Edebiyat tarihinin en melankolik, en “anlaşılamamış”, en çok tartışılan isimlerinden üçü bir akşam yemeğinde buluşsa ne olurdu? Prag’ın dar sokaklarında suçluluk duygusuyla yanıp kavrulan Franz Kafka, Torino’nun sessizliğinde yalnızlığını bir kadere dönüştüren Cesare Pavese ve tüm bu kasveti adeta bir kamçı gibi kullanarak yaşamın ucuna koşan Tezer Özlü…
Geçtiğimiz günlerde Ekşi Sözlük’te karşıma provokatif bir “entry” çıktı. Metin, bu üçlüyü oldukça sert bir şekilde eleştiriyordu. Kafka’yı ezik, Pavese’yi özgüvensiz ve Tezer Özlü’yü “piç erkekleri” tercih edecek bir kadın olarak yaftalıyordu. Evet, şu “piç erkek” mevzusu eskimedi ve hiç eskimeyecek… Peki, bu kadar sığ bir okuma yapmak ne kadar doğru? Yoksa bu üçlünün arasındaki bağ bir mağduriyet yarışından çok daha derin, varoluşsal bir sancı mıydı?
Melankolinin İki Yüzü: Beklemek mi, Gitmek mi?
Kafka ve Pavese için melankoli bir duraktı. Kafka, babasının gölgesindeki ve bürokrasinin labirentlerindeki o duraktan hiç ayrılamadı. Milena’ya yazdığı mektuplarda aşkı kavuşmaktan ziyade “imkansızlıklar silsilesi” olarak yorumladı. Onun için sevilmek denilen şey, bir suçun itirafı gibiydi. Pavese ise melankoliyi, yaşamını bir otel odasında noktalandıracak kadar büyüttü.
Fakat Tezer Özlü için melankoli bir “yakıt”tı. O, Kafka’nın “ezikliği”ne aldırmadı. O ezikliğin içindeki sarsıcı dürüstlüğü sevdi. Pavese’nin yalnızlığını anlasa da o yalnızlığın içinde boğulmayı reddetti. Tezer, bu iki adamın yazdıklarını bir rehber gibi kullanarak yollara düştü. Tercihini gitmekten yana kullandı.
Masadan İlk Kim Kalkardı?
Bir hayal etsenize: Bu üçlü beraber bir akşam yemeğine çıkmışlar, yan yanalar. Kafka garsona sipariş verirken bile tereddüt yaşıyor, Pavese hiçbir şey olmamış gibi şarabını yudumlarken masadaki sessizliği büyütüyor, Tezer Özlü ise sigarasının dumanı altından bu iki “hüzünlü adam”a bakıyor.
O masadan ilk kalkan Tezer olurdu. Nedeni gayet basit: Tezer Özlü, yaşamı bir eylem olarak görürdü. Kafka’nın bitmek bilmeyen vicdan azapları da Pavese’nin “kadınlar ve hayal kırıklıkları” dolu sessizliği de onun yaşama olan açlığına tersti. O hemen daralır, sandalyesini geri iter ve ceketini alırken muhtemelen şunu söylerdi:
“Sizinle yaşamak imkansız ama sizi okumak bir devrimdi. Ben şimdi asıl gürültüye, yaşamın o çıplak ve korkutucu ucuna gidiyorum.”
Tezer’in Peşinden Gitmek
Peki ya biz ne yapardık? Tezer masadan kalkıp gittiğinde hangimiz peşinden koşacak cesareti bulurduk?
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Tezer’in peşinden gitmek risklidir. Güvenli tüm limanları yakmak demektir. Onunla bir tren kompartımanında yurtsuzluğu paylaşmak, spontane yaşamayı öğrenmek ve her an “terk edilme” riskini göze almaktır. Bu kesinlikle iyi bir fikir değildir ama yaşanmak istenebilecek bir “deneyim” olabilir. Fırtınalı ruhunuzu ona açarsanız size içinizdeki fırtınayı nasıl yöneteceğinizi öğretmez. O fırtınanın içinde dans etmenizi bekler.
Sonuç Yerine
Kafka’yı silik ya da Pavese’yi zayıf biri olarak görmek, onların insan ruhundaki en derin karanlıklara tuttukları ışığı hafife almak demektir. Kafka Kafka olduğu için, Pavese de Pavese olduğu için bu kadar “iyi” edebiyat adamlarıdır.
Bugün hepimiz bu üç ismin etrafında dönüp durmakla meşgulüz. Çünkü aslında hepimiz o masanın etrafında oturuyoruz. Kimimiz Kafka gibi korkularının içine hapsolmuş, kimimiz Pavese gibi sessizliğe gömülmüş, kimimiz… Ancak ne olursa olsun kimilerimizin içinde bir yerde, masayı devirip Tezer’in peşinden gitmek isteyen o huzursuz çocuk mevcut.
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 25/03/2026 21:28:57 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/22278
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.