Reiki, Qi ve Çakralar: Yaygın Yeni Çağ Akımı Argümanlarının Bilimsel Analizi

Bedenimizde Gizli "Enerji Noktaları" Bulunuyor Olabilir mi?

Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Çakralar, en basit anlatımla, “süptil bedenlerimizde” (Bunu fiziksel olmayan beden, eterik beden ya da ruhani bir beden olarak düşünebilirsiniz) var oldukları söylenen “enerji merkezleridir”. “Nadi” denilen enerji kanallarıyla bağlantılı olduklarına inanılır. Bu tarz enerji merkezlerinin var olduğu düşüncesi, aslen Budizm ile Hinduizm inançlarından kaynaklanmaktadır. Bu inançlardaki gelenekler Yoga ve Tantra olarak bilinmektedir. Yoga, eski Hindistan’dan türeyen fiziksel, zihinsel ve ruhsal bir uygulamadır. Tantra ise Hindistan’da Orta Çağ’da oluşturulan dinî, ruhsal ve meditatif bir uygulamadır.

Çakra kelimesi Sanskritçede “tekerlek” ya da “devir” anlamına gelmektedir. Az önce de belirttiğimiz gibi bunların süptil bedenlerimizde olan enerji merkezleri olduğuna inanılır; ancak fiziksel bedenlerimizin üzerinde etkileri olduğu da iddia edilmektedir. Yani çakraların organlarımızı kontrol eden yapılarla bağlantılı oldukları söylenir. Aynı zamanda duygularımız, düşüncelerimiz, yaşam kalitemiz ve davranışlarımız üzerinde de etkili olduklarına da inanılır.

Günümüzdeki birçok “yeni çağ akımı” bu kavramlar üzerinden giderek uygulamalar geliştirmişlerdir. Örneğin meşhur “Reiki” uygulamalarında, bu çakralara yoğunlaşılır (Hatta bunu kolaylaştırmak için bazen bir “Kristal Işık Yatağı” kullanılır). Kimi uygulamada çakraların, Aura görüntüleri çekildiğinde görülebildiği iddia edilir.

Farklı metinlerde ve öğretilerde çakraların sayıları farklı olduğundan dolayı (çoğunun, 3. boyutun ötesinde olduğu söylenir), genel geçer olarak kabul edilen bir çakra sistemi bulunmamaktadır. Batı’daki uygulamalar da genellikle 7 ana çakra göz önünde bulundurulur. En bilindik çakra sistemlerinden biri, Hindu çakra sistemi olan “Kundalini”dir. Kundalininin, omurgada yer alan birincil enerji olduğuna inanılır (diğer adlarıyla Shakti, Ki, Qi, Prana ya da Esir). İddiaya göre, farklı yöntemler ile kundalinide gerçekleştirilen uyandırmalar “ruhsal bir aydınlanmayı” gerçekleştirebilir ve hatta gizemli güçlerin ortaya çıkmasını da sağlar. Bazıları bunu organizmada uyuyan ve hareketsiz olan potansiyel güç olarak tanımlamaktadır (Bu güç genellikle bir yılan olarak tasvir edilir).

Nefes kanalları yoga uygulamalarında Upanishad'larda bilinse bile, Çakra hiyerarşisi 8. yüzyılda Buddhist Hevajra Tantra ve Caryāgiti tarafından tanıtılmıştır. Günümüzde çakraların sayısı 7 olarak bilinse bile, metinler ve öğretilerde farklı sayılar mevcuttur. Kısacası, belirli bir çakra sistemi yoktur ve herkes farklı bir şekilde bunları öğretir, fakat bazı ortak özelliklere de sahiptirler. En bilinen çakra sistemlerinden biri Hindu çakra sistemi olan Kundalini’dir. İnsan vücudundaki gizemli bir evrim enerjisi olarak nitelendirilen Kundalini enerjisi, organizmada uyuyan (bir yılan olarak tasvir edilir), hareketsiz potansiyel bir güç anlamındadır.

Buraya kadar her şeyin anlaşıldığını umuyoruz. Şimdi de çakraların ortak özelliklerini inceleyelim:

  1. Süptil bir enerji bedeni ve kanalları oluştururlar.
  2. Çakralar fiziksel olmaktan çok süptildir, fakat fiziksel sağlığımızla ilişkilidir.
  3. Mantralar, renkler ve ilahlarla ilişkilendirilirler.
  4. Şekillerinde belirli sayıda yapraklar bulunur.
  5. Merkezi kanalın üzerinde bulunurlar.
  6. İki taraflı kanalları merkezi kanalından çakralar üzerinden geçerler.

Burada bahsedilen süptil beden; mistik, okült ve ezoterik öğretilerde canlıların eterik, görülmeyen bedenidir. Dokuzuncu beden olarak da bilinir ve ruha benzetilmektedir.

Çakraların sadece organlarımızla değil, aynı zamanda duygularımız, düşüncelerimiz, yaşam kalitemiz ve davranışlarımız üzerinde de etkili olduğu söylenir. İnsanların stresli olması ya da mutluluk duyması, benliğimizle baş başa olmamız ya da bilincimizle öte alemlere yolculuk etmemiz bütünüyle çakralarla ilişkili olduğu anlatılır.

Batı Çakra Modeli

1927 yılında Sir John G. Woodroffe, Hint dilinde yazılmış Satcakra-nirupanave Paduka-Pancaka adlı metinleri tercüme etmiştir ve çakra sistemini içeren The Serpent Power – The Secrets of Tantric and Shaktic Yoga (1974) adlı bir kitap yazmıştır. Böylece Kundalini yoga uygulamaları Batı’da popüler bir hâle gelmiştir ve çakralar bu hâliyle 20. yüzyılda oluşturulan Batı kültürünün ruhsal hareketi olan Yeni Çağ’da (İng.: New Age) da görülmüştür. En bilindik olan 7 çakranın isimleri sırayla şöyledir:

  • Taç Çakrası (Sahasrara)
  • Göz Çakrası (Ajna)
  • Boğaz Çakrası (Vishuddha)
  • Kalp Çakrası (Anahata)
  • Solar Plexus Çakrası (Manipura)
  • Sakral Çakrası (Swadhishthana)
  • Kök Çakrası (Muladhara)

Bazı insanlar modern insanlardaki çakralarla eski insanlardaki çakraların benzemediğini, bir değişimin, bir evrimin olduğunu söylemiştir. Bazı insanlar da çakraların sadece duygu ve düşüncelerimizle değil, fiziki görünüşümüz ile de bağlantılı olduğunu söylemiştir, hatta çakraları endokrin sistemiyle ilişkilendirenleri de görüyoruz. Endokrin sistem, salgılarını vücudun başka bölgelerindeki hedef hücrelere ulaştırabilmek için kana veya lenfe veren bezlerin tümüdür. Bu sistem iç salgı bezlerini oluşturur, bunlara örnek olarak hipofiz, tiroit, paratiroit, epifiz ve böbre küstü bezleri gösterilebilir.

Renklerle de bir ilişkilendirme söz konusudur, örneğin başımızın üstünde olan çakra (taç çakrası) mor renginde gösterilir ve baş ağrısı olan bir insanın başına ametist gibi mor renkte bir taş tutulursa iyileştirici gücü görüleceği söylenir.

Çakralara Şüpheyle Bakmak

Peki bütün bunlara bakarak, yapılan araştırmalar ve incelemelerde neler söyleniyor? The Skeptic Encyclopedia of Pseudoscience (Tr.: Sözdebilimin Şüpheci Ansiklopedisi), çakraların sayısı konusunda net bir cevabın olmadığını vurguluyor. Bunun en temel nedeni, çakraların sistemli ve bilimsel olarak çalışılmıyor olmasıdır. Ayrıca ansiklopedi, aynı zamanda insan bedeninin anatomisi ve fizyolojisi ile ilgili herhangi bir bağı gösterecek kanıtın bulunmadığını ve insan bedeninin dikkatlice incelenmesine rağmen, çakraların varlığını ortaya koyacak herhangi bir bulgunun olmadığını da belirtiyor.

Elbette sahtebilimcilerin bu konuda yanıtı hazır: Tıpkı ruhun fiziksel aygıtlarla tespit edilemeyeceği iddiasında olduğu gibi, çakraların da insan bedeninin fiziksel incelenmesinde veya otopsilerde görülmeyeceği söylenir; çünkü iddiaya göre çakralar “fiziki bedende” değil, “süptil bedende” bulunmaktadır. Bir şeyin varlığı sorgulanırken, görünmez olduğunu belirtmek ve somut bir kanıt göstermemek şüphe eden insanların şüphe duymasını haklı kılıyor; çünkü aynı savunma, tespit edilemediği söylenen her şey için kullanılabilir: Dünya’nın dönmesini sağlayan pembe tek boynuzlu atları tespit edemiyor musunuz? Görünmezler de ondan!

Çakraların ve savunucularının en büyük problemlerinden bir diğeri, “çakra enerjisi” olarak bahsettikleri enerjinin fiziksel anlamı hakkında hiçbir açıklama yapamıyor oluşlarıdır. Günümüzde fizikötesi olan hiçbir şey keşfedilemediği gibi, çakraların da fizikötesi bir etkisi olduğuna dair hiçbir bulgu yoktur. Dahası, eğer ki çakralar fiziksel bir olgu olan “enerji” ile izah ediliyorsa, fiziksel olarak da araştırılabilir olmalıdır! Çakraların enerji bakımından sorunu, ne tür bir enerji formu olduğunun hiçbir şekilde izah edilmemesidir. Günümüzde çok sayıda enerji formu tanımaktayız: potansiyel enerji, kinetik enerji, termal enerji, kimyasal enerji, elektrik enerjisi, elektrokimyasal enerji, elektromanyetik enerji, ses enerjisi, nükleer enerji ve daha nicesi...

Fiziksel olarak bir sistem (örneğin vücut) herhangi bir şekilde iç veya dış enerji değişiminden etkileniyorsa, bunun fiziksel boyutu hesaplanabilir ve gözlenebilir olmalıdır. Ne var ki çakralardaki değişimlerin hiçbiri, bu fiziksel enerji formlarından herhangi biriyle izah edilememekte, bu formlarla izah etmeye çalışanların hiçbiri konuyu bilimsel açıdan temellendirememektedir. İsminin havalı olmasından ötürü çakraların “elektromanyetik enerji” olduğu sıklıkla iddia edilse de yapılan çalışmalar bu yönde bir bulguya rastlamamıştır. Bu yönde bilimsel çalışma olarak yapıldığı iddia edilen ve çakra bölgelerinde elektromanyetik dalgalanmaların olduğunu gösterdiğini iddia eden bazı çalışmaların ise sonradan tekrarlanmasında aynı sonuçlara ulaşılamamış ve bu çalışmalar sahtekarlık girişimi olarak bilim dışına itilmiştir. Kısacası, çakraların enerji bazında hiçbir bilimsel açıklaması bulunmamaktadır.

Bunu atlatmak isteyen çakra savunucuları, “ruh enerjisi” isimli yeni bir enerji türü uydurmaktadırlar ve çakraları bununla açıklamaya çabalamaktadırlar. Bunun, kanıtsız olarak ileri sürdüğümüz her şeye takabileceğimiz uydurma kulplardan bir farkı yoktur. Bu insanların “bilimsel ispat” konusundan anladıkları, “Çok sinirli bir insandım, yoga yapıp çakralarımı iyileştirdim, artık daha sakinim.” gibi anekdotlara dayalı, bilimsel olmayan ve bilimsel olarak incelenmemiş, hiçbir dayanağı olmayan argümanlardır. Bilimde aradığımız ispatlar, birden fazla araştırmacı tarafından aynı koşullarda tekrar edildiğinde, aynı sonuçları veren verilerdir. Ne yazık ki çakra konusunda bu şekilde ortak bir sonuca varılmış değildir. “Ruh” kavramının da bilimsel bir tabanı ve gerçekliği olmadığı gibi, var olmadığının da biliniyor olması, buna dayalı olarak yapılan “çakra” ve “ruh enerjisi” açıklamalarını bilimsel olarak geçersiz kılmaktadır.

Çakralarla ilgili bir diğer sorun, bedenle olan etkileşimlerinin izah edilemiyor oluşudur. Nasıl ki ne tür bir enerji formu olduğu bilimsel olarak temellendirilemiyorsa, cisimlerle olan fiziksel etkileşimi de 4 temel fizik kuvvetine (kütleçekim, elektromanyetizma, kuvvetli nükleer kuvvet, zayıf nükleer kuvvet) bağlı olarak açıklanamamaktadır. Yine başarısız birkaç denemeyle “elektromanyetizma” iddiaları ileri sürülmüş olsa da yapılan hiçbir fizik deneyinde, çakralardan etkilenen elektromanyetik dalgalara rastlanmamış, dolayısıyla bu yapıların bedenle etkileşimi bir safsatadan ibaret kalmıştır. Belirtmemiz gerekir ki hassas ölçüm aletleriyle atomaltı dünyasını inceleyebildiğimiz ve 2006 yılında fırlatılıp Plüton cüce gezegenine kadar giden New Horizons adlı insansız uzay aracından veri alabildiğimiz bu çağda astrolojik iddiaları destekleyecek verileri bulamıyoruz diye, ya da evreni farklı açılardan görüntüleyebilmek için kullanılan kızılötesi uzay araçlarıyla ve tıp çalışmalarında MRI ile Röntgen ışınlarıyla insan bedenini ve beyninin taramasını alabildiğimiz bu dönemde yanı başımızdaki insanın aurasını, çakralarını ya da enerji vortekslerini algılayamıyoruz diye önyargılı görülemeyiz.

Yine bir diğer sorun, çakraların konvansiyonel veya modern fizik terimlerince açıklanamıyor olmasıdır. Uzun yıllar evrenin maddeden ibaret olduğunu sandık ve şu anda karanlık madde ve enerji gibi yeni varlıklarla karşılaşıyoruz. Bazı çakra savunucuları, bu tip bir “şu anda bilmiyoruz”culuğa sığınarak kendilerini sağlam bir limana çekmekte ve bilimsel şüphecilikten korunduklarını sanmaktadırlar. Bu da geçersiz bir iddiadır, çünkü karanlık madde ve enerjinin temeli de temel fizik ve kuantum fiziği dâhilinde bildiklerimiz sayesinde keşfedilmiştir ve onların üzerine eklenerek geliştirilmektedir. Bunların “karanlık enerji” gibi havalı isimleri olsa da bağımsız araştırmacılar tarafından her seferinde aynı sonucu verecek şekilde etkileri ölçülebilmekte, hesaplanabilmekte, test edilebilmektedir. Çakralarda ise böyle bir durum söz konusu değildir!

Dolayısıyla çakra gibi bir iddianın öncelikle klasik fizik veya en azından kuantum fiziği ile açıklanması gerekmektedir. Ne var ki çakraların fiziksel etkisine veya beden üzerindeki doğrudan etkisine ("İyi hissetmek" gibi dolaylı etkilerin çakraları ispatlamadığına dikkat ediniz) hiçbir bilimsel araştırmada rastlanmamış, bu iddiaları ileri sürenlerin çalışmaları tekrarlandığında aynı sonuçlara varılamamıştır. Dolayısıyla çakraların ispatını gelecekteki bilime yüklemek, var olmayan fiziksel kuvvetler uydurmaktan farksızdır.

Özetlemek gerekirse fiziksel bedenimize bağlı olan ve fiziksel etkilerini gösterebildiği söylenen çakraların sırf görünmez veya henüz açıklanmamış oldukları için gerçek olmadıklarını iddia edemeyiz; sonuçta radyo dalgalarını da göremediğimiz hâlde var olduğunu biliyoruz. Ancak çakraların görünmezliği, onların yegâne özelliği gibi gözükmekte ve bu, bilimsel anlamda bir problem! Herhangi bir şekilde doğrudan ispatı bulunmayan bir iddiayı, sırf görünmezlik ve henüz açıklanamamış olma iddiasıyla gerçek sınıfına sokmak ve bunun üzerinden çalışmalar yürüterek para kazanma temelli uygulamaları yürürlüğe sokmak bilimsel açıdan kabul edilemezdir.

Görünmez bir şeyin varlığını ortaya koyabilmesi için etkilerini görebilmemiz gerekmektedir. Mesela 21 Aralık 2012 tarihinde beklenen gizemli X gezegeni gerçekte var olsaydı, fakat gözle tespit edilmesi zor olsaydı, diğer gezegenler üzerinde oluşturduğu çekim kuvvetindeki değişikliklere bakarak belki varlığı konusunda daha net bilgiler elde edebilirdik. Gökbilimci Carl E. Sagan’ın söz ettiği gibi, “Muhteşem bir şey bir yerde keşfedilmeyi bekliyor.” olabilir; hiçbir zaman bu ihtimali tamamen yok saymıyoruz (her “olağanüstü” iddia gibi). Ancak bu tarz bir olağanüstülüğün varlığını gösteren olağanüstü düzeyde deliller olmaksızın, o şey ya da şeylerin varlığından kesin gerçeklermiş gibi bahsedemeyiz, bunlardan yola çıkarak “metotlar”, “teknikler” geliştiremez, “eğitimler” düzenleyemeyiz.

Çakralar ve bunun üzerine kurulu sistemler, kısmen psikolojik rahatlık ve fayda sağlıyor olabilir. Bunun sebebi, “gizemli enerjileri” değil, yapılan meditatif çalışmaların psikoloji, dolayısıyla da beden üzerindeki olumlu etkisidir. Psikolojik telkin mekanizmalarının, bedeni ve bireyi rahatlatıyor ve daha iyi hissettiriyor olmasıdır. Bunun haricinde, çakraların beden ve fizik ötesi bir boyutuna hiç rastlanmamıştır ve bu iddianın sahipleri tarafından hiçbir bilimsel yöntem kullanılarak ispatlanamamıştır.

Reiki: Usui'nin Bir Halüsinasyonu Mu?

Alternatif tıp türlerinden biri olan ve ruhsal çalışmalarda yer alan ve bir şifa tekniği olarak bilinen Reiki "her yerde olan (Rei) ruhsal yaşam enerjisi (Ki)" olarak tanımlanmaktadır. Bu bahsedilen enerji Japonlarda "Ki" ve Çinlilerde "Qi" olarak bilinmektedir ve tükenmeyen, iyileştirici gücü olan ve olumsuz bir etkisi olmayan bir enerji türü olarak tanımlanmaktadır. Bu tarz enerjiler daha çok New Age (TR: Yeni Çağ) akımıyla uğraşanlar tarafından dile getirmektedir ancak bu konuda bilimsel veriler bulunmamaktadır.

Reiki uygulamalarında aynı zamanda nefes teknikleri, kristaller, aura, tapping (tıklama, hafifçe vurma), bakma, dokunma ve üfleme yer almaktadır, ancak bunların her zaman ya da hep beraber kullanıldığı da söylenemez.

Söylenenlere göre Reiki'deki teknik aslında yeni olmaktan çok 2500 sene evvel Tibet'te yer alan yazılı öğretilerde görülmektedir. Günümüzde ise popülerleşmesini sağlayan (ve Reiki'yi yeniden keşfettiği söylenen) kişi 19. yüzyılda yaşamış olan Dr. Mikao Usui'dir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır, o da Reiki'nin iki çeşidinin olduğudur:

  1. Geleneksel Japon Reiki’nin türleri: Usui Reiki Ryōhō Gakkai, Reidō Reiki Gakkai, Kōmyō Reiki Kai, Jikiden Reiki
  2. Batı Reiki’nin türleri: Usui Reiki Shiki Ryōhō, Usui/Tibetan Reiki, Gendai Reiki Hō

Bu iki türde de toplamda üç derece bulunmaktadır: Birinci, İkinci ve Master dereceleri.

  • Birinci Derece (Shoden, yani Giriş Öğretileri): Basit teorileri ve talimatları öğretir. Hoca öğrenciye birkaç uyumlama verir. Öğrenciler vücudun nerelerine el konulması gerektiğini öğrenir. Bu kurs bittiğinde, öğrenciler hem kendilerini hem başkalarını iyileştirme tekniklerini öğrenmiş olur. Kursun süreçleri Reiki Masterına bağlı olarak değişir.
  • İkinci Derece (Okuden, yani İçsel Öğretileri): Öğrenciler birkaç sembol öğrenir. Bu sembollerin gücüyle Reiki gücü arttırılır, ve sonraki aşamalarda Uzaktan Uyumlama öğrenilir, yani özetle iyileştiren ve iyileştirenin aynı yerde bulunmasına gerek yoktur. Usui döneminde öğrencilerin birçoğu bu derece için 10, bazende 20 sene çalışmışlardır, ve birçoğu üçüncü dereceye katılmamıştır.
  • Master Derece (Shinpiden, yani Mistik Öğretileri): Bu Master (Usta) antrenmanıdır. Buradaki Usta sözcüğü ruhsal bir ilahlaştırma anlamında değildir, sadece öğretebilecek konuma geldiğini belirtir. Reiki Masterleri ikiye ayrılır. Biri Reiki'yi başkalarına öğretir, diğeri de Reiki'nin Ustası olup bol çalışma yapar. Öğretim süreci öğretene bağlıdır, bu onların felsefesine dayanır.

Gördüğünüz gibi Reiki'yi öğrenmek ve özümsemek aslında senelerce süren çalışmaları gerektirmektedir. Günümüzde ise daha çok Batı Reiki'si ile uğraşanların birkaç kurs ile kendilerini şifacı olarak tanımlamaya başladıklarını görebiliriz. Bu tıpkı Karate dersleri almaya gidip birkaç hafta sonra dövüş sanatlarını iyice öğrendiğini sanmaya benzemektedir. Bir de önemli bir eleştiri daha yapmak isteriz, o da "Uzaktan Uyumlama" hakkındadır. Bir insana gerçekten yardım etmek istiyorsanız, olumlu düşünmek ya da pozitif enerji göndermek yerine bir şey yapınız. Niyetiniz iyi bile olsa, "seni umursuyorum" mesajını verseniz bile, manevi destek kadar fiziksel bir yardımlaşma da şarttır.

Mikao Usui Ve Reiki'nin (Yeniden) Doğuşu

Dr. Mikao Usui, 1865 yılında Japonya'da doğdu. Hayatında birçok ülke gezmiş ve Tarih, Tıp, Psikoloji, Hristiyanlık, Taoizm, Budizm gibi alanlarda çalışmalar yapmıştır. 19.yüzyılın sonlarına doğru Mikao Kyoto'da (Japonya) Doshisha Üniversitesi'nde bir baş öğretmendi. Bir gün, bazı öğrenciler ona gelip öğretilerine inanıp inanmadıklarını sordular. Özellikle İncil'deki İsa peygamberin şifa verme özelliği konusunda merak ettiler. Kanıt isteyen öğrencilere bakarak Mikao bu şifanın nasıl yapıldığını bilmediğini ve araştırıp öğrenmeye çalışacağını söyledi. Bunun üzerine ABD'ye gitti ve orada Şikago Üniversitesi'nde Teolojiyi araştırdı, fakat araştırmalarında istediklerini bulamadı. Buddha'nın şifa özelliğine de sahip olduğunu bilerek bu sefer Budizm inancını araştırmaya başladı. Amerika'da 7 yıl kaldıktan sonra Kyoto'ya (Japonya) geri döndü, çünkü Kyoto'da Budist tapınaklar ve metinler bulunuyordu. Birçok Budiste bu soruları sorduğunda, Budist rahipleri bu sorularla pek ilgilenmediler. Fakat daha sonra bir Zen baş rahibi (Zen Abbot) ile tanıştı, ve ona yardım etmek istediğini söyleyip Kyoto dışındaki manastırında kalma teklifinde bulundu. Mikao burada kalıp araştırmalarına devam etti. Budizm Çin'den Japonya'ya geldiği için bazı yazıtları anlayabilmek adına Çince öğrendi, ardından Sanskritçeyi öğrendi. Sonunda Buddha'nın şifa özelliğini incelerken aradığını buldu, fakat bulduğu sembolleri nasıl kullanacağını bilmiyordu.

Bunun üzerine 1922 yılında Kurama Dağına çıktı ve orada 21 gün boyunca meditasyon (oruç, zikir ve dua da yer almış olabilir) yaptı. Kaç günün geçtiğini anlamak için önüne 21 tane taş dizdi ve geçen her gün bir tanesini attı. Söylenenlere göre, son günün sabahında kendisine doğru yaklaşan bir ışık gördü. Işık gözlerine yansıdı ve birden onu yere devirdi. Uyandıktan sonra Mikao gökyüzüne baktı ve gökkuşağının renklerini gördü. Daha sonra beyaz bir perde görmeye başladı ve bu perdenin üzerinde altın renkli Sanskritçe sembollerini görmeye başladı ve mistik bir vahiy ile başın üzerindek Taç Çakrası yoluyla vücuduna bu sembollerin anlamları, bilgileri ve ruhsal gücü aktarıldı ve sanki kendisine şu sözler söyleniyordu; ''Hatırla, hatırla, hatırla.''

Hoş bir hikayeye benzese de, bu kişisel bir deneyim olduğundan dolayı bunun doğrulanabilmesi mümkün değildir. Ayrıca oruç ve meditasyonun insan bedeni ve zihni üzerindeki etkileri de bilinmektedir. Meditasyon ile bir şekilde rahatlama sağlansa bile aynı zamanda beden-içi ve beden-dışı türünden deneyimlere de yol açmaktadır, ve oruç tutmak da bu etkiyi arttırabilmiş de olabilir (Bkz: Evrim Ağacı - Oruç ve Kalori Sınırlandırma Diyeti). Kısacası Mikao'nun yaşadığı deneyim bir halüsinasyondan ibaret de olabilir.

Mikao'nun yaşadığı bu deneyimden sonra hikayenin devamında 4 tane mucizenin yaşanıldığı anlatılmaktadır;

  • İlk Mucize: 3 hafta boyunca oruç tutmasına rağmen, Mikao bu deneyimden sonra kendini yeniden canlanmış gibi hissetti.
  • İkinci Mucize: Heyecanla dağdan aşağı doğru koşan Mikao'nun ayağı bir yere takıldı ve ayak parmağı kanamaya başladı. Elini kanayan yerin üzerine koydu ve kanama durdu.
  • Üçüncü Mucize: Dağdan indikten sonra dışarıda bir yemek dükkanı gördü. Uzun süredir doğru dürüst yemek yemiyordu. Yemek servisini yapan yaşlı adamın kız torunu geldi ve Mikao ona bakınca ağladığını fark etti. Neyi olduğunu sorunca, dişinin ağrıdığını öğrendi. Elini ağzına koydu ve ağrı birden geçti.
  • Dördüncü Mucize: Onca süredir oruç tutup aç kaldıktan sonra bol yememesinden sonra karnı hiç ağrımadı ve bedeni besinleri düzgün bir şekilde sindirdi.

Sözde mucizelerin ardından Mikao daha sonra manastıra döndü ve baş rahibeye olanları anlattı. Baş rahibin rahatsızlığını fark etti ve onu da şifa etti. Ne yapacaklarını düşünürken, gidip fakir ve hasta olan insanlara yardım ettiler. Orada 7 yıl boyunca kaldı. Fakat şifalandırdığı kişiler tekrar geliyordu. Bunun üzerine Mikao şunu anladı ki, insanların hayatlarını düzeltmeleri ve şifa almaya hazır olmaları gerekiyordu, çünkü şifa istemeyen insanlara şifa aktarımı olamıyordu. Ve böylece Mikao, Nisan 1922’de Tokyo’ya (Japonya) taşındı ve Reiki ile iyileştirmek ve öğretmek adına Usui Reiki Ryōhō Gakkai’yi kurdu (Geleneksel Mandarin’de; Usui’nin Ruhsal Enerji Terapi Metod Toplumu anlamına gelmektedir). Usui hayatı boyunca yaklaşık 2000 kişiye Reiki’yi öğretti ve bu öğrencilerden 16 tanesi Master Derecesine gelene kadar çalışmalarına devam ettiler. Fukuyama’da 9 Mart 1926 (60 Yaşında) yılında Usui eğitim verirken beynine giden kanın engellenip tıkanmasıyla yaşamını yitirdi.

Mikao hayatını kaybetmeden önce 5 prensip oluşturdu. Bu öğretilerin kökenleri Japon Imparatoru Meiji’ye (1818-1912) dayandığı söylenmektedir. Bu prensipler şunlardır;

  1. "Bugün, sadece bugün kızma hiçbir şeye….”
  2. “Bugün, sadece bugün endişelenme……”
  3. “Bugün, sadece bugün sahip oldukların içi müteşekkir ol….”
  4. “Bugün, sadece bugün kendini işine ada….”
  5. “Bugün, sadece bugün insanlara karşı nazik ol ve iyi davran….”

Mikao’dan sonra öğrencilerden biri olan J. Ushide Gakkai toplumun başına gelir. Mikao'nun 16 Master olan öğrencileri arasında Toshihiro Eguchi, Jusaburo Guida, Ilichi Taketomi, Toyoichi Wanami, Yoshihiru Watanabe, Keizo Ogawa, J. Ushide ve Chujiro Hayashi vardı. Mikao hala hayattayken Chujiro Hayashi Reiki’nin daha basit bir şeklini oluşturmak hakkında konuşmuştu ve Mikao öldükten sonra Chujiro bulunduğu Gakkai toplumunu bıraktı ve kendi kliniğini açarak Reiki’nin daha basit teknikleriyle şifacılık yaptı ve öğretti. Öğrenenlerin arasında Hawayo Takata isimli biri bulunuyordu. Birçok seanstan sonra Chujiro, Takata’yı eğitti ve onu 1938 yılında Master derecesine getirtti. Takata, Hawaii’de bir sürü Reiki kliniği açtı ve daha sonra Amerika’ya giderek ilk iki dereceyi öğretmeye başladı. Master derecelerini 1970 yılından sonra ilan etmeye başladı ve 1980 yılında öldü. Toplamda 22 tane Reiki Master’ı yetiştirmeye başardı. Böylece Reiki doğu dünyasından batı dünyasına da yayılarak Dünyaca tanınmış bir alternatif tedavi haline geldi. Master derecesine gelip Reiki'yi başkalarını öğretmeye başlayanlar kendilerinden önceki eğitmenlerini bir soy ağacı şeklinde bir yere kaydedirler ve bu ağacın ilk başında Mikao Usui yer almaktadır. 

Bazı Eleştiriler

Reiki'nin gelişimi ve yayılışı konusundaki hikaye hoş olsa bile ve oluşturulan 5 prensip de faydalı olsa bile, işin bilimsel tarafını da ele almamız gereklidir. Bu yöntem ile maalesef AIDS ya da Kanser gibi insan sağlığına ciddi tehditler oluşturan hastalıklar tedavi edilemez (ki her Reiki Master'ı de böyle bir iddiada bulunmamaktadır ve modern tıbbın gerekliliğinin farkındadır). Bunların yerine ağrı, stres ve uykusuzluk gibi küçük sorunlarda etkili olabilir ve yaşadığınız sıkıntılarınızda (iş hayatı, ilişkiler, ailesel durumlar vs) bir tür terapi görevi görebilmektedir, ancak aynı etkiyi hoşunuza giden şarkılar dinleyerek, sizi umursayanların yanlarında bulunarak ya da hoş bir ortamda bulunarak da yaşayabilmeniz mümkündür diyebiliriz. Bazı insanlar hastanede gördükleri tedavi ile çıkışta Reiki uygulamasına giderek iyileşmeye başladığında ise bu iyileşme sürecinde Reiki'nin de bir etkiye sahip olduğunu iddia edebilecektir. Yine de alternatif tedavilerin uygulanmasında bazı sağlıkçılar bir sorun görmese de hastaların normal tedavilerine de devam etmeleri uyarısında bulunmaktadırlar.

Mikao Usui'nin dağda tam olarak neler yaptığını ve neler deneyimlediğini bilemeyiz ve doğrulayamayız. Kişisel tecrübeler bu sebeple bilim camiasında bir şeyi kanıtlamak açısından kanıtlama yöntemlerinin en zayıf olanlarındandır. 21 günlük meditasyon ve orucun olduğunu düşünürsek, Usui'nin bir çeşit halüsinasyon yaşadığını düşünebiliriz, ancak yaşadığı deneyim gerçek olsaydı bile, bu yine de Reiki'de bahsedilen enerjinin doğruluğunu göstermemektedir. Uzaya gönderdiğimiz uydulardan sinyal alabilirken, bahsedilen "Ki" enerjiye dair hiçbir ölçüm elde edemedik. Reiki seansında bulunurken hoş bir ortam, mumlar, sakin müzik, bir insanın dokunuşları gibi şeylerin yer almasıyla belki de iyi hissedebilirsiniz, ancak ünlü skeptik James Randi'nin de belirttiği gibi, iyi hissetmek ve iyi olmak iki ayrı şeydir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 1
  • Merak Uyandırıcı! 1
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Skepdic. Chakra. (2015, Aralık 20). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Skepdic
  • R. T. Carroll. Energy Healing: Looking In All The Wrong Places. (2004, Temmuz 05). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Skepdic
  • B. Dunning. New Age Energy. (2006, Ekim 03). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Skeptoid
  • Skeptics SA. Guide To Chakras. (2019, Mart 04). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Skeptics SA
  • B. Dunning. Your Body's Alleged Energy Fields. (2014, Nisan 22). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Skeptoid
  • J. Horgan. Meta-Meditation: A Skeptic Meditates On Meditation. (2015, Temmuz 08). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Scientific American
  • M. Fondin. What Is A Chakra?. (2014, Eylül 03). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Chopra Center
  • Spiritual Research Foundation. What Is Kundalini And How Does The Process Of Kundalini Awakening Happen?. (2019, Kasım 24). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Spiritual Research Foundation
  • S. Barrett. Reiki Is Nonsense. (2015, Ağustos 22). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Quackwatch
  • E. Ernst. Giving Placebos Such As Reiki To Cancer Patients Does More Harm Than Good. (2011, Ekim 11). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: The Guardian
  • Reiki: Fraudulent Misrepresentation. J. Bellamy. (2014, Haziran 12). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Science Based Medicine
  • S. Novella. Reiki. (2011, Ekim 19). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Science Based Medicine
  • O. Knows. Why Reiki Masters Can't Lose. (2014, Eylül 10). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Science Blogs
  • C. Poppy. The Weekend I Became A Reiki Healer. (2014, Mayıs 07). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Skeptical Inquirer
  • Skepdic. Reiki. (2015, Kasım 21). Alındığı Tarih: 24 Kasım 2019. Alındığı Yer: Skepdic

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 08/12/2019 18:00:33 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/1354

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Modern biyolojinin her parçası, türlerin birbiriyle akraba olduğunu ve atasal türlerden zaman içindeki kademeli değişimler sonucu var olduklarını doğrulamaktadır.”
Helena Curtis
Geri Bildirim Gönder