Evrimin Halk Arasındaki Kabulü Hızla Artıyor: Gençler Yaratılışı Değil, Evrimi Kabul Ediyor!
Evrimin Halk Arasındaki Kabulü Hızla Artıyor: Gençler Yaratılışı Değil, Evrimi Kabul Ediyor!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Amerikan halkını Charles Darwin’in doğal seçilim yoluyla evrim teorisi kadar keskin bir şekilde ayıran pek az mesele vardır. Türlerin Kökeni (Origin of Species), 1859’da yayınlandıktan sonra, insanların ve bu gezegenin diğer sakinlerinin zaman içinde evrimleştiğini kabul edenler ile türlerin şu anki biçimiyle bir değişikliğe uğramadan yaratıldığını kabul edenler arasında bir zıtlaşmaya yol açtı. Avrupalıların çoğunluğunun ve dünyanın kalan kısmındaki birçok yerin evrimi kabul etmesine karşın, Birleşik Devletler hala geriden geliyor. Günümüzde her 10 Amerikalıdan 4’ü, insanların zamanın başlangıcından bugüne kadar halihazırdaki biçimiyle var olduğuna inanıyor. Birçok dindar grup için bu oran daha da yüksek. Bu, acınacak bir durum.

Uzun süreden sonra şimdi bir umut var gibi görünüyor: ABD’de yapılan anketler, yaratılışçılığın yalpalamaya başladığını ve Amerikalıların nihayet evrim lehinde yön değiştirmeye başladığını gösteriyor. Onlarca yıl süren yasal mücadeleden, bilimsel eğitime gösterilen direnişten ve derin bir kültürel bölünmeden sonra evrim, kesin olarak galip çıkacağı bir noktaya ulaşmış olabilir.

 

Halk Arasındaki Gelişimi Ateşleyen Grup Gençler!

Bu yönelim farkının sorumlusu ise gençler. Pew Araştırma Merkezi’nin raporuna göre, evrime yönelik bir tür inancı olan 30 yaşından genç Amerikalı yetişkinlerin oranı yüzde 73’e sıçradı, oysa 2009’da bu soru ilk sorulduğu zaman bu oran yüzde 61’di. Tamamen seküler (yani tanrısal bir güçten bağımsız) bir evrime inananların oranı da yüzde 40’tan yüzde 51’e sıçradı. Bir başka deyişle, genç bir Amerikalıya insanların nasıl ortaya çıktığını sorarsanız, tanrı kavramı ile hiç ilgisi olmayan bir yanıt alma olasılığınız yüksek.

2005 yılında “akıllı tasarım”ın devlet okullarından çıkarılmasını sağlayarak tarihe damgasını vuran Kitzmiller-Dover davasında bilirkişi olarak görev yapan ve Brown Üniversitesi’nde biyolog olan Kenneth R. Miller şöyle belirtti:

“Evrimi benimseyen gençlerin sayısındaki artış çok çarpıcı. Doğru yönde hareket ediyoruz.”

Seküler evrim doğrultusunda hareket edenler sadece gençler de değil. 2014 Gallup anketine göre, seküler evrime inanan Amerikalıların genel olarak oranı 1999’daki yüzde 9’dan yüzde 19’a fırladı. Ancak, seküler evrimdeki bu sıçramanın, evrime inananların toplam sayısındaki yükselişle aynı anlama gelmediğini de belirtmek gerek. Aslında olan şey, bu yükselişin kaynağı olan kitle: Daha önce tanrının yönlendirdiği bir evrime inanan yüzde 40’lık Amerikalı kitlenin oranı yüzde 31’e düştü. 

Bu sayılar sadece anlık bir sapma, kısa zaman sonra azalıp bitecek geçici bir durum olabilir mi? İyi haber şu ki, bu sayıların genel bir kültürel dalgalanmayı yansıttığına dair birkaç belirti var. 

Öncelikle, Amerika giderek daha az dindar oluyor. Günümüzün genç Amerikalıları, bir zamanlar anne babalarının kurumsal dine karşı hissettiği kuvvetli bağları artık hissetmiyorlar. Şu anda 56 milyon kişi kendini “hiççi” olarak görüyor. Yani ulusal ölçekli anketlerde kendilerini bir ateist, agnostik olarak ya da din konusunda hiçbir kategoriye girmeyen insanlar olarak görüyor. 2014 Pew Araştırma Merkezi araştırmasına göre bu sayı, 2007’den sonra 19 milyonluk bir artış göstermiş. Tekrar belirtmekte fayda var, bu değişimin sürücü koltuğunda genç kuşak vardır: 18-24 yaşları arasındaki genç yetişkinlerin tam olarak yüzde 36’sı kendini “hiççi” olarak tanımlıyor ve herhangi bir dine bağlı olmayan Y kuşağı yetişkinlerin sayısı hızla artıyor.

Tabii bu demek değil ki dinin artık Amerikan kimliği üzerinde kuvvetli bir etkisi yok; elbette ki var.  Buna karşın artık daha az insanın kendisini örgütlü bir dinle özdeşleştiriyor olması bilimsel eğitim açısından iyi bir haber, çünkü mevcut dinlerin birçoğu, tarihsel olarak evrime karşı bir tutum içindeler.

 

"Bütün Ümidim Gençliktedir!"

Peki, hala evrimin bir mit olduğunu iddia eden, insanın ve tüm varlığın sadece 10.000 yıldır mevcut olduğunu savunan bu insanlar kim? Bunlar, büyük ölçüde, yaşlı Amerikalılar. Yaşı 50 ila 64 arasında olan Amerikalıların yüzde 34’ü yaratılışçılığa inanıyor. Yaşı 65’in üstünde olanların ise yüzde 37’si inanıyor. Evrimi savunan insanlara göre bu iyi bir şey, çünkü doğal olarak yaşlı insanlar göçüp gidecek. Yaratılışçılığa inanan bu yaşlı insanlar dünyadan göçtüğünde de yerlerini giderek daha “hiççi” olan daha genç bir nesil alacak. Sonuç olarak evrime karşı olanlar yavaş ama düzenli bir biçimde silinip gidecek. Eşcinsel hakları hareketinin bu durum için kullandığı bir deyim var: Nesil Momentumu. Evlenme Özgürlüğü (Freedom to Marry) hareketinin ana mimarı ve başkanı Evan Wolfson bu kavramı şöyle açıklıyor:

“Nesil Momentumu deyimi, aslında kibarca ölümü ifade ediyor. Bizim gizli silahımız da bu: Yaşlı insanlar ölecekler. Tabii ki yaşlıların ölmesi, Amerika’nın nihayet bu sene eşcinsel evliliği yasal hale getirmesi şeklindeki tarihi kararının tek nedeni değildi. Bu kadar kısa bir sürede kültürel değişim sağlayabilmek için, eşcinsellerin evlenmesini destekleyenler çok daha zor bir şeyi, derin bir şekilde kök salmış tutumları ve inançları değiştirmek zorundaydılar. Benzer şekilde, evrimin arkasındaki bu hareketin kazanması için, yaratılışçılığa inanacak şekilde yetiştirilen genç Amerikalılar, fikirlerini değiştirmeye daha açık olmak zorundalar. İşin güzel tarafı, şu anki genç nesil, daha açık görüşlü olma ve kanıta dayalı düşünceleri dikkate alma çağında yetişiyorlar. İdeolojilerle körleşmek yerine kanıtlara, gerçeklere ve mantığa dayanıyorlar. İdeoloji değil, bilgi istiyorlar.

Gençler, ideolojik açıdan kapalı zihinsel yapıdan giderek daha uzak yetiştiriliyorlar, ki bu yapı aslında evrime karşı olan ve küresel ısınmayı reddeden düşünceyi; yani ideolojiyi oluşturuyor. Gerçeklikle doğrudan yüzleşmeyi inkâra dayanıyor. Ancak, gençlerin buna daha uzak olduğunu görmek bizi ümitlendiriyor. İdeolojik inkâr temeline dayanıp gözlerini kapamaktansa, önlerinde duran gerçekliğe gözlerini açıyorlar. İletişimin ortasında büyüyorlar, gerçekliğin ortasında yetişiyorlar, gerçekliğe daha açıklar, önlerinde duran şeyi görmeyi reddetmiyorlar.”

Bu değişikliğin birçok nedeni var. Bunlardan birisi, bilimsel eğitimin giderek gelişmesi. Tufts Üniversitesi’ndeki Bilişsel Çalışmalar Merkezi başkanlarından ve Caught in the Pulpit: Leaving Belief Behind (Vaaz Esnasında Yakalanmak: İnancı Geride Bırakmak) kitabının yazarlarından Daniel Dennett’e göre, değişikliğin diğer nedeni ise, aslında başka bir seçeneklerinin de olmaması. İnternetin doğuşuna ve günümüz gençliğinin şimdiye kadar hiç olmadığı şekilde birbiriyle bağlantılı olduğuna vurgu yapan Dennett, Nisan ayında Wall Street Journal’daki “Dinin Geleceği Neden Umutsuz Görünüyor?” isimli köşe yazısında şöyle yazıyor:

“Dini asıl zayıflatan şey sadece meraklı kişilerin ortaya çıkartabilecekleri yeni bilgiler değil, ortamda mevcut olan ve insanların geneli tarafından paylaşılan bilgilerdir.”

Birçok Amerikalı için, evrim artık soluduğumuz kültürel havada yer alıyor. 2015 yılının en çok izlenen filmlerinden Jurassic World, kuşların dinozorlardan evrimleştiği önkabulüne dayanıyor. Ya da The Big Bang Theory isimli televizyon dizisinde evrimi de içerecek şekilde bilim, dinin çok üstüne konuyor. Hafızalara kazınan bir bölümde bir sicim teorisyeni olan Sheldon, kariyerinde kötü bir noktaya gelince evine, Teksas’ta yaşayan dindar annesinin yanına döner. Onu ikna edip geri döndürmeye çalışan arkadaşlarına “Artık benim evim burası!” der. “Sizlerin sayesinde kariyerim sona erdi ve hayatımın kalanını burada, Teksas’ta, yaratılışçılara evrimi öğretmeye çalışarak geçireceğim.”

Annesi odaya girer. “Sözlerine dikkat et, Shelly!” diye kızar. “Herkesin fikri kendince önemlidir.”

Sheldon: “Evrim bir fikir değildir, gerçektir.”

Anne: “Bu da senin fikrin.”

Sheldon’un annesi, gülme efekti eşliğinde odadan çıkar.

Burada mesaj açık: En azından bu dizinin izleyicileri açısından evrimin gerçekliği tartışılmazdır, yaratılışçılık ise bir şakadan başka bir şey değildir. Eğer Teksas’ta kalırsa nelerle uğraşmak zorunda kalacağını anlayan Sheldon da, bilimsel kariyerine geri döner.

 

Uzmanların Görüşü Net: Evrim, Tartışması Olmayan Bir Gerçektir!

Elbette ki evrim henüz kazanmadı, o noktaya yakın bile değil. Günümüzde bile, Slate isimli sitede Miller ve Zack Kopplin’in dikkat çektiği üzere, başta Louisiana Valisi Bobby Jindal olmak üzere yetkili kişilerin birçoğu yaratılışçı safsatayı savunuyor. Bunun yanı sıra, yaratılışçı tayfa hala bulunduğu noktadan kıpırdamıyor. Her 10 kişiden 4’ü haftada en az bir kez kiliseye ya da sinagoga gidiyor, bu neredeyse yüzde 50 demek. Muhafazakar Protestanlarla birlikte bu oran yüzde 60’a çıkıyor. Bu oranlar 30 yıldan fazla bir süredir değişmedi. Ulusal Bilimsel Eğitim Merkezi program ve idare müdürü Josh Rosenau şöyle diyor:

“Bilimsel okuryazarlığın en büyük mücadelelerinden birisi, Amerikan eğitim sisteminin yamalı bohça yapısı. Onlarca yıldır açılan davalar genelde evrimin yanında, yaratılışçılığın karşısında olmasına rağmen, tek tek sınıfların içinde neler döndüğünü tam olarak bilmek imkansız. Bu da bizim işimizi çok zorlaştırıyor ve yavaşlatıyor. Bir öğretmen yaratılışçılığı öğretmiyor bile olsa bu, evrimi doğru düzgün anlatabildiği anlamına gelmiyor.”

Yirmi yıldan uzun süredir yaratılışçılığın karşısında evrimi savunan, NCSE kurucularından ve eski bir Fen Bilimleri öğretmeni olan Eugenie Scott ise şöyle diyor:

“En önemli sorun, kendi kendine sansür uygulayan öğretmenler. Bu öğretmenler, evrimde bir yanlışlık olduğu şeklindeki yaygın görüşün etkisinde kalıyorlar. Evrim konusunu bir tabu olarak görüp ders kitabında o konuya gelince atlıyorlar, ‘Üzgünüm çocuklar ama her konuyu işleyecek vaktimiz yok, şimdi fotosentez konusunda geçelim.’ diyorlar.

Scott ise iyimser, aynı zamanda gerçekçi de. Diyor ki:

“Evrim, fotosentez kadar sıradan bir şekilde öğretiliyor olmadıkça kazanmış sayılmayacağız. O noktaya da henüz çok uzağız.”

Wolfson da bunu onaylıyor. Evrim destekçilerinin artması eğilimi mücadeleyi, öğretmeyi ve açıklamayı keseceğimiz anlamına gelmiyor. Bu konuda Wolfson’ın sözleri şöyle:

“Bu, kendi akışına bırakılacak bir olgu değil; özen gösterip savunmamız gereken bir şey. Artış eğilimi var diye evlilik hakkını kazanmadık biz. Bu eğilimi yaratan biziz. Kazanmak için çok fazla çalıştık. Aynı mücadeleyi gençleri eğitirken de, bilimsel bakış açısını ve mantıksal karar verme uygulamalarını yüceltirken de vereceğiz. Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Hala çalışmamız lazım.”

Bu mücadele önemli, çünkü modern biyolojinin en temel doktrinlerinden birisini oluşturuyor. Türlerin Kökeni, yakın zaman önce, gelmiş geçmiş en etkili akademik kitap seçildi. 1973 yılında Theodosius Dobzhansky’nin şöyle yazmıştı:

“Evrimin ışığı olmaksızın, biyolojide hiçbir şeyin anlamı yoktur.”

Ortak soy ve doğal seçilim yoluyla adaptasyon biyoloji bilim dallarını birbirine bağlar, anlam ve şekil verir, dünyada yaşamın neden bu şekilde olduğunu açıklar. Evrim olmadan biyoloji öğretmeye çalışmak, elementlerin periyodik tablosu olmadan kimya öğretmeye benzer: Hiçbir işe yaramaz.

Dahası, evrim kuramı kendi dışındaki olaylardan kopuk değildir. Evrim, biyolojinin ötesinde jeoloji, paleontoloji, izotop kimyası, biyotıp ve diğer alanlardaki bulgular tarafından desteklenir ve bu alanlardaki bulguları anlamlı kılar. Eğer politik ve bilimsel olarak temel bilgilere sahip ve bilgili insanlardan oluşan bir ulus olmak istiyorsak, bilimi iyi öğretmek zorundayız, bu da evrimle başlar. Bill Nye (The Science Guy), 2014 yılında yaratılışçı Ken Ham ile yaptığı halka açık bir tartışmada şunları söylemişti:

“Amerika Birleşik Devletleri’ni dünya lideri yapan şey, teknolojimizdir. Eğer bilimden kaçınırsak, ileri gidemeyiz, doğa kanunlarını anlayamayız, keşif ya da icat yapamayız.”

Anket sonuçlarına yansıyan bu eğilimler, olumlu bir gelişmedir. Umarız bunun anlamı, Amerikalıların kendi politik ya da dini inançlarından bağımsız olarak evrimi benimseyecekleridir; bu noktaya ulaşma süreci, evrimin kendisi kadar yavaş gelse de…



Kaynak: Bu yazı Slate sitesinden çevrilmiştir.

Görsel: Tony Auth

Dışlanmanın Sosyal Psikolojisi

Ağzını Şapırdatarak Çiğneyenlerden Nefret Etme Sebebiniz, Yaratıcı Beyniniz Olabilir!

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim