Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

Kısa Vadede COVID-19 Sürü Bağışıklığını Unutun!

Eldeki Tüm Veriler, Sürü Bağışıklığına Güvenmek İçin Çok Erken Olduğunu Gösteriyor!

Kısa Vadede COVID-19 Sürü Bağışıklığını Unutun! MIT Technology Review
Tavsiye Makale
Reklamı Kapat

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Salgının başından beri anlattığımız gibi, bu salgını durdurmanın da, her salgın gibi iki yolu var: baskılama veya sürü bağışıklığı.

Baskılama, sosyal mesafelendirme ve karantina uygulamalarından gördüğümüz gibi, virüse temas etme ihtimalini düşürmeye dayalı bir dizi kısıtlamayı barındıran bir yaklaşım. Bu yaklaşımın uygulandığı ülkelerin istisnasız olarak her birinde salgının yavaşladığını görmekteyiz. Baskılama sırasında yaygın test ve hasta/temas takibi sayesinde virüsün bir adım önünde olmayı hedeflemekteyiz. Ana amaç ise, hasta olan kişilerin sağlık kapasitesinin sınırlarını aşmayacak biçimde daha geniş bir zaman aralığına yaymak. Bu süreçte zaten ya aşı/ilaç üretilecek ya da yeterince insan hastalanarak sürü bağışıklığı kazanılmış olacak.

Diğer yöntem olan sürü bağışıklığı ise, hastalığın kontrollü (veya kontrolsüz) olarak yeterince fazla sayıda kişiye bulaşması demek. Eğer savunma sistemimiz hastalığa karşı direnç kazanabiliyorsa (ki bu konuda kısıtlı ve çok umut verici olmasa da olsa bazı bulgular var), toplumda yeterince fazla sayıda insan bu direnci kazanırsa, virüsün de yayılabileceği kişi sayısı fazlasıyla düşecek ve toplum, yavaş yavaş normale dönebilecektir. Zaten aşılama kampanyalarının amacı da toplumun yeterince fazla kesimini aşılamaktır. Böylece %100 aşılanmasa bile, aşılanmayan kişiler de aşılananlar sayesinde korunabilir.

Her iki yöntemin de kendince avantaj ve dezavantajları var. Baskılama yöntemi çok etkili; ancak ekonomik etkileri yıkıcı olabiliyor. Sürü bağışıklığı kazanıldıktan sonra çok etkili; ancak eğer o noktaya aşılarla değil de, gerçekten hastalığa yakalanarak ve tüm şiddetiyle geçirerek ulaşacaksak can kayıpları milyonlarla ifade edilen düzeyde olacaktır. Bu nedenle ülkeler ekonomi ile can kayıpları arasındaki dengeyi tutturmak için bir satranç oynamaktalar.

Bu satranç oyunundaki hamlelerin kalitesini belirleyen şey ise bilimsel veriler. Örneğin, SARS-CoV-2 virüsüne karşı kazanılan direnç ne kadar sürüyor? 3 ay mı, 3 yıl mı? Bu direnç ne kadar sürede ortaya çıkıyor? 3 günde mi, 3 haftada mı? "Yeterince fazla sayı" ne kadar fazla? Sürü bağışıklığından söz edebilmek için toplumun %50'si mi hastalığı geçirmeli, %90'ı mı? Bu ve bunun gibi çok sayıda soru, bilim insanları tarafından sorularak yanıtlanmaya çalışılıyor ve buna bağlı olarak da bir sonraki hamleler belirlenmeye çalışılıyor.

Popülasyonun Ne Kadarı Hastalığa Yakalanmalı?

An itibariyle yapılan incelemeler, 2020'nin sonuna kadar popülasyonun %60'ının, 2021'in sonuna kadarsa tüm yetişkinlerin %40-70 civarının hastalığa yakalanacağını gösteriyor. Bu sayılar rastgele uydurulan sayılar değiller; epidemiyolojik (salgın bilimsel) verilere ve modellere dayanıyorlar. Bu modeller, daha önceki salgınlardan edindiğimiz bilgileri, matematiksel modelleme ve analiz ile birleştirerek, bu salgına yönelik tahminler üretebilmemizi sağlıyor.

Bir virüs ne kadar bulaşıcı ise, o virüse direnç kazanması gereken insan sayısı da o kadar artıyor. Örneğin kızamığın temel bulaşıcılık (üreme) katsayısı, yani R0 değeri 12'den fazladır. Yani kızamığa yakalanan her bir kişi, hastalığı en az 12 diğer kişiye daha bulaştırır. Bu nedenle kızamığa karşı sürü bağışıklığı kazanmak için popülasyonun en az %90'ının direnç kazanmış olması gerekir. İşte bu nedenle hastalığın doğal seyrine bırakılması mümkün değildir ve aşılar hayatımızı kurtarır; aksi takdirde kızamık-kaynaklı sebeplerle milyonlarca kişi ölürdü.

COVID-19 salgının için temel üreme katsayısı 2-2.5 civarındadır. Yani hastalığa yakalanan her bir kişi, yaklaşık 2 diğer kişiye daha bu hastalığı bulaştırıyor. Bu nedenle hastalığa yakalanmaya açık olan popülasyonda salgın 1, 2, 4, 8, 16... şeklinde büyüyor. Ancak eğer toplumun %50'si hastalığa karşı dirençli olsaydı, bu bulaştırıcılık 1, 1, 1, 1, 1 şeklinde devam ederdi. %50'yi aştığımız anda, salgın da nihayetinde daha fazla yayılamayacak şekilde 0'a inerdi. Harvard Üniversitesi epidemiyologlarından Marc Lipsitch şöyle diyor:

Şu anki virüsün yayılma oranı, sezonluk gripten fazla; ancak yeni ortaya çıkan ve geçmişte toplumu kırıp geçmiş olan grip soy hatlarına oldukça benzer. Bu açıdan, 1918 grip pandemisine benzediği söyenebilir. Eğer durum gerçekten buysa, popülasyonun en az %50'sinin gerek bir aşıyla, gerekse de hastalığı geçirerek direnç kazanması gerektiğini söyleyebiliriz. Aşılar, yakın ufukta gözükmüyor.

Bu durumda, en azından 2020 yılın sonundan önce sürü bağışıklığından söz etmek için bir yol yok gibi gözüküyor.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Ancak şunun da anlaşılması gerekiyor: Sayının %50, 60, 70, 90, vs. olması fark etmez - her senaryoda milyarlarca insanın hastalığa yakalanması gerektiğini görüyoruz. Eğer sayı %50 ise, 7.5 milyarlık Dünya popülasyonunun 3.75 milyarının hastalığa karşı direnç kazanması gerekirdi. Dolayısıyla belki de 4-4.5 milyar kişinin hastalığa yakalanması gerekirdi (çünkü bunların bir kısmı ölecektir). Ancak 3.75 milyar sayısını temel alacak olsak ve sadece %0.5'lik bir mortalite (ölüm) oranı bile varsayacak olsak bile bu, 18 milyondan fazla kişinin hayatını kaybetmesi demek olurdu!

Hele ki eğer bazı analizlerin gösterdiği gibi R0 değeri 2-2.5 değil de, örneğin 3 ise, toplumun %50'sinin değil, %66'sının hastalığa yakalanması gerekiyor demek. Bu, Dünya popülasyonu için, fazladan 1.2 milyar kişinin daha hastalığı atlatıp direnç kazanması gerektiği anlamına geliyor! Yine %0.5'lik bir ölüm oranı varsayımıyla, fazladan 6 milyon kişinin ölmesi gerekmesi demek olurdu.

Çin'den Gelen Antikor Test Sonuçları Umut Verici Değil!

Çin'de uygulanan katı karantinalar sonrası hastalık dizginlendi ve hayat normale dönmeye başladı. Buna paralel olarak, işe dönenler üzerinde çok sayıda antikor testi uygulanıyor ve hastalığa karşı direncin nasıl çalıştığı anlaşılmaya çalışılıyor.

Antikor testleri, bir kişinin hastalığa yakalanıp da sonra o hastalığı tanıyacak savunma sistemi işaretlerinin ("marker") olup olmadığına bakıyor. Eğer bu işaretler varsa, kişinin hastalığa karşı dirençli olduğu varsayılıyor. Bu, büyük bir varsayım; çünkü antikorlar zaman içerisinde kaybolabiliyor veya bazı hastalarda antikor seviyeleri yüksek olmasına rağmen koronavirüs semptomları yeniden görülebiliyor. Harvard T. H. Chan Toplum Sağlığı Fakültesi'nden biyoistatistik profesörü Lin Xihong şöyle diyor:

Antikor testinin pozitif sonuç vermesinin, kişinin artık savunması olduğu ve işe dönebileceği anlamına geldiğini varsaymak güvenli bir varsayım değildir.

Ama daha fazla veri elde edene kadar, antikor yüksekliğinin direncin bir göstergesi olduğunu varsaymak zorundayız. Ancak bu kısıtlamaları da hatırlamak zorundayız.

İyi haber, antikor testi pozitif sonuç verenlerin oranı, COVID-19 testi pozitif çıkan kişilerin oranından dikkate değer miktarda daha yüksek. Yani bu, birçok kişinin gerçekten de hastalığa yakalandığını ve test yaptırmaya bile gerek kalmadan atlattığını gösteriyor. Bu kişiler, hastalığa karşı şimdi dirençli olabilirler.

Öte yandan kötü haber, Çin gibi kalabalık ve salgını kontrol altına almış gibi gözüken bir ülkede bile antikor geliştiren kişilerin oranı sürü bağışıklığı için gereken %50 seviyelerinin çok altında. Örneğin Wuhan'daki Zhongnan Hastanesi, çalışanlarının sadece %2.4'ünün ve yeni hastalarının sadece %2-3 civarının antikorlara sahip olduğunu tespit etti. Hastane başkanı Wang Xinghuan şöyle diyor:

Bu oranlar, sürü bağışıklığından çok ama çok uzak. Bu nedenle aşı, son umudumuz olabilir. O aşı üretilene kadar da sosyal mesafelendirme kurallarını sürdürmek zorundayız.

COVID-19, Sürü Bağışıklığı ile Şimdi Önlenemez!

COVID-19 salgınının sürü bağışıklığıyla önlenememesinin 8 ana nedeni var ve bunları şöyle toparlayabiliriz:

  1. SARS-CoV-2 virüsüne karşı henüz bir aşımız yok. Sürü bağışıklığı kazanmanın en güvenilir yöntemi aşılar.
  2. COVID-19 hastalığını tedavi edebilecek antiviral ve diğer ilaçlar henüz yok. Bu konuda araştırmalar sürüyor.
  3. Bilim insanları SARS-CoV-2 virüsünü kapanların tekrar kapıp kapmadığını tam olarak bilemiyor. Dolayısıyla COVID-19 hastalığına ne kadar sürede, kaç defa yakalanılabileceği kesin değil.
  4. SARS-CoV-2 virüsüne yakalanan kişilerde ciddi yan etkiler görülebiliyor ve bunların bir kısmı ölüyor. Dolayısıyla hastalığı doğal akışına bırakamayız.
  5. Şu anda, virüse yakalanan kişilerden tam olarak hangilerinin, hangi özelliklerinden ötürü hastalığı daha ağır (veya hafif) geçirdiği bilinemiyor. Bu nedenle hastalığı doğal akışına bırakamayız.
  6. Toplumun daha hassas kesimleri (örneğin yaşlılar, bebekler, zaten hasta olan kişiler, vb.), bu virüse yakalandıklarında çok ciddi sorunlarla yüzleşiyor ve hatta ölüyorlar. Bu nedenle kişilerin virüse yakalanma riskini arttıracak uygulamalardan kaçınmalıyız.
  7. Sadece hassas kesimler değil, aynı zamanda sağlıklı ve genç insanlar da hastalığa yakalandıklarında çok ciddi yan etkiler yaşayıp, ölebiliyorlar. Bunların yaşanmasını mümkün kılacak uygulamalardan kaçınmalıyız.
  8. Eğer herkes hastalığa aynı anda veya çok kısa zaman dilimlerinde yakalanacak olursa, hastaneler ve sağlık personelinin imkanları aşılacaktır. Bu durumda, sadece COVID-19 dolayısıyla değil, yeterli sağlık hizmeti verilemediği için diğer nedenlerle olan ölümler de artacaktır.

Tüm bu nedenlerle, şimdilik COVID-19'u sürü bağışıklığı ile yenme fikrini unutmalıyız.

Sonuç

Sonuç olarak, sürü bağışıklığı bu salgınla mücadelede en nihayetinde ulaşacağımız nokta olacak; ancak o nokta henüz ufukta gözükmüyor.

Bu noktaya aşılarla ulaşırsak, kayıplarımız dikkate değer miktarda (milyonlarca!) düşük olacak. Eğer virüsün doğal yayılımına izin vermek yoluyla yapacak olursak, milyonlarca kişiyi bu süreçte kaybedeceğiz.

Bu nedenle ülkelerin bilime daha fazla maddi kaynak ayırarak, bu salgına dair daha fazla çalışmanın yapılabilmesini sağlamalı, aşı ve ilaç araştırmalarına sınırsız kaynak ayırma opsiyonları üzerinde durmalı ve bu süreçte ihlal edilebilecek etik ve mesleki kurallara karşı dikkatli olmalıdır.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 39
  • Korkutucu! 13
  • Bilim Budur! 11
  • İnanılmaz 5
  • Üzücü! 4
  • Muhteşem! 3
  • Merak Uyandırıcı! 3
  • Umut Verici! 2
  • Grrr... *@$# 2
  • İğrenç! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 20/10/2020 21:07:05 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8561

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Karma
Agora
Alkol
Hücre
Genler
Yayılım
Cinsellik Araştırmaları
Yavru
Mucize
Sars Virüsü
Etimoloji
Kuantum
Hominid
Balina
İspat
Sürüngen
Hastalık Dağılımı
Şüphecilik
Foton
Ölüm
Mühendislik
Işık
Jeoloji
Biyografi
Uterus
Lipit
Yaşlılık
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Beynimizdeki empati bölgeleri öylesine antiktir ki, sıçanlarda da aynısı bulunur. Bu nedenle politikacıları bu az anlaşılmış hayvanlara benzetenlerin bir durup düşünmesi gerekir.”
Frans de Waal
Geri Bildirim Gönder