Genel Görelilik: Evren'e Bakışımızı Kökten Değiştiren Gerçeklik

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Günlük hayatta kütleçekiminin var olduğunu cisimlerin yere düşmesinden biliriz ve bunu yer çekimi olarak adlandırırız. Son derece sezgisel ve normal olan bu olgu, bizi Dünya'nın merkezinde bir kuvvetin var olduğunu ve ayırt etmeksizin bütün cisimleri çektiğini düşünmeye iter.

Einstein ve Newton'a geçmeden önce, eskiden insanların yerçekimi ile ilgili düşüncelerine bir göz atalım. Aristoteles gibi Antik Çağ düşünürleri, cisimlerin her zaman "ait olmaları gereken yere" doğru hareket etme eğiliminde olduğunu iddia etmiştir. Örneğin ateş yakıldığı zaman yukarı doğru yükselmesinin nedeni, ateşin doğal konumunun aslında yukarısı olması gerektiği düşüncesiyle açıklanırdı. Ağır cisimlerin yere düşmesinin nedeni ise, onların ait oldukları yerin Evren’in merkezi olduğu şeklinde ifade edilirdi. Dünya Evren’in merkezinde olduğu için, haliyle cisimler de Dünya'ya, yani Evren’in merkezine doğru hareket etmekteydi.

Aristoteles'e göre, sabit hızla hareket eden bir cismin hareketini sürdürebilmesi için bir kuvvete gereksinim vardı. Kuvvet olmadan cisimler önünde sonunda duracaktı. Fakat Galileo, bunun böyle olmadığını, cisimlerin hareketine devam etmesi için bir kuvvete gerek duyulmadığını kanıtladı. Newton, klasik mekaniğini dayandırdığı 3 hareket yasasından 1.si olan "Eylemsizlik Yasası"nda bunu açıklar ve Galileo'ya atıfta bulunur.

Yine Aristoteles, cisimlerin kütlesine bağlı olarak yere farklı hızlarda ve bu nedenle farklı sürelerde düşmesi gerektiğine inanıyordu. Örneğin ağır bir cisimle daha hafif olan bir cisim aynı anda yere bırakıldığı zaman ağır cisim önce düşmeliydi. Fakat bu görüş de İtalyan astronom Galileo Galilei tarafından geçersiz kılındı. Kimi kaynaklara göre gerçekten yaptığı, kimisine göre de yapıp yapmadığı şüpheli olan ünlü Pisa Kulesi deneyinde, Galileo'nun Pisa Kulesi'ne çıkıp 2 farklı kütleye sahip cismi bırakarak düşüşünü gözlemlediği rivayet edilir. Deneyin sonunda 2 cisim de yere aynı anda çarpacaktır.

Her ne kadar deneyin gerçekten yapılıp yapılmadığı tartışmaya açık olsa da Galileo, aynı hizadan bırakılan cisimlerin, kütleleri ne olursa olsun yere aynı anda düşeceğini biliyordu. Hatta cisimlerin ivmelenme hızlarını da hesaplamayı başararak kısaca şöyle formüle etmişti: "Yere düşen cisimlerin kat ettiği mesafeler, geçen zamanın karesine eşit oranda artar."

Cisimlerin ivmelenme hızını çok iyi bir şekilde formüle eden İtalyan astronom, ivmelenmeye yahut cisimlerin yere düşmesine neden olan bir "yer çekiminin" varlığını kabul ediyordu fakat bu olguya sebep olanın aslında ne olduğu hakkında bir fikre sahip değildi.

Newton ve Kütleçekimi Teorisi

Galileo'nun ölüm yılı olan 1643 yılında dünyaya gelen Sir Isaac Newton, Galileo ve öncekilerinin yapamadığını, Kütleçekimi Teorisi'ni ortaya atarak yapmış ve fizik alanında adeta bir devrim yaratmıştır. Sonraki 200 yıl boyunca bilim camiasında Newton'un teorisi Evren’in fiziksel gerçekliğinin bir ifadesi olarak kabul görmüştü.

Kütleçekimi kuvveti, 2 cismin sahip olduğu kütlelerine doğru orantılı olarak artarken, aralarındaki mesafenin karesine ters orantılı olarak değişecektir. Örneğin Ay Dünya'dan 2 kat uzak olsaydı, Dünya'nın Ay üzerindeki kütleçekimi kuvveti 1/4 oranında azalacaktır. Öte yandan kütleçekimi, cisimlerin kütleleriyle doğru orantılı olarak arttığı için, 2 cisimden birisinin kütlesi 2 katına çıktığı takdirde, aralarındaki kütleçekimi de 2 kat artacaktır. 2 cismin kütlesi birden 2 katına çıktığı takdirde kütleçekimi kuvveti 4 kat artacaktır.

Böylece, ilk defa kütleçekimi teorisi matematiksel olarak formüle edilmiş, Newton tarafından bir nitelik kazandırılmıştı. Ancak hala daha çözülemeyen sorunlar vardı. Örneğin, kütleçekimi kuvvetine sebep olan şey neydi? Uzay boşluğunda ve anında cisim üzerine etki eden bir kuvvet miydi? Newton'a göre 1.sorunun cevabı bilinmiyordu. Hatta Principia adlı eserinde kütleçekimine gerçekte neyin sebep olduğunu bilmediğinden bahsetmiş; fakat bunun pek de önemli olmadığını, çünkü ortaya attığı Kütleçekimi Teorisi'nin başarılı bir şekilde gezegenlerin dönüşünü açıkladığını belirtmiştir.

Kütleçekiminin belli bir mesafeden anında etki ettiği fikri ise Newton tarafından kabul görmüştür. Buna göre, Güneş eğer şu an aniden ortadan kalksa, Dünya ve diğer gezegenler etkisini hemen hisseder, yörüngelerinden aniden saparak uzayın derinliklerine doğru yol alırdı. Kütleçekiminin mesafe fark etmeksizin eş zamanlı olarak etki etmesi nedeniyle gezegenler, kütleçekimi yokluğunun etkisine de aniden tepki verecektir.

Bir diğer önemli sorun ise 2 cisim arasındaki kütleçekimi kuvvetinin boşlukta, yani bir ortam olmadan etki edebilmesiydi. Günlük hayatımızda bir cisme bir kuvvet uygulamak için onunla temas kurmamız gerektiğini biliriz. Kütleçekimi kuvveti ise, 2 cisim arasında belirli bir uzaklıktan, temas kurmadan etki ediyor görünüyordu. Bu durum Newton'u pek tatmin etmemiş olacak ki bir cismin diğeri üzerine mesafe tanımaksızın kuvvet uygulayabilmesine ilişkin şöyle demiştir:

Kütleçekiminin kendiliğinden, yaratılıştan var olması ve madde için zorunlu olması gerektiği; böylece bir cismin, hiçbir ortamın olmadığı bir boşluktan diğerine uzaktan etki edebilmesi fikri benim için o kadar anlamsız ki felsefi konularda yetkin olan, üstün düşünme yetisine sahip hiç kimsenin bu konunun altından kalkabileceğine inanmıyorum.

Genel Göreliliğe Giden Yol: Einstein'i En Mutlu Kılan Düşüncesi

Genel Görelilik Teorisi daha ortaya atılmamışken, 1907 yılında Einstein İsviçre'deki Patent Ofisi'nde çalışırken boş kalan zamanlarında "düşünce deneyi" adını verdiği zihin egzersizleri yapardı. Yine bu düşünce deneylerini yaptığı sırada yere doğru düşen bir asansörü göz önüne getirdi. Einstein'a göre düşen asansörün içinde olan birisi kendi ağırlığını hissetmeyecekti. Çünkü asansöre etki eden hiçbir kuvvet yoktu ve serbest düşüş halinde olduğu için içindeki kişi de serbest düşüş halinde olacak ve böylece ağırlıksız hissedecekti.

Bu durumu çok kısa bir süre de olsa yaşayabiliriz. Asansörün hareket etmesi için düğmeye bastığımızda yukarıya doğru çıkmaya başlar ve kalkış esnasında geçici olarak fazladan bir ağırlık hissederiz. Tam tersi durum, asansör ineceğimiz katta durunca yaşanır. Asansörün durma esnasında çok kısa bir süreliğine bir hafiflik hissederiz. Çünkü alttan uygulanan fazladan itme kuvveti artık son bulmuştur.

Asansör düşme esnasında ise üzerine etki eden hiçbir kuvvet olmadığından içindeki kişi de ağırlıksız hissedecek ve ayakları yerden kesilecektir. Hatta cebinden bir madeni para çıkarıp da havaya fırlatsa bile para asansörün zeminine düşmeyecek, havada yüzer halde görünecektir.

Einstein, uzayda serbest halde dolaşan bir asansörle Dünya'ya doğru düşen bir asansörün içindeki kişilerin ikisinin de ağırlıksız hissedeceğini söyler.
Einstein, uzayda serbest halde dolaşan bir asansörle Dünya'ya doğru düşen bir asansörün içindeki kişilerin ikisinin de ağırlıksız hissedeceğini söyler.
The Curious Astronomer

Eşitlik Prensibi

Einstein daha da ileri giderek hızlanmanın ve kütleçekimi alanında bulunmanın aslında aynı şey olduğunu söyler. Eşitlik prensibi adı verilen bu olguya göre, ivmelenmenin gerçekleştiği hareket halinin ve herhangi bir kütleçekimi etkisinin altında bulunan birisi, bu 2 durum arasındaki farkı ayırt edebilecek bir deneye başvuramaz. Örneğin, Dünya üzerindeki birisinin hissettiği kütleçekimi kuvveti, hızlanma halindeki bir roketin içinde bulunan birisinin hissettiği alttan itme kuvvetiyle nitelik olarak aynıdır. Roketin içinde bulunan bu gözlemci Dünya'daki kütleçekimi kuvvetine eş bir kuvvet hissettiği için, dışarıyı gözlemleyemediği sürece Dünya üzerinde mi yoksa hızlanan bir roketin içinde mi bulunduğuna karar veremez.

Kütleçekimine Yeni Bir Bakış: Bükülü Uzay-Zaman

1915 yılında yayımladığı makaleyle Genel Görelilik teorisini bilim camiasına tanıtan Einstein, daha önce hiç bahsedilmeyen bir olgudan söz ediyordu: Sanılanın aksine kütleçekimi diye bir kuvvet yoktu. Gerçekte, kütleçekimi olarak nitelendirdiğimiz olaya sebep olan, uzay-zaman bükülmesiydi. Uzayda bulunan kütleler, etrafındaki uzay-zaman dokusunu bükerek eğri bir ortam oluşturuyordu. Bunu bir örnekle açıklayalım:

Düzleme aktarılmış bir dünya haritası.
Düzleme aktarılmış bir dünya haritası.
Curious Astro

Yukarıda düzleme aktarılmış bir dünya haritası görüyorsunuz. Birisinin seyahat amacıyla uçakla Ithaca'dan Roma'ya gitmek istediğini düşünelim. Bu uçağın düz bir yol izleyerek Roma'ya varacağını düşünebiliriz. Aslına bakılırsa, Ithaca'dan hareket eden bir uçak, eğer dümdüz bir rota izlerse varacağı yer Roma değil, mavi okun gösterdiği Batı Afrika'da bir yer olacaktır. Dünya yuvarlak olduğu için, gezegenin kavisli geometrisini hesaba katmayan düzleme aktarılan bir haritada, 3 boyutlu Dünya'da iki nokta arasındaki düz rotalar eğri görülecektir (mavi ok gibi).

Bu durumda 2 boyutlu olan bir canlı, 3. boyuttaki kavisli bir yol olan 2 nokta arasındaki en kısa mesafeyi 2. boyutta meydana gelen eğri (düz olmayan) yollar olarak algılayacaktır. Bu durumu bir örnekle daha açıklamaya çalışalım.

4 farklı gözlemcinin kutup bölgesinden ekvatora doğru kat ettiği en kısa mesafeleri gösteriyor.
4 farklı gözlemcinin kutup bölgesinden ekvatora doğru kat ettiği en kısa mesafeleri gösteriyor.
Pittsburgh Üniversitesi

Farz edelim ki 4 ayrı gözlemci ekvatordan başlayıp Kuzey Kutbu'na doğru bir yolculuğa çıksın. Kutba doğru ilerledikleri sırada, gözlemcilerin aralarındaki mesafe gittikçe birbirine yaklaşır ve kutup noktasında yolları kesişir. Sonrasında tekrar ekvatora doğru yol alır ve aralarındaki mesafe yine artarak başladıkları konuma geri döner.

3.boyut algısı olan bizler, gözlemcilerin kutup ve ekvator arasındaki en kısa mesafeyi kat ederek yaptıkları yolculuğun, Dünya'nın yuvarlak olmasından dolayı kavisli bir rota çizdiğini görürüz (uzaydan bakılması halinde). Yani bizden, gözlemcilerin yaptığı yolculuğun bir rotasının çıkartılması istense, yukarıdaki resmi göstermemiz uygun olurdu. Fakat 2 boyut içinde yaşayan, derinlik-yükseklik algısından yoksun birisi için aynı şeyi söyleyemeyiz. Aşağıdaki görselde de sadece 2 boyut algısına sahip birisi için yukarıdaki gözlemcilerin yaptığı yolculuğun nasıl gözükmesi gerektiğini inceleyelim:

3. boyut algısı olmayan bir gözlemci, diğerlerinin kutup ve ekvator bölgeleri arasında yaptığı yolculuğu düz bir yol olarak değil, aksine eğik yollar olarak algılar.
3. boyut algısı olmayan bir gözlemci, diğerlerinin kutup ve ekvator bölgeleri arasında yaptığı yolculuğu düz bir yol olarak değil, aksine eğik yollar olarak algılar.
Pittsburgh Üniversitesi

Yukarıdaki görselde ortada çizgilerin kesiştiği yer kutup noktasıdır. Kutup noktasında duran 2 boyutlu bir gözlemci, 3 boyutlu bir küre üzerinde 2 nokta arasındaki (Ekvator-Kuzey Kutbu) en kısa mesafeyi 3. boyut algısı olmadığı için düz olmayan eğri bir yol olarak algılayacaktır. Hâlbuki ekvatordan kutuplara yolculuk yapan ve tekrar geri dönen gözlemciler dümdüz bir yol izlemiştir.

Einstein da uzay-zaman bükülmesi denilince tam olarak bundan bahseder. Bir cismin etrafında yarattığı uzay zaman bükülmesinde, 2 nokta arasında en kısa mesafe artık düz bir yol değil; daha ziyade kavisli bir yol olup 2 nokta arasındaki en kısa mesafedir. Bu geometriye Riemann Geometrisi denir ve bu eğri jeodezik eğri olarak adlandırılır.

Aralarında Mesafe Olan İki Cisim Arasında Etkiyen "Kütleçekimi" Kuvveti

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, "kuvvet" olarak tanımladığımız, cisimleri birbirine çeken şey aslında uzaydaki cisimlerin yarattığı uzay-zaman bükülmesinin bir sonucudur. Ağırlığı fazla olan bir cisim (örneğin Güneş) uzay-zamanda daha çok bükülmeye yol açacağından ağırlığı az olan çevresindeki cisimler (gezegenler) Güneş'in uzay-zamanda oluşturduğu bükülü bir geometride hareket eder.

Uzay-zamanın da görüldüğü üzere belli bir şekle, niteliğe sahip bir ortam olduğu ortaya çıkmaktadır. Newton'un bahsettiği "boşluk" olan bir uzayda, ortam olmadan etki eden kütleçekimi kuvvetinin ne olduğu sorusu, uzay-zamanın aslında kendi başına bir varlık olup, onunda bükülüp değişebileceği gerçeğinden sonra açıklığa kavuşmaktadır. Böylelikle uzay-zamanda meydana gelen kütleçekimi kuvvetini ileten dalgalar da yayılabilmektedir.

Maxwell'in kısmi diferansiyel denklemlerinde Einstein, hiçbir şeyin ışıktan hızlı gidemeyeceği sonucunun çıktığını biliyordu. Bu durumda Newton'un varsayım olarak kabul ettiği kütleçekimi kuvvetinin mesafe fark etmeksizin anında etki etmesi görüşünün artık yanlış olduğu ortaya çıkmış oldu. Hiçbir şey evrendeki hız limiti olan ışık hızından hızlı yol kat edemeyeceği için kütleçekimi kuvveti de belli bir hıza sahip olmalıydı. O hız da bugünkü hesaplamalara göre ışık hızıdır.

Bu da demek oluyor ki, Güneş şu an aniden yok olsa Dünya ve diğer gezegenler belli bir süre daha Güneş'in yarattığı kütleçekimi alanında (uzay-zaman bükülmesinde) yol almaya devam edeceklerdir. Gezegenlerin Güneş'e olan mesafesine bağlı bu süreler geçtikten sonra Dünya ve diğer gezegenler uzayın derinliklerine doğru yol alacaklardır.

Kütleçekimin Işığın Yolunu Saptırması

Einstein, 1915 yılında yayımladığı Genel Görelilik Teorisi'nde, büyük bir cismin oluşturduğu kütleçekimi kuvveti (uzay-zaman bükülmesi) nedeniyle bu cismin yakınına yaklaşan ışığın yolunun sapacağını, diğer bir deyişle büküleceğini belirtir. 1919 yılında İngiliz astronom Arthur Eddington, Einstein'in görelilik teorisini kanıtlamak amacıyla giriştiği ünlü Güneş tutulması gözleminde, tıpkı Einstein'in tahmin ettiği gibi büyük bir kütleye sahip Güneş'in çevresinde oluşturduğu uzay-zaman bükülmesi sayesinde arka planda kalan yıldızlardan gelen ışığın Güneş'in oluşturduğu bükülü uzaydan geçerken gerçekten de yolunun değiştiğini gözlemlemiştir. Bu gözlem, Genel Görelilik Teorisi'ni kanıtladığı için çok kısa sürede Einstein'ın bir üne kavuşmasına sebep olmuştur.

Işığın yolunun nasıl değiştiğini daha iyi anlamak için yukarıda bahsettiğimiz eşitlik prensibinden yararlanacağız. Az önce eşitlik prensibi hakkında şöyle demiştik: Güneş veya Dünya gibi kütleçekimi kuvveti uygulayan bir cismin üzerinde bulunan birisi ile ivmelenen bir roketin içinde bulunan birisinin hissettikleri kütleçekimi kuvveti aslında aynıdır. Bu da demek oluyor ki, hızlanan bir referans çerçevesi ve kütleçekimine sahip bir referans çerçevesi birbirlerinden ayırt edilemez.

Şimdi bu durumu ışık açısından değerlendirelim. Farz edelim ki bir roketin sol tarafındaki bir delikten içeriye yatay bir şekilde el feneri tutuluyor. Bir an için bu roketin hızlanarak kalktığını düşünelim. Roket yukarı doğru bir hareket sergilediği için, roketin sol tarafından tutulan ışık, roketin durağan olması durumunda sağ tarafındaki karşılık gelen noktaya yansımayacaktır. Onun yerine sol taraftan giren ışık, roketin yukarı doğru bir hareketi sonucunda karşı tarafta daha aşağı bir yere yansıyacaktır.

Hızlanan roket (sol) ve Dünya üzerindeki bir rokette tutulan her iki ışık eşitlik prensibi gereği aynı şekilde etkilenecektir.
Hızlanan roket (sol) ve Dünya üzerindeki bir rokette tutulan her iki ışık eşitlik prensibi gereği aynı şekilde etkilenecektir.
The Curious Astronomer

Buradan bir çıkarım yaparak şöyle söyleyebiliriz: Eşitlik ilkesine göre hızlanan bir referans çerçevesi ile kütleçekimi alanı birbirine denktir. Eğer ışığın bir kütleçekimi alanında yolunu değiştirmesi (bükülmesi) söz konusuysa, aynı şekilde hızlanan bir referans çerçevesinde de ışığın yolu değişmelidir. Nitekim yukarıda tam da bundan bahsettik.

Kütleçekimsel Zaman Genişlemesi

Kütleçekimi etkisi altında bulunan zamanın normalden daha da yavaş aktığı çıkarımı Einstein'ın, hızlanan referans çerçevesinde zamanın daha yavaş akması gerektiğini öne sürdüğü Özel Görelilik Teorisi'nin bir sonucudur. Bu durumda yine eşitlik prensibinden yola çıkılarak, hızlanan bir referans çerçevesinde zaman daha yavaş akıyorsa, kütleçekim alanında bulunan zamanın da bu yolla yavaş akması gerektiği sonucuna varılır.

Örneğin, Dünya'nın çekirdeği, Dünya'nın kütleçekimi merkezine çok yakın olduğu için daha büyük bir kütleçekimi kuvveti hisseder. Kütleçekimi kuvvetine daha fazla maruz kalan cisimler için zamanın daha yavaş geçmesi gerektiği düşünülürse, bu durumda çekirdeğin Dünya yüzeyinden daha genç olmasını bekleriz. Nitekim yapılan hesaplamalarla, Dünya'nın 4.5 milyar yıllık yaşı göz önüne alındığı zaman, çekirdeğin Dünya yüzeyinden 2.5 yıl daha genç kaldığı ortaya çıkmıştır.

1971 yılında Amerikalı iki bilim insanı Joseph Hafele ve Richard Keating tarafından yapılan bir deneyde ise, kütleçekimsel zaman genişlemesinin doğruluğu kanıtlanmıştır. Birbiriyle senkronize olan 4 sezyum atom saati, Dünya'nın çevresini 2 kez dolaşacak olan ticari jet uçaklarına konur. Bu saatler belli bir süre uçurulup, Washington’da bulunan gözlemevindeki saatlerle kıyaslandığında, tam da Einstein'ın Genel Görelilik Teorisi'ne uygun bir şekilde uçuş sırasında daha hızlı çalıştığı kanıtlanmıştırBu sonuç ise, kütleçekimi alanına daha yakın bir cisim için zamanın daha yavaş geçtiği öngörüsünü doğrular niteliktedir.

Kütleçekimi Teorisinin Açıklayamadığı Bir Durum: Merkür'ün Yörünge Devinimi

Newton'un kütleçekimi teorisinin açıklayamadığı durumlardan birisi Merkür'ün hesaplanan yörüngesindeki tutarsızlıktı. 1859 yılında Fransız matematikçi ve astronom Urbain Le Verrier, Merkür'ün Güneş etrafındaki yörüngesinde yaptığı yavaş devinimin sadece gezegenlerin kütleçekimi etkisiyle ve Newton'un teorisi ile açıklanamayacağını söyledi.

Normalde gezegenler, Güneş etrafındaki 1 tam dönüşünü tamamladıktan sonra başladığı yere gelmeleri gerekir. Fakat Merkür'ün yörüngesi gözlemlendiği zaman bu gezegen 1 tam dönüşünden sonra başladığı yere gelmiyor; çok az bir miktar ilerliyordu. (Aşağıdaki videoda Merkür'ün Güneş etrafındaki yörüngesinin zaman içinde ilerlemesini temsili olarak görebilirsiniz.) Sonradan diğer gezegenlerde de gözlenen bu durumun Merkür ile anılmasının nedeni, Merkür'ün diğerlerine göre daha fazla yörünge devinimi gerçekleştirmesiydi.

Urbain Le Verrier bu durumu açıklayabilmek için, Güneş'e Merkür'den daha yakın onuncu bir gezegenin varlığını ortaya attı. Verrier'e göre bu 10. gezegenin varlığı, Merkür'ün Güneş etrafındaki yörüngesine etki ediyor ve Merkür'ün yörünge devinimine yol açıyordu. Bu açıklamanın kabul edilmesinin nedeni aynı durumun Uranüs'ün yörüngesinde de gözlemlenmesiydi.

19. yüzyılın başlarında henüz Neptün'ün varlığı bilinmezken, Verrier dahil bazı astronomlar Uranüs'ün hareketinin, tabletlerde tutulan yörünge kayıtlarıyla uyuşmadığını fark ettiler. Newton'un teorisi o güne kadar kusursuz bir şekilde gezegenlerin hareketlerini açıklıyordu. Fakat Uranüs için bu durum geçerli değildi. Bu olayı açıklamak için ise 8. bir gezegenin varlığını ortaya atarak Uranüs'ün yörünge ilerlemesini açıklamaya çalıştılar. Nitekim çok geçmeden Neptün'ün varlığı keşfedildi ve Uranüs'ün yörüngesindeki tutarsızlık açıklanmış oldu. Böylelikle Newton'un kütleçekimi teorisi bir süre daha geçerliliğini korumaya devam etti.

Fakat Merkür için aynı durum söz konusu değildi. Diğer tüm gezegenlerin kütleçekimi etkisi hesaba katılsa dahi yörünge devinimi açıklanamıyordu. 20. yüzyılın başlarında, Einstein Genel Görelilik Teorisi'nden yola çıkarak kütle çekiminin aslında bir uzay-zaman bükülmesinden ibaret olduğunu söylemesiyle durum değişmişti. Einstein’ın eşitliklerinden çıkan sonuçlarla Merkür'de dâhil gezegenlerin yörünge devinimi artık açıklanabiliyordu.

Merkür yörüngesinde her yüzyılda 42,98 yay saniyelik bir sapma gösteriyordu. Yani her yüzyılda Merkür, 1 derecenin 42/3600'ü kadar yörüngesinde ilerleme kaydediyordu. Venüs için bu değer yüzyılda 8,62 yay saniye, Dünya için 3,84 ve Mars için 1,35 yay saniyedir.

Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Wikipedia. Gravitational Time Dilation. (2019, Mart 10). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • Hyper Physics. Aircraft Time Dilation. (2019, Mart 10). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: Hyper Physics
  • Pittsburgh University. General Relativity. (2019, Mart 10). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: Pittsburgh University
  • Curious Astro. The Theory Of Relativity. (2019, Mart 10). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: Curious Astro
  • The Curious Astronomer. Einstein's General Relativity - The Principle Of Equivalence. (2019, Mart 10). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: The Curious Astronomer
  • Wikipedia. Mercury (Planet). (2019, Mart 10). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: Wikipedia

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim Gönder