu. Böylece bilimsel düşüncede yeni bir devrim yaşanmaya başladı.

Aynı sene, Thomas Huxley İnsanın Doğadaki Yerine Dair Kanıtlar (Evidence As to Man's Place in Nature) isimli kitabını yayınladı. Korkusuz ve açık sözlü bir bilim insanı olan Huxley, kitabında Darwin'in ortaya koyduğu prensipleri insanlara uyguladı. Böylece kitap, insanın evrimine dair yayınlanmış ilk kitap olarak tarihe geçti. Kitapta Huxley yüzlerce farklı açıdan insanın sıradan bir hayvan türü olduğunu ve tıpkı Darwin'in izah ettiği gibi, evrime sebep olan Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim doğa yasalarına uygun bir şekilde evrimleştiğini ortaya koydu. 

Tabii bu dönemlerde henüz paleontolojik çalışmalar günümüzdeki kadar gelişmiş değildi. Dinozorlar bile henüz keşfedilmiş, eldeki en eski insan kalıntıları Java Adamı'na, yani bugün Homo erectus olarak bildiğimiz türe aitti. O zamanki insanlar bunu maymunlar ile insanlar arasında bir geçiş türü olarak değerlendirdi. Çünkü Darwin, Evrim Teorisi'ne göre "ara geçiş türleri" olması gerektiğini düşünmüştü. Ne var ki günümüzde "ara geçiş türü" kavramının pek de o zaman düşünüldüğü gibi olmadığını biliyoruz.

O döneme kadar insan hep tablonun dışarısında tutulmuş, taksonominin babası olarak görülen Carl von Linnaeus insan ve diğer maymunları tek bir grupta toplasa da, şiddetli bir dille eleştirilmiştir. Saygın bir bilim insanı olan Richard Owen, kendisinden önce gelen taksonomistler olan Cuvier ve Johann Friedrich Blumenbach gibi, insanın tüm memelilerden ayrı bir tür olması gerektiğini şiddetle savunmuştur. Ancak Huxley'nin ortaya koydukları bu isimlerin düşüncelerine darbe indirmiş ve onları savunmasız bırakmıştır. Evrimsel biyolojinin açıklayıcı gücü o günden itibaren bilime ışık tutmaya başlamıştır.

1871'de ise Charles Darwin yine tartışmaya son noktayı koymuştur: İnsan'ın Türeyişi ve Cinsiyete Bağlı Seçilim (The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex) isimli kitabını yayınlamıştır. Kitabında, insan evrimini ele almış ve olasılıkları değerlendirmiştir. Tabii, dediğimiz gibi, o zamanlar halen fosil eksiği olması, değerlendirmeleri sorunlu kılmıştır. Ancak yine de kitapta insanın neden sıradan bir hayvan olduğu ve diğer hayvanlar gibi, diğer hayvanlardan evrimleşmesi gerektiği anlatılmaktadır. Darwin, kitabını yumuşatmak adına, biraz da doğru bir şekilde, insan zekasının diğer hayvanlardan farkını sıklıkla vurgulamaktadır. Ancak yine de bunları doğal süreçlere bağlamaktadır. Örneğin ahlaki değerlerin, sosyal bir düzen içerisinde yaşayan türlerin zamanla zeka evrimine paralel olarak kazandıkları bir değer olarak görmüştür. Ve yine, çağının çok ilerisinde bir öngörüyle haklı çıkmıştır. Ayrıca kitapta ilk defa ve ayrıntısıyla Cinsel Seçilim'i tanıtmıştır. Günümüzde bu tip seçilimin de bir evrim mekanizması olduğu net bir şekilde bilinmektedir.

İnsanın bile sıradanlığının anlaşılması, evrimsel biyolojinin hızla bütün bilimleri aydınlatmasıyla devam etti. Böylece yeni bir bilimsel devrim gelişmeye başladı. Bu süreçte yüzlerce bilim insanı bu devrime araştırmaları ve çalışmalarıyla katkı sağladı. 1859-1870 arası herkes evrimin mümkün olup olmadığını tartışıyordu. Ancak her tartışmanın sonu, evrimin bir doğa yasası olduğunun görülmesiyle sonlanıyordu. Bu sebeple bilim insanları, artık bunun geçerliliğini tartışmayı bırakıp, bilimsel metoda devam ettiler: araştırma yaptılar. Eğer araştırmaları evrime ters sonuçlar verirse, bilgi yanlışlanacaktı. Ve bilgi yanlışlanamadığı sürece, teori güçlenecekti.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

İşte bu sebeple bilim insanları çok kapsamlı bir mücadeleye başladılar. Bilimsel amaç, evrimi çürütmekti, tabii kötü bir niyetle değil. Her bilim insanı, uzmanı oldukları alanda incelemelere ve evrimsel çıkarımlara başvurmaya başladı. Ve denemelerin hiçbirinde ama hiçbirinde evrime zıt bir durumla karşılaşılmadı. Görünüşe göre biyolojinin her alanı, evrim ile aydınlanmaktaydı.

1900'lere kadar sadece türler ve değişebilirlikleri üzerinde duruldu. Evrim Teorisi'nin hala açıkları vardı, çünkü bir bireyi ortama uygun kılan özelliklerin nasıl yavrulara aktarıldığı, yani Doğal Seçilim'in sürerliliğine sebep olan faktörler bilinmiyordu. Ta ki 1900 yılında, Gregor Mendel'in aslında 1866'da yayınladığı kalıtım yasaları Hugo de Vries ve Carl Correns tarafından yeniden keşfedilip Dünya'ya ilan edilene kadar... İşte 1900 yılında gelen bu bilgi, evrimsel biyolojinin gidişatına hız kattı. Çünkü artık genetik bilimi doğuyordu ve Darwin, henüz bu gerçek keşfedilmeden, aslında genetik biliminin bir sonucu olarak çıkması gereken Evrim Teorisi'ni ortaya atabilmişti. İşte bilim insanlarının, evrimin bir doğa yasası olduğunu anlamaları, genetik sayesinde oldu. Ve 1900 yılından beri hiçbir bilim insanı, evrimin var olup olmadığını tartışmamaktadır (tabii gerçekten "bilim insanı" olan ve şahsi inançlarını işine karıştırmayanlar). 

Burada tekrar etmemizde fayda var: Günümüzde biliyoruz ki, evrim bir doğa yasasıdır. Fizik yasaları, canlılık ve Evren yerli yerinde durduğu sürece de mutlaka ama mutlaka var olacaktır. Ancak Evrim Teorisi, bu doğa yasasını açıklamak için ortaya atılmış bilimsel bir tezdir. Çürütülebilir, geliştirilebilir, değiştirilebilir, ilerletilebilir... Ki 1859'dan beri yapılan da budur. Ancak nasıl ki Newton'un Yerçekimi Teorisi, İzafiyet Teorisi ve Kuantum Mekaniği ile değiştirildiyse ve netleştirildiyse ama kütleçekim yasası olduğu gibi yerinde kaldıysa; Evrim Teorisi de ne kadar değişirse ve gelişirse gelişsin, evrim bir doğa yasası olarak kalmaya devam edecektir. Evrim çürütülemez. Evrim Teorisi çürütülüp, değiştirilebilir. Tabii böylesine kapsamlı ve bunca senedir, onlarca bilimden destek alıp onları besleyen bir kuramın tamamen çökmesi de artık olanaksızdır. Bilim insanları şu anda sadece Evrim Teorisi'ni daha derinleştirip, ufak eksiklerini tamamlamaya çalışmaktadır. Yoksa türlerin evrim geçirdiği ve farklılaştığı artık tartışılmaz bir gerçektir.

Mendel'in Yasaları'nın tekrar keşfedilmesi, Evrim'in nasıl sürdürüldüğünün (var olup olmadığının değil!) tartışmalarıyla ilgili olarak iki yeni ekolün doğmasına sebep olmuştur:

  • Sıçramacılık (Saltationism): Bu ekole ait bilim insanlarına göre genetik değişimler, ciddi etkilere sahip mutasyonlar ve değişimler ile olmaktadır. Evrim, kademeli olarak, Darwin'in açıkladığı gibi yavaş yavaş ilerlemez; tam tersine bir anda ve hızlı değişimler gözlenir. Bu ekolün doğmasına sebep olan şey, Mendel'in genetiğin çok hızlı bir şekilde değişebileceğini düşünmesidir. Mendel'e katılan insanlar, hızlı bir şekilde bu görüşe kaymışlardır.
  • Biyometrikçiler (Biometricians): Bu ekoldeki insanlar ise Mendel'in hatalı olduğunu ve deneysel verilerin gösterdiği gibi mutasyonların çok ani olması durumunda canlının yaşamını sürdüremeyeceği, dolayısıyla evrimin yavaş ilerleyen bir süreç olması gerektiğini savunurlar. Bu kişilere kademeliciler (gradualists) de denebilir.

Bu tartışmalar, yaklaşık 20 yıl kadar sürdü ve çok şiddetli geçti. Ancak tartışmaların kesilmesine sebep olan keşif, Thomas Hunt Morgan'dan geldi. Morgan, laboratuvarında günümüz modern biliminin de en sık kullandığı canlılardan biri olan Drosophila melanogaster (meyve sineği) üzerinde evrimsel biyoloji ile ilgili çalışmalar yaptı ve eldeki iki bilimin, evrimsel biyoloji ile genetik biliminin ortak noktasını keşfetti: popülasyon genetiği. İşin ilginç ve hayranlık duyulası tarafı ise Morgan'ın esasında bir sıçramacı olması; ancak laboratuvarında yaptığı çalışmalar sonucunda mutasyonların yeni türlerin oluşumunu tetikleyebileceğini ve bunların yavaş süreçler olduğunu göstermesi sonucu dürüstçe yanıldığını ilan edebilmesidir. Bu da bizlere, bilim insanları ile cahilce gördüklerine değil, duyduklarına ve inandıklarına sarılıp gerçekleri kabullenemeyen insanlar arasındaki farkı güzel bir şekilde göstermektedir.

Morgan'ın çalışmaları, genetik çeşitliliğin popülasyonlar içerisinde mutasyon sayesinde artabileceğini ortaya koydu. Bu çalışmalar Ronald Aylmer Fisher, John Burdon Sandersan Haldane ve Sewall Wright gibi bilimin dehası sayılan isimlerce bir adım öteye götürüldü. 1918'de Fisher, yayınladığı bir makalesinde biyometrikçiler tarafından sürekli artan genetik varyasyonların ölçülebilme sebebinin birbirinden uzak gen "lokusları"nın varlığı olabileceğini ortaya koydu.

1920 yılında JBS Haldane, endüstriyelleşme sonucunda sanayi kelebeklerinin (Biston betiluria) çeşitli varyasyonlarının popülasyon içerisinde değişeceğini gösteren Bernard Kettlewell'in bu görüşlerinin matematiğin işin içerisine dahil edilmesini sağlayarak ispatladı. Böylece evrimsel biyoloji, ilk defa ayrıntılı bir matematik ile değerlendirilmiş ve geçerliliği gösterilmiş oldu. 

Bunun ispatlanmasıyla birlikte Fisher, 1930 yılında Doğal Seçilim'in Genetik Teorisi (The Genetical Theory of Natural Selection) isimli kitabını yayınladı. Burada, Mendel genetiğinin evrimsel biyoloji ile tamamen uyumlu olduğunu ispatladı. Bundan güç alan Haldane, yaptığı matematiksel modellerle doğada evrimin Fisher'ın tahmin ettiğinden çok daha hızlı işleyebileceğini; ancak büyük sıçramalardan bahsedilemeyeceğini ortaya koydu.

Wright ve Fisher, araştırmaları sonucunda, genetiğin de işin içine dahil olmasıyla yeni bir evrim mekanizması keşfettiler: Genetik Sürüklenme. Bu konuyu, ilgili yazımızda açıklamıştık; ancak hatırlatmak gerekirse, popülasyon içerisindeki genetik dağılımın, zaman içerisinde popülasyonun rastlantısal karışımı sebebiyle değişmesine Genetik Sürüklenme diyoruz. Etkisi, büyük popülasyonlarda kısmen daha az olsa da, özellikle küçük popülasyonlarda evrimin en güçlü tetikleyicilerinden birisidir. Ancak Fisher ve Wright bunun etkisini çok daha üstün görmüş ve Doğal Seçilim ile kıyaslamışlardır. Bu, günümüzde bu halen tartışılan bir konu olsa da, bu tip bir kıyaslamadan ziyade, hangi türlerin hangi şartlar altında hangi mekanizmalar eşliğinde evrimleştiğini anlamaya çalışmaya odaklanmakta fayda vardır.

Tüm bunlar olurken, diğer bilimler de gelişmeye devam ediyordu. Örneğin Sigmund Freud evrimsel biyolojiyi psikoloji alanına dahil eden isim oldu ve bu sayede çağının çok ötesinde ve baş döndürecek kadar etkili psikanaliz kuramlar geliştirmeyi başardı. Paleontoloji hızla gelişiyordu ve Dünya'nın her yanında bilim insanları fosiller buluyordu. Bu fosiller ve daha önceden bulunabilenler, ilk defa evrimsel biyolojinin çatısı altında birleşiyor ve aralarındaki bağ kolayca görülebiliyordu. Taksonomi, evrimsel biyolojinin doğmasıyla birlikte kökünden değişti ve tüm canlılar arasındaki devasa evrim ağacı ilişkisi ortaya çıkarılmaya başlandı. Genetik, bu gelişmeleri destekliyor ve moleküler boyutta açıklıyordu. Sosyologlar, evrimsel biyolojiyi kullanarak insan toplumları arasındaki ilişkileri ilk defa net olarak aydınlatabilmeye başladılar. Kısaca bilimin her alanında, evrimsel biyoloji sayesinde devrim yaşanmaya başlamıştı.

Morgan'ın öğrencilerinden olan Theodosius Dobzhansky genetik biliminin bulgularını doğaya uygulayan ilk bilim insanı oldu. Genellikle Drosophila pseudobscura türü sineklerle çalıştı. Uzun yıllar süren uğraşları sonucunda, 1937 yılında Genetik ve Türlerin Kökeni (Genetics and the Origin of Species) isimli kitabını yayınladı. Bu kitap, bilim dünyasında yine büyük bir etki yarattı, çünkü genetik ile evrimsel biyoloji arasındaki tüm boşluklar doldurulmaktaydı. O günden sonra da zaten genetik bilimi, evrimsel biyolojinin ayrılmaz bir parçası haline geldi ve aralarındaki bağ, sonraki bilim insanlarınca da geliştirildi.

Dobzhansky, kitabında Haldene, Fisher ve Wright'ın araştırmalarını ele alıyor ve onları doğaya bağlayacak matematiksel formülasyonları ortaya koyuyordu. Kitabında, doğadaki popülasyonların, laboratuvarda hayal edilenden çok fazla genetik varyasyona sahip olduğunu da gösterdi. Ayıca genetik olarak "alt-popülasyon" olarak bulunan grupların evrimsel biyolojideki önemini de ortaya koydu. Dobzhansky, Doğal Seçilim'in hem genetik varyasyonları, hem de türlerin değişimini sürekli kılan bir özelliği olduğunu ispatladı. Kendisinden önce gelen ve araştırmaları Sovyetler Birliği tarafından durdurulan Sergei Chetverikov'un çalışmalarını ileriye götürerek çekinik genlerin evrim için önemini gösterdi ve popülasyon içerisinde çekinik genlerin çeşitlilik için bir rezervuar görevi gördüğünü açıkladı.

Daha sonra, Edmund Brisco Ford, araştırmalarıyla Dobzhansky'nin tamamlayıcısı olmuştur. Araştırmalarının sonucunda popülasyonlarda evrimin temel sebebinin genetik sürüklenmeden çok Doğal Seçilim olduğunu ortaya koymuştur; ancak bu sonuçlar, yukarıda açıkladığımız gibi halen tartışılmaktadır. Ford'u ayrıcalıklı kılan, evrimi doğada incelemiş olmasıdır. Pek çok diğer bilim insanı hızlı sonuçlar almak amacıyla kendisinin laboratuvara hapsederken Ford, doğanın içerisinde evrimsel biyolojinin etkilerini gözlemiştir. Bu sayede, araştırmalarının da etkisiyle evrim yeni bir bilimin doğumuna sebep olmuştur: Ekolojik Genetik. 

Özellikle güveler ve kelebekler üzerinde çalışarak Kettlewell ve Fisher'ın iddialarının doğruluğunu teyit etmiştir. İlk defa genetik çokbiçimlilik (İng: "genetic polymorphism") kavramını tanımlamıştır. Genetik çokbiçimlilik, aralarında en nadir olanının, sadece mutasyonlar ya da göç ile sayıları korunamayacak iki ya da daha fazla popülasyonun eş zamanlı olarak bir arada bulunmasına denir. Genetik çokbiçimlilik, sürekli ve sabit olarak Doğal Seçilim tarafından korunur. Ancak daha sonradan keşfedilmiş olan geçişken çokbiçimlilik (İng: "transient polymorphism") durumunda ise türler korunmaz ve biri, diğerini yok eder. Tanım olarak genetik çokbiçimlilik tür içerisindeki tipler arasındaki dengeyle ilgilidir. Bu yüzden Ford'un çalışmaları, evrimsel biyolojinin laboratuvar ile doğa arasındaki uyumunu göstermiştir. Ford bu açıklamaları kullanarak insan kan gruplarının da popülasyon içerisinde hastalıklara karşı mücadele amacıyla korunduğunu ortaya atmıştır.

Evrimsel biyoloji denince akla gelen en büyük isimlerden biri olan Ernst Mayr, evrimsel biyolojiye en büyük katkıyı Sistematik ve Türlerin Kökeni (Systematics and the Origin of Species) isimli kitabıyla yapmıştır. 1942 yılında basılan kitap, allopatrik türleşme kavramının önemini ortaya koymuştur. Mayr, simpatrik türleşme konusunda şüphecidir ve coğrafi izolasyon olmadan türleşmenin gerçekleşebileceğine inanmamıştır. Ne var ki kendisinin bu düşüncesi, günümüzde hatalıdır.

Mayr ayrıca tür tanımını da netleştirmek için çalışmalarda bulunmuş ve biyolojik tür kavramını ortaya atmıştır. Mayr'ın açıklamaları sonucunda tür kavramı "diğer tüm popülasyonlardan izole olmuş durumda, kendi içerisinde çiftleşebilen veya çiftleşme potansiyeli bulunan canlılar" olarak tanımlanmıştır. İlgili yazımızda belirttiğimiz gibi, günümüzdeki tür tanımı biraz daha kapsamlıdır; ancak Mayr'ın bu konudaki katkıları su götürmezdir.

1920 yılında Bernhard Rensch'in çok tipli popülasyonların evrimsel süreçleri ile ilgili yaptığı çalışmalardan etkilenmiş ve bu konu üzerine eğilmiştir. Bu popülasyonların özellikle mevsim değişimleri gibi faktörlere verdikleri cevaplarla ilgilenmiştir. 1947 yılında Rensch'in yayınladığı Türler Düzeyinin Üzerindeki Evrim (die Transspezifische Evolution) isimli kitabında, evrimsel biyolojinin sadece türlerin evrimini değil, türleri kapsayan ailelerin, takımların, sınıfların ve hatta filumların evrimini açıklayabileceğini göstermiştir. Bu çalışmaları sayesinde Almanya'da evrim çok hızlı bir şekilde kabul edilmiş ve gelişmiştir.

Tüm bu bilimsel devrime paleontolojiyi katan isim ise George Gaylord Simpson olmuştur. 1944 yılında yayınladığı Evrim'de Mod ve Tempo (Mode and Tempo In Evolution) isimli kitabında paleontolojik verilerin tamamının evrimsel biyoloji ile uyumlu olduğunu göstermiştir. Simpson'ın bu çalışması gerçekten çok önemlidir, çünkü ondan önceki paleontologlar, evrimin Doğal Seçilim gibi yavaş bir süreçle ilerlediğini kabul etmiyorlardı. Bunun sebebi de fosillerin çok nadir oluşuyor ve bulunuyor olması, bunun sonucunda da eldeki fosillerin sanki büyük sıçramalarla canlıların değiştiğini gösteriyor olmasıdır. Yani "ara tür" kavramının yanlış anlaşılması, bu sorunlara sebep olmaktadır (ve günümüzdeki bilim düşmanları da, günümüzden 70 sene önceki insanların düştüğü hatayı sürdürmektedirler).

Ne var ki Simpson durumu net bir şekilde açıklamış ve paleontolojinin tüm verilerinin evrimsel biyolojiyi ve yavaş, kademeli bir süreci desteklediğini ispatlamıştır. Atların evrimini ele alarak türler arasında doğrusal bir evrim süreci olabileceğini göstermiştir (gariptir ki günümüzdeki bilim düşmanları atların evriminin asla açıklanamadığını iddia etmektedirler). Simpson, evrimsel biyolojinin de söylediği gibi türlerin dallanarak, önceden tahmin edilemeyen ve kesintili bir süreç olduğunu göstermiş, fosilleşmenin zorluklarını ortaya koyarak neden elimizde her canlıya ait yüzbinlerce fosil olmadığını izah etmiştir. 

Botanik bilimini evrimsel biyoloji sürecine katan isim ise Leynard Stebbins olmuştur. En önemli çalışması olan ve 1950 yılında basılan Bitkilerde Çeşitlilik ve Evrim (Variation and Evolution In Plants) isimli kitabında hibridizasyon ve çok-kromozomluluk (polyploidy) durumunun evrimsel önemini açıklamıştır.

1960'lı yıllarda, William Donald Hamilton, George Williams ve John Maynard Smith, evrimsel biyolojiyi bir adım daha öteye taşıyan isimler olmuştur. Bu isimlerin evrimsel biyolojiye en büyük katkıları, genler üzerinde aşırı durarak genetiğin evrimsel biyoloji üzerindeki etkilerinin çok daha net anlaşılmasını sağlamışlardır ve gen merkezli evrim görüşü dediğimiz görüşü oluşturmuşlardır. Artık evrimsel biyoloji, sadece Doğal Seçilim ile sürüklenen bir süreç olmaktan çıkarak, doğanın her alanına yayılmış bir doğa yasası olarak evrimi ele almaya başlamıştır. DNA ve genetiğin etkileri daha da netleştirilmiş, akraba seçilimi, şefkat, acıma, türleşme gibi kavramlar çok daha açık olarak anlaşılabilmiştir. 

1976 yılında Richard Dawkins Bencil Gen (The Selfish Gene) isimli kitabında genlerin tek gerçek seçilim birimi olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca Dawkins mem kavramını geliştirmiş ve evrimsel biyolojinin, biyoloji dışındaki alanlarda da açıklamalar yapabileceğini ileri sürmüştür.

Öte yandan Stephen Jay Gould ve onun ekolünden bilim insanları bunu şiddetle reddetmişler ve her şeyin genlerle açıklanmasının yanlış olduğunu ileri sürmüşlerdir. Çalışmalarıyla dikkatleri yine genlerden, bir bütün olarak organizmalara çekmişlerdir ve seçilimden etkilenen birimlerin genler değil, organizmalar olduğunu ileri sürmüşlerdir.

1972 yılında Gould ve Niles Eldredge, sıçramalı denge (İng: "punctuated equilibrium") kavramını ortaya atmışlardır. Buna göre evrim, uzun süreli denge halinden sonra, ani çevresel değişimlere bağlı olarak hızla gelişmekte ve çok kısa sürede bir sürü yeni türün evrimleşmesine olanak tanımaktadır. Sonrasında ise tekrar uzun bir sabitlik, sakinlik dönemine girmektedir. Yani bu bilim insanlarına göre kademeli bir değişim gerçek olsa da, asıl büyük değişimleri ani sıçramalar yaratmaktadır. Bu görüşleri, Kambriyen Patlaması gibi kısa sürede meydana gelen büyük değişimleri açıklasa da, bu patlamaların düşünüldüğü kadar kısa sürede olmadığına dair elimize gelen yeni bulgulardan ötürü açıklamaları şüpheli görünmektedir. Günümüzde genel olarak kabul gören, sıçramaların kimi zaman etkili olsa da, asıl sürecin kademeli bir evrim ile olduğu şeklindedir.

1980 yılında keşfedilen Hox genleri, pek çok soruya yanıt vermiştir. Bu genlerde meydana gelen rastgele mutasyonlar çoğu zaman ölümcül sonuçlar doğursa da, morfolojik açıdan çok ciddi varyasyon yaratma kapasitesine sahiptirler ve pek çok durumda oluşan mutantlar hayatta kalabilmektedir. İşte bu, hem kademeli evrim için, hem de sıçramalı evrim için bir dayanak noktası olmuştur. Bu keşif sayesinde pek çok ara geçiş türünün nasıl evrimleştiği açıklanmış ve açıklamalar geliştirilmiştir.

21. yüzyıla doğru ise her alanda yapılan keşifler adeta evrimsel biyolojinin birleştirici gücünü ilan eder şekildedir. Evrimsel biyoloji iyice spesifikleşmiş, moleküler genetik ve bilgisayar bilimleri gibi diğer bilim ve teknolojilerden de güç alarak bir adım öteye gitmiştir. Evrimsel biyoloji sayesinde yeni yüzyılda birçok yeni bilim dalı doğmuştur: paleobiyoloji, evrimsel gelişim biyolojisi, evrimsel sistematik bilimi, filogenetik bilimi ve daha onlarcası...

Gelişen teknoloji sayesinde genler tek tek ve özenle takip edilebilmekte, birbirlerinden ayırarak incelenebilmekte ve hatta istenildiği gibi manipüle edilebilmektedir. Tüm bunlar, evrimsel biyoloji sayesinde doğayı daha iyi anlamamız, genlerin neden ve nasıl hücrelerimizde yer ettiğini ve nasıl birbirlerine bağlandığını anlamamız sayesinde gelişebilmiştir. Mutasyonların yüzlerce türü tanımlanmış, seçilim mekanizmalarının onlarca alt dalı belirlenmiş, yeni evrim mekanizmaları keşfedilmiş, genlerin birbirleriyle ilişkileri çözülmüş ve daha nice dev adım atılmıştır. Tüm bunların büyüleyici yanı ise, her bir gelişimin evrimsel biyolojiyi doğrular ve ondan güç alır nitelikte olmasıdır. 

Günümüzde, hemen her bilim evrimsel biyolojiyi doğrulayan veriler vermektedir. Bunun açıklaması da çok basittir: Evrimsel biyoloji, bir doğa yasası olan evrimi açıklamayı başaran bilimdir. Ve her canlı, bu doğa yasasına göre var olabildiğine göre, elbette ki doğanın herhangi bir kısmını, özellikle de canlıları ilgilendiren bir kısmını anlamaya çalıştığımızda karşımıza çıkacak olan yine bu yasadır. 

Aşağıda, günümüzde diğer bilimler ile evrimsel biyolojinin ilişkisini gösteren bir figür görmektesiniz:

Buradaki okları takip ederek Evrimsel Biyoloji'nin çalışma ve gelişme biçimini görebilirsiniz. İşte bütün bu bilimleri birbirine bağlayan bilimin adı evrimsel biyoloji, bilimlerin birbirine bağlanmasına ise Modern Sentez denmektedir.

Canlılar evrimleşir. Bu bir doğa yasasıdır. Buna, evrim denir. Bu yasanın nasıl ve neden çalıştığını açıklayan bilgiler bütününe Evrim Teorisi denir. Bu teorini geliştiren, değiştiren, evrimleştiren araştırmaların süregeldiği bilim sahasına ise Evrimsel Biyoloji... Evrim Teorisi, evrimsel biyoloji çalışmaları sayesinde uzun yıllardır evrimleşmektedir. Yani evrim de, canlılar gibi evrimleşmektedir. Kötü olan yaklaşımlar elenmekte, iyi olanlar seçilip hayatta kalmaktadır. Bu iyi fikirler, araştırmalar, yaklaşımlar, tıpkı mutasyona uğrayan canlılar gibi "fikir mutasyonuna" uğrayarak bir miktar farklılaşır. Bu mutant fikirlerden de en iyileri (en açıklayıcı, isabetli, doğru olanları) hayatta kalır ve çoğalır, diğerleri elenir. Böylece bir fikir, basit bir adamın aklında dönen olası bir açıklamadan, insanlık tarihinin gördüğü en güçlü bilim sahasına dönüşür. İşte bu görselde, evrimin evriminin tarihini inceleyeceğiz. Dev boyutta çıktısını odanıza veya okulunuza asabilir, birçok kişinin bu bilgilerden faydalanabilirsiniz. Aşağıdaki kaynak bağlantısına tıklayarak büyük boyda görebilirsiniz.
Canlılar evrimleşir. Bu bir doğa yasasıdır. Buna, evrim denir. Bu yasanın nasıl ve neden çalıştığını açıklayan bilgiler bütününe Evrim Teorisi denir. Bu teorini geliştiren, değiştiren, evrimleştiren araştırmaların süregeldiği bilim sahasına ise Evrimsel Biyoloji... Evrim Teorisi, evrimsel biyoloji çalışmaları sayesinde uzun yıllardır evrimleşmektedir. Yani evrim de, canlılar gibi evrimleşmektedir. Kötü olan yaklaşımlar elenmekte, iyi olanlar seçilip hayatta kalmaktadır. Bu iyi fikirler, araştırmalar, yaklaşımlar, tıpkı mutasyona uğrayan canlılar gibi "fikir mutasyonuna" uğrayarak bir miktar farklılaşır. Bu mutant fikirlerden de en iyileri (en açıklayıcı, isabetli, doğru olanları) hayatta kalır ve çoğalır, diğerleri elenir. Böylece bir fikir, basit bir adamın aklında dönen olası bir açıklamadan, insanlık tarihinin gördüğü en güçlü bilim sahasına dönüşür. İşte bu görselde, evrimin evriminin tarihini inceleyeceğiz. Dev boyutta çıktısını odanıza veya okulunuza asabilir, birçok kişinin bu bilgilerden faydalanabilirsiniz. Aşağıdaki kaynak bağlantısına tıklayarak büyük boyda görebilirsiniz.
Evrim Ağacı

Günümüzde, evrimsel biyoloji sadece canlıların birbirleriyle ilişkilerini değil, aynı zamanda bilimlerin birbirleriyle ilişkilerini tamamlamıştır. Bilimlerin çok büyük bir kısmı canlılarla doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilenmektedir. Dolayısıyla canlıları birbirine bağlayan bir yasa ve bu yasayı açıklayabilecek kuram, bilimleri de birbirine bağlayacaktır.

İşte evrimin 3000 yıllık tarihinden gücünü alan Charles Robert Darwin bu meşaleyi yakmış, doğadaki evrim yasasını fark edebilen onlarca düşünür ve filozoftan aldığı bilgiyi bilime çevirmiş ve yasayı açıklamak üzere Evrim Teorisi'ni ortaya atmıştır. Kendisinden sonra gelen onlarca, yüzlerce, yüz binlerce bilim insanı da bu bilgiyi düzeltmiş, geliştirmiş, güçlendirmiş; kısaca evrimleştirmiştir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 5
  • Muhteşem! 2
  • Bilim Budur! 2
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 2
  • Merak Uyandırıcı! 2
  • Umut Verici! 1
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 29/09/2020 20:06:05 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/245

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Karma
Agora
Kafatası
Dinozor
Yapay Seçilim
Sağlık Örgütü
Virüs
Fare
Ribozim
Mucize
Dinozorlar
Karbonhidrat
Kemik
Avcı
Evrimsel Antropoloji
Uzay
Davranış
İspat
Akciğer
Dünya Dışı Yaşam
Doğa Yasası
Yıldız
Tüy
Diş Hekimi
Öğrenme Alanı
Sağlık Personeli
Deri
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim şöyle çalışır: Hata yapmıyorsan, bilim yapmıyorsun demektir. Eğer yaptığın hataları düzeltmiyorsan, kesinlikle bilim yapmıyorsun demektir. Hatalı olduğunu kabul edemiyorsan, hiç yapma daha iyi.”
Anonim
Geri Bildirim Gönder