Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, İnsanın Evrimi yazı dizisinin 29. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Rüyaları anlamadan önce, "uyku" dediğimiz biyolojik olayın ne olduğunu, ne zaman, nasıl ve neden evrimleştiğini anlamamız gerekiyor. Bu yazı içinde o yazımıza bir miktar referans bulacaksınız; anlam bütünlüğü açısından öncelikle buradaki yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Rüyalar: Antik Safsatalardan Modern Analizlere...

Rüyalar, uykulardan söz edip de değinmeden geçemeyeceğimiz bir olgudur. Dolayısıyla bu konuda bazı temel bilgilere yer verip, konu hakkındaki bazı ilginç gerçeklerden bahsetmenin faydalı olacağını düşünüyoruz. Rüyalar öylesine ilgi çekici, öylesine ürkütücü ve öylesine etkilidir ki, insanlık tarihinde rüyalarla ilgili anlatı ve izlere Milattan Önce 3100’lü yıllarda Sümerlerde ve M.Ö. 2000’lerde Antik Mısır’da rastlayabiliyoruz. 

Tabii rüyalar söz konusu olduğunda karşınıza ilk çıkan şey ne yazık ki bilim değil, dayanaksız safsatalar olmaktadır. Çünkü bu safsataların kökenleri, rüyalarla ilgili bilimden çok daha eskilere gitmektedir. Rüyaları “Tanrı” ve “şeytan” gibi bilimsel geçerliliği olmayan olgularla ilişkilendirmenin ve rüyaların gelecekle ilgili öngörüler/kehanetler barındırdığı gibi safsataların tarihini Asurlular ve Babilliler’e kadar takip edebiliyoruz. Günümüzde de bu tür yalanlar üzerinden prim yapan, halkı yanlış bilgilendirmek suretiyle para kazanan çok sayıda insan bulunmaktadır.

Klasik tarih içerisinde rüyalara daha objektif, gerçekçi ve bilimsel bir bakış açısı geliştirmeye çalışan bazı toplumlar ve kişiler olduysa da, rüyalarla ilgili ilk bilimsel çıkarımları yapan kişi (belki de beklenildiği üzere) Sigmund Freud'dur. 1900 yılında yayınladığı Rüyaların Yorumu başlıklı makalesinde Freud, rüyaların ve özellikle de anlamlı olan rüyaların beynin fonksiyonlarıyla alakalı olduğunu ileri sürmüştür. Ancak aynı zamanda rüyaların “anlamlı bilgiler verdiği” konusu üzerinde de durmuştur. Buna rağmen, rüyaların “fizik ötesi” olduğu iddia edilen âlemlerden değil de, beynimizin ta kendisinden kaynaklandığını söylemiştir. Freud, rüyalarımızda bazı dileklerimizi gerçekleştirebildiğimizi düşünmüş ve buna dilek gerçekleşmesi adını vermiştir. Yani uykumuz sırasında bilinçaltımızda bulunan ve Ego ile Süperego nedeniyle baskılanmış olan isteklerimiz ve arzularımız tatmin edilmektedir. Freud’un iddiasını göre özellikle aile ve toplum nedeniyle baskılanan arzularımız rüyalarda kendilerine yer bulmaktadır. 

Pixabay

Freud’un iddialarının ve bilimselliğinin tartışması ayrı bir makalenin konusu olabilir. Ancak Freud’un rüyaların açıklanmasındaki asıl görevi, onların “ne anlama geldiğinden” ziyade, sıradan biyolojik ve psikolojik unsurlar olduğunu göstermesi olmuştur. Günümüzde yapılan tüm araştırmalar, zaten bilimsel bir perspektifte öngörülebileceği gibi, rüyanın bedenden ayrı bir olay olmadığını; tam tersine, beyindeki sıradan biyokimyasal tepkimelerin bir ürünü olduğunu göstermiştir. Beyindeki hangi bölgenin rüyalardan aslen sorumlu bölge olduğu henüz kesinleşmiş olmamakla birlikte, oto-aktivasyon bozukluğu adı verilen bir hastalığa sahip olan ve olmayan insanlar üzerinde yapılan bir araştırma, rüyaların beyin sapından kaynaklandığını göstermiştir. Beyin sapı, omuriliğimizi beynimize bağlayan ve uyku da başta olmak üzere çok temel dürtülerimizi kontrol eden bir beyin bölgesidir. Oto-aktivasyon bozukluğu, beynin herhangi bir bilinçli ve duygusal süreci başlatıp sürdüremediği, bu hastalığa sahip olanların “zihinsel bir boşluk” halinde olduğu ilginç ve ürkütücü bir hastalıktır. Bu kişiler genellikle öylece bir kenarda otururlar, konuşmazlar, hareket etmezler. Eğer ki birisi onları uyarırsa veya onlarla konuşursa, anılarını hatırlayıp cevaplar verebilirler. Ancak kendi hallerine bırakıldıklarında beyin herhangi bir zihinsel faaliyeti gerçekleştirmez. İşte bilinç konusunda böylesine “boş” ve “temel” bir durumda olan kişilerde bile uyku sırasında rüyaların görüldüğü tespit edilmiştir. 

Bu durum, rüyaların oluşumunun düşünme ve bilinçli algılama gibi üst düzey fonksiyonlara sahip bölgelerinde üretilen karmaşık bir yapı olmasından ziyade; daha temel ve evrimsel süreçte erken dönemde oluşmuş beyin bölgelerinden kaynaklanarak giderek karmaşıklaşacak şekilde inşa edilen bir olgu olduğunu düşündürmektedir. Yani rüyalar muhtemelen beynimizin neokorteks gibi karmaşık ve üst düzey fonksiyonlarının kontrol edildiği bölgelerde üretilip de sonradan daha alt bölgelere inmek yerine (yani “yukarıdan aşağıya” bir sistem olmak yerine); daha alt ve eski beyin bölgelerinde üretilip sonradan üst ve karmaşık bölgelerde şekillendirilen bir süreçtir (yani “aşağıdan yukarıya” bir sistemdir).

Freud’dan itibaren rüya araştırmaları çok daha somut ve bilimsel bir temele yerleşmiştir ve geride bıraktığımız asırda rüyalara, nedenlerine, nasıllarına ve işlevlerine yönelik çok ilginç bilgiler edinilmiştir. Böylelikle rüyalar bir kralın ne zaman öleceğini bildiren gizemli mesajlar olmaktan çıkarak, beyin fonksiyonlarından doğan ve evrimsel süreçte avantaj sağladığı için seçilerek yaygınlaşmış olabilecek biyolojik bir olguya dönüşmüştür. 

Pixabay

Rüya Araştırmalarındaki Temel Zorluklar

Rüyalarla ilgili çalışma yapmak gerçekten güçtür, çünkü araştırmacıların başkalarının rüyalarını aktif olarak "görmeleri" şu anda, günümüz teknolojisi ile mümkün değildir. Dolayısıyla araştırmacıların dolaylı yollara başvurmaları gerekir ki bu, bilimsel verilerin güvenilirliğini ciddi anlamda düşürmektedir. Rüya araştırmalarında bilim insanlarının karşılaştıkları sorunları anlamak, rüyalarla ilgili bilimsel yargılara varmanın da neden oldukça güç olduğunu anlamamızı sağlayacaktır. Bu nedenle şöyle bir özet yapabiliriz:

  • Hastaların Sözüne Güvenmenin Zorluğu: Herkes yalan söyler. Ortalama bir insan 10 dakikalık bir sohbet içerisinde 2-3 adet yalan söyler. Her bir insan, 24 saatlik süre zarfında karşılaştığı insanlardan ortalama 200 adet yalan işitir. Üstelik insanlar kolay kandırılabilir canlılardır; ortalama bir insan kendisine söylenen yalanların sadece %54’ünü tespit edebilir. İnsanların bebekleri de daha 6 aylıkken etraflarındaki insanları kandırıp aldatmayı öğrenirler ve uygulamaya başlarlar. Beyinlerimiz de veri eksikliğini uydurma verilerle doldurarak açığı kapatma yoluna giden bir mekanizmaya sahiptir. Bu nedenle emin olmadığımız konuları, muğlak bilgilerle doldurmayı tercih ederiz ve basit oyunlarla göz yanılgıları yaratmak çok kolaydır. Tüm bunlar, hastaların gördükleri rüyalar ve onların içeriği ile ilgili sözlerine güvenemiyor olmamızın temel nedenleridir. 
  • Hastaların Bireysel Farklılıklarından Doğan Sorunlar: Rüyalarla ilgili bir araştırma yapmanın bir diğer güçlüğü de, rüyaların kişiden kişiye değişen bir doğası olmasındandır. Kimi insan gördüğü rüyaların çok büyük bir kısmını hatırlarken, kimisi neredeyse hiçbirini hatırlamaz. Kimi çok berrak ve anlaşılır rüyalar görürken, kimi anlamsız ve soyut rüyalar görür. Kimi insan rüyalarını günlük yaşantısına bağlarken, kimi gelecekle ilgili mesajlar bulunduğuna ve anlamlar taşıdığına inanır. Araştırmalarda bunların aktarılması sırasında hastalar tarafından katılan yorumlar da araştırma sonuçlarını gerçekten saptırabilmektedir.
  • Laboratuvar Ortamında Doğal Gözlem Zorlukları: Uyku deneyleri için laboratuvarlarda uyuması istenen insanlar, alışık olmadıkları bir ortamda uyurken, normalde olduğundan farklı bir psikolojik durumda olmaktadırlar. Çoğu uyku deneyinde, deneklerde rahatsızlık ve telaşlılık tespit edilmiştir. Bu da rüyaların tespitini zorlaştırmakta; tespit edilse bile veri güvenilirliğini düşürmektedir.
  • İstatistiki Sorunlar: Genellikle uyku deneylerinde denekler üniversite veya klinik laboratuvarlarında uyumak zorunda kalırlar. Böylesi bir deneye gönüllü olacak yeterli sayıda insan bulmak oldukça zor bir iştir. Bu da istatistiki sorunları beraberinde getirmektedir.
  • Teknolojik Sorunlar: Günümüzde rüya araştırmalarında Elektroansefalografi (EEG), Elektrookülografi (EOG) ve Elektromiyografi (EMG) kullanılarak beyin aktivitesi, göz hareketleri ve kas hareketleri takip edilir. Araştırmalar, genel olarak uykunun farklı aşamalarında uyandırılan insanların rüyalarından hatırladıklarıyla, bu elektronik aletlerden alınan bilgilerin kıyaslanması aracılığıyla yapılır. Ancak kullanılan her teknolojik ölçüm aracı, beynin her bölgesinden veri toplayamaz. Kimi cihazlardaysa ölçüm alınsa da, bu ölçümlerin hassaslık derecesi düşük olduğu için ufak değişimler kaydedilemez. Örneğin rüyalarla ilişkili olduğu bilinen locus coeruleus, raphe çekirdeği ve pedunkulopontin tegemental çekirdekte meydana gelen ufak değişimler EEG ile kaydedilemez. Yine de yapılan gözlemler, teknolojik sıkıntıların diğer problemlere göre daha etkisiz bir faktör olduğunu göstermektedir.

Günümüzde araştırmacılar rüyalar hakkında bilgi almak için doğrudan beyne ve sinirsel aktiviteye odaklanırlar. Bu yöntemler (şimdilik) rüyaların doğrudan fiziksel görüntüsünü ve niteliklerini aktaramıyor olsa da, araştırmalarda kullanılabilecek çok sayıda değerli bilgi verebilmektedir. 

Pixabay

Yazımızın uykuyla ilgili kısımlarında açıkladığımız gibi, 1957 yılında yapılan araştırmalar, rüyalar uykunun REM (Rapid Eye Movement - Hızlı Göz Hareketi) evresinde görüldüğünü ortaya koymuştur ve bu durum günümüze kadar tekrar tekrar doğrulanmıştır. Ancak 1988 yılında yapılan bir diğer araştırma, rüyaların NREM evresinde de görülebileceği; ancak genellikle REM evresinde görüldüğü veya başladığını ortaya çıkarmıştır. NREM dönemde görülen rüyalar çok daha bulanık olarak hatırlanabilmektedir; nadiren REM'deki kadar parlak ve net hatırlanabilir olmaktadır. Bu durum da laboratuvar deneylerinde gözetilmektedir. 

Rüyaların tespit edilmesi bir yana, tanımlanması bile sıkıntılıdır; çünkü henüz tam olarak hangi beyin bölgelerinin işbirliğinden doğduğu bilinmemektedir. Fakat tüm insanlar tarafından ortak olarak paylaşılan bu deneyimin göreli olarak güncel tanımlardan birini ünlü bilişsel sinirbilimci, psikolog ve filozof Antti Revonsuo 2000 yılında yapmıştır: "Rüya; uyku sırasında yaşanan, hayali bir bilince dayalı deneyimlerdir”. Ayrıca Revonsuo makalesinde eğer ki rüyaların işlevini ve evrimleşme nedenini anlamak istiyorsak, atalarımızın yaşadığı ortam ve koşulları çok iyi anlamamız gerektiğini de ortaya koyarak, rüya evrimi araştırmalarına yön vermiştir. 

Rüyalar ve Evrim: Rüyaların Teorisi

Elbette rüyaların evrimsel anlamı ve önemi söz konusu olduğunda, gözler doğrudan yakın kuzenlerimize ve genel olarak diğer hayvanlara çevrilmektedir. Günümüzde diğer hayvanların da biz insanlar gibi rüya gördüğünden eminiz. Bugüne kadar yunuslardan armadillolara, opossumlardan maymunlara, köpeklere, kedilere, farelere, fillere ve ufak kemirgenlere kadar birçok memelide rüya-benzeri davranışlar gözlenmiştir. Evcil hayvan sahibi olanlar, uyurken koşmaya çalışan köpekler veya bir av peşindeymiş gibi davranan kediler görmüşlerdir. Bunun haricinde kuşlarda ve bazı sürüngenlerde de rüya-benzeri davranışlara rastlanmıştır. Ancak sorun yine aynıdır: insanlar bile isabetli bilgiler veremezken, insan-harici hayvan türlerinden bilgi almayı beklemek anlamsız olacaktır. Bu nedenle insan-dışı hayvanların rüyalarını uykunun hangi döneminde gördüklerini, görüntülerin neye benzediğini, kendilerini ne tür senaryolar içerisinde bulduklarını ne yazık ki bilemiyoruz. Buna rağmen davranış bilimciler, sadece hayvanların davranışlarından yola çıkarak da rüyaların etkilerini belirleyebileceklerini düşünüyorlar. Örneğin yapılan ilginç bir araştırma, beyni ve algısal yetileri daha gelişmiş türlerin rüyalarının daha karmaşık, fizyolojik etkilerinin daha güçlü ve davranışsal belirtilerinin daha şiddetli olduğunu göstermiştir. Belki de bu sebeple insanlar rüyalara aşırı anlamlar yüklemektedirler.

Rüyaların sebebini anlamak için, yazımın başlarında söz ettiğimiz bir gerçeği hatırlamamız gerekiyor: Uyku sırasında beynin bilinçli ve algısal fonksiyonların büyük bir çoğunluğu, tamamen kapatılmasa da minimum düzeye indirilir (ani bir uyartıda uyanabilmemiz bundandır); ancak vücut canlılığını sürdürmek için çalışmaya devam eder, buna beyin de dâhildir. Doğayı algılayabilmemizin tek sebebi, beynimizin duyu organlarından gelen bilgileri hücresel boyutta, biyokimyasal olarak değerlendirebilmesidir. Uyku sırasında duyu organlarından sinyal aktarımı devam eder, ancak beynin bilinçle ilgili bölgeleri bunu gün içerisinde olduğunun aksine neredeyse hiç işleyemez. Buna rağmen uyku sırasındaki biyokimyasal süreçler sırasında beynin bazı bölgeleri, kapalı olan diğer bölgeleri uyarabilmektedir. 

Pixabay

Neden rüya görüldüğü ile ilgili pek fazla fikir ileri sürülmüş; bazıları pek çok araştırmayla desteklenerek genel bir teori inşa edebilmemizi sağlamıştır. Bu konuda yapılan önemli araştırmaların başında, Harvard Üniversitesi’nde psikiyatrist olan John Allan Hobson ve Robert McCarly tarafından 1977 yılında ileri sürülen Aktivasyon-Sentez Hipotezi gelmektedir. Bu hipoteze göre rüyalar ön beynin, beyin kökü tarafından uyku sırasında üretilen rastgele sinyallere verilen tepkilerdir. Bu rastgele sinyaller, uyku sırasında beyin kökündeki faaliyetlerin sürmesinden kaynaklanır. Bu durum, daha önceden sözünü ettiğim oto-aktivasyon bozukluğu olan insanlardan alınan verilerle de desteklenmektedir. Hipoteze göre beyin bölgeleri arasındaki geçiş kapılarından sızan bu elektrokimyasal sinyaller, ön beyinde görüntü olarak algılanır; çünkü biyokimyasalların yapısı, buradaki hücreler tarafından algılanabilecek yapıdadır. Uyanıkken, aradaki geçiş kapıları (röleler) aktif olarak çalıştığı için bu istenmeyen görüntüler oluşmaz. Ancak bazı hastalıklar, hasarlar ve genetik sebeplerle bu rölelerde sorun meydana geldiğinde, uyanıkken de rüya görülebilir (bu durumda sanrı ya da hayal adını alır). Bu bulgular, hipotezin günümüzde bir teori olarak değerlendirilmesine sebep olmaktadır; ancak araştırmalar sürmektedir. 

Ancak beyin ve rüya araştırmalarıyla Dünya’da ön sıralarda yer alan Santa Cruz’daki Kaliforniya Üniversitesinden William Domhoff tarafından 2001 yılında yapılan bir araştırma, bu hipotezin henüz tamamlanmadığını, bazı eksik yanları olduğunu ortaya koymuştur. Yeni teorinin iddiasına göre, beyin kökünden salgılanan kimyasalların rastlantısal etkilerinin rüyalar içerisindeki düzgün kronolojik sıraları sağlaması mümkün değildir. Rüyaların çok büyük bir kısmı soyut ve gerçek üstüdür. Mekânlar, kişiler ve olaylar hızla değişir. Genellikle kronolojik bir sıra bulunmaz ve önceki hipotezin gücünü aldığı da bu durumdur. Ancak rüyaların bir kısmı da oldukça sistematiktir, düzen içerisinde ilerler, mekân ve kişiler değişmez, zaman akışı hissedilir. İşte Domhoff, bu tip rüyaların da açıklanabilir olması gerektiğini düşünmüştür. Kendisinin ve bazı diğer bilim insanlarının çalışması, beyin kökü rüyaların tetiklenmesinde önemli bir rol oynasa ve karmaşık rüyalarımıza sebep olsa da, rüyanın asıl oluştuğu yer olduğunu düşündükleri ön beynin rüya oluşumunu kendisi de başlatıp sürdürebildiğini göstermiştir. 

Bu durumda, genel bir analiz yapacak olursak, rüyaların oluşumunun arka planında bazı beyin bölgelerinin uyku sırasındaki elektrokimyasal faaliyet sırasında istemsiz olarak uyarılması olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin hafızamızdan çağrılan bazı rastgele görüntüler, uyku sırasında gözlerimizin önüne karmaşık bir sırada gelmektedir. Fakat bu rastgele duyu verileri bir kere faaliyete geçtikten sonra, daha kontrollü davranışlarımızı denetleyen ön beyin denetimi eline alabilmektedir. Bu durumda rüyalar, karmaşık ve kaotik bir düzlemden çıkarak, kronolojik ve hatta mantıksal bir şekilde takip edilebilir bir düzleme ulaşabilmektedir. Kimi zamansa ön beyin tek başına çalışarak hiçbir kaotik öge bulunmaksızın, son derece mantıklı görüntüler, sesler, kokular, tatlar ve hisler silsilesini rüyaya dâhil edebilmektedir.

Pixabay

İyi ama neden? Neden böyle bir şeye ihtiyacımız var? Neden rüya görüyoruz veya görebilecek bir evrimsel süreç yaşadık? Rüyaların nasıl oluştuğuyla ilgili burada değindiğimden çok daha fazla hipotez ve teori bulunmaktadır; ancak bunların hiçbiri henüz nihai ve tamamen desteklenen bir boyuta ulaşamamıştır. Yine de her birinden elde edilen veriler, rüyaların evrimsel kökenlerine ışık tutabilmemizi sağlamaktadır. Rüya görmemizin nedenlerini görebilmek içinse elbette Evrimsel Biyoloji'den yararlanmamız gerekmektedir. 

1993 yılında Winson, REM uykusunun sadece keseli ve plasentalı memelilerde bulunduğunu, diğer hiçbir hayvan grubunda evrimleşmediğini ileri sürdüğü bir araştırma yapmıştır. Daha sonra yapılan araştırmalar, REM uykusunun yaklaşık 220 milyon yıldan bile daha önce, keseli memeliler ile plasentalı memeliler birbirlerinden ayrılmadan önce evrimleştiğini göstermiştir. Daha sonra bu özellik, iki dev memeli grubuna da dağılmış ve hemen her üyesinde görülür olmuştur. Yazımızın başlarında da anlattığım gibi, evrimsel süreçte ortak bir atada evrimleşip tüm torun türlere aktarılan bu tür özelliklere “sinapomorfi” adını vermekteyiz.

Ancak türler arasındaki farklı REM uykusu fizyolojileri, bu türlerin evrimleşmeleri boyunca REM uykusuna dair de doğal seçilim etkilerinin olduğunu bize göstermektedir. Bazı antropologlar, REM uykusunun evrimiyle birlikte rüyaların ilk defa oluşmaya başlamasının canlıların hayatlarını tehlikeye attığını düşünmektedir. Çünkü çok gerçekçi rüyalar gören canlılar, rüyalarında hareket ederek kendilerini ciddi tehlikelere sokabilirler. Bu yüzden Doğal Seçilim’in rüyaların netliğini ve etkilerini azaltacak şekilde işlediği düşünülmektedir. Bu da doğrudan rüya fizyolojisinin değişmesine sebep olmaktadır. Bir diğer grup bilim insanı ise, rüyaların ilk oluştuğunda beynin uyku durumundan çıkıldığının sanmasıyla beklenmedik aktivite gösterdiği ve bu sebeple kişilerin uyku felci geçirdiklerini ileri sürmektedir. Bu sebeple uykuların şiddetinin azalması yönünde de bir Doğal Seçilim uygulanmış olmalıdır.

Bu durumda, rüyaların canlılara avantaj sağlayan bir etkileri de olmalıdır ki, evrimsel süreçte yok olmadan korunabilmiş olsunlar. Ayrıca bu kadar yaygın bir şekilde Hayvanlar Âlemi’nde bulunan bir özelliğin basit bir hatadan kaynaklanması ve bu zamana kadar birçok soy hattında yok olmamış olması, rüyaların belli bir avantaj sağlaması gerektiğini düşündürmektedir. Bu noktada, çok önemli ve geniş kabul gören, Antti Revonsuo, Katja Valli ve ekibi tarafından geliştirilen çok önemli bir rüya teorisinden bahsetmek gerekir: Tehdit Simülasyonu (veya Provası) Teorisi. İsimlerinden de anlayabileceğiniz üzere bu kuramlara göre rüyalar, gerçek hayatta olabilecek olayların bir provasıdır. Dolayısıyla beyin, rüyaları ne kadar gerçekmiş gibi algılarsa, gerçekte olabilecek olaylar o kadar prova edilmiş ve gerçek hasarlara sebep olmadan beklenmedik durumlara karşı deneyim elde edilmiş olabilir. Bu teori gücünü, en fazla hatırlanan rüyaların en stresli, en olumsuz duyguları içeren ve en dramatik çatışmalar üzerine kurulu rüyalar olmasından almaktadır. Bu durum, rüyaların bize gün içerisinde yaşanabilecek zorlu travmalara hazırlıklı olmamızı sağladığını düşündürmektedir.  

Pixabay

Ekip olarak yaptıkları araştırmada uzmanlar gerçekten de travmatize olmuş insanlarda (ve özellikle çocuklarda) rüyaların daha fazla görüldüğüne rastladılar. Daha önemlisi, bu kişiler rüyalarında daha fazla travmatize edici olayla baş etmek zorunda kalmaktaydılar. Bu sayede daha ufacık çocuklar bile yaşam mücadelesine hızlı bir başlangıç yapabiliyordu. Teori, 6 temel üzerine inşa edilmiştir:

  1. Rüya deneyimi, algısal dünyamızın organize ve özellikle seçilmiş bir simülasyonudur. Rüyalarımızda deneyimlediklerimiz, genellikle gerçek yaşantıda da deneyimleyebileceğimiz olay ve olgulardır. Dolayısıyla rüyalar “rastgele gürültüler” olmaktan ziyade, gerçek dünyadan seçilmiş duyusal deneyimlerdir.
  2. Rüyalarda genellikle olumsuz ve yaşamı tehdit edici unsurlara doğru bir eğilim vardır. Bu da, evrimsel adaptasyon açısından önemli olan durumlara uygun tepkiler verebilmemizi sağlar. Rüya görürken gerçekten rüyamızdaki unsurlarla yüzleşmek zorunda olmadığımız için, simülasyona dayalı bir deneyim elde etmiş oluruz.
  3. Özellikle zorlu zamanlardan geçen bireylerde rüyalar, o zorlu zamanları atlatmayı kolaylaştırıcı içerikte olacak şekilde beyin tarafından düzenlenmektedir. Bu durum, biyolojik organizmanın tehdit algısına ve ondan kaçmaya yönelik eğilimine göre değişim göstermektedir.
  4. Görülen rüyalar her ne kadar gerçeğin bir kopyası olsa da, inanılmaz bir gerçekçiliğe de sahiptir. Bu sayede rüyalar, gerçekten başımıza gelebilecek durumlara karşı gerçek bir hazırlık süreci olarak görülebilir. Bu durumu destekleyen en somut veri, rüya görürken kimi zaman rüyayla birebir uyumlu hareketleri fiziksel olarak yapıyor olmamızdır.
  5. Rüya sırasında devreye giren algısal ve motor yetenekler, bireyin bu yeteneklerini gerçekten de geliştirmesini sağlamaktadır. Böylece rüyalar uyandıktan sonra hatırlanmasa bile, beyin ve vücut o deneyime sahip olduğu için rüyalar avantaj sağlayabilecektir. Böylece üstü örtülü, prosedüre dayalı öğrenme gerçekleşebilir.
  6. Bu Tehdit Simülasyon Mekanizması evrimsel süreç içerisinde avantajlı olduğu için seçilerek ortaya çıkmıştır. İçsel bir özellik olmaktan ziyade, türümüzün başından geçen tehlikeli durumlara bağlı olarak evrimleşmiştir. Bu durum, atalarımızın büyük oranda tehdit altında oldukları zamanları çokça yaşamış olmalarıyla desteklenmektedir. Bu mekanizma, türümüzün hayatta kalma şansını arttırmıştır.

Tüm bu teori dâhilinde temel olarak bilinmesi gereken, rüyaların her ne içerikte olursa olsun canlılara gerçek olmayan bir ortamda deneyim elde etme şansı sunması ve bu sayede gerçek hayattaki yaşama ve üreme şanslarını arttırıyor olmasıdır. Örneğin ilkin atalarımız doğadan kaynaklı bir tehditle ilgili rüyalar görerek bu tehdit henüz gerçekleşmeden deneyim elde edebilirler. 

Burada akla gelen ve popüler bilimde en sık karşımıza çıkan konu, rüyalarımızda ürettiğimiz kişi ve mekânların daha önceden gördüğümüz kişi ve mekânlar olmak zorunda olup olmadığıdır. İddiaya göre rüyalarda beyin yeni mekânlar ve yeni kişiler yaratamaz; sadece hafızamıza ait hücrelerde hâlihazırda var olan kişi ve mekânları çağırabilir. Yani rüyanızda hiç tanımadığınız yüzler görmeniz, onları daha önce görmediniz anlamına gelmez: Sokakta yürürken, televizyonda, reklam panolarında, vs. gördüğümüz her bir yüz, eğer hafızamızda küçük bir yer bile ettiyse, rüyada çağrılıp kullanılabilir. Bunun büyük oranda bir spekülasyon olduğunu söyleyebiliriz. Doğru ya da yanlış olması için yeterince sebep ve bilimsel veri bulunmuyor. Dolayısıyla şu etapta sadece bir fikir, bir spekülasyon olarak görülmelidir. Ancak ola ki doğruysa, bu durum kişinin rüya içerisinde, hâlihazırda gördüğü olaylara dâhil olmasıyla ilgili ek veriler sunabilir. Bu da, Tehdit Simülasyonu Teorisi’ni bir başka açıdan destekleyen bir bulgu olacaktır. Tabii ki böyle bir iddiayı test etmenin ve desteklemenin güçlüğünden bahsetmiyoruz bile.

Peki, bu teorinin gücünü aldığı “rüyaların çoğu olumsuz içeriklidir” görüşünün doğru olduğundan emin olabilir miyiz? Hall ve Van de Castle tarafından 1966 yılında yapılan bir araştırmada, 500 deneğin rüya raporları toplanmış ve değerlendirilmiştir. Bunların rüyalarının rastlantısallık sınırlarının oldukça dışına düşen bir şekilde, %80'inin olumsuz duygulara dair rüyalar olduğu görülmüştür. Ayrıca bu olumsuz rüyaların istisnasız her birinde, farklı şekil ve şiddetlerde tehdit unsurlarına rastlanmıştır. Bu deney, 1994 yılında Jane Merritt ve diğerleri tarafından da tekrar edilerek doğrulanmıştır. Yani rüyalar, rastlantısal sebeplerle tetiklense de, rastlantısal olarak değil, bireye fayda sağlayacak şekilde oluşmaktadır. Bu da bireylerin evrimsel başarısını arttırmakta ve neden rüya gördüğümüzün sebebini açıklamaktadır.

Pixabay

Rüyalarla ilgili söylenebilecek daha çok söz var. Örneğin Bilinçli Rüya (Lucid Dreaming) adı verilen olayda, kişi rüya gördüğünün farkına varır ve dilediği yönde rüyasını geliştirebilir. Bu olgu sırasında vücut uyku halindedir; ancak beyin tam olarak uyku halinde değildir. Bu yetenek de evrimsel süreçte mümkün kılınmış olabilir ve temel olarak beyin dalgalarının uyanıklık ile uyku arasında olmasından ve beynin uyku halinden yarı-çalışır hale geçmesinden kaynaklanır. 1980 yılında Stephen LaBerge tarafından gösterildiği gibi, popülasyon içerisinde doğal olarak çok az kişi bu yeteneğe sahipken, çalışma yoluyla da öğrenilebilmektedir. Bu teknikler, uykuya dalış sırasında insan beyninin çeşitli fiziksel yöntemlerle uyarılmasını ve beyne "Uyuyorsun; bunun farkına var." bilgisinin gitmesinin kişi tarafından öğrenilmesini sağlamakla ilgilidir. Kişi, günlük yaşantıda, "uyanık olduğunu hatırlamak" ile ilişkilendirdiği bir hareket için beynini eğitir. Örneğin gün içerisinde, belirli aralıklarla bir yandan parmağını şaklatır ya da bacağının belli bir noktasını çimdiklerken, "Şu anda uyanıksın, bunun farkında ol." şeklinde zihinsel pratik yapar. Uzun süren çalışmalar sonrasında beyin bu fiziksel harekete (parmak şaklatma ya da cimdik atma) şartlanır ve birey tekrar etmese de, bu hareket yapıldığı anda beyin "uyanık olduğuna dair" uyarılır. Daha sonra bazı meditasyon ve gevşeme teknikleriyle uykuya dalma olayı modellenir ve kişi tarafından iyice öğrenilir. Sonrasında da, uzun yıllar süren çalışmalardan sonra, kişi uykuya dalma sırasında kendisini bu öğrenilmiş ve şartlanmış fiziksel hareketi yapmaya koşullar ve beyin uykuya dalmadan önce uyarılır ve beden ve beynin büyük kısmı uykuya dalsa da, kişi uyanık olduğuna kendini ikna eder ve uyanık kalır. Bu sayede, REM'e girilip rüya başladığı andan itibaren rüyasını kontrol edebilir; çünkü beynini aktif olarak kullanarak, ön beyinde oluşan görüntüleri uyarabilir. Öyle ki, bu yeteneğe sahip kişiler üzerinde yapılan araştırmalarda, kişilere uyku sırasında toplamda kaç defa REM'e girdiği sorulmuş ve %100 başarı ile, gerçekten girdiği REM sayısı tam olarak kişi tarafından bilinmiştir. Bu uygulamanın, düzgün ve sağlıklı bir uykuya izin vermediği için kişide yorgunluğa sebep olabilmektedir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 1
  • 1
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • World Life Expectancy. Health Profile Turkey. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: World Life Expectancy
  • Merriam Webster. Sleep. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Merriam Webster
  • TDK. Türk Di̇l Kurumu. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: TDK
  • Wikipedia. Sleep. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • J. M. Siegel. (2009). Sleep Viewed As A State Of Adaptive Inactivity. Nature Reviews Neuroscience, sf: 747-753.
  • C. L. Nunn, et al. (2016). Shining Evolutionary Light On Human Sleep And Sleep Disorders. Evolution, Medicine, and Public Health, sf: 227-243.
  • Brain Initiative. White House Fact Sheet: Over $300 Million In Support Of The President’s Brain Initiative. (2014, Nisan 30). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Brain Initiative
  • P. McNamara, et al. (2009). Evolution Of Sleep: Phylogenetic And Functional Perspectives. ISBN: 9780521894975. Yayın Evi: Cambridge University Press.
  • Google Scholar. (Arama Girdisi, 2019). Evolution And Sleep - Google Scholar.
  • S. Whitman-Salkin. 5 Metabolism Myths Debunked. (2009, Ağustos 25). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: The Daily Beast
  • P. Lee, et al. (2014). Temperature-Acclimated Brown Adipose Tissue Modulates Insulin Sensitivity In Humans. Diabetes, sf: 3686-3698.
  • K. Borsari. Burn More Calories While Sleeping. (2013, Temmuz 09). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Women's Health
  • C. Wolff. 9 Ways To Boost Your Metabolism When You're Sleeping. (2016, Aralık 27). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Bustle
  • Sleep Junkie. Why Do Your Eyes Move During Rem Sleep?. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Sleep Junkie
  • C. Schwanke. What Do My Eyes Do While I'm Sleeping?. (2009, Haziran 10). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Popular Science
  • S. Felson. Stages Of Sleep: Rem And Non-Rem Sleep Cycles. (2018, Ekim 26). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: WebMD
  • S. van der Linden. The Science Behind Dreaming. (2011, Temmuz 26). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Scientific American
  • P. McNamara. The Mystery Of Rem-Related Penile Erections. (2014, Haziran 18). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Psychology Today
  • J. Empson. (2002). Sleep And Dreaming. ISBN: 9780333947654. Yayın Evi: Palgrave.
  • H. University. Changes In Sleep With Age. (2007, Aralık 18). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Harvard University
  • G. Paech. Explainer: How Much Sleep Do We Need?. (2014, Eylül 11). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: The Conversation
  • M. Koskenvuo, et al. (2007). Heritability Of Diurnal Type: A Nationwide Study Of 8753 Adult Twin Pairs. Journal of Sleep Research, sf: 156-162.
  • E. B. Klerman. (2005). Clinical Aspets Of Human Circadian Rhythms. Journal of Biological Rhythms, sf: 375-386.
  • M. Webster. Can You Catch Up On Lost Sleep?. (2008, Mayıs 06). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Scientific American
  • M. M. Ohayon, et al. (2004). Meta-Analysis Of Quantitative Sleep Parameters From Childhood To Old Age In Healthy Individuals: Developing Normative Sleep Values Across The Human Lifespan. Sleep, sf: 1255-1273.
  • D. J Dijk, et al. (2000). Contribution Of Circadian Physiology And Sleep Homeostasis To Age-Related Changes In Human Sleep. Chronobiology International, sf: 285-311.
  • S. Banks, et al. (2007). Behavioral And Physiological Consequences Of Sleep Restriction. Journal of Clinical Sleep Medicine, sf: 519-528.
  • H. P. Van Dongen, et al. The Cumulative Cost Of Additional Wakefulness: Dose-Response Effects On Neurobehavioral Functions And Sleep Physiology From Chronic Sleep Restriction And Total Sleep Deprivation. Sleep, sf: 117-126.
  • G. Belenky, et al. (2003). Patterns Of Performance Degradation And Restoration During Sleep Restriction And Subsequent Recovery: A Sleep Dose-Response Study. Journal of Sleep Research, sf: 1-12.
  • T. L. Rupp, et al. (2009). Banking Sleep: Realization Of Benefits During Subsequent Sleep Restriction And Recovery. Sleep, sf: 311-321.
  • L. Lack. Monday's Medical Myth: You Need Eight Hours Of Continuous Sleep Each Night. (2012, Ağustos 27). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: The Conversation
  • EtymOnline. Hypnosis. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: EtymOnline
  • Wikipedia. Jerk (Physics). (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Wikipedia
  • Physics Forums . Strange Sensation Starting To Fall Asleep. (2017, Mayıs 02). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Physics Forums
  • J. Castro. Hypnic Jerks - The Reason Why We Twitch Before Falling Asleep. (2017, Kasım 21). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Live Science
  • Dnews. Humans Left Trees 4.2 Million Years Ago. (2011, Ocak 28). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Seeker
  • T. Stafford. Why Your Body Jerks Before You Fall Asleep. (2012, Mayıs 22). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: BBC
  • E. Green. Hypnic Jerks: How To Stop Muscle Spasms Jolting You Awake. (2019, Nisan 05). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: No Sleepless Nights
  • R. Hooker. General Information On The Sumarian Epic Gilgamesh (Ca. 2000 B.c.e.). (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Arkansas State University
  • M. Geller. Talmudic And Mesopotamian Dream Omens. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Melammu Project
  • S. Freud. (1913). The Interpretation Of Dreams. Yayın Evi: Wikisource.
  • S. Ferro. Where Do Dreams Come From?. (2013, Eylül 13). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Popular Science
  • S. Leu-Semenescu, et al. (2013). Can We Still Dream When The Mind Is Blank? Sleep And Dream Mentations In Auto-Activation Deficit. - Pubmed - Ncbi. Brain, sf: 3076-3084.
  • U. Boser. We're All Lying Liars: Why People Tell Lies, And Why White Lies Can Be Ok | Family Health. (2009, Mayıs 18). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: US News
  • LieSpotting. 10 Research Findings About Deception That Will Blow Your Mind. (2010, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: LieSpotting
  • R. Gray. Babies Not As Innocent As They Pretend - Telegraph. (2007, Temmuz 01). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Telegraph
  • Ç. M. Bakırcı. İnsanı Kendinden Şüpheye Düşüren İlginç Göz Yanılgıları - Evrim Ağacı. (2014, Ekim 23). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Evrim Ağacı
  • J. A. Hobson, et al. (2000). Dreaming And The Brain: Toward A Cognitive Neuroscience Of Conscious States. Behavioral and Brain Sciences, sf: 793-842.
  • A. Revonsuo. (2000). The Reinterpretation Of Dreams: An Evolutionary Hypothesis Of The Function Of Dreaming. Behavioral and Brain Sciences, sf: 877-901.
  • D. Williams. While You Were Sleeping. (2007, Nisan 05). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Time
  • University of Liège. Human Brain Still Awake, Even During Deep Sleep. (2008, Ekim 17). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Science Daily
  • J. A. Hobson. (1977). The Brain As A Dream State Generator: An Activation-Synthesis Hypothesis Of The Dream Process. American Journal of Psychiatr, sf: 1335-1348.
  • J. McNulty. New Neurocognitive Theory Of Dreaming Links Dreams To Mind-Wandering. (2017, Ekim 10). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: UC Santa Cruz
  • J. Winson. (1993). The Biology And Function Of Rapid Eye Movement Sleep. Current Opinion in Neurobiology, sf: 243-248.
  • J. Ridgeway. Why Did Sleep Evolve?. (2013, Ocak 01). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Scientific American
  • R. Rettner. Why Do We Dream - Solving Problems During Sleep. (2010, Haziran 27). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Live Science
  • J. Montangero. (2001). A More General Evolutionary Hypothesis About Dream Function | Behavioral And Brain Sciences | Cambridge Core. Behavioral and Brain Sciences, sf: 972-973.
  • K. Valli, et al. (2005). The Threat Simulation Theory Of The Evolutionary Function Of Dreaming: Evidence From Dreams Of Traumatized Children. Consciousness and Cognition, sf: 188-218.
  • R. Hurd. An Evolutionary Theory Of Dreaming. (2019, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 07 Mayıs 2019. Alındığı Yer: Dream Studies Portal
  • C. S. Hall. (1966). Content Analysis Of Dreams. ISBN: B001F3LHCG. Yayın Evi: Appleton Century Crofts.
  • J. M. Merritt, et al. (1994). Emotion Profiles In The Dreams Of Men And Women - Sciencedirect. Consciousness and Cognition, sf: 46-60.
  • S. P. LaBerge. (2019). Lucid Dreaming: An Exploratory Study Of Consciousness During Sleep. Researchgate.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 20/10/2019 07:26:09 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/235

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

Uyku Nedir? Uykunun Evrimi, Günlük Uyku Süreleri ve Uyku Sırasında Düşme Hissi Üzerine...

Atavizm ve Geri Evrim: Türler Atasal Özelliklerini Nasıl Yeniden Kazanıyor?

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bir işin yapılamayacağını söyleyenler, o işi yapanların önünü kesmemelidir.”
Anonim
Geri Bildirim Gönder