Uzaylılar Tarafından Kaçırılma

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

“…biz insanların hatıralık eşya toplama merakımıza karşın [bir uçan dairede bulunduğunu iddia eden] kişilerin hiçbiri UFO gizemini temelli çözmeye yarayacak, dünya dışından canlı yapımı bir nesne getirmemiştir.” Philip Klass

“Olur da kendilerini bir gün bulursak o zaman uzaylılar öylesine yabancı, insanlıktan öylesine uzak olabilirler ki aramızda gerçekleşebilecek herhangi bir etkileşiminin gelebileceği anlamlar yıkılabilir ve hatta böyle bir etkileşim hiçbir şekilde gerçekleşmeyebilir.” Henry Gee

“En yakınınızdaki yıldızı seçin, ne kadar süre yolculuk etmek istediğinize karar verin, hedef noktanıza belirlemiş olduğunuz süre içerisinde varabilmek için ne hızla yolculuk etmeniz gerektiğini hesaplayın, yanınızda ne götürmeniz gerektiğini ve sizinle beraber yolculuk edecek ekipte kaç kişi olması gerektiğini belirleyin. Dilerseniz bunu tek yönlü bir intihar görevi de yapabilirsiniz. Son adım olarak sizi oraya belirlediğiniz sürede götürebilmesi için uzay gemisine uygulanacak kinetik enerjiyi hesaplayın (kütlenin yarısı çarpı hızın karesi) Rölativistik limitten uzak durmanızı öneririm; hesaplamayı karıştırır ve size herhangi bir faydası da olmaz zaten. Güzel haber ise bunların sonucunda, galaksinin başka yerlerinden gelen UFO’ların, insanlar üzerinde korkunç deneyler yapmadığını bilerek içiniz rahat bir şekilde uyuyabilirsiniz.” Bob Park

 

Dünya dışı varlıkların başka bir gezegenden dünyaya gelmiş oldukları ve seçilmiş bir kısım insanın üzerinde üremeyle ilgili deneyler yaptıkları yönünde yaygın bir inanış var. Bunun akıl almaz bir inanış olmasına ve destekleyici nitelikte güvenilir kanıt bulunmamasına rağmen bu inanışın etrafında bir kült oluştu. Yirminci yüzyılın sonlarında yapılmış bir kamuoyu anketine göre Amerikan halkının üçte biri uzaylılarının dünyayı ziyaret ettiklerine inanıyor. Bu rakam on yıl öncesine göre %5’lik bir artış göstermekte.

Söz konusu kültün doktrinlerine göre uzaylılar, 1947 yılında Roswell, New Mexico’da bir kaza yaptılar. ABD Hükümeti, uzay aracını ve içindekileri kurtardı ve o tarihten bu yana 51. Bölge (area 51) olarak bilinen bir yerde uzaylılarla gizlice görüşülüyor. UFO vakalarındaki artış ise Dünya üzerindeki uzaylı faaliyetlerinin artmasına bağlanıyor. Uzaylılar eskiye göre daha fazla insanı kaçırıyorlar, varlıklarına dair sözde ekin halkaları (crop circles) şeklinde çeşitli işaretler bırakıyorlar, büyük baş hayvanların çeşitli uzuvlarını kesiyorlar ve ara sıra da seçilmiş peygamberlere Urantia’nın Kitabı (The Urantia Book) benzeri vahiyler gönderiyorlar. Uzaylılar ve UFO’lar hakkındaki bu tarz inançlara verilen destek çoğunlukla spekülasyonlardan, fantastik kurgulardan, sahtekarlıktan ve kesinliği olmayan kanıt ve beyanatları temel alan şüpheli çıkarımlardan oluşuyor. Ayrıca UFO meraklıları, uzaylı faaliyetlerini gizleyen ve uzaylıların dünyaya geldiklerini kanıtlamalarını engelleyen bir hükümet ve kitlesel medya komplosu olduğuna da ikna olmuş durumdalar. Evrenin başka bir yerinde yaşam olması ve bunun bir kısmının da zeki yaşam formlarından oluşuyor olması mümkün. Matematiksel olarak oldukça yüksek ihtimalle evrende bulunan milyarlarca galaksideki trilyonlarca yıldız arasında bizim güneşimize benzeyen bir yıldıza gerekli uzaklıkta olan ve yaş olarak Dünya’ya yakın milyonlarca gezegen bulunuyor. Bu gezegenlerin bazılarında yaşamın gelişmiş olması ihtimali oldukça yüksek. Hatta bu gelişimi (evrimi) doğal seçilimin yönlendirdiği ihtimali de epey yüksek (Dawkins). Ancak böylesi bir evrimin sonucunda zeki yaşam formları; bizden daha az zeki, bize denk ya da bizden üstün yaşam formları oluşmak zorunda da değildir. Gerçekten evrende eşsiz olabiliriz. (Pinker 1997: 1650 ve takip eden sayfalar)

Ancak tabii ki bize en yakın yıldızın (Güneş dışında) Dünyadan çok uzak olduğunu, bu yüzden de Dünya ve bu yıldız arasında bir yolculuğun bir insan ömründen daha uzun süreceğini unutmamalıyız. Güneşimizin Samanyolu etrafında bir dönüşünün 200 milyon yıl sürdüğü gerçeği yıldızlar arası yolculuk hakkında ufak da olsa bir fikir edinmemizi sağlamaktadır. Dünya, Güneşe 500 ışık saniyesi uzaklıkta. Güneşe en yakın yıldız (Alpha Centauri) ise 4 ışık yılı uzaklıkta. Böyle söyleyince yakın olduğu izlenimi yaratabilir ama gerçekte bu mesafe yaklaşık 40 trilyon kilometreye tekabül ediyor. Saatte ortalama 1,6 milyon kilometre hızla gidilse bile böyle bir yolculuk 2500 yıldan daha uzun sürecektir. Alpha Centauri’ye yirmi beş yılda ulaşabilmek için yolculuğun tamamının saatte 160 milyon kilometreden daha yüksek bir hızda gerçekleşmesi gerekir. Sahip olduğumuz en hızlı uzay aracı Voyager saatte yaklaşık 65.000 kilometrelik bir hızla hareket etmektedir ve bu hız ile Alpha Centauri’ye ulaşması 70,000 yıl alacaktır. 

Başka gezegenlerde yaşam olabileceği ihtimaline ve bunun bir kısmının çok zeki yaşam formları olması ihtimaline karşın evrendeki herhangi bir gezegenden herhangi bir yöne doğru gönderilen herhangi bir sinyalin, üzerinde yaşam var olan başka bir gezegene ulaşması ihtimali yok denecek kadar azdır. Tam olarak nereye gideceğimizi bilmeden uzayda zeki yaşam varlığını araştırmak aptalca olacaktır. Gelebilecek bir sinyal beklemek de herhangi bir gezegendeki herhangi bir yaşamın varoluş süresinden daha uzun bir bekleyişe dönüşebilir. Eğer olur da sonunda bir gün bir sinyal bize ulaşırsa, bu sinyali bize ulaştıran dalgalar yüzlerce veya binlerce yıl önce gönderilmiş olacaktır ve biz o sinyalin kaynağını tespit ettiğimizde bunları göndermiş olan gezegende hayat son bulmuş olabilir ve hatta söz konusu gezegen tümden yok olmuş da olabilir. 

Bu sebeple, evrende zeki yaşam formu varlığı ihtimal dahilinde olsa da bunu bulabilmek amacıyla güneş sistemleri arasında yolculuk yapmanın bazı ciddi engelleri bulunuyor. Böylesi bir yolculuğa çıkacak olanlar oldukça uzun bir süre dönemeyecekler. Bu insanları yüzlerce ve hatta binlerce yıl canlı tutmanın bir yolunu bulmamız gerekecektir. Yüzlerce veya binlerce yıl dayanabilecek ve bozulduklarında da uzayın derinliklerinde tamir edilebilecek veya yenisiyle değiştirilebilecek ekipmanlara ihtiyacımız olacaktır. Bunlar tümüyle ihtimal dışı koşullar değil ancak yine de yıldızlar arası ve galaksiler arası uzay yolculuklarının gerçekleşmesini neredeyse imkansızlaştırabilecek boyutta engeller gibi gözüküyorlar. Böylesi bir yolculuk için tedarik edilmesi zor olmayacak tek şey yolculuğa çıkacak insanlar. Birkaç yüzyıl veya bin yıl uyutulabileceklerini ve daha sonra başka garip bir gezegende yaşam arayabileceklerini düşünen insanları bulmak zor olmayacaktır. Hatta bu insanlar uyandıkları zaman Dünya’ya getirmek üzere bilgi toplayabileceklerine ve bunu yaptıklarında New York şehrinin sokaklarında (New York’dan geriye ne kaldıysa tabi) konfetilerle karşılanacaklarına da inanabilirler. 

 

Kaçırılma Ve Tecavüze Uğrama

Gezegenler arası yolculuğun gerçekleşmesi ihtimali çok düşük olsa da tümüyle imkansız değildir. Belki de çok yüksek hızlarda yolculuk edebilen ve ışık hızına yakın veya ışık hızından da hızlı hareket edebilecek araçlar yapabilecek teknolojiye ve ham maddelere sahip olan varlıklar gerçekten vardır. Bu varlıklar Dünya’ya insanları kaçırmak, onlara tecavüz etmek ve üzerlerinde deneyler yapmak için mi geliyorlar? İnsanların, büyük kafatasına sahip, küçük çeneli, geniş çekik gözleri ve sivri kulakları olan veya kulakları olmayan küçük, kel, beyaz, gri ya da yeşil yaratıklar tarafından kaçırıldıklarına ve cinsel şiddete maruz kaldıklarına dair birçok iddia bulunmaktadır. Bu tarz iddiaların sayısı ve iddialar arasındaki benzerlik nasıl açıklanabilir? Anlatılanlardaki benzerliğe getirilen en makul açıklama hepsinin aynı filmlere, aynı hikayelere, aynı televizyon programlarına ve aynı çizgi romanlara dayandığı yönünde. 

Uzaylıların dünyayı ziyaretleri ve yaptıkları deneyler hakkındaki kült inanışları başlatan uzaylılar tarafından kaçırılma hikayesi Betty ve Barney Hill hikayesidir. Betty – Barney Hill çifti uzaylılar tarafından 19 Eylül 1961 tarihinde kaçırıldıklarını iddia ediyorlardı. Betty’nin kaçırıldığını ilk “hatırlayışı” bir dizi kabus ile gerçekleşmiş, ardından bunu Barney’ye anlatmış. Barney de uzaylıların kendisinden sperm numunesi aldığını iddia etmiştir. Betty uzaylıların, göbek deliğine bir iğne batırdığını iddiasında bulunmuştur. Betty başka insanları da uzaylıların iniş yaptıkları bir yere götürmüş ama uzaylıları ve uzay aracını sadece kendisi görmüş. Hill çifti, anlattıkları hikayenin çoğunu kaçırılma vakasından birkaç yıl sonra hipnoz altında hatırlamışlardır. Barney Hill uzaylıların büyük, yayık (wraparound) gözleri olduğunu ifade etmiştir ki bu pek de yaygın olmayan bir özellik. Ancak on iki gün önce “The Outer Limits” dizisinin bir bölümünde aynen böyle bir uzaylıdan bahsedildi (Kottmeyer). Robert Schaeffer’e göre “son dönem UFO kaçırılmalarına dair tüm önemli unsurları 1930 yılına ait Buck Rogers in the 25th Century (Buck Rogers 25inci Yüzyılda) adlı çizgi roman serüveninde bulabiliriz.”

Hill çiftinin anlattığı hikaye birçok kez tekrar edildi. Uzaylılarla karşılaştıktan sonra bir unutkanlık dönemi bulunmaktadır. Sonrasında ise genellikle bir hipnoz, danışmanlık veya psikoterapi dönemi olur ki bu dönemde kaçırılmaya ve üzerlerinde yapılan deneylere ilişkin hatıralar ortaya çıkar. Kaçırılanların hikayelerindeki tek değişiklik bazılarının uzaylıların, vücutlarına implant yaptıkları yönünde, bazılarının ise vücutlarında uzaylılar tarafından yapılmış yara ve işaretler bulunduğu yönünde iddialarda bulunmalarıdır. Ama hepsi uzaylıları aşağı yukarı aynı şekilde tarif ederler. 

Kendi sözde kaçırılmalarıyla ilgili birçok kitap yazmış olan Whitley Strieber, uzaylılar tarafından kaçırıldığını psikoterapi ve hipnozdan sonra fark etmiştir. Strieber uzaylıların, evinin çatısını ateşe verdiklerini gördüğünü iddia etmektedir. Geceleri uzak gezegenlere gidip tekrar Dünyaya döndüğünü söylemektedir. Başka insanlar hiçbir şey görmezken yalnızca kendisinin ve ailesinin uzaylıları ve uzay araçlarını görebildiklerine inanmamızı istemektedir. Strieber oldukça rahatsız birine benziyor ama uzaylıları gördüğüne ve uzaylıların kendisine zarar verdiğine de gerçekten inanıyor gibi. Hislerini öyle bir şekilde betimliyor ki uzaylılarla olan etkileşiminin öncesinde oldukça tedirgin bir psikoloji içerisinde olduğunu düşünmek işten bile değil. Bu kadar yüksek düzeyde tedirginlik halinde olan bir kişi histerilere meyilli olacaktır ve özellikle de radikal bir şekilde değişim gösteren davranış veya inanç kalıplarına karşı hassas olacaktır. Strieber bir endişe nöbeti geçirirken analizcisi Robert Klein ile uzaylılar tarafından kaçırılma vakaları araştırmacısı olan Budd Hopkins’e danışmıştır. Daha sonra hipnoz altındayken de korkunç uzaylıları ve ziyaretlerini hatırlamaya başlamıştır. 

Hopkins içtenliğini gösterip televizyon programı Nova’da (“Alien Abductions” ilk yayınlanma tarihi 27 Şubat 1996) akli yetersizlikleri araştırmıştır. Kamera Hopkins’i oldukça tedirgin, duygusallık seviyesi hayli yüksek hastalarla görüştüğü seanslarda takip etmiştir. Daha sonra Hopkins, programı, dengesiz olduğu kolaylıkla fark edilen bir annenin, çocuklarına uzaylılar tarafından kaçırıldıkları yönünde telkinde bulunmasına yardım ettiği Florida’ya götürmüştür. Hopkins’in “hastalarıyla” gerçekleştirdiği giderek daha fazla seansın aralarında izleyici, Hopkins’in sürekli kitaplarının reklamını yapışını ve “hastalarından” edindiği oldukça garip iddialara hiçbir şekilde şüpheyle yaklaşmamasının sebeplerini dinlemiştir. Nova Programı Dr. Elizabeth Loftus’tan, Hopkins’in, anneleri tarafından uzaylılarca kaçırıldıklarına inanmaları yönünde telkin edilen çocuklarda uyguladığı “danışmanlık” yöntemini değerlendirmesini istemiştir. Hopkins her ne kadar bastırılmış hatıraları ortaya çıkardığını iddia etse de, Nova’nın Hopkins’i çalışırken gösterdiği küçük kısımdan Bay Hopkins’in var olmayan hatıraların yaratılmasına yardımcı olduğu gayet açıktı. Dr. Loftus, Hopkins’in, “hastalarını” daha fazla ayrıntı hatırlamaları yönünde teşvik ettiği gibi yeni ayrıntılar hatırladıklarında da sözlü olarak onları takdir ettiğini belirtmiştir. Dr. Loftus uygulanan prosedürü “riskli” olarak değerlendirmiştir çünkü bu “danışmanlığın” çocuklar üzerinde nasıl bir etki bırakacağını bilemeyiz. Tabii kesinlikle tahmin edebileceğimiz bir etki var o da bu çocukların uzaylılar tarafından kaçırıldıklarını düşünerek büyüyecekleri. Bu düşünce hafızalarına o kadar işlemiş olacak ki söz konusu “deneyimin” beyinlerine anneleri tarafından yerleştirildiği ve Hopkins gibi uzaylı meraklıları tarafından da işlenmiş olduğu fikrini değerlendirmelerini sağlamak zor olacak. 

 

John Mack

Bir başka uzaylı meraklısı ise uzaylılar tarafından kaçırıldıklarını iddia eden hastalar hakkında kitaplar yazmış olan Harvard’lı psikiyatr Dr. John Mack’di (1929-2004). Mack’in hastalarının çoğu kendisine Hopkins tarafından yönlendirilmişti. Dr. Mack psikiyatrik hastalarının akıl hastası olmadıklarını (iyi de o zaman niye bu insanları tedavi ediyordu?) ve anlattıkları hikayelere getirebileceği en iyi açıklamanın da anlatılanların doğru oldukları yönünde olacağını söylüyordu. Ancak içlerinden biri kaçırılmaların gerçekleştiğine dair elle tutulur bir kanıt göstermedikçe Dr. Mack ve hastalarının akıllarının pek de başlarında olmadıklarına veya sahtekar olduklarına inanmak daha mantıklı gözüküyor. Elbette doktorumuz akademik özgürlük ve doktor/hasta gizliliği ayrıcalıklarının arkasına saklanabilir. İstediği her türlü iddiada bulunabilir ve hastasının haklarını ihlal edeceğini öne sürüp bunların herhangi birini destekleyecek kanıt sunmayı reddedebilir. Daha sonra da elindeki hikayeleri kitap olarak bastırıp insanlara akademik özgürlüğünü kullandığını söyleyebilir. Doktor öyle bir pozisyona sahiptir ki her sahtekar kendisini kıskanacaktır: yakalanmaktan korkmadan istediği yalanı söyleyebilir.

Dr. Mack de Nova “Alien Abductions” programına çıkmıştır. Hastalarının kaçırılma olaylarının dışında normal insanlar olduklarını iddia etmiştir ki eğer hastaları, Hopkins’in programa çıkardığı kendi hastalarına benziyorsa bu tartışmaya oldukça açık bir iddia. Mack ayrıca hastalarının bu akıl almaz hikayeleri uydurarak ellerine geçen herhangi bir şey olmadığını öne sürmüştür. Nedendir bilinmez zeki insanlar genellikle sadece aptalların kandırılabileceği veya akıllarının başında olmayabileceği görüşündedirler ve bir kişinin gerekçeleri güvenilirse o zaman o kişinin anlattıklarına da güvenilebileceğini düşünürler. Şayet bir kişinin anlattıkları sayesinde eline geçecek bir şeyler varsa (ün ve servet gibi) o kişinin anlattıklarına şüphe ile yaklaşmakta haklı olabiliriz ancak sırf bu mantıkla kişinin herhangi bir kazancı yok diye söylediklerini olduğu gibi doğru kabul etmek de doğru olmaz. Yetkin olmayan bir gözlemciye, sarhoş veya uyuşturucu kullanmış bir gözlemciye, hataya düşen bir gözlemciye ya da kandırılmış bir gözlemciye ne kadar yalandan uzak olsa da şüphe ile yaklaşılmalıdır. Bir insanın kibar ve ahlaklı biri olması ve yalan söylemesinin kendisine bir şey kazandırmayacak olduğu gerçeği o kişiyi, beynin algılananları yorumlarken yapabileceği hatalardan muaf yapmaz. 

Dr. Mack’in dikkate almadığı nokta hastalarının kaçırılan kişiler olarak çok fazla dikkat çekiyor olduklarıydı. Dahası hastalar “kaçırılmalarıyla” ilgili daha fazla ayrıntı bulup söylemeleri için teşvik edilirlerken, kendisinin ve Hopkins’in ün ve kitap satışları açısından neler kazanacaklarından hiç söz edilmiyordu. Mack, uzaylılar tarafından kaçırılma konusundaki ilk kitabı için 200,000 Dolar tutarında bir ön ödeme almıştı. Mack ayrıca Psikoloji ve Sosyal Değişim Merkezi (Center for Psychology and Social Change) ile Sıradışı Deneyimler Araştırmaları Programı’nın (Program for Extraordinary Experience Research) reklamlarından ve fon taleplerinden de faydalandı. Ha bu arada Dr. Mack hastalarının hikayelerinin birbirlerine bu kadar benzemeleri gerçeğinden de oldukça etkileniyordu. Kendisi ayrıca auralara inanıyordu ve eski karısının jinekolojik sorunlarının bazılarına uzaylıların sebep olmuş olabileceklerine inandığını da belirtmiştir. Harvard kendisini akademik özgürlük çerçevesinde halen okulda tutmaktadır.

 

Robert Bigelow

Uzaylılar tarafından kaçırılma mitlerine katkıda bulunmuş bir başka isim, parasını paranormal araştırmaları desteklemek için kullanan ve uzaylı kaçırılmalarıyla ilgili bir Roper anketini kısmen finanse etmiş, Las Vegas’lı zengin bir iş adamı olan Robert Bigelow’dur. Ankete katılan 5947 kişiye uzaylılar tarafından kaçırılıp kaçırılmadıkları doğrudan sorulmamıştır. Bunun yerine aşağıdakilerden herhangi birini tecrübe edip etmedikleri sorulmuştur:

-Felçli bir şekilde uyanıp odada garip bir kişinin veya bir varlığın ya da başka herhangi bir şeyin bulunduğu hissine kapılmak.

-Bir saat ya da daha uzun bir süre boyunca ortadan kaybolmak ama niçin ve nereye gittiğinizi hatırlayamamak.

-Bir odanın içerisinde sıra dışı ışıklar veya ışık topları görmek ve bunların nereden geldiklerini veya bunlara neyin sebep olduğunu bilmemek.

-Vücudunuzda anlam veremediğiniz yara izleri bulmak, ancak ne sizin ne de başka birinin bunların nerede ve nasıl olduklarını hatırlayamaması.

-Neden ve nasıl olduğunu bilmeden havada uçmuş olduğunuz izlemine kapılmak.

Bu 5 “belirti”nin 4’üne evet yanıtı vermek kişinin uzaylılar tarafından kaçırıldığına kanıt olarak görülüyordu. John Mack’in de giriş bölümü yazdığı 62 sayfalık bir rapor yaklaşık 100,000 psikiyatr, psikolog ve diğer akıl sağlığı uzmanına gönderildi. Raporda yapılan çıkarım yaklaşık 4 milyon Amerikalının veya yaklaşık 100 milyon Dünyalının uzaylılar tarafından kaçırıldığı yönündeydi. Carl Sagan’ın da alaycı bir üslupla söylediği gibi: “Daha fazla komşunun fark etmemiş olması ilginç.” Raporun bu insanlara gönderilme tarihi ise mükemmeldi: Amerikan CBS-TV kanalında Strieber’ın Intruders (Davetsiz Misafirler) kitabını konu alan mini dizi başlamadan hemen önce. 

Uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia edenlerin bir kısmı muhtemelen yalnızca sahtekar, bir kısmı ise oldukça stresli kişiler ve bir kısmının da muhtemelen ciddi psikiyatrik hastalıkları var ama yine de tüm bu insanların büyük bir kısmı fantastik şeylere inanmaya meyilli oldukça normal insanlara benziyorlar. Çoğu, yaşadığı garip tecrübeleri televizyona çıkmak için veya hayatları hakkında film yaptırmak için kullanacak paragöz insanlara benzemiyor. Başka bir deyişle anlatılan hikayeler çoğunlukla olmasa bile sıklıkla, bilinen daha büyük amaçları bulunmayan normal insanlar tarafından anlatılmakta. Eğer ortaya attıkları iddialar bu kadar garip olmasaydı bu insanların çoğuna güvenmemek yersiz olurdu. Uzaylılar tarafından kaçırılmaya inanmanın akla yatkınlığını savunanlar, anlatılan hikayelerin tümünün masallama olarak izah edilemeyeceğini belirtiyorlar (Ç.N.: Masallama [Confabulation]: Bellek boşluğu sonucunda, bilinçte herhangi bir etkilenme olmaksızın, istemsiz olarak ortaya çıkan masal anlatma, gerçek dışı bilgiler uydurma). Ancak hipnoz ve diğer yönlendirici yöntemler kaçırılma hatıralarını ortaya çıkarabilmek için sıklıkla kullanılmaktadırlar. Hipnoz yalnızca, kesin ve doğru anılara ulaşabilmek için kullanılan güvenilemeyecek bir yöntem olmakla kalmıyor, ayrıca gerçekte olmayan hatıraları da beyne varmış gibi yerleştirmek için rahatça kullanılabiliyor. İlaveten, uzaylılar tarafından kaçırıldıklarına inanan insanların fantastik şeylere epey meyilli oldukları bilinmektedir. Eğer anormalliğin tanımı azınlıkların inancı veya davranışı şeklindeyse, fantastik şeylere meyilli olmak anormallik değildir. İnsanların büyük çoğunluğu fantastik şeylere meyillidir, olmasalardı tanrılara, meleklere, ruhlara, ölümsüzlüğe, iblislere, altıncı hisse, Koca Ayak vb. şeylere inanmazlardı. Bir kişi hayattaki ve toplumdaki milyonlarca işlevini “normal şekilde” yerine getirirken aynı zamanda akla gelebilecek en mantıksız inançlara sahip olabilir, yeter ki söz konusu mantıksız inançlar kültürel olarak kabul görmüş yanılsamalar olsun. Örneğin, insanların dini hikayelere neden inandıklarının araştırılıp anlaşılabilmesi için çok az çaba gösterilmektedir, fakat kişi kültürel olarak kabul görmüş hayali olguların dışında bir şeye inanırsa bu inancını “açıklaması” kesinlikle beklenir. 

 

Ortak Kültürel Yanılsamalar

Uzaylılar tarafından kaçırıldıklarını iddia edenler ya kesinlikle deliler ya da kesinlikle doğruyu söylüyorlar diye düşünmek olmaz. Bu insanların ortak bir kültürel yanılsamaya sahip olduklarını düşünmek daha doğru olacaktır. Bu kişiler tünelin sonundaki ışığa doğru gitmeye başlayıp son anda ölümden dönmüş insanlara benzetilebilir. Bu deneyimlerin ortak olması illa da zihin ürünü olmadıkları anlamına gelmez. Bunların, ölüme yakın deneyimler esnasında beynin bulunduğu durum ile benzer hayat tecrübelerine ve ölüm beklentilerine bağlı olarak ortaya çıkmış olmaları muhtemeldir. Böyle bir durumda sahip olduğumuz alternatif çıkarımlar sadece kişinin tamamen deli olduğu ya da gerçekten ölüp başka bir dünyaya gittiği ve tekrar hayata döndüğü değildir. Tüm bunlar beynin bulunduğu durumla ve ortak kültürel inanışlarla açıklanabilirler. 

Uzaylılarca kaçırılan insanlar mistik kişilere de benzetilebilir. Her ikisi de kendileri dışındakilere aşikar kılınmayan şeyler tecrübe ettiklerine inanırlar. Yaşadıkları deneyimlere dair ellerindeki tek kanıt bunları gerçekten yaşadıklarına olan inançları ile bu hususta anlattıklarıdır. Bunun dışında hiçbir kanıtları yoktur. Uzaylılar tarafından kaçırılanların mistik kişilere benzetilmesi ilk duyduğunuzda düşündüğünüz kadar alakasız değildir aslında. Mistik deneyimlerle ilgili anlatılanlar iki temel kategoriye ayrılır: esrik ve düşündürücü. Mistikliğin bu her iki türü de kendi ait bir anekdot ve tanıklık geçmişine sahiptir. (burada tanıklıktan kasıt anlatılan hikayedir, gerçek anlamda tanık olmak, şahit olmak değil). Kaçırılanların hikayeleri gibi bu mistik türlerinin hikayeleri de kendi içlerinde benzerlik gösterir. Esrik mistikler tanımlanamaz deneyimlerini cinsel mutluluğa (kendinden geçme) benzerlik gösteren şekillerde anlatırlar. Karanlıktan ışığa doğru gitmek kişinin kendi doğum tecrübesini hatırlatır. Düşündürücü mistikler ise kusursuz huzur ve saadet deneyimlerini iyi bir uykuya benzeterek tanımlıyorlar. Mistikliğin daha ileri aşamalarında yaşanan deneyim aynen ölüme benziyor: tam bir birlik hali, yani hiçbir çeşitlilik yok, değişim yok, hiçbir şey yok. Kısaca mistik deneyimlerin farklı ülkelerde ve farklı çağlarda doğmuş mistikler tarafından benzer şekillerde anlatılıyor olması, yaşanan bu deneyimlerin gerçekçiliğine dair bir kanıt değildir. Aradaki bu benzerlik daha ziyade insan deneyimlerinin değişmezliğine bağlıdır. Dünya üzerinde var olan bütün kültürlerde doğum, cinsellik ve ölüm olguları bulunur. 

Uzaylılar tarafından kaçırılanlar yalnızca mistiklere benzerlik göstermemektedirler, bunun yanı sıra iblislerin akıllarını çelmeye çalıştıklarına inanmış orta çağ rahibelerine, hayvanlarla birlikte olduklarına inanmış antik Yunan kadınlarına ve cadı olduklarına inanmış kadınlara da benzemektedirler. Kaçırılanların danışmanları ve terapistleri hayali inançları sorgulamayan, bunun yerine bu tarz inançları destekleyen ve besleyen eski zaman keşişlerine benzerler. Hikayelerine herkesin inanmasını sağlamak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. İnandıkları şeylerde uzaylılar hakkında okudukları hikayelerin veya Strieber’in yazdığı Communion (Komünyon/Cemaat) veya Intruders (Davetsiz Misafirler) gibi kitapların ya da izledikleri uzaylı filmlerinin ciddi anlamda etkisi altında kalmamış bir kaçırılan bulmak oldukça zordur. Kaçırıldığını iddia edip de Hopkins gibi danışmanlarca veya Mack gibi terapistlerce inandıkları yanılsamalar konusunda büyük ölçüde cesaretlendirilmemiş kişiler bulmak ise daha da güçtür. Anlatılanlara inanan topluluğun cesaretlendirmesi ve uzaylılar tarafından kaçırılma kültündeki üst düzey kişilerin verdiği destek göz önüne alındığında, günümüzde niye bu kadar çok insanın uzaylılarca kaçırıldığına inandığını anlamak çok da zor değil. 

Eğer günümüzde evrende yolculuk edebilecek düzeyde zekaya sahip varlıklar bulunuyorsa, muhtemelen antik çağlarda veya orta çağda da aynı şeyi yapabilecek varlıklar olmuştur. Antik çağlarda ve orta çağda yaşamış insanların sahip oldukları yanılsamalar, uzaylılar ve uzay araçları gibi şeylerle şekillenmemişti çünkü bunlar bizim çağımızın ürünleri. Tanrıların güzel kadınları baştan çıkarmak amacıyla kuğu şekline büründüğü veya iblislerin rahibeleri hamile bıraktığı gibi fikirlere gülebiliriz çünkü bunlar bizim sahip olduğumuz kültürel önyargılara ve yanılsamalara aykırıdır. Antik çağlarda ve orta çağda yaşamış insanlar da muhtemelen başka bir gezegenden gelmiş uzaylılarca cinsel ilişkide bulunmak veya üreme amaçlı tıbbi müdahalelerde bulunulmak üzere kaçırıldıklarını iddia edenlere gülüp geçerlerdi. Bugün, kaçırıldığını iddia edenleri ciddiye alan insanların olmasının tek nedeni, galaksiler arası uzay yolculuğunun gerçekleşebilecek bir ihtimal olduğuna dair ve dünyanın büyük ihtimalle evrende yaşamın bulunduğu tek gezegen olmadığına dair sahip olduğumuz kültürel inançlarla söz konusu yanılsamaların bariz bir şekilde çatışmamasıdır. Başka zaman dilimlerinde kimse bu iddiaları ciddiye bile almazdı. 

Elbette söz konusu olabilecek iyi niyetli düşünceleri de göz ardı etmemeliyiz. Ancak yine de bir insanın niçin gizemli(mistik) deneyimlere sahip olmak isteyebileceğini anlamak, uzaylılar tarafından kaçırılmak arzusunu anlamaktan daha kolay olacaktır. Fakat bir insanın gizemli deneyimleri olmasını isteyebileceği fikrini kolayca kabul etmemiz, bir tanrıya inanmak yönündeki kültürel yargılarımız ve tanrısal olanla birlik içinde olma arzusuyla ilgilidir. Bu hayatı aşıp daha yüksek bir noktaya ulaşmak, içinde bulunduğumuz vücuttan çıkmak, daha yüce bir varlık tarafından özel bir görev için seçilmiş olmak arzuları… Bunların hepsi doğaüstü şeylerle bir olma arzusunda ve beden dışı deneyim (OBE – out of body experience) arzusunda olduğu kadar kolay bir şekilde uzaylılar tarafından kaçırılma arzusunda da fark edilebilir.

Michael Persinger’in öne sürdüğü gibi kaçırıldıklarını iddia edenler benzer beyin durumlarında oldukları için birbirine benzeyen halüsinasyonlar anlatıyor olabilirler. Aynı şekilde mistiklerin esrik ve düşündürücü hikayeleri de bedenden ayrılma ve materyal dünyayı aşmış olma haline bağlı beyin durumları yüzünden benzerlik gösteriyor olabilir. Persinger beynin belirli kısımlarını uyarmak amacıyla elektrotlar kullanarak ölüme yakın deneyimler (NDE – near death experience), beden dışı deneyimler (OBE – out of body experience), mistik deneyimler ve uzaylılar tarafından kaçırılma deneyimleriyle ilişkili olarak varlıkların algılanması ve diğer tecrübe edilen şeylerde oluşan hislerin aynılarını elde etmiştir. Doğum, cinsellik ve ölümle ilgili semboller ve bunların dildeki karşılıkları beyin durumlarını anlatmak için kullanılan benzetmelerden başka bir şey olmayabilirler. Deneyimlerin birçok insan tarafından paylaşılan ortak hatıraları, söz konusu deneyimlerin yanılsama olmadığını kanıtlamaz. Kaçırıldıklarını iddia edenlerin uzaylılar tarafından kaçırılma olarak değerlendirdikleri deneyimler belirli beyin durumlarından kaynaklanıyor olabilir. Bu beyin durumları, hafif nöbetler de dahil olmak üzere uyku felci (karabasanların görüldüğü durum) veya diğer uyku rahatsızlıkları ile ilişkilendirilebilir. Uyku felci, hipnogojik durumda veya hipnopompik durumda meydana gelir. Kaçırıldıklarını iddia edenlerin yaşadıkları tecrübeye dair anlattıkları hareket edememe veya konuşamama, bir çeşit varlığı yanlarında hissetme, korku duyma ancak çığlık atamama şeklindeki detaylar uyku felcinin semptomları listesindekilerle aynıdır. Kimileri uyku felcinin, sadece uzaylılar tarafından kaçırılma yanılsamalarının birçoğunun nedeni olmakla kalmayıp aynı zamanda paranormal ve doğaüstü deneyimlerle ilgili yanılsamaların da nedeni olabileceğini düşünmektedirler. 

Elbette en büyük özelliği yanılsamalar/sanrılar olan belli psikiyatrik hastalıklar da bulunmaktadır. Bu hastalıklara sahip birçok insan, nörotransmiterlerin (sinir ileticiler) üretimini veya işleyişini etkileyen ilaçlarla tedavi edilmektedir. Bu tedavi yöntemleri yanılsamaları ortadan kaldırmada oldukça başarılıdır. Persinger en az bir kişiyi anti-seizure(nöbet geçirmeyi engelleyen) ilaçlarla tedavi etmiştir. Bu ilaçlar hastayı, uzaylılar tarafından kaçırıldığını iddia edenlerin ve uyku felci geçirenlerin anlattıkları türdeki deneyimleri tekrar tekrar yaşamaktan etkili bir şekilde kurtarmıştır. Şizofren veya manik depresif (bipolar/çift kutuplu rahatsızlık) sayısız insan düzgün şekilde tedavi edildikten sonra tanrılar, şeytanlar, FBI, CIA ve uzaylılarla ilgili yanılsamalarından kurtulmuştur.

Uzaylılar tarafından kaçırılma hikayeleri mantıklı gelmese de şayet elle tutulur bir kanıt bulunsaydı en ağır şüpheciler bile anlatılanları dikkate almak zorunda kalırdı. Ama maalesef gösterilen tek fiziksel kanıt da temelsizdir. Örneğin UFO’lar tarafından dünya üzerinde bırakıldığı iddia edilen sözde izler, uzaylıların dünyaya iniş yaptıklarının kanıtı olarak sunulmaktadır. Ancak bilim insanları bu yerleri incelediklerinde gayet sıradan oldukları ve izlerin de mantar ve diğer doğa olayları gibi şeylerden kaynaklandıkları sonucuna varmışlardır. 

Kaçırıldığını iddia edenlerin çoğu kaçırıldıklarına ve üzerlerinde deneyler yapıldığına kanıt olarak vücutlarında bulunan çeşitli yara izlerini ve “çukur izlerini (scoop marks)” gösterirler. Bu izler herhangi bir şekilde sıra dışı değildirler ve gayet sıradan yaralanmalar ve deneyimlerle açıklanabilirler.

Sunulan fiziksel kanıtların en çarpıcı olanı ise “implant” iddiası. Kaçırıldığını iddia edenlerin birçoğu uzaylıların, burunlarına veya vücutlarının çeşitli yerlerine implant yaptıklarını iddia ediyorlar. Budd Hopkins böyle bir implantı incelediğini ve elinde bir çok implant iddiasını kanıtlayabilecek MR(manyetik rezonans görüntüleme) çekimleri olduğunu öne sürüyor. Nova, kaçırılanlara vücutlarında bulunduğunu iddia ettikleri implantları bilim insanlarının inceleyip değerlendirmesi teklifini sunduğunda, sözde implantlarını test ettirmeye veya doğrulatmaya gönüllü tek bir insan bile bulamadılar. Sonuç olarak öyle görünüyor ki kaçırılma iddiaları ile ilgili tüm kanıtlar arasında en zayıf olan fiziksel kanıtlardır. 

Çeviren: Fatma Özhan

Düzenleyen: Arsel Acar

Kaynak: Skepdic

Ağaç Pitonları

Atalarımızın Sesleri Nasıldı?

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim