Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
2,000 ATP Ödüllü Soru: 2 boyutlu nesneleri prizma yaparak 3 boyutlu nesneler yapıyorsak eğer 3 boyutlu nesnelerle prizma yaparak 4 boyutlu nesneler yapabilir miyiz? Hemen cevapla! 1,000 ATP Ödüllü Soru: Yemek yeme şekli, saati ve bilişsel verim dengesini nasıl kurmalıyım, bilişsel verimimi nasıl yüksek düzeye çekebilirim? Hemen cevapla! Hatice Kutbay'ın cevabı ödüllü bir soruda en iyi cevap seçildi! Ödüllü cevabı okumak için tıklayın!
Tüm Reklamları Kapat

İklim Krizi ve Karbon Emisyonu: Ölçülemeyen Tehlike Yönetilemez

Karbon Emisyonu Ölçümü, Pestisit Riski ve Gelecek Nesillere Karşı Ahlaki Sorumluluklarımız Üzerine Bir Analiz.

11 dakika
0
İklim Krizi ve Karbon Emisyonu: Ölçülemeyen Tehlike Yönetilemez İklim Krizi ve Karbon Emisyonu: Ölçülemeyen Tehlike Yönetilemez
  • Blog Yazısı
Created by AI
Blog Yazısı
Tüm Reklamları Kapat

Bugün toplum olarak çok da fazla idrak edemediğimiz iklim krizine dair bir şeyler yazmak istedim.

Bu yazımın arkasında yalnızca okuduğum veriler, duyduğum tartışmalar ya da gündelik kaygılarım yok; çok yakından tanıklık ettiğim bir idealin gerçekliği de var. Zira uzun süredir en yakın arkadaşımla yaptığımız sohbetler, iklim krizi ve buna bağlı olarak karbon emisyonlarının ölçümü meselesi etrafında şekilleniyor. Çünkü kendisi, Türkiye’de bu alandaki ilk sivil oluşumlardan biri olan ve 13.02.2014 tarihinde kurulan Karbon (Sera Gazı) Emisyonu Düşürme ve Kontrol Derneği’nin kurucu üyelerinden biri.

Murat Hazinedar, Beşiktaş (E) Belediye Başkanı…

Tüm Reklamları Kapat

2014’ten bugüne “temiz hava ve temiz su” fikrini yalnızca bir çevre duyarlılığı olarak değil, yaşamsal bir hak meselesi olarak görüyor kendisi… Bu amaçla Karbon, yani Sera Gazı Emisyonu Düşürme ve Kontrol Derneği’nin kurucu üyeleri arasında yer alması da tesadüf değil; onun meselesi yalnızca bugünün havası, bugünün suyu, bugünün gıdası değil: yarının dünyası.

Hayali çok büyük gibi görünse de aslında son derece gerçekçi: karbon emisyonunun ölçülebilir, denetlenebilir ve hukuki zemine oturtulmuş bir kamusal sorumluluk haline gelmesi… Şirketlerin, kurumların, yerel yönetimlerin ve genel idari sistemlerin iklim krizini iyi niyetli sloganlarla değil, sürekli ve düzenli ölçümle, raporlamayla ve bağlayıcı kurallarla ele alması gerektiğini savunuyor. Çünkü ölçülmeyen bir tehlike yönetilemez de. Yönetemediğimiz o her tehlike ise bir gün, sadece ekolojik değil, ekonomik ve toplumsal krize de dönüşerek geleceğimizi yani nesilleri hedef alır.

Onun bu konuya dair yaklaşımı, benim için de meseleyi âşık olduğum doğa sevgisinin ya da çevre kirliliğinin çok daha ötesine, geleceğe dair; idari, hukuki, ahlaki ve toplumsal sorumluk bilinci meselesi olarak algılamama vesile oluyor. Belki de bu yüzden aramızdaki sohbetler çoğu zaman aynı yere varıyor: temiz hava da temiz su da lüks değil; canlı olanın en temel yaşam hakkı.

Ve artık biliyorum ki bu hak, yalnızca bireysel duyarlılıklarla korunmaz, korunamaz. Kanunla, denetimle, kamusal bilinçle ve sürdürülebilir bir yönetim anlayışıyla güvence altına alınmak zorunda. Çünkü iklim krizinin olası yüksek trajedileri artık uzak bir gelecek senaryosu değil; bugün, etkilerini çıplak gözlemle bile hissedebildiğimiz, yavaş ilerlediği için de çoğu zaman toplumlarca ya da devlet yetkililerince gereğince ciddiye alınmayan, dolayısıyla her an patlamaya hazır bir bomba niteliğinde; acı ve fakat somut bir gerçekliktir.

Tüm Reklamları Kapat

Gelin anlatayım…

İklim Krizi ve Tarım İlaçlarınım İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri

Bu iki başlık, çoğu zaman aynı düzlemde tartışılıyor olsa da aslında bilimsel kesinlik açısından aynı kategoride değiller.

Kaldı ki; iklim krizi, bugün artık tartışmalı bir teori bile değil; ölçülebilir verilerle, fiziksel mekanizmalarla ve küresel gözlemlerle raporlanan bir gerçeklik. Atmosferimizdeki karbondioksit oranının “sanayi devrimi öncesi seviyelerden” bugüne dramatik düzeyde yükselişi, küresel sıcaklık ortalamalarının her geçen yıl minik oranlarmış gibi görünse de artması, buzulların erimesi ya da ekstrem hava olaylarının sıklaşması gibi bulgular neticesinde yapılan araştırmalar, insan faaliyetlerinin gezegen üzerinde doğrudan etkili olduğunu açıkça gösteriyor zaten. Bu sürecin temelinde yatan mekanizma ise oldukça basit: sera gazları ama özellikle karbondioksit, çünkü; atmosferde ısıyı tutarak dünyanın enerji dengesini bozuyor. Bu fiziksel gerçeklik, yaklaşık iki yüzyıldır bilinmekte… Bugün geldiğimiz noktada ise bilimsel araştırmalar neredeyse mutlak düzeyde.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

Buna karşılık tarım ilaçları yani pestisitler konusu biraz daha karmaşık ve çok katmanlı…

Evet, bazı pestisitlerin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğunu bilimsel araştırmalar doğrulamış. Özellikle yüksek dozda maruz kalanlar ya da uzun süreli temas veya denetimsiz kullanım durumlarında bu kimyasallar nörolojik sorunlara, hormonal dengesizliklere hatta kansere bile yol açabilir diyor uzmanlar. “Doz zehirdir”in bilimsel etiği sabit fakat yine de bu sonuçlar için kritik eşiği riskin doğrudan varlığından ziyade, kişinin doğrudan maruz kalma süresi ile ilişkilendiriyorlar. Hem Türkiye’de hem de Avrupa Birliği’nde pestisit kullanımı ve gıdalardaki kalıntı seviyeleri; maksimum kalıntı limiti (MRL) adı verilen eşik değerlerle kontrol edilmekte. Bu limitler de zaten insan sağlığına zarar vermeyecek düzeyler olarak belirlendiğinden; bir gıdada pestisit kalıntısı bulunması, o gıdanın doğrudan “zehirli” olduğu anlamına gelmiyormuş.

Türkiye özelinde ise tablo ne tamamen güvenli ne de tamamen riskli... Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen denetimler ve Avrupa Birliği’ne yapılan ihracat kontrolleri sayesinde özellikle dış pazara gönderilen ürünlerde oldukça sıkı bir kontrol mekanizması mevcut. Ancak iç piyasada bu denetimlerin daha heterojen olduğu, bazı ürünlerde zaman zaman limit aşımı tespit edildiği de gazetelerin manşetlerini maalesef süslemekte. Özellikle biber, çilek, üzüm, kiraz ve yahut da yeşillikler gibi ince kabuklu ve yoğun ilaçlama gerektiren ürünler, pestisit kalıntısı açısından daha yüksek risk taşıyormuş. Yine de büyük şehirlerde yaşayan bir bireyin maruz kaldığı pestisit miktarı genellikle düşük seviyede kaldığından, akut bir sağlık riski oluşturma olasılığını sınırlı görüyor araştırmalar. Asıl risk grubunu ise; bu kimyasallara doğrudan maruz kalan tarım işçileri ve denetimsiz üretim koşullarında yetiştirilen ürünleri tüketen bireyler olarak tanımlıyorlar.

Organik gıda meselesi ise bu tartışmanın bir başka boyutu…

Organik ürünlerin tamamı, sentetik pestisitlerin kullanımının sınırlandırıldığı ve daha doğal üretim yöntemlerinin benimsendiği bir sistemin ürünü. Bu sebeple pestisit kalıntısı açısından genellikle daha düşük risk taşıyorlarmış. Yine de organik gıdaların tamamen kimyasaldan uzak olduğu yönündeki yaygın inanış doğru değil. Çünkü organik tarım sektöründe de belirli doğal pestisitler kullanılabiliyor, dolayısıyla; kalıntı riski tamamen sıfırlanmış değil.

Kaldı ki besin değeri açısından da organik ve konvansiyonel ürünler arasında büyük farklar yok diyor araştırmalar. Bazı çalışmalarda organik ürünlerin antioksidan içeriğinin biraz daha yüksek olduğu gösterilmiş olsa da bu fark, genel sağlık üzerinde dramatik bir etki yaratacak düzeyde değilmiş. Bu nedenle organik gıda tüketimi bir avantaj sağlasa da zorunlu ya da tek doğru yol değil. Üstelik günlük hayatta alınabilecek basit önlemler bu riskleri önemli ölçüde azaltabiliyormuş; sebze ve meyvelerin bol suyla yıkanması, gerekli durumlarda kabukların soyulması gibi. Okumalarımdan anladığım kadarıyla şu anda kaygılanacak kadar ciddi bir sorun en azından pestisit hususunda bulunmamakta.

Tüm Reklamları Kapat

Velhasıl kelam sosyal medyada da çokça dile getirildiği üzere; iklim krizi ve pestisitler konusu aynı ciddiyetle ele alınması gereken iki başlık olsa da bilimsel kesinlikleri ve risk profilleri birbirinden oldukça farklı durumda.

İklim krizi küresel ölçekte ve somut - sistemik bir tehdit olarak kapımızda dururken, pestisitler daha çok yerel ölçekte, kullanıma bağlı ve yönetilebilir bir risk alanı olarak karşımızda. Bu iki konuyu anlamanın en sağlıklı yolu ise veriye dayalı düşünmek… Zira; karmaşık gerçekleri basit sloganlara indirgeyenler yüzünden ben de yakın zaman öncesine kadar yoğun zehre maruz kaldığımız hususunda ciddi ciddi endişeliydim, üstelik hiç araştırmadan… Çünkü içinde yaşadığımız Dünya ne tamamen güvenli ne de tamamen tehditkâr bir yer olduğundan öylesine sorgulamadan içselleştirmişim. Asıl mesele dengeyi doğru okuyabilmekmiş, ben de bu satırlarla öğrendim.

Sekiz Kat İnsan, Bin Kat Etki: Karbonun Hikâyesi

Tüm Reklamları Kapat

Geçenlerde yine aynı konulu bir sohbetimizde başkan, insanlığın bugün yaşadığı iklim krizinin yalnızca nüfus artışıyla açıklanamayacağını vurgulayarak; sanayi devrimi öncesinde Dünya nüfusu yaklaşık 1 milyarken, insan faaliyetlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarının da oldukça sınırlı olduğunu, bugün ise nüfus yaklaşık sekiz kat artmış olmasına rağmen emisyonlardaki yükselişin bunun çok ötesine geçtiğini anlattı. Ona göre asıl kırılma noktası, insan sayısından çok sanayileşme, fosil yakıt kullanımı ve tüketim odaklı yaşam biçiminin dünyaya dayattığı sistemdi.

Gerçi, insanlık tarihine yukarıdan bakınca en çarpıcı kırılma noktası nüfus artışı gibi görünüyor gibi; “İnsan sayısı arttı, doğa da zorlanıyor…” Oysa gerçek bundan çok daha derin ve rahatsız edici.

Çünkü mesele yalnızca kaç kişi olduğumuz değil, nasıl yaşadığımız. Eğer sadece nüfus artışı belirleyici bir rol olsaydı, emisyonların da yaklaşık olarak Dünya nüfusuna paralel 8 kat artmasını beklenirdi. Ve fakat bugün elimizdeki veriler, insan faaliyetlerinden kaynaklanan karbon emisyonlarının sanayi devrimi öncesine kıyasla yüzlerce, hatta bazı hesaplamalara göre binlerce kat arttığını gösteriyor. Bu da demek oluyor ki; insanın sayısından çok insanlığın kurduğu ekonomik ve endüstriyel sistem değişti ve gelecek nesiller için tehlike, böylelikle arz etti.

Kaldı ki IPCC'nin Altıncı Değerlendirme Raporu (AR6), küresel sera gazı emisyonlarının 2010-2019 yılları arasında insanlık tarihinin en yüksek seviyesine ulaştığını teyit eder nitelikte. Ancak yıllık artış hızının önceki on yıla göre yavaşladığına da dikkat çekiyor. Karbon emisyonundaki bu artışın temel sorumlusu olarak ise, fosil yakıt kullanımına ve endüstriyel süreçlere dikkat çekiyor. Ekonomik büyüme, hızlı kentleşme ve küresel ticaretin bu süreçteki itici rolleri de ayrıca vurgulanıyor ancak; özellikle düşük karbonlu teknolojilerin maliyetlerindeki düşüş ve artan benimsenme oranlarını umut verici bir gelişme olarak sunuyor. Yine de küresel ısınmayı sınırlandırmak için mevcut teknolojik dönüşüm ve politika uygulamalarının hızının yetersiz kaldığı, çok daha radikal ve hızlı bir değişim gerektiği raporda özellikle dikkat çeken hususlar arasında. Dahası; bireysel yaşam tarzı tercihleri ile mevcut karbon yoğun altyapıların gelecekteki emisyon yükümlülüklerinin de iklim hedefleri için kritik öneme sahip olduğunu hatırlatıyor. Hatta, bazı ülkelerin ekonomik büyümeyi emisyon artışından ayırmayı başardığını ancak; net sıfır hedeflerine ulaşmak için küresel ölçekte veri paylaşımının iyileştirilmesi hususu ile politika uyumunun artırılması gerektiği konusun da altını özellikle çizmiş. Raporun tam metnini ve detaylı analizlerini sizler de inceleyebilirsiniz: IPCC AR6 WGIII - Chapter 2: Emissions Trends and Drivers

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı

Özetle; sanayi devrimi öncesinde insanlık doğayla daha dengeli bir ilişki içindeydi. Enerji kaynağı büyük ölçüde odun ve sınırlı ölçekte kullanılan kömürden ibaretti. Üretim yerel, tüketim sınırlıydı hatta atmosferdeki karbon döngüsü doğanın kendi ritmi içerisinde ahenkle işliyordu. Bugün ise her şey değişti… Kömür, petrol ve doğalgaz; milyonlarca yıl boyunca yer altında depolanmış karbonu çok kısa bir sürede atmosfere geri salıyor. Bu, gezegenin alışık olduğu hızın çok ötesinde bir salınım… Bu demek oluyor ki; artık sorunumuz sadece enerjiyi kullanmak değil, gezegenin jeolojik hafızasını birkaç yüzyılda tüketecek olmak.

İşte karbon emisyonunun yani atmosfere saldığımız sera gazının ölçümü bu sebeple artık çok değerli.

Kabul; atmosfere salınan tüm gazları aynı sınıfta nitelendirmek haksızlık olur ancak okumalarımdan öğrendiğim en büyük pay karbondioksite ait; atmosferde yüzlerce yıl kalabiliyormuş. Hemen ikinci sıraya metan gazı geliyor; daha kısa ömürlüymüş ama karbondioksitten daha güçlü bir ısı tutma kapasitesine sahipmiş. Başta hayvancılık olmak üzere tarım faaliyetleri ise metan gazının en önemli kaynağı… Üçüncü sırada ise gübre kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan diazot monoksit geliyor; o da karbondioksite göre yüzlerce kat güçlü… Bir de miktar olarak az da olsa florlu gazlar var ve onların da etkisi binlerce kat fazla… Yani iklim sisteminde etkiyi belirleyen şey miktar değil gazın gücü.

Nitekim; bu birbirinden farklı tüm gazları ortak bir ölçekte değerlendirebilmek için “CO₂ eşdeğeri” kavramını kullanıyormuş bilim insanları; farklı sektörlerin ve farklı faaliyetlerin gerçek iklim etkisi daha net anlaşılsın diye geliştirilmiş bir kavram. Misal; 1 ton metan, yaklaşık 28 ton karbondioksit etkisine eşdeğer kabul ediliyormuş.

Kaldı ki bu ölçümler artık sadece bilimsel merak için değil, aynı zamanda ekonomik ve politik kararlar için de elzem. Hem regülasyonların hem de geleceğin ekonomisinin bir parçası olarak gerekli; bir fabrikanın, bir belediyenin, bir şirketin ya da bir kamu kurumunun doğaya bıraktığı izi bilmeden çevre politikası üretmesi mümkün değil çünkü. Nasıl ki mali denetim, iş güvenliği denetimi ya da halk sağlığı denetimi kamusal düzenin bir parçasıysa, karbon denetimi de geleceğin idari düzeninin ayrılmaz bir parçası olmak zorunda. Burada amaç, yalnızca cezalandırmak ya da yasaklamak değil, ölçerek görünür kılmak, görünür kılarak sorumluluk yaratmak ve sorumluluk yaratarak dönüşümü başlatmak olmalı. Ne zaman ki karbon emisyonu hukuki bir zemine oturtulursa, o zaman iklim krizi soyut bir felaket anlatısı olmaktan çıkar ve belediyelerin, şirketlerin, üreticilerin, tüketicilerin ve devletin birlikte yönetmek zorunda olduğu somut bir yaşam meselesine dönüşür.

Özetle rapor diyor ki; insanlık sadece çoğalmamış, aynı zamanda çok daha yoğun enerji tüketen bir yaşam biçimine geçmiştir. Bu gerçek, bireysel sorumluluğu da yeniden tanımlar esasında. Misal İstanbul’da yaşayan ortalama bir insanın yıllık karbon ayak izi yaklaşık 4–5 ton civarında, bu rakamı yarıya indirmek ise zor değil. Et tüketimi, özellikle kırmızı et, ciddi bir karbon yükü oluşturuyor… Zira; ulaşım alışkanlıkları, elektrik kullanımı, tüketim davranışları ve gıda israfı da toplam etkiyi belirler. Garip olansa; insanlar genellikle küçük sembolik adımlara odaklanıyor, plastik pipet kullanmamak gibi. Oysa iklim üzerinde gerçek fark yaratan şey küçük jestler değil, büyük davranış değişimlerini benimsemektir.

Sonuç olarak;

Fosil yakıtlara bağımlı, sürekli büyümeyi hedefleyen ve tüketimi teşvik eden bu sistem değişmeden, sadece bireysel çabalarla çözüm üretmek mümkün değil. Yine de bireysel farkındalık önemlidir ve geliştirilmelidir; çünkü sistemler de bireylerin toplamından oluşur. Bugün önemli bir eşikteyiz; ya mevcut yaşam biçimimizi sorgulayacak ve dönüşecek ya da gezegenin sınırlarını zorlamaya devam edeceğiz.

Belki de bütün bu satırlarımın da tartışmanın en yalın özeti şudur; biz artık doğaya karşı işlediğimiz her fiilin kaydını tutmak zorundayız. Çünkü gezegen unutmuyor. Hava, su, toprak ve iklim; insanın hoyratlığını “bir gün mutlaka geri yansıtmak üzere” kayıt tutuyor. Bu yüzden temiz hava ve temiz su mücadelesi, yalnızca çevreci bir hassasiyet değil, gelecek kuşaklara karşı ahlaki bir borçtur. Bugünün ihmali, yarının çocuklarına bırakılmış ağır bir mirasa dönüşmeden önce, karbonu ölçmek, azaltmak ve denetlemek zorundayız.

Kalın sağlıcakla…

Okundu Olarak İşaretle
0
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Raporla
Mantık Hatası Bildir
Yukarı Zıpla
Bu Blog Yazısı Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 08/05/2026 03:23:10 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22898

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Spesiyalistler çağında herkes yalnızca kendi problemlerini görür. O problemin daha büyük resmin neresine oturduğu konusunda bihaber veya hoşgörüsüzdürler."
Rachel Carson
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)