Bir teknoloji şirketi, kendi dijital para birimini geliştirmeye çalıştı ve içerik moderasyonu kararlarına itiraz edilebilen mahkeme benzeri bir uyuşmazlık çözüm sistemi kurdu. Diğer büyük platformlar ise milyarlarca insanın "ifade özgürlüğü" sınırlarını kendi iç politikalarıyla belirliyor. Bunlar, geleneksel olarak devletlerin tekelinde olan işlevler: para basmak, adalet dağıtmak, temel hakların sınırlarını çizmek. Teknoloji şirketleri bu işlevlerin bir kısmını, resmi olarak "devlet" olmadan, fiilen üstleniyor. Dolayısıyla, teknoloji şirketlerinin devlet benzeri işlevler üstlenip üstlenmediği sorusu, günümüzde daha fazla önem kazanıyor.
Klasik siyaset teorisinde, bir devletin temel özellikleri arasında, belirli bir toprak üzerinde egemenlik, yasa yapma ve uygulama yetkisi, şiddet tekeli, vatandaşlık tanımlama yetkisi ve para basma yetkisi sayılıyor. Teknoloji şirketleri, bu özelliklerin hiçbirine tam anlamıyla sahip değil, fiziksel toprak üzerinde egemenlikleri yok, yasal zorlama güçleri yok, şiddet tekelleri yok. Bu açıdan bakıldığında, "devlet" tanımına uymuyorlar.
Ama fonksiyonel bir bakış açısından, tablo farklılaşıyor. Bir devletin asıl işlevi, belirli bir nüfusun yaşamını düzenleyen kurallar koymak ve bu kuralları uygulamaktır. Bu çerçeveden bakıldığında, büyük teknoloji platformları, milyarlarca insanın günlük yaşamını düzenleyen kurallar koyuyor ve bu kuralları uyguluyor.
İçerik politikaları, bu fonksiyonel benzerliğin en açık örneği. Bir platform, ne tür konuşmaların kabul edilebilir olduğuna karar veriyor, bu kararı milyarlarca insana uyguluyor, ihlal edenleri "cezalandırıyor" (hesap askıya alma, içerik kaldırma, erişim kısıtlama). Bu süreç, bir ülkenin ifade özgürlüğü yasalarına çok benziyor, ama bu "yasaları" kim yapıyor? Seçilmiş bir parlamento değil, şirketin içindeki politika ekibi, çoğu zaman şeffaf olmayan bir süreçle.
Para birimleri, bu fonksiyonel devletleşmenin başka bir örneği. Facebook'un 2019'da duyurduğu Calibra projesi, kendi dijital para birimini milyarlarca kullanıcısına sunma girişimiydi. Bu proje, merkez bankaları ve düzenleyiciler tarafından sert tepkiyle karşılandı çünkü özel bir şirketin küresel ölçekte ödeme altyapısı ve para benzeri bir sistem kurmasının para politikası ve finansal istikrar üzerinde etkileri olabileceği değerlendirildi. Proje büyük ölçüde geri çekildi ama girişimin kendisi, teknoloji şirketlerinin ne kadar ileri gidebileceğini gösterdi.[1]
Uyuşmazlık çözüm mekanizmaları, başka bir paralel alan. Meta'nın Gözetim Kurulu (Oversight Board), platformdaki içerik moderasyon kararlarına itiraz edilebilen bağımsız bir denetim yapısı olarak kuruldu. Kurul, içerik hakkında bağlayıcı kararlar veriyor, bu kararlar kamuya açık biçimde yayımlanıyor ve arşivleniyor. Bu yönüyle mahkemeye benzeyen bir işlev görüyor. Ancak yapının yetkisi demokratik bir süreçten değil, Meta'nın kurduğu kurumsal çerçeveden geliyor. Meta finansman sağlıyor, kurulun bağımsızlığını gözeten mütevellileri atıyor ve kurulun temel işleyişini belirleyen kurallardaki değişiklikler de Meta ile kurulun onayını gerektiriyor.[2], [3]
Vatandaşlık benzeri kimlik sistemleri, bu tartışmanın başka bir boyutu. Bir platformdaki hesabınız, o platformun "vatandaşı" olmanız gibi işliyor: belirli haklarınız var, belirli yükümlülükleriniz var (kullanım şartlarına uymak), ve bu "vatandaşlığınız" iptal edilebilir (hesap kapatma). Bu benzetme tam değil çünkü gerçek vatandaşlık, çok daha derin haklar ve korumalar içeriyor, ama günlük yaşamda, bir platformdan "sürülmek", bazı insanlar için gerçek anlamda kapsayıcı bir dışlanma anlamına gelebiliyor, özellikle o platform, ekonomik ya da sosyal yaşamın merkezi bir parçasıysa.
Vergi benzeri ekonomik güç, bu denklemin başka bir parçası. Uygulama mağazaları, geliştiricilerden komisyon alıyor; bu komisyon oranları platform sahipleri tarafından belirleniyor ve geliştiricilerin bunlara itiraz edebilme imkanı oldukça sınırlı. Apple, App Store'da dijital mal ve hizmet satışlarında standart olarak %30, belirli programlarda ise %15 komisyon uyguladığını açıklıyor. Bu durum, işlevsel açıdan bir vergi sistemini andırıyor: zorunlu bir ödeme, tek taraflı belirlenen oran ve ekonomik faaliyet üzerinde doğrudan etki. Epic Games'in Apple'a karşı açtığı antitröst davası da tam olarak bu güç dengesini tartışmaya açtı; davanın merkezinde, App Store'un rekabeti kısıtlayan bir dağıtım ve ödeme sistemi oluşturup oluşturmadığı sorusu yer aldı.[4]
Ama bu fonksiyonel benzerliklerin önemli sınırları var. Devletlerin gücü, nihayetinde, şiddet tekeline ve toprak üzerindeki fiziksel kontrole dayanıyor. Bir devlet, yasalarını uygulamak için polis, ordu, hapishane kullanabiliyor. Bir teknoloji şirketi, en fazla, sizi platformundan çıkarabilir. Bu, ciddi bir sonuç olabilir ama fiziksel zorlama ile aynı kategoride değil. Ayrıca, devletlerin gücü, en azından demokrasilerde, seçim yoluyla hesap verebilirliğe tabi. Teknoloji şirketlerinin yöneticileri, hiçbir seçimle göreve gelmiyor ve kullanıcılar, şirketin politikalarını oylamıyor.
Çıkış seçeneği, bu iki yapı arasındaki başka bir fark. Teorik olarak, bir kullanıcı bir platformu terk edebilir, devletin vatandaşlığından çıkmak çok daha zor. Ama bu teorik özgürlük, pratikte sınırlı, çünkü bazı platformlar, ekonomik ve sosyal yaşamın o kadar merkezi bir parçası haline geldi ki, "çıkış" gerçek bir seçenek olmaktan çıkıyor. Bir işletme sahibi için Google aramalarından çıkmak, ya da bir gencin sosyal çevresi için bir platformdan tamamen ayrılmak, teorik olarak mümkün ama pratik maliyeti çok yüksek.
Düzenleyici tepki ise, devletlerin büyük dijital platformların artan ekonomik ve yönetsel etkisini nasıl değerlendirdiğini gösteriyor Avrupa Birliği'nin Dijital Piyasalar Yasası (DMA), belirli ölçütleri karşılayan büyük platformları "kapı bekçisi" (gatekeeper) olarak tanımlamakta ve bunlara rekabeti korumaya yönelik özel yükümlülükler getirmektedir. Benzer şekilde, ABD'de açılan antitröst davaları da büyük teknoloji şirketlerinin pazar güçlerini rekabeti sınırlayacak biçimde kullandıkları iddialarını konu edinmektedir. Bu gelişmeler, dijital platformların ekonomik ve toplumsal etkilerinin, geleneksel rekabet hukuku araçlarının ötesinde yeni düzenleyici yaklaşımları gündeme getirdiğini göstermektedir.[5]
Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.
Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.
Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.
Sonuç olarak, teknoloji şirketleri, hukuki ve resmi anlamda devlet değil, ve muhtemelen olmayacak. Ama fonksiyonel anlamda, milyarlarca insanın günlük yaşamını etkileyen kurallar koyma, uygulama ve bazı durumlarda ekonomik ve sosyal varlığı belirleme gücüne sahipler, bu güç, geleneksel devlet işlevleriyle giderek daha fazla örtüşüyor. Bu örtüşme, hesap verebilirlik açısından bir boşluk oluşturuyor: bu güç, demokratik denetime tabi değil ama etkisi, demokratik kurumların etkisine yaklaşıyor, bazen aşıyor. Bu boşluğun nasıl doldurulacağı, düzenleme yoluyla mı, yeni kurumsal yapılarla mı, yoksa hiç doldurulamayacak mı, dijital çağın en önemli açık sorularından biri olmaya devam ediyor...
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ bdarwell. Coming In 2020: Calibra. (18 Haziran 2019). Alındığı Tarih: 16 Temmuz 2026. Alındığı Yer: Meta Newsroom | Arşiv Bağlantısı
- ^ The Oversight Board. Governance | Oversight Board. (30 Nisan 2024). Alındığı Tarih: 16 Temmuz 2026. Alındığı Yer: The Oversight Board | Arşiv Bağlantısı
- ^ oversightboard. X2. Alındığı Tarih: 16 Temmuz 2026. Alındığı Yer: oversightboard | Arşiv Bağlantısı
- ^ reuters. Reuters.com. Alındığı Tarih: 16 Temmuz 2026. Alındığı Yer: reuters | Arşiv Bağlantısı
- ^ DMA. (). Avrupa Birliği'nin Dijital Piyasalar Yasası (Digital Markets Act - Regulation (Eu) 2022/1925).
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 26/07/2026 08:23:45 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23449
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.