Yukarıdaki söz şuan ünlü bir müzik grubunun şarkısından alıntı. Ancak konu burada ne şarkı ne de müzik grubu. Acılarımızın, yaşadığımız kötü deneyimlerin bize öğrettikleri, gösterdikleri veya yürüdüğümüz yolun rotasını dönüştürmesi üzerine yazıyorum. Son birkaç senedir psikolojiyle yakından ilgilenerek aslında profesyonel hayatta ve kişisel yaşamımda odağım haline gelen psikolojinin içinde bulunarak pek çok şey keşfettim. Travmalarımı, özşefkatin, özsaygının değerini ve anlamlarını, insan olmanın gerekliliklerini, her insanın neden kendine özgü olduğunu, evrende keşfedilecek şeyler arasında insanın da tıpkı bir kozmoz gibi sonsuz ve anlaşılmaz noktaları olabileceğini, her günün, her anın, her durumun aynı izler ve tepkiler bırakmayacağını ve çeşitli şeyler sayabilirim. Yaşadıklarımızın hafifliği veya ağırlığı tartışılmadan sırf yaşadığımız için bile önemli olduğunu bilmek gibi insanı insan kılan ayrıntılar da öğrendiklerim arasında.
Hayatımı gözden geçirdiğimde müziğe, uzaya ve psikolojiye hep ilgi duydum. Müziğin bende bıraktığı etki eserlerin sahiplerinde gözlemlediğim tutkudan kaynaklanıyordu ve yaşadığım en basit anlara bile anlamlı dokunuşlar yapıyor oluşuydu. Tutkuyla işini yapan insanları izledikçe veya yaptıklarını dinledikçe (Hans Zimmer, Mercury, Bowie, Jackson vb.) hayattan keyif alınacak şeylerin bir o kadar yakınımızda oluşuyla verdikleri umudu görmem o eserlerine bağlılığımı arttıran bir özellik oldu. Örneğin 2018'de Hans Zimmer'in ve ekibinin Vienna'da verdiği konserde "Time" performansını izlemek her zaman bana ilham veren bir konser kaydı haline geldi. Yokluklardan doğan varlıkları hissettiren, dibin en dibini gösterip zirvenin en güzelini basit notalarına saklayan değerli sanatçılar. Üstelik bu sadece müzik içinde de değil basketbol gibi bir spor alanında da görmek benim o alana olan ilgimi daha fazla arttırır oldu.