Günaydın!
Gözlerini açıyorsun, uykunu almış, güzel dinlenmişsin. Ancak bir anda afallıyorsun, çünkü bu yatak, sana ait değil. Ne iki kişilik bu yatağı, ne de odadaki eşyaları tanıyorsun. Hâlâ rüyada olduğunu düşünüp yataktan kalkıyorsun.
Günaydın!
Gözlerini açıyorsun, uykunu almış, güzel dinlenmişsin. Ancak bir anda afallıyorsun, çünkü bu yatak, sana ait değil. Ne iki kişilik bu yatağı, ne de odadaki eşyaları tanıyorsun. Hâlâ rüyada olduğunu düşünüp yataktan kalkıyorsun.
3D yazıcı, bilgisayar ortamında oluşturulan tasarım dosyalarını alıp elle tutulur gerçek nesnelere çeviren bir tür makinedir. Çok çeşitli tipleri bulunsa da günümüzde en yaygın olarak kullanılanı Fused Deposition Modeling (FDM) tipi yazıcıdır. Bu tür yazıcılar basit bir şekilde, verilen plastik materyali alır ve sıcak bir uçta eriterek arzu ettiğiniz nesneyi katman katman yazarak bir bütün haline getirir. Bu yazıda yazıcılardan bahsederken FDM tipi olanları kast ediyor olacağız.
Öncelikle yapılması gereken, elde bir tasarım dosyasının bulunmasıdır. Bunu SolidWorks gibi CAD programları kullanarak kendiniz tasarlayabileceğiniz gibi, 3D tarayıcı kullanarak bir nesneyi taratarak da elde edebilirsiniz. Yani ya gerçek bir nesneyi taratmanız ya da sanal bir nesneyi kendiniz bilgisayarda oluşturmalısınız. Buna bir diğer alternatif ise başkalarının yaptığı tasarımları ilgili platformlarda (GrabCad, Thingiverse gibi) aratarak indirmektir. Özetle, elinizde bir tasarım dosyası bulunmalıdır. Dosyanın formatı ise STLolmalıdır.
Günümüzde uyuşturucu bağımlılığının, bireylerin mental ve fiziksel sağlığını etkilediği, bireyleri gündelik hayat kalitesini düşürdüğü, herkes tarafından bilinen olgulardır. Peki bireyler bunu bilmelerine rağmen neden hayatlarını mahveden bu davranıştan kurtulmakta zorlanırlar?
Uyuşturucu maddeler, dopamin gibi bireye motivasyon ve zevk veren nörotransmiterlerin, dışarıdan yapay bir şekilde ve de yüksek dozlarda alınmasını sağlar. Beyin, uyuşturucunun sürekli kullanımı halinde ödül mekanizması olarak adlandırılabilecek bu mekanizmaya adapte olarak, uyuşturucuya dair en ufak bir ipucu algıladığında dopamin ihtiyacına bağlı olan yoksunluk sendromları göstermeye başlar. Bu süreçte beyindeki karar verme mekanizmaları zarar görerek bilişsel kontrolü zayıflatır, bu nedenle kişi karar alma ve karar doğrultusunda seçim yapma yetisini kaybeder ve yalnızca içgüdüsel olarak dopamin yani mutluluk kaynağı olarak gördüğü uyuşturucuyu elde etmek ister.
Türler arası melezleşmenin mümkün olduğu; katırlar, "çakupek", "kaslan", "grolar", "leopan" veya melezleşerek türleşen ispinozlar[14] gibi sayısız canlı sayesinde net bir şekilde bilinmektedir. Bu, ilginç bir soruyu doğurmaktadır: İnsan, diğer hayvanlarla melezleşebilir mi? Daha spesifik olarak, insan, şempanzeler veya bonobolar gibi çok yakın akrabalarıyla melezleşebilir mi?
İnsan-şempanze veya şempanze-bonobo gibi birbirinden ayrı olan ama evrimsel açıdan çok yakın akraba türlerin verimli döller verecek (veya vermeyecek) biçimde çiftleşip, yavrular üretme ihtimali (yani "melezlenme ihtimali") üzerinde durmadan önce, ayrı türleri yaratan evrimsel mekanizmaları ve türleşme kavramını kısaca hatırlamamız gerekiyor.
Othello Sendromu (OS), "ölümcül kıskançlık" veya "sanrılı kıskançlık" olarak da bilinir ve "sadakatsizlik" veya "aşırı kıskançlık yanılsaması" ile karakterize edilen bir psikotik bozukluktur. Bu kişiler, ellerine herhangi bir kanıt veya dayanak olmamasına rağmen, eşleri veya cinsel partnerlerinin kendilerine karşı sadakatsiz olduklarına yönelik saplantılı düşüncelere sahiptirler.[1] Ancak bu sendromda bu kişiler sadece bu düşüncelere sahip olmakla kalmazlar, aynı zamanda sosyal olarak kabul edilemez (eşlerini dövmek, cinayet işlemek, vb.) ve anormal davranışlar (sürekli tedirgin olmak, eşlerini takip etmek, vb.) da sergilerler. Bu nedenle Othello Sendromu, sanrılı bozuklukların bir alt kategorisi olarak değerlendirilmektedir.[1]
Bu hastalığın temelinde, hastanın olmak istediği şey ile, gerçekte olduğunu düşündüğü şey arasındaki tutarsızlıktan kaynaklı ortaya çıkan yetersizlik bulunur.[1] Bu kişiler, belli bir düşünceye aşırı değer verirler; ancak buradaki aşırılık, "aslen kabul edilebilir veya anlaşılabilir olan bir fikre mantık sınırlarının ötesinde bir boyutta değer vermek; fikre direnç gösterememe; o fikri araştırmaya var oluşsal bir önem atfetme; partnere büyük zararlar verme pahasına partnerin sadakatini koruma ve ispatlama çabası" anlamındaki bir aşırılıktır. Aşırı değer verilen fikirler, kişinin kendi zihninde üretilen fikirlerdir ve kişinin egosunun talep ettikleriyle veya kişinin özimgesiyle uyumlu bir doğaya sahiptir (egosintoniktir); aslında rasyonel sorgulamayla değiştirilebilirler fakat birey, genellikle bu sorgulamayı yapmaktan kaçınır.
Herkes yaşamının bir döneminde öfkeyi deneyimlemiştir. Bazılarımız ise (istatistiklere göre çoğunlukla erkekler) bu öfkeyi şiddete dönüştürür; muhtemelen bir hokey oyunu sırasında ya da barda bir sürü bira içtikten sonra yumruk atarak…
Bunun dışında bir de, kötülüğünün boyutu çok daha yüksek olan saldırganlık çeşidi vardır; cinayet, savaşlar ve soykırım gibi. Karşılıklı yumruklaşmadan ülkeler arası savaşa kadar değişebilen farklı derecelerdeki insan saldırganlığının ardında yatanları anlamak, insanı inceleyen biyologların zihnini uzun süredir meşgul etmektedir. Bu saldırgan eğilimlerimizi açıklayabilen evrimsel bir mantık var mıdır?
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, dünya üzerinde tüm insanların ırk, cinsiyet, yaş, dil, din veya farklı ideolojik görüşler kapsamında değerlendirilemeyeceğini ve herkesin her konuda eşit olduğunu belirtmektedir. Fakat, 21. yüzyılda hala LGBTİ+ bireylerine karşı büyük bir saygısızlık ve hak tanımamazlık ile karşılaşmaktayız.[1]
Dünyanın her yerinde belli kesimler tarafından cinsel yönelimi heteroseksüellik olmayan bireyler ayrımcılığa uğramaktadır. Eşcinseller, transseksüeller, interseksüeller, aseksüeller, panseksüeller, biseksüeller ve cinsel yönelimi dolayısıyla "heteroseksizm" tarafından kabul edilmeyen öbür insanlar, toplumlar içinde "hasta", "anormal" ya da "arızalı" olarak nitelendirilmektedir. Bilim insanları ve uzman terapi birlikleri ısrarla LGBTİ+ bireyi olmanın ve "heteroseksizm" tutumunu desteklemiyor olmanın bir hastalık olmadığını dile getirmektedir.[2][3] Bir kadının bir erkekten hoşlanması toplumlar tarafından ne kadar doğal görülüyor ise, örneğin bir kadının başka bir kadından hoşlanması veya herhangi bir cinsel yönelime sahip olmaması da o kadar doğal ve normaldir; fakat çoğu toplum bunu hala kabul etmemektedir.[4][5][6]
Hücrenin normal fonksiyonlarını gerçekleştirebilmesi için gereken hareket, membran transportu ve makromoleküllerin sentezi gibi birçok olay enerji gerektirmektedir. Dolayısıyla, metabolik enerjinin üretimi ve kullanımı hücre biyolojisinin temelini oluşturur. Tüm hücreler, metabolik aktivitelerin gerçekleşmesi sırasında kullanılacak enerji kaynağı olarak Adenozin Trifosfat (ATP) kullanır.
Hücreler üç temel görev türü için kimyasal enerjiye ihtiyaç duyarlar: kimyasal iş, taşıma işi ve mekanik iş. Bu işleri kabaca açıklamak gerekirse kimyasal iş, monomerlerden polimerlerin sentezinde olduğu gibi kendiliğinden gerçekleşemeyecek endergonik tepkimelerin yürütülmesi, taşıma işi bileşiklerin zarlardan kendiliğinden geçiş yönünün ters yönünde pompalanması, mekanik iş ise sil hareketi, kas hücrelerinin kasılması ve hücre bölünmesi sırasında kromozomların hareketi gibi işlerdir.
Eğer insanlar insan haklarının sadece hayallerinde yaşadığını fark ederse toplumumuzun çökme ihtimali ortaya çıkmaz mı?
Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.
Flor, "F" sembolüyle gösterilir ve en hafif atom kütlesine sahip halojen olarak bilinir. Standart koşullarda oldukça zehirlidir ve soluk sarı bir renge sahiptir. Çoğunlukla diatomik bir gaz olarak bulunur. En elektronegatif element olması sayesinde; argon, neon ve helyum hariç diğer tüm elementlerle reaksiyona girebilir. Bu bakımdan, son derece reaktif bir element olduğu söylenebilir.
Florokarbon gazları, sera gazları olarak bilinir. Bu gazların küresel ısınmaya etkisi, karbondioksitin yaklaşık 100 ila 23.500 katıdır. Bu nedenle doğa için son derece tehlikeli olabilen bir gazdır. Sülfür hekzaflorid (SF6), bilinen flor bileşikleri arasındaki en yüksek sera gazı etkisine sahiptir.[1]
Fotoğrafa bakarak en yüksek olasılıkla bu taş kuvars (özellikle süt kuvars / beyaz kuvars) görünüyor.
Neden böyle diyorum, kısaca anlatayım:
Renk: Beyaz–yarı saydam
Doku: Şekerimsi / kristalimsi kırık yüzeyler
Parlaklık: Camımsı–mat arası
Kırılma şekli: Düz yarılma yerine düzensiz (kuvarsın tipik özelliği)
Sarımsı lekeler: Genelde demir oksitlenmesi; kuvarsta sık görülür
Bu özellikler mermerden çok kuvars grubuna uyuyor. Mermer olsaydı daha yumuşak olur, asitle köpürürdü ve yüzeyleri bu kadar kristalimsi olmazdı.
Evde küçük testlerle emin olmak istersen:
Çizilme testi:
Çivi ya da bıçakla çizmeyi dene.
Çizilmiyorsa → kuvars ihtimali çok yüksek
Cam testi:
Camı hafifçe çizebiliyorsa → kuvars
Sirke testi (isteğe bağlı):
Üzerine sirke damlat. Köpürme yoksa → kuvars lehine
Sonuç:
Büyük ihtimalle beyaz kuvars (süt kuvars)
Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Jeoloji konusunda geliştirebilirsin.
Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.