Penis, Penis Boyu, Spermlerde Yön Bulma ve Evrim

Yazdır Penis, Penis Boyu, Spermlerde Yön Bulma ve Evrim

Merhaba arkadaşlar,

 

Okurlarımızdan birkaç defa bu konuyla ilgili bazı sorular geldi. Bu sebeple birkaç soruyu birleştirerek tek bir yanıt hazırlamak istiyoruz. Umarız herkese faydalı olur ve bir "mem"in nasıl bilimsel yanılgılara sebep olabileceğini anlamanıza yarar. Ayrıca umarız ülkemizde ve Dünya'nın pek çok yerinde seks gerçeğine karşı şiddetle kurulan saçma tabularınızı yıkmaya da yarar. Unutmayın, bilimde "utanma" olmaz. Bilimsel gözlerle bakıldığında, bizler için elinizle penisiniz ya da vajinanız arasında hiçbir fark yoktur. Sizler de umarız bu gerçekle yüzleşebilirsiniz.

 

 

Penis Nedir? Hayvanlarda Penis...

 

İlk olarak "penis" dediğimiz organ nedir, bununla başlayalım. Penis, aynı zamanda boşaltım sisteminin bir uzantısı olarak da görev yapan erkeğin iç döllenme sırasında testislerde üretilen spermlerin dişi üreme kanalına boşaltılmasını sağlayan organın adıdır. Penis, omurgalı ve omurgasız hayvanlarda bulunur.

 

Kelime anlamıyla penis, Latincede "kuyruk" demektir. 1379 yılında Oxford İngilizce Sözlüğü'nde, bugün "penis" olarak adlandırdığımız organ, "yarda" (İng: yard) olarak adlandırılmaktadır. 1684 yılında yayınlanan Fiziksel Sözlük'te Steven Blankaart organı halen "yarda" olarak tanımlamaktadır. Ancak bu tarihlerden sonra, sözcüğün genel kullanımı değişmeye başlamış ve yarda sözcüğü unutularak "penis" sözcüğünün kullanımı yaygınlaşmıştır.

 

 

Bilindiği gibi, penisin erekte olmamış hali ile, erekte olmuş hali arasındaki boy farkı oldukça fazladır. Bu adaptasyonun hayvanların hareketlerine ve cinsel organlarını korumalarına faydalı olması amacıyla evrimleştiği düşünülmektedir. Çünkü sürekli erekte olmuş halde gezen bir hayvan, çok ciddi cinsel yaralanmalar geçirebileceği gibi, hiç erekte olmayan bir hayvanın, dişilerin yumurta kanalı başlangıcına kadar iletebilecekleri bir iletim kanalları olmayacaktır. Bu sebeple penis, beyin tarafından uyarıldığı zaman erekte olup, uyarıcı kimyasalların ortadan kalkmasıyla küçük haline dönen bir organdır.

 

Temel olarak memelilerde 3 kısımdan oluşur: Kök, gövde ve glans. Kök, penisin vücudun geri kalanına bağlanan bölgesidir. Gövde, kökten uzanan kısmın adıdır. Glans ise penisin uyarıcı bölgesinin bulunduğu ve idrar ile sperm çıkışının gerçekleştiği uç bölgenin bilimsel adıdır.

 

Penis üzerinde bolca erektil doku bulunur. Bu dokular, fiziksel olarak uyarıldıklarında, beyne giden elektrokimyasal uyartılar meydana getirirler. Bunun sonucunda beyinden salgılanan hormonlar, penis içerisinde bulunan corpus spongiosum ve corpus cavernosum denen dokunun kan ile dolmasına sebep olurlar. Kan ile dolan dokular, penisin şişip erekte hale gelmesine sebep olurlar. Erekte haldeyken uretra'nın (idrar yolu) açık kalmasını sağlayan doku, corpus spongiosum'dur.

 

Memeliler arasında pek çok penis türü vardır. Örneğin, aşağıdaki yazımızda bahsettiğimiz gibi, erkek kedilerin penisleri tırtıklıdır ve bu dişinin yumurta kanalına yumurtanın düşmesini sağlar:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=169547733103310

 

Boğalarda, koçlarda ve domuzlarda S şeklinde penis yapısı görülür (kas ve doku diziliminden ötürü), ereksiyon sırasında bu şekilde düz bir hal alır.

 

Kuşların büyük bir kısmında penis bulunmaz, ancak hem erkek hem dişide olan bir kloak yapısı bulunur. Ancak penisli kuşlar da bulunmaktadır. Bunların başında Koşucu Kuşlar ailesi (Palaeognathae), Ördekgiller (Anatidae) ve flamingolar gibi bazı spesifik türler gelir. Ancak kuşların penisi, memelilerden biraz farklıdır. Örneğin kan ile erekte olmazlar, lenf dokusu ereksiyona sebep olur. Ayrıca genellikle tüysü ya da fırça benzeri yapılara rastlanır. 

 

Genellikle vücut büyüklüğü ile penis büyüklüğü arasında bir ilişki kurulabilir; ancak bu durum evrensel değildir. Çok yakın akraba türlerde bile zıtlıklar görülebilir. Örneğin, gorillerin ortalama erekte penis boyu 4 santimetre civarında iken, çok yakın akrabaları olan ve bir gorilden çok daha küçük olan şempanzelerin penis boyu, gorillerinkinin iki katıdır. İnsanın penis boyu ise, primatlar arasında en büyük olanıdır. Ancak bunun dışında, genel olarak penis boyu ile vücut büyüklüğü ilişkilidir. Bir diğer ekstrem örnek ise, her ne kadar kuşlarda penise sahip olma oranı az olsa da, omurgalılar arasında, vücut büyüklüğüne göre en büyük penise sahip olan hayvan ördekgillerden Oxyura vittata'dır. Bu türün kendi uzunluğu 40 santimetre civarındayken, penis boyu bunun yarısı kadar, yani 20 santimetre kadardır. Bir örneğin 42.5 santimetre boyunda bir penise sahip olduğu rapor edilmiştir.

 

Bazı hayvan gruplarında ise (Squamata gibi) çift penis görülür, ancak bunların ikisi bir aradayken işlev görebilirler. Bunlara "yarı-penler" (hemipenes) denir. Bazı balıklarda da, kaotik deniz ortamında dişilerin yumurta çıkışı yaptıkları kanallara en yüksek oranda sperm bırakabilmek için özelleşmiş yüzgeçleri olduğu bilinmektedir. 

 

Vücut büyüklüğüne göre sahip olduğu bilinen en büyük penis boyu, bir omurgasız ve eklembacaklı olan kaya midyesine aittir. Bu midyenin penisi, kendi boyunun 40 katına kadar uzayabilir ve böylece en yakındaki dişiye uzanabilir. Böceklerde, penis ile analog olan bir organ olarak "aedeagus" bulunur. 

 

Ayrıca, penisin, daha genel anlamıyla eşey organlarının evrimsel gelişimi de oldukça aydınlatılmıştır. Konuyla ilgili şu yazımız önem arz etmektedir:

 

https://www.facebook.com/note.php?note_id=164905806900836

 

Şimdi, diğer hayvanları bir kenara bırakıp, insana dönelim. Bilindiği gibi insan, zekasının evrimi ile birlikte en doğal süreçlerden biri olan cinsel birleşmeye (seks, kopulasyon, vb.) de çeşitli anlamlar yüklemiş ve kültürünün bir parçası haline getirmiştir. Pek çok din tarafından cinsel birleşme bir "günah, yasak" olarak belirlenmiş ve hatta Hristiyan dini bu yasak üzerine kurulmuştur. İslamiyet'te de seks, "ayıp" bir konu olarak değerlendirilmiş ve kişilerin kendi özel hayatları ile ilişkilendirilerek bir tabu haline getirilmiştir. Ancak bilim insanları, bu tabuları yıkıp cinselliğe bir "bilim" olarak bakan ilk kişiler olmayı bilmiş (bazı antik dönem filozofları haricinde) ve önemli tabulardan birini daha yıkmayı başarmışlardır. Günümüzde, genç nüfus gittikçe bu tabularını yıkmakta ve son derece doğal bir olgu olan sekse, her geçen gün daha normal ve gerekli bir ihtiyaç olarak bakmaktadırlar (ki bilimsel olarak da doğru olan budur).

 

Penis ile ilgili onlarca hastalık bulunmaktadır. Bunların hepsine burada girmemiz mümkün değil, ancak birkaçından bahsedelim: Erektil Fonksiyon Bozukluğu, bir erkeğin penisinin cinsel tatmin için yeterince sertleşememesi durumuna denir. Priapizm, ereksiyonun birkaç saat boyunca geçmemesi durumudur. Hypospadias, ürin açıklığının penisin ucunda oluşması yerine altında oluşması durumudur ve cerrahi müdahale ile düzeltilebilir. Liste böyle uzayıp gitmektedir.

 

Penis Boyu

 

Peki, penis boyunda durum nedir? Bu, popüler kültürün en meşhur konularından birisidir. Özellikle gençler sık sık penis boyu ile birbirlerini kıyaslamakta ve birbirleriyle boy ölçmektedir. Bu üstünlük davranışının kökenleri çok eskilere, milyonlarca yıl önceki atalarımıza kadar gitmektedir. Günümüzde de kurtulamadığımız bu gülünç ama bir o kadar da doğal davranışın sebebi, "alfa erkek" olmak ve ortamdaki kadınları etkileyebilecek en üstün erkek olduğunu göstermektir. Ne var ki günümüzde penis boyu dişilerin erkek seçiminde, geçmişe göre çok daha az etkisi olan bir konudur (hala etkisi olduğu aşikardır). Ancak bilinmelidir ki, çok eski atalarımıza kadar pek çok insansı türde dişiler, erkeklerini penis boyuna göre seçmektedir; çünkü penis boyu, daha çok yavru doğurtabilecek erkeği temsil etmektedir (bu günümüzde doğru değildir, o zamanlarda da yanlış bir seçilim tipi olduğu anlaşılmıştır).

 

Penis boyu ile ilgili pek çok bilimsel araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda genel olarak erekte olmuş penis boyu ve çapı önem arz etmektedir. Bu araştırmaların sonucunda pek çok penis boyu elde edilmiştir; ancak insan türüne ait ortalama penis boyu (erekte halde), %95 güvenilirlik aralığı ile birlikte 12.9-15 santimetre civarındadır. Yani 10.7 santimetreden 19.1 santimetreye kadar "normal" sınırlarda sayılmaktadır. Erekte bir penisin normal çevre uzunluğu ise ortalama 12.3 santimetredir. Bu da 3.9 santimetre civarı bir çap demektir. Erekte halde 7 santimetreden kısa olan bir penis, bilimde "mikropenis" olarak adlandırılmaktadır. Ayrıca sünnetli erkeklerin, sünnetsizlere göre erekte halde penis boylarının 8 milimetre kadar kısa olduğu bilinmektedir. 

 

Antik Yunan'da, kısa ve sünnetsiz penis boyu istenilen olarak değerlendirilmiş ve büyük, sünnetli penisler tercih edilmemiştir. Antik Roma'da ise durum tam tersidir. Ne olursa olsun, son birkaç yüz yılda penis boyu net bir şekilde "özgüven" ile ilişkilendirilmektedir. Kadınlar içinse, penis boyundan çok genişliği cinsel uyarı için önem arz etmektedir. 

 

Bu noktada, herkesin merak ettiği bir açıklama yapmak istiyoruz: şimdiye kadar yapılan hiçbir araştırma, herhangi bir ırk ile penis boyu arasında bir ilişki göstermemiştir. Günümüzde özellikle zencilerin penis boyununun büyüklüğü ile Uzak Doğu'luların penis boyunun küçüklüğü "mem"i revaçtadır. Ne var ki, yapılan hiçbir araştırmada böyle bir ilişki bulunamamıştır. Açık bir şekilde, bu yanılgının sebebi, porno filmlerin insan hayatındaki etkisidir. Doğal olarak bu filmlerde, çeşitli fanteziler doğrultusunda aktörler oynatılmaktadır ve yapılarından ötürü zencilerin büyük penisleri olması "beklenmektedir". Halbuki Biyolojik olarak bu son derece anlamsız ve beklenmedik bir durumdur. Kimi bilim insanları, genellikle siyahilerin kabileler halinde yaşadığını ve bu sebeple halen penis boyuna göre cinsel seçilim işleyebileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu, kabileler için doğru olsa da, günümüzde dört bir yanda bulunan zenciler için doğru değildir.

 

Penis boyu ile vücudun kimi diğer organları arasında da ilişki olduğuna dair bazı bulgular mevcuttur. Bir araştırma, penis boyu ile ayak uzunluğu ve boy arasında çok zayıf bir ilişki ortaya çıkarmıştır; ancak bunu genellemek çok güçtür. Benzer şekilde, bir diğer araştırma da ayakkabı numarası ile penis boyu arasında zayıf bir ilişki bulmuştur. Bunların temel sebebi olarak, embriyonik dönemde gelişimi etkileyen HOX genlerinin aktivitesi ileri sürülmektedir. Özellikle HOXA13 VE HOXD13 genleri, uzuvların gelişimini kontrol etmektedir. 

 

Sperm ve Spermlerde Yön Bulma

 

Bu konuyla ilgili olarak buraya bir soru-cevabımızı kopyalamak istiyoruz. Ancak sorunun sorulduğu zaman verdiğimiz cevabı genişletip geliştireceğiz, bu sebeple daha önce okumuş olanların tekrar okumasını tavsiye ediyoruz. Okurlarımızdan Sn. Berk Çakan bize şöyle bir soru sormuştu:

 

şu an zamanınızın olmadığını biliyorum fakat yine de daha sonrasında not hazırlamnız için birkaç soru yöneltmej zorundayım.internette sanssüsüzde yapılan evrim tartışmalarından birini izliyordum üreme sistemiyle ilgili iddaalarda bulundular.spermlerin özel bir zırhla kaplnması,üreme hücrelerinde mayoz bölünmenin gerçekleşmesi,sperm kuyruğuynun arkasına mitokondrinin yerleştirlmesi,spermin vajinadaki yol bulma yeteneği.,spermin kadın fizyolojisine uygun hazırlanışı,spermin özel enzimlerle kaplanması vs vs.bunları internette evrimin tartışıldığı video dada bulabilirsiniz.23 ve 24. partlarda.(yoplam 28 part var)ve açklarsanız eğer evinirim çünkü üreme sistemiyle ilgili bu iddaalar gerçekten kafamı karıştırıyor.heralde cevap çok basittir amayine de cevaplarsanız sevinirim.

 

Evrim Ağacı olarak biz de kendisine şöyle bir cevap vermiştik:

 

İşte burada düşülen tam olarak "Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı"dır (bkz: https://www.facebook.com/note.php?note_id=197157567008993). Oradaki iddia sahipleri, "Spermler bu şekilde yollarını bulabilmek için böyle böyledirler." derler. Halbuki doğada herhangi bir "amaç" olmadığını anlamazlar. İfadenin doğrusu şudur: "Spermler, bu şekilde evrim geçirdikleri için son birkaç yüz milyon yılda, yumurtaları bulabilirler." Peki nedir bu evrim, onu az sonra açıklayacağız.

 

Artık bu kadar basit konseptleri sizler de görebilir, bu kadar bayağı manipülasyonları sizler de açığa çıkarabilirsiniz: Spermler arasında da pek çok varyasyon vardır, milyonlarca sperm yumurtayı döllemeye çalışır, yüz binlercesi yumurtaya ulaşabilir ve sadece 1 tanesi dölleyebilir. Buna "sperm yarışı" denir. Peki, eğer iddialarının arkasında yatan sebep, "yumurtayı döllemek amacıyla 'özenle dizayn edilmiş' spermler" olsaydı, akıllı bir tasarım, tek bir spermin tek bir yumurtayı döllemesine, böylece israfların önüne geçilmesine sebep olmaz mıydı? Madem "akıllı bir tasarımcı" bu sistemi tasarladı, neden milyonlarca sperm çıkışına ancak sadece 1 tane döllemeye imkan veriyor?

 

Elbette ki doğada bir tasarımcı bulunmaz. Ne spermler ne de herhangi başka bir şey "tasarlanmamıştır". Spermler, milyonlarcadır; çünkü atalarımız sularda yaşayan ve balıkların atalarıyla ortak olan türlerdir. Bu türler, suyun içerisinde, kaotik bir ortama üreme hücrelerini bırakıyorlardı. Akıntıların, gelgitlerin, dalgaların olduğu bir ortamda, tek bir yumurta ve tek bir sperm, şansın çok fazla azalmasına sebep oluyordu. Bu sebeple her zaman daha fazla sperm üretebilen erkekler ve her zaman daha fazla yumurta üretebilen dişiler avantajlı konuma geçebiliyordu. 

 

Daha sonra karalara çıkıldı ve iç döllenme evrimleşti. İç döllenmede, olasılık uzayı çok azaldığı için, yumurtaların sayısında bir azalma oldu. Spermler azalmadı, çünkü çoğu türün erkekleri birden fazla dişi ile çiftleşmeyi amaçlar ve ne kadar çok sperm üretimi, o kadar fayda demektir. Ayrıca döllenme dişi içerisinde gerçekleştiği için, dişilerin yüzlerce yumurta ihtiyacı yoktur; yumurta üretimine harcayacakları enerjiyi, çocuk bakımına ve gelişimine harcayabilirler ve bu yüzden genellikle spermlerden çok çok daha az sayıda yumurta üretirler.

 

İşte günümüzde de, spermlerin evrimi bu şekilde evrimsel süreç içerisinde incelenebilir. Spermlerden her zaman biyokimyasal yapı açısından daha başarılı olabilenler (varyasyonlardan ötürü) avantajlı olurlar ve meydana gelen yavrunun üreteceği spermler de (eğer erkekse tabii), bu şekilde daha başarılı olur. Binlerce nesil sonunda, spermler hep "yumurtayı bulmak konusunda daha başarılı" hale gelir; eğer çevresel koşullar değişmezse tabii.

 

Spermler, ilginç bir şekilde bir "birey" gibi davranırlar (tabii bir hücreden başka bir şey değillerdir). Diğer spermlerin önüne geçebilmek için "defansif mekanizmalar" ve "ofansif mekanizmalar" evrimleştirmişlerdir. Örneğin bir sperm, yumurtayı döllediği anda salgıladığı enzimler sayesinde yumurtanın bir diğer spermi içine almamasını sağlar. Kimi spermler ise, belirli feromonlarla birlikte salınırlar ve bu feromonlar, daha önceden dişinin içerisine girmiş spermleri etkisiz hale getirir. 

 

Spermin yumurtayı bulmasında ise şaşılacak bir durum yoktur. Sperm, yumurtayı bulabilir, çünkü yumurta "bulunmak ister". Tabii ki, hiçbir yerde olmadığı gibi, burada da bilinçli bir istek söz konusu değildir. Temel olarak olan yumurtanın salgıladığı kimyasallardır. Yumurta, salgıladığı "Spermatozoa-activating peptides" (SAP) isimli enzimler sayesinde, spermlerin kendisine doğru kemotaksi yapmasını sağlar. Yani bu salgılanan kimyasallar, spermleri yumurtanın üzerine çeker. Aslında bu enzimlerin temel etkisi, spermin kuyruğunun simetrik hareketler yapmasını sağlamaktır. Bu enzimler olmaksızın kuyruk asimetrik olarak dalgalanır ve yolunu bulamaz. Bu enzimler ve ortamda bulunan kalsiyum iyonları konsantrasyonu farkından ötürü spermler, daha yüksek kalsiyum konsantrasyonuna yönlenirler. Dolayısıyla ortada bir "yön bulmak" yoktur, bir "yönlendirilme" vardır. Dışarıdan, yumurtaya ait bu kimyasallar farklı yönde verilirse, spermler yumurtayı bulamayacaklardır. Dolayısıyla spermlerde, örnek verdiğiniz cahil kaynakların iddia ettiği gibi "üstün bilinç" değil, sıradan, biyolojik ve kimyasal bir tepkimeler zinciri vardır.

 

İşte tüm bunlar göz önüne alındığında, karşımıza net bir tablo çıkar: Üreme, beslenmekten ya da nefes almaktan farklı bir olay değildir. Ne yazık ki kültürümüz, cinselliği diğer doğal ihtiyaçlarımızdan ayrı bir kefeye koymamıza sebep olur ve onu "kötüler". Bunun sonucunda ortaya çıkan tabular, yıllar yılı on binlerce cana kıyılmasına sebep olduğu gibi, pek çok çeşit psikolojik stresin doğmasına sebep olmaktadır. Halbuki biz insanız. Biz, bir hayvanız. Ve her tür hayvan gibi, bizim de bazı ihtiyaçlarımız var ve bunları tatmin etmek, elimizdeki tek hayatta sahip olduğumuz tek temel, biyolojik hakkımız. Bu hak, hiçbir kişi ve kurum tarafından sınırlandırılamamalıdır. Çünkü bir diğer yazımızda bahsettiğimiz gibi, bu sınırlandırma bir çeşit "öjeniye" dönüşmektedir ki bu da diktatörlüğün bilimsellik altında sunulan versiyonundan başka bir şey değildir, insan doğasına aykırıdır.

 

Umarız herkes için faydalı bir yazı olabilmiştir.

 

Tabularınızdan kurtulmanız ve tek hayatınızı gönlünüzce, sağlıklı bir şekilde yaşamanız dileklerimizle...

 

ÇMB (Evrim Ağacı)

6 Yorum