Evrim Ağacı Soru & Cevap

Evrim & Abiyogenez

Puan Ver
0
Puan Ver
60
Erman Doğan
Teşekkür
Hatırla
Takip
Paylaş
Diğer türlerin aksine insanlar doğdukları zaman uzun bir süre bakıma ihtiyaç duyuyorlar. En yakın akrabamız şempanzelerde bile bu durum diğer türler ile benzer iken neden durum bizde farklı?
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Bu aciziyeti anlamak için, insanları diğer hayvan türlerinden ayıran en temel özelliğe odaklanmamız gerekiyor: Beyin büyüklüğü. Biz insanlar, vücut oranına göre en iri beyinlere sahip hayvan türlerinden birisiyiz. Bu devasa beyin-vücut oranı (ve buna ek olarak sahip olduğumuz daha büyük frontal lobumuzun beynimizin geri kalanına oranı), bizim diğer canlılardan çok daha yüksek bir bilişsel kapasiteye sahip olmamızın en temel nedeni. Bu beyin sayesinde karmaşık mantık süreçleri işletebiliyoruz, iletişim ve sosyal etkileşim ağları kurabiliyoruz, karmaşık duygulara sahibiz ve karşılaştığımız sorunların üstesinden çok daha etkili bir şekilde gelebiliyoruz.

Ve doğum sırasında annelerin bu iri kafayı vücutlarından çıkarabilmeleri gerekiyor. Bu hiç de kolay bir şey değil, çünkü bize bu iri kafaları veren evrimsel süreci tetikleyen süreçlerden birisi, aynı zamanda doğumumuzu çok zorlu bir hale getirdi: Bipedalizm, yani iki ayak üzerinde yürüme becerimiz.Yaklaşık 5-6 milyon yıl kadar önce bipedalizmin evrimleşmiş olmasının, evrimsel sürecin ilerleyen basamaklarında insan doğumunun oldukça zorlu bir sürece dönüşmesini sağladığını görebilirsiniz. Bu, iri beyinlerimizin arkasında yatan nedenlerden sadece birisi, ama oldukça önemli bir tanesi. Ancak iki ayak üzerinde duran (biped) canlıların büyük bir sıkıntısı vardır: Dişilerdeki kalça genişliği, dolayısıyla doğum kanalı dikkate değer miktarda daralır.Bu dar açıklıktan, koca bir kafanın geçmesi gerçekten zorlu bir problemdir.O iri insan beyninin gelişmesi için gereken gelişimsel süreçlerin, evrimsel süreçte değişmesi gerekmiştir. Bu adaptasyonların başında, insan bebeklerinin beyin gelişiminin önemli bir kısmının doğumdan sonra olacak şekilde özelleşmesi olmuştur. İnsan bebekleri doğduklarında, yetişkin bir insan beyninin %33'ü civarında bir beyin büyüklüğüne sahiptir; doğumdan sonraki 90 gün içinde ise %55 dolaylarına ulaşır. Böylece bebekler, beyinleri daha çok ufakken doğabilir ve anneler yavrularını doğurma sırasında ölme risklerini en aza indirirler. Doğum sırasında bu tarz bir soruna sahip olmayan diğer türler ise zihinsel olarak tam (veya tama yakın düzeyde) gelişmiş yavrular doğurabilirler; böylece onlar hayatlarına hemen başlayabilirler. Diğer memelilerde ve sürüngenler gibi diğer canlılarda olan tam olarak budur.

Sadece bu da değil: Bu iri beyinlerin daha dar doğum kanallarından geçebilmesi için, insan bebekleri gelişimlerinin daha erken döneminde doğum yapacak şekilde evrimleşmişlerdir. Bunu şöyle izah edelim: Yenidoğan bir şempanze ile aynı nörolojik ve bilişsel gelişmişliğe sahip bir insan bebeğinin doğabilmesi için, insan annelerinin 9 ay değil, 18-21 ay gebelik geçirmesi gerekirdi.

Tüm bunların bir sonucu olarak, insan bebekleri doğduklarında beyinleri halen tam olarak gelişmemiştir. Öyle ki, yeni doğmuş bir bebeğin kafatası bile halen tam olarak kemikleşmemiştir - ki bu da, daha rahat ve esnek doğumları mümkün kılabilmek için evrimleşmiş adaptasyonlardan birisidir.Bu nedenlerden dolayı bebekler doğduklarında ciddi bakıma ihtiyaç duyarlar ve hemen yürüyemezler.

Teşekkür
Paylaş

Kaynaklar

  1. Evrim ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
1,215
V For Vendetta
Teşekkür
Hatırla (1)
Takip (1)
Paylaş
İnternet üzerinde bir çok sitede "Erkeklerin 3 boyutlu zekası kadınlara gore yüksektir " " kadınların sosyal zekaları erkeklere göre yüksektir" vb haber ve yazılar var.Doğruluk payı nedir?Evrimsel süreç boyle bir farklılık oluşturabilir mi?Oluşturabilirse Nasıl?
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Arsam Kazempour
Teşekkür
Hatırla
Takip
Paylaş
Cevap
Puan Ver
0
Puan Ver

Modifikasyonlar Evrime Etki Edebilir mi?

Modifikasyonlar, genlere etki etmediği için evrime etki edip etmediği konusunda tartışmalara rastlamak mümkündür. Ancak evrimde uyum başarısı kavramı; sadece genlerin başarısına göre tanımlanmaz. Uyum başarısının neye göre tanımlandığına bağlı olarak modifikasyonlar, geçici değişimler de evrimsel başarıyı arttırabilir; dolayısıyla doğrudan modifikasyonun fiziksel unsuru kalıtsal olmasa da, kalıtsal yapısı olan genetik altyapının tamamının gelecek nesillere daha çok ve daha kolay aktarılmasını sağlayabilir.

Örneğin insan, vahşi ortamda yaşayan bir hayvan türü olsaydı, kas geliştiren bir bireyin Doğal Seçilim karşısındaki şansı, kas geliştirmeyenlere göre daha fazla olabilirdi. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, modifikasyonların kalıtımı değil, modifikasyonlar sonucu meydana gelen değişimlerin canlının uyum başarısını (fit olma durumu, Doğal Seçilim karşısında "güçlü" olma durumu) arttırması ve bu sayede, aslında belki de doğada hayatta kalamayacak bireylerin hayatta kalabilmelerinin ve üreyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bir diğer deyişle, bireylerin "kaslı olma durumu" gelecek nesillere aktarılmayacaktır; bunun yerine, kaslı olanların diğer genetik özellikleri her neyse, bunlar gelecek nesillere aktarılacaktır. Dolayısıyla yavrular kaslı doğmasalar da, kas yapmış bireylerin gen bileşenlerine sahip olma ihtimalleri daha yüksek olacaktır. Bu genlerin illâ kas yapma ile ilgisi olması da zorunlu değildir. Benzer şekilde, kas yapanların herhangi bir avantajı olması halinde, aksi takdirde dezavantajlı olan genler bile gelecek nesillere aktarılabilmiş olacaktır. Yani modifikasyonların evrime etkisi varsa bile, bu etki Doğal Seçilim'de genel olarak gördüğümüz gibi pek doğrusal bir ilişki değildir.

Bu bağlamda, vahşi doğadaki seyrek modifikasyonların Doğal Seçilim üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Modifikasyonlar evrimsel süreci dolaylı olarak etkilemektedirler. Yani kaslı bir insanın doğada daha başarılı olması, onun hayatta kalmasını ve hatta çekicilik unsuru etkisi altında üremesini olumlu etkileyebilir; ancak sonradan edinilmiş kaslar, yavruya gen olarak aktarılmaz. Fakat bir diğer bakış açısından bakacak olursak, bu kişinin davranışlarını etkileyip de kas geliştirmesine sebep olan, bu eğilime sahip olmasında rol oynayan genler, kas geliştiren bireylerin doğada daha başarılı olmasıyla yavrulara aktarılabilir.

Bunun ilginç bir etkisi, toplumsal ve kültürel konularda ortaya çıkabilir: Örneğin dini ritüellere önem veren bir çevrede büyütülen, doğumundan beri hep dini ritüeller çerçevesinde davranışları şekillendirilen (bu yönde "modifiye edilen") bireylerin, genel olarak ritüelistik veya dindar toplumlar ve ülkelerde daha kolay eş bulup, daha kolay üreyebilecekleri varsayılırsa, beyinlerinin teselli ve inançlarla ilgili bölümlerini şekillendiren ve dindar olmaya meyilli yapan genler (eğer böyle genler varlarsa) yavrulara aktarılacaktır ve böylece her doğan birey, büyüdüğünde kendi yavrusunu da o ritüellere uygun şekilde yönlendirecektir (örneğin çocuklarını sünnet ettirecektir). Böyle bir popülasyonda, bu tarz bir düşünüş uzun vadede gerek beyin fizyolojisi, gerekse diğer yazılarımızda açıkladığımız memetik bilimi dahilinde sabitlenecek ve bir "norm" olarak görülecektir.

Modifikabilite: Modifiye Olabilme Miktarı

Genetik olarak birbiriyle birebir aynı tek yumurta ikizlerini ele alalım. Fiziksel özellikleri neredeyse kusursuz bir şekilde örtüşmesine rağmen, o "neredeyse" ön eki kafalarda soru işareti uyandırmalıdır. Eğer ki genler birebir aynı ise, fiziksel özellikler nasıl azıcık bile olsa farklı olabilir? Kaldı ki bazı tek yumurta ikizleri arasında çok bariz olarak tespit edilebilir fiziksel farklılıklar görmek de mümkündür! Örneğin diş yapıları farklı olabilir, gözlerinin birbirine olan mesafesi farklı olabilir, alın ve kaş yapılarında farklılıklar olabilir, burun yassılığı veya eğimi farklı olabilir, genel vücut ve yüz hatlarında farklar belirgin olabilir ve daha nicesi! Bu nereden kaynaklanıyor?

İşte modifikasyonlar, yani çevrenin etkisiyle fiziksel özelliklerde meydana gelen değişimler, genetik olarak birebir aynı bireyler arasındaki farkların açıklamalarından birisidir. Bir diğeri, elbette ki mutasyonlardır; çünkü tek yumurta ikizlerinde de spontane olarak meydana gelmiş mutasyonlar bulunabilir ve bunlar farklı fiziksel görünümlere yol açabilir.

Ancak mutasyonların olmadığı durumda da modifikasyonlar, hem fiziksel özelliklere doğrudan etki etmek yoluyla, hem de genlerin işleyiş biçimini değiştirerek (az sonra değineceğimiz epigenetik yoluyla) fiziksel farklılıklar yaratabilirler. Bir bireyin modifiye olmaya meyillilik miktarına modifikabilite adını vermekteyiz.

Daha çok modifike olabilen bireyler, modifikasyonlardan doğan farklılıklara daha açıktırlar. Ayrıca bu modifikasyonlar, modifikasyona neden olan faktör etki ettikçe düzenli olarak değişebileceği gibi (buna sürekli modifikasyon adını vermekteyiz); modifikasyona sebep olan faktörün varlığı ve yokluğuna bağlı olarak görünüp görünmeme şeklinde de kendini gösterebilir (buna dönüşümlü modifikasyon demekteyiz).

Bunun en net örneklerinden birisini, birbirinin tıpatıp aynısı olacak şekilde üretilen tarım ürünlerinde görmekteyiz. Genetik mühendislik yöntemleriyle tamamen aynı olacak biçimde üretilen tohumlar, farklı topraklara ekilmeleri halinde tamamen farklı görünümlü ve verimlilikte ürünler üretebilmektedir. Yani çevre, modifikasyonlar yoluyla bireylere doğrudan etki edebilmektedir.

Benzer şekilde, eğer bir grup karahindiba bitkisini alıp, yarısını düşük rakımlı bölgelere, diğer yarısını yüksek rakımlı bölgelere ekecek olursanız; bunlardan düşük rakımlı bölgede olanlar çok daha büyük yapraklara, yüksek rakımlı bölgede olanlar ise çok daha ufak yapraklara sahip olacaktır. Burada kritik nokta şudur: Bu değişimler, evrimsel değişimlerin bir ürünü değildir; çünkü değişim, nesiller boyunca değil, tek bir bireyde meydana gelmektedir! Karahindiba yapraklarının büyüklüğü, doğrudan doğruya çevresel farklılıkların yapraklar üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır.

Elbette, bu bitkiler nesiller boyu bu şekilde izole olacak biçimde yetiştirilirse, genetik olarak daha iri yapraklara sahip olanlar, düşük rakımlı düzlüklerde daha avantajlı olacak, daha kolay üreyecek ve kendi genlerini gelecek nesillere daha çok aktaracaklardır. Yani modifikasyonlar, uzun vadede evrimsel değişimlerin bir öncülü, bir belirtisi olarak da görülebilir. Fakat doğrudan doğruya modifikasyonlar ile evrim arasında bir bağ kurmak hatalı olacaktır.

Epigenetik: Kalıtsal Modifikasyonlar Mümkün mü?

Özellikle 2010'lardan yükselişe geçen epigenetik alanı, modifikasyonların bazı dar ve nadir durumlarda kalıtsal olabileceğini, genler üzerinde de değişim yaratabildiğini göstermektedir. Özellikle de ebeveynlerin yaşadıkları deneyimlerden ötürü beyinlerinde veya genel olarak fizyolojilerinde meydana gelen modifikasyonlar, yavrulara ve hatta torunlara kalıtılabilmekte ve onları da benzer şekilde etkileyebilmektedir.

Epigenetik ile ilgili yazılarımızı bu etiket veya Bilim Ağacı'nın bu dalı altında görebilirsiniz. Örneğin bu çalışmada babaların beslenme biçimlerinin yavruları etkilediği; bu çalışmada epigenetiğin birçok hastalığın temelinde yatıyor olabileceği; bu çalışmada ise farelerde dededen toruna epigenetik aktarımın mümkün olduğu gösterilmiştir.

Ayrıca şu içeriğe de bakabilirsiniz. https://evrimagaci.org/modifikasyon-yoluyla-evrim-gelisimsel-esneklik-plastisite-evrim-hizini-arttirabilir-mi-3304

Teşekkür
Paylaş

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı
Devamını Göster
Puan Ver
1
Puan Ver
1,146
Ahmet Akbulut
Teşekkür (1)
Hatırla
Takip (1)
Paylaş
Cevap
Puan Ver
1
Puan Ver

Merhabalar, sorunuza evrim ağacından minik bir alıntı yaparak cevap vermek isterim.

"Neandertal ya da Neandertal insanı, günümüzden yaklaşık 200 bin ila 28 bin yıl önce yaşamış insan türüdür. İkili adlandırmada Homo neanderthalensisdir.

bu cümle gösteriyor ki bir maymun türü olan ki(geniş kapsamda) neandertaller ve insanlar (biz) ölüleri gömüp, yas tutma olaylarını gerçekleştirdiler.

Ayrıca son yıllarda Dünya'nın farklı coğrafyalarında maymun mezarlarının bulunduğu, birçoğunun üzelerde sergilendiği, birazının ise araştırırmakta olduğu da bilinmektedir.

İyi çalışmalar.

Teşekkür
Paylaş

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Neanderthaller ile ilgili daha önce evrim ağacında yayınlaşmış yazı/içerik.
  2. Ulusal Haber Kaynağı Maymun mezarı bulunduğuna dair haber
Devamını Göster
Puan Ver
0
Puan Ver
25
Tuana F
Teşekkür
Hatırla
Takip
Paylaş
Rastgele seçilen bireyler gen varyasyonunu mu arttırmıştır? Yoksa normalde eş olarak seçmeyeceğimiz bireyleri seçerek avantajlı olmayan yavrular üretmemize mi sebep olmuştur?
Puan Ver
0
Puan Ver
15
Proleter Jakoben
Teşekkür
Hatırla
Takip
Paylaş
Neil shubin'in 'içimizdeki balık' kitabında yumurtalıkların atasal türlerde vücudun üst kısımlarındayken, zamanla memelilerde aşağılara indiğini okumuştum. Dik bir postürde duran iki ayaklı atalarımızda alt karın kaslarına fazla baskı oluyor ve bu durum da kasık fıtığına yol açıyor. Fakat atlar, köpekler dört ayaklı,onlarda neden var bu?
Tüm Sorular
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Cehalet ne zaman bir görüş haline geldi?”
Scott Adams
Geri Bildirim Gönder