Daha Fazla Tıbbi Uydurma, Masal ve Mit!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Daha önce popüler kültür ve filmler tarafından ebedileştirilmiş olan tıbbi mitlere bakmıştık, fakat çok miktardaki yanlış bilgi, tek bir bölümün bünyesinde güçlükle işlenebilir. Yani bugün bunları yeniden toplayacağız ve insan bedeni hakkında her zaman duyduğunuz ve genellikle inandığınız hikayeleri tekrar ele alacağız.

Eskilerden gelen bir tavsiyeyle başlayacağız, günde en az sekiz bardak veya 2 litre su içmelisiniz. Eğer backpacking (dağcılık, tırmanma) veya bisiklet yarışlarıyla uğraşıyorsanız bu bile yeterli değil. Ancak pek çok insan için, mesela benim gibi evde tv izleyip göbeğini kaşıyan insanlar için bu yalnızca tuvaleti sık sık ziyaret etmemize sebep olacak. Sadece desteksiz değil, aynı zamanda yanlış bir tavsiye. Bu önerinin orijinali Gıda ve Beslenme Kurulu Ulusal Araştırma Konseyi (Food and Nutrition Board of the National Research Council)‘den geliyor gibi, ki 1945’lerde bunu önermişti. Ancak raporda, bu miktarların çoğunun hazır gıdalarda zaten bulunduğu belirtiyordu, belli ki bu unutulmuş. Onu geçin, kimse ilk etapta lavabonun önüne dikilip günde 8 kere bardağı doldurmayı önermemiştir. Normalde içtiğimiz kahve, meyve suyu, alkolsüz içecekler ve bunun gibi sıvılar zaten pek çok insanın su ihtiyacını tatmin eder düzeydedir. Buna kanıt olarak gösterebilirim ki, takım elbise giymiş işadamlarının New York kaldırımları etrafında, yoldan geçen insanlara doğru ellerini uzatıp susuzluktan öldüklerini görmüyoruz.

Ancak su içmeniz gerektiği önerisini tamamen gözardı da etmeyiniz. Bir keresinde babam ve arkadaşları tekne kiralayıp Birleşik Krallık (İngiltere)‘taki okullarından eve Atlantik’i deniz yoluyla geçerek geleceklerdi, dolayısıyla içme suyu stoklamaları gerekiyordu, ancak yanlarına herhangi bir sıvı almanın yeterli olduğunu düşünerek yanlarında sadece birkaç fıçı şarap götürmüşlerdi. Ancak şarap, sıcağın kasvetinde hemen bozuluverdi ve kendilerini Atlantik’in ortasında mahsur bıraktı. Yeni Dünya (Amerika)’ya ulaştıklarında neredeyse ölü vaziyetteydiler. Birşeylere tamamen güvenmektense, ölçülü olmayı elden bırakmamak her zaman iyidir.

Susuzluktan ölmek, başımıza gelecek korkunç şeylerden biri sadece. Marie Antoinette ve Sir Thomas More’un, daha idam edilmeden geceler öncesinde yaşadıkları dehşetten dolayı saçlarının beyazladığı söylenir. Aynısı Shakespeare’in, hatta Poltergeist filminde Jobeth Williams’ın da başına gelmişti, bir gecede Cruella de Ville (101 Dalmaçyalı çizgi filminden bir karakter) gibi beyaz saçlar verilmesi. Korkunç bir şok saçlarınızı beyaza dönüştürebilir mi? Daha da önemlisi, herhangi bir şey saç tellerinizin rengini değiştirebilir mi? Yapay renklenddiricileri ve güneş yanığını saymazsak, cevap hayır. Kıllar ölü dokulardır, pigmentasyonunu veya rengini değiştirecek herhangi bir metabolizmaya veya mekanizmaya sahip değillerdir, geçirdiğiniz şok ne kadar büyük olursa olsun. Ancak Alopecia Aerata (saçkıran) denilen bir durum vardır, tüm pigmentli saçlar dökülür, bu bazen çok hızlı olabilir, sadece pigmentsiz (renksiz) saçlarınız kalabilir. Bir kişinin saçına tuz ve biber dökülerek de saçları bir gecede beyazlaştırılabilir. Ancak Alopecia Aerata’nın sebeplerinin bilinmiyor olmasına rağmen (ama neticede bir çeşit bağışıklık bozukluğu olduğundan şüpheleniliyor) bunu stresli olaylarla ilişkilendirme çabaları olmuştur, yine de korku ya da stresten kaynaklandığına dair geçerli bir kanıt mevcut değildir.

Peki ya büyüyen yeni saçlar? Bazı korkunç olaylar vücudunuzda, yeni büyüyen saçların renklerinin değişmesine sebep olabilir mi? İnsanlar genellikle stres dolu ilişkilerin veya projelerin, saçlarının grileşmesine (beyazlaşmasına) sebep olduğundan söz ederler, bu gerçekten olur mu? Pek sayılmaz, hayır. Saçlarınızın rengi ve grileşeceği yaş genleriniz tarafından belirlenir. Bu süreç tam olarak kesintisiz yaşanmasa da... Bazı kemoterapi ve hastalıklar, büyüyen saçların renginin geçici olarak değişmesine sebep olabilir, ancak sürecin sonunda saçlarınız eski rengine döner. İyonize (iyonlaştırıcı) radyasyonun fareler üzerinde erken grileşmeye sebep olduğu gözlenmiştir. Ancak şimdiye kadar ani korkunun, hatta yıllarca süren bir stresli yaşamın, yeni çıkan saçların erken grileşmesine, beyazlaşmasına veya dökülmesine sebep olduğuna dair geçerli bir kanıt yoktur.

Hem, hangi erkek bir kadını tavlamaya çalışırken kel veya gri saçlı olmak ister ki? Erkeklerin her sekiz saniyede bir seksi düşündüğünü hepimiz duymuşuzdur. Ya da yedi saniyede, ya da dokuz, her neyse. Çok fazla düşünüyorlar. Ve bir erkekseniz, muhtemelen duymuşsunuzdur, mahcup ve tam bir erkek gibi hissetmediğinizde, sadece akranlarınıza ayak uydurmak için oyuna dâhil olmaya ve seksi aklınıza daha sık getirdiğininiz sonucuna varırsınız. Bu, 1970’lerde ortaya çıkmış ve yapılmış bir çalışma gibi duruyor. Aslında, bu iddia tam olarak nasıl ortaya çıktı kimse bilmiyor. Bu sorunun cevabını araştıranlar genellikle aynı kaynağı veriyorlar: 1994’te yayımlanan, “Cinselliğin Sosyal Organizasyonu: ABD’deki Cinsel Uygulamalar” isimli bir çalışma. Geniş çaplı bir anket yapılmış ve sonuçların erkeklerin kendileri tarafından verilen bilgilere dayandırılmasına rağmen erkeklerin %54’ünün en az günde bir kez, %43’ünün en az ayda bir kez, %4’ünün ayda birden daha az kez seksi düşündükleri ortaya çıkmış. “Günde 100 kere” gibi bir rakamın gerçek bir veri tarafından desteklenmediği çok bariz belli. Yani rahat olun, muhtemelen hormonlarınızda bir problem yok.

Yani, bütün gün seks hakkında düşünmek zorunda olmadığınıza göre, nakavt olmanız için farklı bir yol bulmanız gerekecek. Filmlerde birilerini nakavt etmek oldukça kolay görünüyor. Eğer Bones McCoy iseniz, omuza ve karına birkaç hızlı karate vuruşu yeter, bir başka kimse için, sağlam bir yumruk veya kafasının arkasına tabancayla sağlam bir çatlak açmak düşmanınızı anında hayal diyarına götürecektir. 20 dakika sonra belki duygusal olarak biraz zedelenmiş, ancak hasar görmemiş bir hale gelirler. İnsanların gerçekten böyle kolay ulaşılabilir ve yersiz açma-kapama düğmeleri var mıdır?

Birini yere yıkmaya yeten fiili hasar, hafif travmatik beyin hasarı ya da MTBI, daha yaygın olarak beyin sarsıntısı olarak adlandırılır. Travma, başka türlü hasarlara sebep olsa da, kafaya vurulan hafif darbeler beyin sarsıntısına sebep olmaz. Sarsıntılar beyinde ani hızlanmalardan, yavaşlamalardan veya dönüşlerden kaynaklanır, hızlıca olan her şey beyni pelte gibi yapar. 1.sınıf ve 2. sınıf sarsıntılar 24 saat sürebilecek kafa karışıklığı ve/veya hafıza kaybına yol açar, ancak bu 3. sınıf sarsıntıları getirir ve bilincin gerçekten kaybolmasına sebep olur, nadiren 5 dakikadan fazla sürer. Devamında görülen belirtiler; baş ağrısı, baş dönmesi, baş karışıklığı, bulantı, konuşma bozukluğu, muhakeme yeteneği eksikliği, hafıza kaybı ve oryantasyon bozukluğu. Çoğu hastada, belirtiler birkaç hafta içinde kendiliğinden yok olur. Nadiren basıncı tahliye etmek veya intrakranial kanamayı düzeltmek için cerrahi müdahale gerekli olabilir. Yani film planınız için bu tarz bir aç/kapa düğmesi arıyorsanız, kendi hayali klinik reaksiyonlarınızı icat etmeniz gerekecek.

Bilinciniz kapalı olduğunda, yakın zamanda yemek yemişseniz kilo almaz mısınız?  Sumo güreşçileri, ünlü cüsselerini yemeklerden sonra uyuyarak korurlar. Asıl düşünce aktif zamanlarda yenilen yemeğin, uyumadan önce yenen yemekten daha iyi sindirileceğini, bu yüzden yemek saatinizi uyku öncesine almanız gerektiğidir. Birçok kişi zayıf kalmak için yemeği normal akşam yemeği saatlerinden sonra yemekten kaçınır. Peki, bu gerçekten işe yarar mı? Ne yazık ki, kilo alma problemiyle alakalı da bu tür çalışmalar çok fazla yapıldıysa da bunun da bir efsane olduğu anlaşıldı. Evet, gece yemek yiyenler ve obezite arasında doğru bir bağlantı var, ancak bu daha çok, bu insanların normalden çok yemek yemelerinden kaynaklanıyor. Benzer bir şekilde, kahvaltıyı atlayan insanların öğle yemeğinde çok fazla yemesini örnek gösterebiliriz. Kalorileri ne zaman aldığınız değil, toplamda ne kadar kalori aldığınız, asıl önemli olan. Sık aralıklarla çok öğünle beslenen insanların genel olarak daha az yedikleri söylenebilir. Yani rahatlayın, geceleri atıştırma yapabilirsiniz, sadece normal öğünlerde aldığınız kaloriden daha fazlasını almamış olmaya dikkat edin.

Peki, yatakta atıştırırken kitap alıp okumak güvenli mi? Annem hep “Karanlıkta okuma, gözlerini mahvedeceksin!” diye uyarırdı. Bu yüzden ben de pek çok insan gibi bunu yapmaktan kaçınırdım. Sonra göz doktoru olan bir arkadaşım bu şekilde gözlerine zarar vermiş olmayacağımı söyledi. Kime güvenirsiniz? Tıbbi bir uzmana mı, yoksa anne bilgeliğine mi? Loş ışıkta okumak, görüş keskinliğine zarar verir mi? Bunu destekleyen iki ayrı kanıt vardır: Birincisi, zor şartlarda gözleri kullanmak göz yorgunluğu türünden rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu bir gerçek... İkincisi, akıllı insanlar gözlük kullanma eğilimindedir, bunun sebebi de akademik statü kazanmak için çok okumanın gözlere zarar verdiğidir. Peki bu? Pek gerçekçi değil. Belki şöyle bir ilişki kurulabilir, mesleklerinden dolayı çok okuması gereken kişiler, okumayı kolaylaştırmak için gözlük kullanıyor olabilirler. Ancak gözleri bozduğuna dair geçerli bir kanıt yoktur. Göz yorgunluğu kümülatif (ilerleyen) bir yapıya sahip değildir, okumayı bıraktığınızda gözlerinizin yorgunluğu yavaş yavaş geçer ve normale döner. Bilinmeli ki, bu konu hakkında araştırma yapacağınızda bu iddiayı destekleyen pek çok makale bulacaksınız, fakat bunlar oldukça azınlıktadırlar. Bunların yanlış olduğu anlamına gelmez, ancak deneysel verilerin araştırmacıların büyük çoğunluğunu aksi bir sonuca götürdüğü anlamına gelir.

Bence yatakta atıştırıp, karanlıkta okuyabilirsiniz. Eğer seks hakkında düşünmekten uyuyamayacak durumdaysanız, duvarın üzerine bir kaç tane iyi yerleştirilmiş, kafanızı allak bullak eden ve beyninizi yavaşlatacak şeyler işinizi görecektir. Eğer işe yaramıyorsa, beni veya bir başkasını dinlemeyip konuyla ilgili bilgi sahibi olmalısınız. Her zaman kendinize sorun, ve hiçbir zaman popüler kültürün size her söylediğine körü körüne inanmayın.


Kaynak: Bu yazı Skeptoid adresinden çevrilmiştir.

Düzenleyen: Arsel Acar

Dünya'nın Her Yerinden Duyulan Garip Sesler

Neden En İyi Fikirler Duş Sırasında Gelir?

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim