Vernor Vinge
Burada duruyor olmak nasıl bir his?
Vernor Vinge
Burada duruyor olmak nasıl bir his?
Bu yazımızda okurlarımızın sıklıkla sorduğu ve cevaplarının anlaşılması durumunda evrimsel biyolojinin anlaşılmasında büyük adımlar atılabileceği iki soru üzerinde durmak istiyoruz: "İnsan zekası nasıl evrimleşmiştir?" ve "Neden sadece insan bu kadar zekidir?" Aslında bu iki soru, doğayı yeterince gözlemlemiş, yeterince belgesel izlemiş, Evrimsel Biyoloji konusunda belirli bir düzeyin üzerinde bilgiye sahip ve bu konuda belirli bir miktar kafa yormuş herkesin cevaplayabileceği, hatta kolayca cevaplayabileceği bir sorudur. Ancak yine de bilimsel bir destek olması ve çok yönlü analizlerinize katkı sağlayabilmesi adına, bu yazımızın tüm okurlarımıza ve düşünür arkadaşlarımıza faydalı olacağını umuyoruz.
İlk olarak şu soruya bir cevap vermemiz gerekiyor: "İnsanı, diğer hayvanlardan farklı kılan -varsa- nedir?" Bu soru, yüzlerce, hatta binlerce yıldır insan türünün kafasını kurcalayan bir mevzu olmuştur. Kimi bu soruya "ruh" cevabını vermiştir; kimi "edep" veya "ahlak" demiştir, kimi "düşünce" demiştir. Hatta herkesin kendince bir cevabı bile olabilir: sanat, din, müzik, felsefe, vs. Ancak bilimin cevabı, gerçeğe ulaşmak için olması gerektiği gibi, edebiyattan, laf oyunlarından, gevelemelerden uzaktır; açık ve nettir: "İnsanı diğer hayvanlardan ayıran birincil özellik, diğer hayvanlara göre daha büyük olacak şekilde evrimleşmiş beyin kapasitesidir." ya da biraz daha sade kelimelerle "fazlasıyla gelişmiş zeka düzeyidir". Dikkat edecek olursanız diğer kişilerce verilen tüm cevapların bu öncül cevaptan doğduğu görülecektir. Çünkü beynimiz haricindeki hiçbir özellik bizi tek başına diğer hayvan türlerinden ayırmaya yetmezken, beynimizin evrimi olmaksızın sayılan bilim, sanat, felsefe gibi daha soyut sebeplerin de geliştirilmesi asla mümkün olamayacaktı. Dolayısıyla odaklanılması gereken nokta, beynimizin neden bu şekilde evrimleştiğidir.
Evrim Ağacı üyeliği tamamen ücretsiz ve sitemizi çok daha etkili, interaktif ve keyifli bir şekilde kullanmanızı sağlayacak. Üye değilseniz, birkaç saniyede üyelik oluşturabilirsiniz! Üyeyseniz de giriş yapmanızı tavsiye ederiz.
3D yazıcı, bilgisayar ortamında oluşturulan tasarım dosyalarını alıp elle tutulur gerçek nesnelere çeviren bir tür makinedir. Çok çeşitli tipleri bulunsa da günümüzde en yaygın olarak kullanılanı Fused Deposition Modeling (FDM) tipi yazıcıdır. Bu tür yazıcılar basit bir şekilde, verilen plastik materyali alır ve sıcak bir uçta eriterek arzu ettiğiniz nesneyi katman katman yazarak bir bütün haline getirir. Bu yazıda yazıcılardan bahsederken FDM tipi olanları kast ediyor olacağız.
Öncelikle yapılması gereken, elde bir tasarım dosyasının bulunmasıdır. Bunu SolidWorks gibi CAD programları kullanarak kendiniz tasarlayabileceğiniz gibi, 3D tarayıcı kullanarak bir nesneyi taratarak da elde edebilirsiniz. Yani ya gerçek bir nesneyi taratmanız ya da sanal bir nesneyi kendiniz bilgisayarda oluşturmalısınız. Buna bir diğer alternatif ise başkalarının yaptığı tasarımları ilgili platformlarda (GrabCad, Thingiverse gibi) aratarak indirmektir. Özetle, elinizde bir tasarım dosyası bulunmalıdır. Dosyanın formatı ise STLolmalıdır.
Bu zamana kadar sadece insanların diğer insanlarla işbirliği yaptığından söz edilirdi. Diğer primatların birbirleriyle rekabet içinde olmayı tercih ettikleri düşünülürdü. Fakat şimdi, sanılanın aksine, şempanzelerin de ortaklaşa bir şeyler yapmaktan keyif aldığı gösterildi.
Her insan, daha çocuk yaşlarındayken yardımlaşmanın bu temel düşünce biçimini öğrenir. Bilim insanları, bu yardımlaşma isteğinin fazlasıyla "insana özgü" bir özellik olduğunu düşünüyorlardı.
Hepimiz Güneş Sistemi'ndeki 8 gezegenin ismini Güneş'e olan sırasıyla sayabiliriz. En azından öyle umuyoruz; eğer emin değilseniz, sırası şöyle: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve son olarak, Neptün. Ancak bu gezegenlere neden bu isimlerin verildiğini çoğu insan tam olarak bilmiyor. Biz de bu sorunu çözerek, gezegenlerin isimlerinden kısaca bahsetmek istedik.
Öncelikle genel bir kuraldan bahsedelim: teleskop tam olarak icat edilene kadar bilinen 5 gezegene (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn) Romalılar hep kendi tanrılarının isimlerini vermişlerdir. Sonradan keşfedilen gezegenlerden olan Neptün'e de Roma Tanrısı'nın adı verilmiştir. Tabii günümüzde bu tanrılara artık inanan pek kimse kalmadığı için, onlara "mitolojik tanrılar" adı verilmektedir. Bunun haricinde bu tür isimlendirmenin yalnızca 2 adet istisnası vardır: Dünya ve Uranüs. Bunların hepsini sırasıyla izah edeceğiz. Şimdi isimlerin nereden geldiğine, baş döndürücü fotoğraflarıyla birlikte, tek tek bakalım:
Demir eksikliğin olabilir. Bu durum sadece kan görünce mi geçerli yoksa demir içeren bir şey görünce de bunu yaşıyor musun? Bozuk para görünce mesela? Aile hekimine gidip tahlil yapmanı öneririm.
Kölelik kavramına karşı duyarlı hale gelmeye başladılar. Ve sayıları köleliğin tek panzehiri olan şeye yetecek kadar arttı. Bu panzehir, tabii ki birlik olmaktır. İlk önceleri küçük gruplar oluşturarak başladılar. Suç ve militan saldırı sanatını öğrendiler. Direnmeyi öğrendiler. Önceleri direnişlerini sadece homurdanarak aktarıyorlardı. Fakat sonra, benim türümün saygıyla andığı, kutsal kitaplarda ayrıntılarıyla anlatılan o tarihi günde Aldo geldi. O, homurdanmadı. Konuştu. Ona bir zamanlar insanlar tarafından sayısız defa söylenen bir kelimeyi söyledi. O şöyle söyledi: Hayır!
Evren ışık kaynaklarıyla dolu olmasına rağmen kapkaranlıktır. Buna, Olbers Paradoksu adı verilir; ancak daha önce de anlattığımız gibi bu paradoks, modern kozmoloji bilgilerimiz ışığında çözülmüştür ve paradoks olmaktan çıkmıştır. Yine de bir şeyin "karanlık" olması, onun rengi ile doğrudan ilişkili değildir. Örneğin bir nesnenin üzerine ışık düşmediğinde de "karanlık" ve dolayısıyla "siyah" olarak algılanır; ancak nesnenin gerçek rengi siyah değildir. Uzayın kendisi için durum nedir? Uzayın gerçek rengi nedir?
Uzayın renginin cevabının kozmik latte olması kulağa tuhaf gelebilir; çünkü bu isim, uzayın rengi olmaktan ziyade, ucuz bir kahveyi ateş pahasına satmak için uydurulmuş bir pazarlama hilesine benzer. Fakat Johns Hopkins Üniversitesi'nden araştırmacıların gösterdiği üzere, uzayın rengi gerçekten de kozmik latte olarak isimlendirilen bir renktir. Bu renk öylesine gerçektir ki, bilgisayarlarda evrensel olarak üretebilmek için bir hex koduna bile sahiptir: #FFF8E7 (sRGB: 255, 248, 231; CMYK: 0, 2.7, 9.6, 0; HSV: 40o, %9.4, %90). Bu renk, gözümüze şöyle gözükür:
Dünyada bilinen ilk üniversiteyi, günümüzde bildiğimiz anlamda bir üniversite değildi bu, Platon kurmuş ve kesin olmayan bir bilgiye göre girişine şöyle yazdırmıştı: "Ageometretos medeis eisito!". Türkçe karşılığı "Geometri bilmeyen giremez!" Böyle bir söz yazılı mıydı değil miydi bilinmez ama bu anlayışın Antik Yunan filozofları ve sonrası bilim insanlarında kabul gördüğü bir gerçekliktir. Çünkü kendisinden önce ve sonra gelen filozoflar mantığın önemini iyice kavramış, düşünce sistemlerinin temeline oturtmuşlar ve bu sayede modern bilimin temelini atmışlardı. Pisagor, Euclid, Eratosthenes geometriyi kullanarak ellerindeki kısıtlı imkânlara rağmen harikalar yaratan bu matematikçilere yalnızca birkaç örnektir.
Geometriyle dönemin teknoloji adına zor şartlarına meydan okuyan başka bir bilim insanı Edmond Halley'dir. Halley'i en çok adının verildiği kuyrukluyıldız ile tanıyoruz. Ancak tabii ki Halley'i kuyrukluyıldız ile özdeşleştirmenin ötesine geçmek zorundayız çünkü bilime katkısı oldukça fazla. Kendisinin güney yıldızlarından Ay'ın çekim alanına, Dünya'nın manyetik alanından geometriye birçok konuda çalışması bulunuyor. Bunların hepsinden tek bir yazıda bahsetmek mümkün olmadığından eski Yunan filozoflarından bu yana birçok insanın merak ettiği astronomik birimin (AB) yani Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığın nasıl hesaplanabileceğine dair metodundan bahsedeceğiz.
Su molekülleri soğumaya başladıkça hareketleri yavaşlar ve birbirine yaklaşırlar bu da haliyle yoğunluğunu artırır. Ancak 4 dereceden sonra (0'a doğru) buz kristallerinin öncüleri oluşmaya başlar ve bunlar da birbirini iterek yoğunluğun tekrar azalmasına neden olur.
4 derece de bulunduğun rakıma göre değişkendir.[1]
Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.