Rönesans'ın Devlerinden Türk Algısı : Erasmus
Barış İsteyen Hümanistin Karşısında Büyüyen Osmanlı
google commons
- Blog Yazısı
Desiderius Erasmus ;
:sharpen(0.5,0.5,true)/content%2F0c1a02ee-8e28-49f6-a589-2078e9d7b5c0.jpeg)
Desiderius Erasmus, 1466 (ya da 1469) civarında, dönemin Avrupa'sının ticari ve kültürel kalbi olan Hollanda'nın Rotterdam şehrinde doğdu. Yaşamının büyük bir bölümü, bugün modern ulus-devletler olarak bildiğimiz İngiltere, Fransa, İsviçre, Almanya ve İtalya gibi çok sayıda krallık, şehir devleti ve Kutsal Roma İmparatorluğu toprağı arasında sürekli bir göç ve seyahatle geçti. Bu hareketli hayat tarzı, onun düşünce yapısının temellerini attı. Bu sayede dönemin siyasi hırslarını, dini çatışmalarını ve askeri hazırlıkları tüm bu yerlerde yerinde görme fırsatı buldu.[3] O dönemde Avrupa'nın Hristiyan liderleri Türk tehlikesine karşı birleşme çağrısı yaparken, Erasmus bu liderlerin kendi iç düzenlerini ve ahlaklarını sorgulamaları gerektiğini düşünüyordu.
Neydi Bu Türk Tehlikesi ?
Dönem, Kanuni Sultan Süleyman'ın İmparatorluğunun zirvesine ulaştığı dönemdir. 1526'daki Mohaç Meydan Muharebesi, Macaristan Krallığı'nı fiilen sona erdirmiş, Macar soylusu John Zápolya'yı Osmanlı'ya bağlı bir vasal haline getirmişti. Türk ordusu Kutsal Roma İmparatorluğu'nun kalbi sayılan Viyana'ya ulaşmış ve şehri kuşatmak istiyordur. Osmanlı, artık sadece Balkanlar'ın değil, Orta Avrupa'nın da kaderini belirleyen güçtü. Osmanlu bunu yaparak ticaret yollarını ve Akdeniz'in önemli limanlarını da kontrol altına almıştı. Avrupa'daki iç karışıklıklar bu durumu daha da kolaylaştırıyordu. Habsburg İmparatoru I. Ferdinand (Macaristan tahtı üzerinde hak iddia eden) ile Fransa Kralı I. François arasındaki savaşlar ve Martin Luther'in başlattığı Reform hareketi, Hristiyan prenslerinin ortak bir cephe oluşturmasını engelliyordu.
:sharpen(0.5,0.5,true)/content%2F4de0e741-40e9-4e3d-9e72-f162c93692c9.jpeg)
:sharpen(0.5,0.5,true)/content%2F5b661f37-ea0f-4294-9593-5cf150cfc493.jpeg)
Erasmus'un Genel Dünya Görüşü
Erasmus'un felsefesinin kalbinde, Mesih'in Felsefesi (Philosophia Christi) olarak adlandırdığı bir ilke yatar. Bu, karmaşık teolojik dogmalara ve yozlaşmış ritüellere karşı çıkan, İncil'in basit, pratik ve ahlaki öğretilerine dönüş çağrısıdır. Savaş, onun için "Barbarlık Bilmeyenlere Hoş Görünür" (Dulce bellum inexpertis) aforizmasında özetlediği gibi, akıl ve dindarlığın tam tersidir.[4]
:sharpen(0.5,0.5,true)/content%2F17723ccd-110f-4352-9033-6d001705cacd.jpeg)
Erasmus ve Türklerle Savaş
Bu yazarların biri güç bela bir araya getirilebilmiş konuşma metinlerinde retorik ya da felsefeyi över, öbürü bir prense övgüler düzer, biri de Türklere karşı savaşa teşvik eder, başka biri gaipten dem vurur, diğeri ise keçi kılıyla ilgili ıvır zıvır bazı sorular üretir.[2]
Deliliğe Övgü adlı hicvinde Avrupa'daki aşırı Türk düşmanlığını ve bunun nasıl yararsız olduğunu bu şekilde ele alır. Ancak tabii ki bu bu hicvin yazılış amacı farklıdır ve Türk tehlikesinden birkaç sene önce yazılmıştır. Erasmus'un yakın dostu Thomas More'un evinde, neşeli ve hiciv dolu bir ruh haliyle yazılmıştır. Amacı, kilisenin, din adamlarının ve toplumun genel ahlaki kusurlarını mizahi bir dille eleştirmektir. Bu eserde Türk tehdidi henüz Avrupa'nın ana gündemi değildir. Tehlike Türk ordusunun 1529 senesinde Sultan Süleyman önderliğinde Viyana'yı kuşatması ile başlar. 1 sene sonra 1530'da doğrudan bu tehdide ve oluşan paniğe cevap olarak Consultatio de bello Turcis Inferendo adlı mektubunu Johann Rinck adlı kiliye hitaben yazar.[1] Tam başlığı Utilissima Consultatio de bello Turcis inferendo ve De Bello Turcico (Türklerle Yapılacak Savaş Hakkında En Faydalı İstişare ve Türk Savaşı Üzerine) 'dur. Eser, İmparator I. Ferdinand'ın danışmanı Johann Rinck'e ithaf edilmiştir. Ayrıca son kısmında İskoç hümanist Hector Boece'e hitaben yazılmış mektup da bulunur. Ancak bu son kısımdakş mektup Türklerle alakalı değildir. Konumuz olan mektubun temel amacı Osmanlı tehdidi karşısında nasıl savaşılacağı sorusuna askeri değil, ahlaki ve teolojik bir cevap sunmaktır.
Birçok kişi savaşın sinirlerinin (kaynaklarının/parasının) toplanmasıyla, bazıları komutanlar ve savaş makineleriyle ilgileniyor; oysa tüm bu işin başı olan ve herkesi eşit derecede ilgilendiren, hayatı daha iyiye doğru değiştirmeyi düşünen kimseyi neredeyse göremiyorum.[1]
Girişi ile başlar mektup. Erasmus, temel sorunun Hristiyan toplumlarındaki ahlaksızlık ve cahilliklerin olduğunu iddia eder ve savaş yöntemlerinden ise bunlara niçin odaklanılmadığını sorar.
Öyleyse, bunca kez bizi çağıran Rab'be karşı sağır olmamalıyız; ki O, şimdi yine Türklerin alışılmadık vahşeti aracılığıyla bizi çağırıyor; ve bizim bu sağırlığımız daha da affedilmezdir, zira defalarca uyarılmamıza rağmen akıllanmıyoruz.[1]
[Tanrı] Türkleri bize musallat etti, tıpkı eskiden Mısırlılar'a kurbağa, sivrisinek ve çekirge gönderdiği gibi.[1]
Evrim Ağacı'ndan MesajAslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Kitapta birçok kez Luther'e de atıfta bulunarak Hristiyan topluluğunun bazı kesimlerindeki; Türklerin deccal olması ve Tanrı İsa tarafından cezalandırma amacıyla gönderildiği fikrinden bahseder. Kendisi tam olarak bu fikre katılmasa da çok kez düşündüğü fikirleri aktarmak için bu düşünce şeklini de kullanır.
Barbar bir halk, karanlık kökenli [Türkler], Hristiyan halkına zincirlerle bağladıktan sonra, bize karşı nasıl bir vahşet uygulamadılar ki? Kaç şehri, kaç adayı, kaç eyaleti Hristiyan egemenliğinden alıp, dinimizin egemenliğini ne kadar geniş bir alandan ne kadar dar bir alana indirgediler?[1]
Kitapta birçok yerde Türkleri kötüler ve barbar olmak ile suçlar. Türkler onun için doğudan gelmiş ve geçtiği tüm toprakları yağmalayan barbarlardır. Türklerin boyunduruğu altında yaşayıp mutlu olmayan, Türkler içinde barbarlıktan sıkılmış bölüm halklar olduğunu düşünür ve kendilerinin daha dürüst ve ahlaklı yöneticiler olduklarını görürlerse savaşmadan onları kazanabileceklerine inanır. Savaşmak yerine önce barışıp sonra türkleri asimile edebileceklerine inandığını da yazar onun için bu da bir seçenektir. Putperestlerin Roma'da asimile edilmesiyle benzetme kurar ve Türklere de aynısını yapabileceklerini anlatır.[1]
Birkaç sayfa Türklerin ve Osmanlı hanedanının Viyana Kuşatma'sına kadar olan tarihi olaylarını yazar ancak burada çokça propaganda ve hata da yapmıştır. Türkleri yerdiği kadar, Hristiyanları ve kralları da eleştirir.
Türkler'e karşı sık sık silahlar çekilmiştir, ama şimdiye kadar başarımız az olmuştur; bunun nedeni Tanrı'yı gücendiren şeyleri bir kenara atmamızdan, ya da zafer umudunu kendi gücümüze bağlamamızdan dolayıdır.[1]
Savaşların kayıplarının asıl nedeni, yozlaşmadır. Krallar kendilerini bilmez hale gelmiş, Türklerle savaş bahanesi ile olağandışı vergiler toplamakta ve asla halk için harcamamaktadır. Prensler hak ettiklerinden çok daha fazlasına sahiptirler ve cahillerdir. İsa'nın öğretilerinden uzaklaşılmış, tamamen yozlaşmış bir halk ile karşı karşıyadır.
:sharpen(0.5,0.5,true)/content%2F09d38b39-2e09-42cd-adce-a57fb6224160.jpeg)
Bu Reformasyon dönemi gravürü, Erasmus'un mektubundaki ahlaki eleştirisinin özünü yansıtır. Sol tarafta Hz. Davut'un ve Manasse'nin tevazuyla yere kapanıp ilahi affı beklediği görülürken, sağ tarafta Kilise'nin ruhani görevini tamamen terk edip, dünyevi meselelere odaklandığı tasvir edilmiştir. Erasmus, din adamlarının "daha onurlu olan ruhani hizmeti" ihmal edip, "kurşun veya demirden" daha fazla zevk alarak dünyevi güce yönelmelerine şaşırdığını dile getirir. Ona göre, Kardinallerin ve Kilise büyüklerinin eylemleri ile eski Hristiyan kayıtları arasında muazzam bir fark vardır; bu durum, Hristiyanları lüks, hırs, açgözlülük ve zorbalığa (luxus, ambitionis auaritie, ac tyrannidis) itmektedir. Hatta Erasmus, Papa X. Leo'nun savaş için para toplama amacıyla gönderdiği Kardinal elçilerin faaliyetlerinin, Luther'in isyanından önce bile ne kadar yozlaşmış olduğunu gösterdiğini ima eder. Ona göre asıl düşman Tuna'nın ötesinde değil, bu lüksün içindedir.[1]
Türklerin tarihini görmezden gelir;
Bazı bilgeler vardır ki Ptolemy(Batlamyus)'nin Asya Sarımatyası'nda saydığı Turciler yerine Turcas ya da Tuccas olarak okunması gerektiğini düşünmüşlerdir. Zira yazarların hangisi Tuscileri Asya'ya yerleştirmişlerdir ?[1]
Erasmus burada, Batlamyus'un hata yaptığını ve Türklerin isimleri karıştırılacak kadar değersiz olduklarını iddia eder.
Erasmus'a Göre Çözüm
Kuşatmadan önce Macaristan'da Kanuni Sultan Süleyman stratejik bir kararla Zápolya János'u destekledi. Osmanlı'nın amacı Macaristan'ı doğrudan fethetmekten ziyade, Macaristan'ı Osmanlı'ya bağlı (vasal) ve zayıf bir tampon devlet olarak kullanmaktı. Yanoş, Habsburgların eline geçmesini engellediği sürece Osmanlı için kullanışlı bir müttefikti.
Diyorlar ki: "O krallığı Ioannes (János Zápolya)ile paylaşmak ya da hatta tamamen ona devretmek, bu kadar güçlü ve kanlı bir milleti Hristiyanlara karşı kışkırtmaktan daha akıllıca olurdu. Çünkü her zaman hukuku zorlamak gerekmez, bazen neyin yararlı olduğunu görmek gerekir.''
Mektubunda savaşın yalnızca gerektiği zaman, askerler ve liderler tarafından yapılması gerektiğini savunur. Mektubunda bahsettiği çözümler ana fikirleriyle maddelersek şunlardı:
- Macaristan devlet işlerine karışmamak ve bu kargaşaya en başından girmeden çözmeye çalışmak.
- Hristiyan topluluklarını yozlaşmadan; kralları ve liderleri cahillikten kurtarmak.
- İsa'nın öğretilerine dönmek.
- Türkleri, kendi ülkelerinde ve işgal ettiği bölgelerde asimile etmek.
- Kazanç elde etmeleri durumunda, kazandıkları toprakların düzgün yönetilmeleri için liderler yetiştirmek.
Desiderius Erasmus, Avrupa'ya şunu haykırıyordu: Türkler, Tanrı'nın bir cezasıysa, kılıçla savaşmak yerine tövbe ile barış yapılmalıdır. O, savaşın kaçınılmaz olduğu bir dönemde, hukuki hakları bir kenara bırakıp, diplomatik çözümü ve asimilasyon potansiyelini savunan radikal bir entelektüeldi.
- 2
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ a b c d e f g h i Desiderius Erasmus. (1530). Utilissima Consultatio De Bello Turcis Inferendo, Et Obiter Enarratus Psalmus Xxviii.. sf: 118.
- ^ Desiderius Erasmus. (2010). Deliliğe Övgü. ISBN: 9789759971465. Yayınevi: Kabalcı Yayınevi. sf: 222.
- ^ Eric MacPhail. Desiderius Erasmus (1468?—1536). (22 Ekim 2025). Alındığı Tarih: 6 Ekim 2025. Alındığı Yer: Internet Encyclopedia of Philosophy | Arşiv Bağlantısı
- ^ Stefan Zweig. Rotterdamlı Erasmus. ISBN: 9789750727320, 97507. Yayınevi: Can Yayınları. sf: 206.
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 08/02/2026 06:16:34 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/21565
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.