Mavi Bir Yalan: Atmosferin Ardındaki Kaotik Karanlık
Bı etrafınıza bakın. Gökyüzü kaotik evrene nazaran mavi ve gayet düzenli. Gelin bu yazımızda bir bu farklılıkları işleyelim.
- Blog Yazısı
Evren, özünde tamamen karanlıktır.
Bugün biliyoruz ki evrenin çok büyük bir kısmı hiçbir ışıkla temas halinde değildir; zifiri bir sessizlik ve karanlık hüküm sürüyor.
Ancak yaşam formunun süreklilik gösterdiği Dünya, adeta evrene bu konuda meydan okuyan bir felsefeye sahiptir.
Gökyüzünün o kendine has maviliği; aslında Güneş’ten gelen beyaz ışığın atmosferimizdeki gaz molekülleriyle girdiği etkileşimin bir oyunudur. Güneş ışığı, gökkuşağının tüm renklerini barındıran elektromanyetik bir tayfa sahiptir.
Ne harika değil mi?
Bu ışık atmosferdeki azot ve oksijen moleküllerine çarptığında Rayleigh Saçılması adı verilen fiziksel olay gerçekleşir.
Bu kurala göre; mavi gibi kısa dalga boylu renkler, kırmızı gibi uzun dalga boylu renklere kıyasla çok daha şiddetli bir şekilde her yöne saçılırlar. İşte biz de bu saçılan mavi ışığı algılarız.
Aslında menekşe (mor) rengi, maviden daha kısa bir dalga boyuna sahiptir. Ancak Güneş’in bize gönderdiği ışıkta mavi miktarının daha fazla olması ve insan gözünün evrimsel olarak maviye daha duyarlı bir anatomiye sahip olması sebebiyle biz gökyüzünü masmavi görürüz.
Tek suçlu evrim!
Bütün sır buradadır!
Eğer bir atmosferimiz olmasaydı, ışığı saçacak bir engel de bulunmayacağı için uzayın o derin ve kaotik karanlığıyla doğrudan yüzleşmek zorunda kalırdık. Örneğin Ay'ın bir atmosferi (neredeyse) yoktur; bu yüzden Ay yüzeyinden evreni doğal haliyle, yani karanlık olarak görebiliyoruz.
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Tabii bunun da bir sonucu var.
Durmadan bir metaor yağmuru ve her türlü yabancı cisim.
Lakin bizim varlığımızı koruyan bir "örtümüz" olduğu için evreni her an tüm çıplaklığıyla izleyemiyoruz. Tek çaremiz, Güneş’in olmadığı "gece" vakitleri.
Aslına bakıldığında Güneş, temel gerçeklik algımızı bozmaktadır. Biz insanlar bir günü "sabah" veya "aydınlık" olarak tanımlarız ancak çok iyi biliriz ki evren aslında sadece karanlık bir denizdir.
Bizler, bir yıldızın yakınında bulunan bir toz zerresiyiz ve atmosfer yani "ışık kırıcı" sayesinde kendimizi bir aydınlık fanusunda hayal ediyoruz. Karanlık bir okyanusta, elinde küçücük bir fenerle yürüyen ve o fenerin aydınlattığı alanı "tüm dünya" sanan yolcularız.
Oysa insanlık sadece soluk mavi bir nokta...
Bir de şunu hayal edin:
İnsanlık istenilen seviyede gelişmiş ve artık Mars’ta bir koloni kurmuşuz. Sizin çocuklarınız orada doğup büyüdü ve Dünya ile hiç bir temas kurmadılar. Siz ise orada yaşlanan nadir dünyalılardan birisiniz.
O çocuklar "mavi bir gökyüzü" kavramını hayal etmekte dahi zorlanırken; siz çocukluğunuzu o uçsuz bucaksız maviliğin altında geçirdiğinizi anlatıyorsunuz.
Mars'ta gündüzleri turuncu olan gökyüzü, sadece Güneş batarken kısa bir süreliğine maviye dönerken, sizin "tüm gün süren mavi gökyüzü" anınız onlar için imkansız bir masal gibi gelecektir.
Belki de evrenin bu yoğunluk seviyesinde bulunan nadir bir gezegende, "mavi gökyüzü" ile büyümek harika bir yaşamdır.
Çünkü bu mavilik, evrenin bize sunduğu en büyük görsel hediyelerden biridir.
Peki, sizce gerçeklik; evrenin o soğuk ve karanlık Evren, özünde tamamen karanlıktır.
Bugün biliyoruz ki evrenin çok büyük bir kısmı hiçbir ışıkla temas halinde değildir; zifiri bir sessizlik ve karanlık hakimdir.
Ancak yaşam formunun süreklilik gösterdiği Dünya, adeta evrene bu konuda meydan okuyan bir felsefeye sahiptir.
Gökyüzünün o kendine has maviliği; aslında Güneş’ten gelen beyaz ışığın atmosferimizdeki gaz molekülleriyle girdiği etkileşimin bir oyunudur. Güneş ışığı, gökkuşağının tüm renklerini barındıran elektromanyetik bir tayfa sahiptir.
Bu ışık atmosferdeki azot ve oksijen moleküllerine çarptığında Rayleigh Saçılması adı verilen fiziksel olay gerçekleşir.
Bu kurala göre; mavi gibi kısa dalga boylu renkler, kırmızı gibi uzun dalga boylu renklere kıyasla çok daha şiddetli bir şekilde her yöne saçılırlar. İşte biz de bu saçılan mavi ışığı algılarız.
Aslında menekşe (mor) rengi, maviden bile daha kısa bir dalga boyuna sahiptir. Ancak Güneş’in bize gönderdiği ışıkta mavi miktarının daha fazla olması ve insan gözünün evrimsel olarak maviye daha duyarlı bir anatomiye sahip olması sebebiyle biz gökyüzünü masmavi görürüz.
Bütün sır buradadır!
Eğer bir atmosferimiz olmasaydı, ışığı saçacak bir engel de bulunmayacağı için uzayın o derin ve kaotik karanlığıyla doğrudan yüzleşmek zorunda kalırdık. Örneğin Ay'ın bir atmosferi (neredeyse) yoktur; bu yüzden Ay yüzeyinden evreni doğal haliyle, yani karanlık olarak görebiliyoruz.
Lakin bizim varlığımızı koruyan bir "örtümüz" olduğu için evreni her an tüm çıplaklığıyla izleyemiyoruz. Tek çaremiz, Güneş’in olmadığı o kısa zaman dilimleridir.
Aslına bakıldığında Güneş, temel gerçeklik algımızı bozmaktadır. Biz insanlar bir günü "sabah" veya "aydınlık" olarak tanımlarız; ancak çok iyi biliriz ki evren aslında sadece karanlık bir denizdir.
Bizler, bir yıldızın çok yakınındaki küçük bir kayanın üzerinde, atmosfer denilen incecik bir "ışık kırıcı" sayesinde kendimizi bir aydınlık fanusunda hayal ediyoruz. Karanlık bir okyanusta, elinde küçücük bir fenerle yürüyen ve o fenerin aydınlattığı alanı "tüm dünya" sanan yolcularız.
Bir de şunu hayal edin:
İnsanlık istenilen seviyede gelişmiş ve artık Mars’ta bir koloni kurmuşuz. Sizin çocuklarınız orada doğup büyüdü ve Dünya ile hiç fiziksel temas kurmadılar. Siz ise orada yaşlanan nadir dünyalılardan birisiniz.
O çocuklar "mavi bir gökyüzü" kavramını hayal etmekte dahi zorlanırken; siz çocukluğunuzu o uçsuz bucaksız maviliğin altında geçirdiğinizi anlatıyorsunuz. Mars'ta gündüzleri turuncu olan gökyüzü, sadece Güneş batarken kısa bir süreliğine maviye dönerken, sizin "tüm gün süren mavi gökyüzü" anınız onlar için imkansız bir masal gibi gelecektir.
Belki de evrenin bu yoğunluk seviyesinde bulunan nadir bir gezegende, "mavi gökyüzü" ile büyümek harika bir olgudur. Çünkü bu mavilik, evrenin bize sunduğu en büyük görsel hediyelerden biridir.
Evren, özünde tamamen karanlıktır.
Bugün biliyoruz ki evrenin çok büyük bir kısmı hiçbir ışıkla temas halinde değildir; zifiri bir sessizlik ve karanlık hakimdir.
Ancak yaşam formunun süreklilik gösterdiği Dünya, adeta evrene bu konuda meydan okuyan bir felsefeye sahiptir.
Gökyüzünün o kendine has maviliği; aslında Güneş’ten gelen beyaz ışığın atmosferimizdeki gaz molekülleriyle girdiği etkileşimin bir oyunudur. Güneş ışığı, gökkuşağının tüm renklerini barındıran elektromanyetik bir tayfa sahiptir.
Bu ışık atmosferdeki azot ve oksijen moleküllerine çarptığında Rayleigh Saçılması adı verilen fiziksel olay gerçekleşir.
Bu kurala göre; mavi gibi kısa dalga boylu renkler, kırmızı gibi uzun dalga boylu renklere kıyasla çok daha şiddetli bir şekilde her yöne saçılırlar. İşte biz de bu saçılan mavi ışığı algılarız.
Aslında menekşe (mor) rengi, maviden bile daha kısa bir dalga boyuna sahiptir. Ancak Güneş’in bize gönderdiği ışıkta mavi miktarının daha fazla olması ve insan gözünün evrimsel olarak maviye daha duyarlı bir anatomiye sahip olması sebebiyle biz gökyüzünü masmavi görürüz.
Bütün sır buradadır!
Eğer bir atmosferimiz olmasaydı, ışığı saçacak bir engel de bulunmayacağı için uzayın o derin ve kaotik karanlığıyla doğrudan yüzleşmek zorunda kalırdık. Örneğin Ay'ın bir atmosferi (neredeyse) yoktur; bu yüzden Ay yüzeyinden evreni doğal haliyle, yani karanlık olarak görebiliyoruz.
Lakin bizim varlığımızı koruyan bir "örtümüz" olduğu için evreni her an tüm çıplaklığıyla izleyemiyoruz. Tek çaremiz, Güneş’in olmadığı o kısa zaman dilimleridir.
Aslına bakıldığında Güneş, temel gerçeklik algımızı bozmaktadır. Biz insanlar bir günü "sabah" veya "aydınlık" olarak tanımlarız; ancak çok iyi biliriz ki evren aslında sadece karanlık bir denizdir.
Bizler, bir yıldızın çok yakınındaki küçük bir kayanın üzerinde, atmosfer denilen incecik bir "ışık kırıcı" sayesinde kendimizi bir aydınlık fanusunda hayal ediyoruz. Karanlık bir okyanusta, elinde küçücük bir fenerle yürüyen ve o fenerin aydınlattığı alanı "tüm dünya" sanan yolcularız.
Oysaki o fenerin bir gün gücü kesilecek.
Bir de şunu hayal edin:
İnsanlık istenilen seviyede gelişmiş ve artık Mars’ta bir koloni kurmuşuz. Sizin çocuklarınız orada doğup büyüdü ve Dünya ile hiç fiziksel temas kurmadılar. Siz ise orada yaşlanan nadir dünyalılardan birisiniz.
O çocuklar "mavi bir gökyüzü" kavramını hayal etmekte dahi zorlanırken; siz çocukluğunuzu o uçsuz bucaksız maviliğin altında geçirdiğinizi anlatıyorsunuz. Mars'ta gündüzleri turuncu olan gökyüzü, sadece Güneş batarken kısa bir süreliğine maviye dönerken, sizin "tüm gün süren mavi gökyüzü" anınız onlar için imkansız bir masal gibi gelecektir.
Belki de evrenin bu yoğunluk seviyesinde bulunan nadir bir gezegende, "mavi gökyüzü" ile büyümek harika bir olgudur. Çünkü bu mavilik, evrenin bize sunduğu en büyük görsel hediyelerden biridir.
Peki, sizce gerçeklik; evrenin o soğuk ve karanlık dokusu mudur, yoksa bizim hayatta kalmamızı sağlayan o "mavi illüzyon" mu?
- 2
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 07/02/2026 06:40:11 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22233
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.