Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
2,500 ATP Ödüllü Soru: insanlar çocuk yapmayı nereden öğrendi? Hemen cevapla! 1,000 ATP Ödüllü Soru: Son zamanlarda film ve kitaplarda bulunan kötü karakterelere karşı artan ilgi ve hayranlığın sebebi ne olabilir? Hemen cevapla! 1,000 ATP Ödüllü Soru: “İnsanların başkalarını mutlu etmeye çalışması evrimsel açıdan gerçekten faydalı bir davranış mıdır, yoksa günümüz toplumunun yarattığı bir alışkanlık mıdır? Hemen cevapla!
Tüm Reklamları Kapat

Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir?

20. Yüzyılın İlk Çeyreğinde Ortaya Çıkan Postmodernizm ve Bu Akıma Getirilen Eleştirilere Bir Bakış...

33 dakika
89,724
Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir?
Podcast
Muhammed Acar
Muhammed Acar Seslendiren 10 Haziran 2020 59:08
31
Tüm Reklamları Kapat

Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?

  • Postmodernizm, modernizmin evrensel gerçeklik ve akılcılık iddialarını sorgulayarak, büyük anlatıları yıkan ve gerçekliğin parçalı, yerel ve göreceli olduğunu savunan karmaşık bir felsefi anlayıştır.
  • Postmodern düşünce, bilime karşı değil, modernizmin bilime verdiği mutlak ve ideolojik rolü eleştirir; bilimcilik anlayışını reddeder ve bilimin güce hizmet eden bir araç olabileceğine dikkat çeker.
  • Egzistansiyalizmden etkilenen postmodernizm, insanın özgürleşmesini ikili tanımlamaları yıkarak savunur ve evrensel ahlak yerine kültürel farklılıklara dayanan yerel ahlak anlayışlarını benimser.

Toplumun ayakları altında sağlam bir zemin yok. Bundan böyle hiçbir şey açık değil... Belli demokrasilerde görülen kaosun, sürekli akış ve istikrarsızlığın kaynağı bu. Burada birdenbire ortaya çıkan, düzensiz, duraksamalı ve insanı tüketen kasırgalara maruz bir varoluşla karşılaşıyoruz.

Emile Durkheim

Sık sık karşılaştığımız ancak bir türlü ne olduğunu tam olarak belirleyemediğimiz postmodernizmin bu yazıda belirli söylemlerden yola çıkarak ve açık bir anlatımla anlatmaya çalışacağız. Amacımız postmodernizmi eleştirmek ya da olumsuzlaştırmak değil, onun ne olduğunu daha anlaşılır bir perspektiften anlatarak, internette ne olduğuyla ilgili karmaşanın bir ölçüde giderilmesi olacaktır. Bu yapılırken, postmodernizme getirilen eleştirilere ve postmodernizmin getirdiği eleştirilere yer verilecektir. Postmodernizmin çok geniş kapsamlı bir teori anlayışı olduğu için bu kısa yazıda onu tüm yönleriyle anlatmak mümkün olmayacaktır. Sadece temel söylemler ve küçük bir kısmı örnekler verilerek anlatılacaktır. Burada anlatılacak olan postmodernizm, sanat ve edebiyat ile ilgili olmayıp daha çok felsefi bir yönden ele alınacaktır.

Tüm Reklamları Kapat

1. Postmodern Tarihinin Karmaşası ve Bazı Eleştiriler

Postmodernizmin tarihini net bir şekilde ortaya koymak, postmodernizmin yapısı gereği şimdilik mümkün değildir. Mutlak gerçekliği reddeden postmodernizm, yapısı gereği tarihinin mutlak anlamda belirlenmesini de mümkün kılmamaktadır. Çünkü kesin sınırlar, mutlak gerçekler, evrensel anlatılara olan kuşkuları doğal olarak tarihini ve ne olduğunu da belirlemeyi muğlaklaştırmaktadır. Amerikalı teorisyen Ihab Hassan, postmodernizmin karmaşık yapısı ile ilgili şunları söylemektedir:

Günümüzde postmodernizm hakkında, otuz yıl önce [1971], bu konuda yazmaya başladığımdan daha az şey biliyorum. Postmodernizmin gerçekte ne anlama geldiğine dair hiçbir fikir birliği yoktur.

Agnes Heller ve Ference Feher, postmodernizmi şu şekilde eleştirmektedir;

Postmodernite, ne bir tarihsel dönem, ne de iyi tanımlanmış karekteristik özellikleri olan politik ya da kültürel bir eğilimdir. Tersine postmodernite; dış çizgilerini, moderniteyle ve moderniteye havale edilmiş sorunlarla problemi olanların, moderniteyi suçlamak isteyenlerin ve gerek modernitenin başarılarının gerekse çözümsüz açmazlarının bir dökümünü çıkaranların çizdiği, modernitenin daha geniş kapsamlı zaman ve mekânı içerisindeki bir özel kolektif zaman ve mekân olarak anlaşılabilir.

Klasik tanımlamalarda postmodernizmin modernizme karşı olarak ortaya çıktığı belirtilir. 20. yüzyıla damgasını vuran bu felsefi ekol bazı düşünürlere göre modernizmin devamıyken bazı düşünürlere göre ondan sonrasını kapsamaktadır. Postmodernizmin görünür olduğu zaman dilimi II. Dünya Savaşı sonrasına tekabül etmektedir. Postmodernizmin düşünce tarihi Friedrich Nietzsche ile başlatılır. Önemli postmodern düşünürlerin dayanakları Nietzsche ve Heidegger'dir. 20. yüzyılda kıta felsefesinin en önemli düşünürü olarak görülen Heidegger'in çalışmaları postmodernizmin temelini teşkil eder. Örneğin; yapı bozumu, Derrida, egzistansiyalizm ise Sartre ile daha çok anılsa da 20. yüzyılda bu iki felsefenin kurucu ismi Heidegger'dir.

Postmodernizm terimini en belirgin anlamda kullanan kişi İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’dir. A Study of History (Bir Tarih Çalışması) kitabında artık I. Dünya Savaşı'nın sona erdiğini ve bu dönemden sonra postmodern döneme girildiğini iddia etmiştir. Tabii 6 ciltlik Toynbee’nin bu çalışmasını tek bir ciltte toplayan D.C. Somerwell, postmodern terimini bu ciltte kullanmış ardından Toynbee bunu benimseyerek A Study of History eserinin VIII. Ve IX. cildinde kullanmıştır. Arnold Toynbee 1957 yılında yazdığı kitabında şunları belirtir:

Tüm Reklamları Kapat

Son yirmi yılın belirsiz bir noktasında Modern Çağ’dan pek farkına varmaksızın çıkıp yeni ama henüz adı konulmamış bir çağa doğru hamle yaptık.

1959'da Wright Mills, The Sociological Imagination (Sosyolojik Hayal Gücü) çalışmasında Toynbee gibi yeni bir çağa girildiğini iddia eder:

Tıpkı Antikçağ’dan sonra Batılıların bölgesel olarak Karanlık Çağlar dediği birkaç yüzyıl boyunca Doğu’nun yükselişe geçmesi gibi, şimdi de bir Postmodern Çağ, Modern Çağ’ın ardından gelmektedir.

Mills’e göre bu dönemin özelliği, modernizm ile belirginleşen rasyonel düşünce ile hakikate ula-şılabileceği düşüncesinden postmodernizm ile ortaya çıkan karmaşıklık ve gerçekliğin nihai olarak bilinemeyeceği görüşünün baskın olduğunu söylemiştir.

John Watkins Chapman 1870 yılında Fransa’da resim çiziminin modernist ve avangard (yenilikçi) olduğunu ve önceki sanat akımın-dan ayırmak için “postmodern resim”den bahseder. 1917 yılında Rudolf Pannowits, Die Krisis Der Europaischen Kultur (Avrupa Kültürünün Krizi) çalışmasında, Avrupa’nın içinde bulunduğu kültürün nihilist bir yöne ve bu yüzden değerlerin, anlamların amaçsızlığa doğru seyrini belirtmek için bu terimi kullanmıştır. Michel Foucault, 1967 yılında verdiği bir röportajda modernizmin bitişiyle ilgili şunları söyler:

Tekilliği içerisinde modern çağı ancak bir yandan on yedinci yüzyılla, öbür yandan içinde bulunduğumuz çağ ile karşıtlık içerisinde tanımlayabilirim; bundan dolayı, bu ayrımı sürekli oluşturabilmek için bizi onlardan ayıran farklılığın cümlelerimizin her birinden koparıp taşımasını sağlamak zorunlu. Daha sonra modern çağ... 1780-1810 civarında başlar ve 1950 civarına dek sürer.

Postmodernizmin dayanaklarının olduğu başlıca isimler; Martin Heidegger, Friedrich Nietzsche, Soren Kierkegaard, Max Stirner, Jacques Lacan, Edmund Husserl, Ludwig Wittgenstein gibi filozof ve düşünürlerdir. Postmodernizme katkı sağlayan düşünürler ise; Michel Foucault, Jacques Derrida, Thomas S. Kuhn, Slavoj Zizek, Paul Feyerabend, Jean-François Lyotard, Gilles Deleuze, Jean Baudrillard vd. düşünürlerdir. Fakat bu düşünürler kendilerini postmodern olarak tanımlamaz. Buradaki düşünürlerin bir kısmı, örneğin; Ludwig Wittgenstein’ın kendisi postmodern değildir; ancak dil ile ilgili çalışmaları, postmodernistler tarafından kullanılmıştır. Bu örnek Michel Foucault için de verilebilir. Foucault, postmodern ve postyapılsacı gibi herhangi bir terimi veya "etiketi" kullanmaktan kaçınır. Fakat kendisi postyapısalcıdır. Foucault verdiği bir röportajda şöyle söyler:

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Aslında maddi destek istememizin nedeni çok basit: Çünkü Evrim Ağacı, bizim tek mesleğimiz, tek gelir kaynağımız. Birçoklarının aksine bizler, sosyal medyada gördüğünüz makale ve videolarımızı hobi olarak, mesleğimizden arta kalan zamanlarda yapmıyoruz. Dolayısıyla bu işi sürdürebilmek için gelir elde etmemiz gerekiyor.

Bunda elbette ki hiçbir sakınca yok; kimin, ne şartlar altında yayın yapmayı seçtiği büyük oranda bir tercih meselesi. Ne var ki biz, eğer ana mesleklerimizi icra edecek olursak (yani kendi mesleğimiz doğrultusunda bir iş sahibi olursak) Evrim Ağacı'na zaman ayıramayacağımızı, ayakta tutamayacağımızı biliyoruz. Çünkü az sonra detaylarını vereceğimiz üzere, Evrim Ağacı sosyal medyada denk geldiğiniz makale ve videolardan çok daha büyük, kapsamlı ve aşırı zaman alan bir bilim platformu projesi. Bu nedenle bizler, meslek olarak Evrim Ağacı'nı seçtik.

Eğer hem Evrim Ağacı'ndan hayatımızı idame ettirecek, mesleklerimizi bırakmayı en azından kısmen meşrulaştıracak ve mantıklı kılacak kadar bir gelir kaynağı elde edemezsek, mecburen Evrim Ağacı'nı bırakıp, kendi mesleklerimize döneceğiz. Ama bunu istemiyoruz ve bu nedenle didiniyoruz.

Gerçekten, biz neye postmodern demekteyiz? Güncel olayları pek takip edemiyorum da... Postmodern ya da postyapısalcı dediğimiz insanların ne türden bir ortak sorunu olduğunu anlamıyorum.
Sol üstten saat yönüne doğru Jacques Derrida, Michel Foucault, Jean Baudrillard ve Martin Heidegger.
Sol üstten saat yönüne doğru Jacques Derrida, Michel Foucault, Jean Baudrillard ve Martin Heidegger.
Sol üstten başlayarak saat yönüne doğru: Max Stirner, Edmund Husserl, Jacques Lacan ve  Friedrich Nietzsche
Sol üstten başlayarak saat yönüne doğru: Max Stirner, Edmund Husserl, Jacques Lacan ve Friedrich Nietzsche

Postmodernizme birçok düşünür tarafından sert eleştiriler de getirilmiştir. Dilbilimci ve filozof Noam Chomsky, postmodernizmin getirdiklerinin anlamsız olduğunu savunur. Postmodernizm, analitik veya ampirik (deneysel) bilgiye hiçbir şey katmadığı gibi onu yıkmaya çalıştığını savunmuştur. Hristiyan din felsefecisi William Lane Craig'da postmodernistleri sert biçimde eleştirmiştir:

Postmodern bir kültürde yaşadığımız fikri bir efsanedir. Aslında, postmodern bir kültür imkansızdır; bu tamamen yaşanmaz olacaktır. Bilim, teknoloji ve mühendislik konularında insanlar göreli değildir; daha ziyade din ve ahlak konularında göreli ve çoğulcudur. Ama elbette bu postmodernizm değil, modernizm!

2. Modernizme Başkaldırı: Post-modernizmin Genel Söylemleri

Sıklıkla duyduğumuz modern kelimesinin ilk kullanım amacı, Hristiyanlık öncesi ve sonrası dönemi belirtmek için kullanılmıştır. Daha sonra Aydınlanma sonrası dönemi belirtmek için kullanılmaya başlar.

Postmodernizmi belli bir ölçüde anlayabilmek için modernizmin anlaşılması gereklidir. Postmodernizm ister modernizmin devamı olsun isterse onun karşıtı her halükârda modernizmin getirdiklerini yapı bozumuna (İng: "deconstruction") uğratır; diğer bir deyişle sorunsallaştırır.

Aydınlanma sonucunda ortaya çıkmış olan modernizmin en önemli dayanağı akılcılık (İng: "rationalism") olmuştur. Bilim, teoloji, felsefe, sanat, vd. alanlar ayrılarak uzmanlaşmalar ortaya çıkmıştır. Modernizmde tek bir gerçeklik vardır ve o gerçekliğe ulaşılabilmek için tek aday bilimdir. İster doğa bilimleri isterse sosyal bilimler olsun evrensel olarak dünya kurulabilir. Bu söyleme göre akıl sayesinde her sorunun cevabı verilir ve zaman ilerledikçe gerçeğe daha da ulaşılır. Hukuk, ahlak ve etik evrensel olarak kurulabilir. Dünyanın neresinde yaşanırsa yaşansın evrensel ve tek tip bir ahlaka ulaşılacağına olan iyimserlik vardır.

Bu durumun sonucuna göre insanların değişmez olan özleri vardır. Rasyonellik bu özün ortaya çıkarılmasında en önemli bir yöntemdir. Modernizm de evrensellik iddiası olduğu için doğrudan ya da dolaylı olarak ve iyimser yaklaşımlarıyla birlikte insanlığın akıl sayesinde eşitlikçi, özgürlükçü, ilerici olarak sürekli bir sıçrama şeklinde gideceğini belirtir. Bu sayede ortaya büyük anlatılar (İng: "meta narrative") çıkarak sosyal yapıyı dönüştürme görevini üstlenir. Örneğin; Karl Marks’ın “bugüne kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir” söylemi bir büyük anlatıdır. Burada söylenen “bütün toplumların” ifadesi evrensel, genelleyici ve her şeyi sınıf ilişkisine indirgeme, modernizm ve dolaylı olarak evrensellik iddiasında olan Marksizm, feminizm, hümanizm vd. anlatıları kapsamaktadır.

Modernizmin geçmiş dönemlerden ayrılmasının belli başlı kriterleri vardır. Hızlı değişim, ilerlemecilik, geçmişe olumsuz bakma, kendine özgü kurumsal ve büyük yapılar, ulus devletçilik, partiler, milliyetçilik, kültürel homojenlik, determinizm, metalaşma, modernizmin belirgin unsurlarıdır. Modernizmin insanın özünü rasyonalite sayesinde bulma söylemi çelişkili olduğundan eleştirilir. Modernizm ve ortaya çıkan mantıksal pozitivizmin metafiziği dışlamasına karşılık, metafizik bir söylem olan “özü bulma” iddiasına Friedrich Nietzsche, bunun metafizik olduğunu, mitostan öteye geçemeyeceğini söyleyerek modernizmin bu yönünü eleştirir. Modernizmde homojenlik ön plandadır. Farklılıklar ve çoğulculuk önemsizdir. Ulus devleti temsil eden modernizmde milliyetçilik ve belirgin sınırlar ön plandadır. Hiyerarşi, yani düzenin belli bir merkezden kontrolü sağlanır. Büyük anlatılar, kurumlar ve partiler sosyal olanı dizginleyerek kontrol altına alır ve bu sayede belli merkezlerde hiyerarşi kurulmuş olur.

Tüm Reklamları Kapat

Modernizm skolastik düşünceye ve dine karşıt bir pozisyonda durmuştur. Ancak toplumların dini terk ettikten sonra onun bir olguyla doldurulması gerekir. Dinlerdeki hakikate ulaşma amacını modernizmde bilim almıştır. Bilim ile birlikte milli kimliğin vurgulanmasıyla ve milliyetçilik gibi dinin yerini alması gereken olgular güçlü bir şekilde etkisini göstermiştir. Birleşmiş kimlik anlayışı sayesinde insanları bir arada tutma hedeflenir. Modernizmde benlik/özne merkezdir. Parçalı değildir çünkü bu durum dağılmayı ve karmaşaya sebep olabilir. Buradaki öznenin merkez olması ve birleştirici unsuru yaşamın içerisindeki çoklu renklere diğer bir deyişle farklılıkların silikleşmesine neden olur. Düalizmle birlikte ortaya çıkan ikili yapılar, örneğin; kadın- erkek; iyi-kötü; güzel-çirkin; ahlaklı-ahlaksız; bilgili-bilgisiz; ilerici-gerici; saygılı-saygısız gibi ikili yapılar mekâna yansıtılarak bu ikili durumun dışında kalan olgular dışlanır. Erkek-kadın dışında kimlik ret edilir. Görünüş itibariyle erkek ve kadına benzetilemeyen bireyler her yerde dışlanırlar. Bu sebeple çoğulculuk, modernizm ve onun yansıması olan ulus devletler için tehlikelidir.

Modernizmde determinist yasalar yaygındır. Evren, canlılar ve insan, deterministik yasalar tarafından belirlenmiştir. Deterministik yasalar, nedensellik ilişkisiyle birlikte gözlemlenir. 19. yüzyılda birçok deterministik kuram ortaya çıkmıştır. Sosyal Darwinizm, çevresel determinizm, sosyolojizm, biyolojizm, tarihselcilik ve bunlara ilaveten fizikte ortaya çıkan determinist evren modeli yaygın görüş olmuştur. Determinist evren modelini ortaya çıkaran büyük dahi Sir Isaac Newton, belki istemeden de olsa Hristiyanlığa büyük darbe vurmuştur. Çünkü Hristiyanlık anlayışında irade Tanrı'nın inisiyatifindedir, bu nedenle evren makine gibi işleyen bir sistem olamaz. Ancak yaygın kanının aksine Newton, tam anlamıyla makine gibi çalışan bir evren modeli sunmamıştır. Modernizmin ortaya sunduğu bilimin dayanakları, günümüzdeki bilimi tam anlamıyla ortaya çıkaran ve kendi yaşadığı çağda yaygın olan sihircilik, büyücülük gibi görüşlerden bilimle sıyrılmış Newton’un attığı temelin üzerine inşa edilmiştir. Determinizm sebebiyle postmodern düşünce, determinist modelin karşısına sosyal olanla ilgili determinist olmayanı (İng: "voluntarism") getirir. Doğa bilimlerinde determinist yasaların ortaya çıkarılmasıyla, özellikle 19. yüzyılda sosyal yapı ile ilgili birçok determinist/belirlenimci kuram ortaya çıkmıştır.

2.1. Post-modernizm ve Bilim İlişkisi

Modernizm, sanayi devrimi ve makinelerle temsil edilir. Sanayi devrimiyle ortaya çıkan teknoloji sayesinde daha refah bir yaşam alanı oluşmuştur. Maddiyat ön planda olup maneviyat ise ikinci planda kalır. Teknoloji sayesinde kolaylaşan yaşam ve sosyal hayattaki büyük dönüşüm insanı da değiştirmiştir. Bu nedenle Friedrich Nietzsche ve Martin Heidegger, bilime ve teknolojiye kuşkuyla yaklaşır. Heidegger, teknolojinin insanı robotlaştırdığını söyleyerek sanatı yüceltir. Büyük düşünür Friedrich Nietzsche de aynı şekilde sanatı yücelterek onun iyi ve kötü gibi kavramları aşabileceğine inanır. Bilimle ilgili şunları söyler:

Tüm Reklamları Kapat

Bilimin nihai gayelere uygun izanı yoktur.

Nietzsche yine şu sözlerinde din, bilim ve felsefe ile ilgili şunları ifade eder:

Metafizikçiler olsun, dinsel inancı olanlar olsun, bilim insanları olsun, bunların hepsi de, töz, Tanrı, yer çekimi ve buna benzer konulardaki iddialarını şeylerin objektif durumlarının ifadesi olarak aldıklarında, dilin tabiatını yanlış anlama suçu işlerler.... Mantığın ve matematiğin önermeleri bile “doğrular” değil, hayatla başa çıkma konusunda son derece yararlı araçlardır. Ayrıca, metafiziğin, dinin ve bilimin arkasında “gizli bir ajanda”—güç hedefi—vardır. Bilim insanları da hepimiz gibi zorunlu olarak bir “güç istenci (will to power)” ile motive oldukları için (ki bu, dünya üzerinde, diğer insanlar üzerinde ve kendileri üzerinde bir güç isteğidir), kendilerini nötral, objektif yargılar verebilen bağlantısız, rasyonel izleyiciler (spectators) olarak görmeleri samimiyetsizlik olur

Nietzsche’ye göre bilim "nasıl" sorusuna cevap verebilmektedir ancak "neden"i açıklayamamak-tadır. Bilimin sınırı olduğunu söyleyen Nietzsche, dinin yerine bilimin getirilmeye çalışıldığını ancak bilimin neden sorusuna cevap veremediği için bu konuda eksik kaldığını söyler.

Kıta felsefecileri ve bazı postmodernistlerin pozitivist bilime karşı sert muhalefetleri vardır. Ancak muhalefet ederken bilim değil, bilimcilik (İngilizce: "scienticism") üzerinden eleştiri getirirler. Bilimcilik, bilimden farklıdır. Bilimin gerçeğe ulaşabilecek tek görüş olduğunu ve bilimin paradigması olan pozitivizm sayesinde kanıtlanamayan her şeyi reddedip sadece gözlem ve deneye dayananları kabul etme anlayışıdır. 19. yüzyılda yaygınlaşmaya başlayan felsefi bir akımdır. Postmodernistlerin kullandığı "bilimcilik" sözü aşağılayıcı anlamda kullanılır. Martin Heidegger'in şu sözleri bir anlamda bilimciliği hedef almaktadır:

Örneğin, komünist olan insanlarında bir dini vardır, bir diğer ifadeyle onlar bilime inanmaktadırlar. Onlar koşulsuz ve şartsız bir şekilde modern bilime güvenirler. Ve bu koşulsuz inanç, yani bilimsel sonuçların kesinliğine duyulan güvende bir inançtır; ve diğer inançlar gibi belirli anlamda, tekil insanı aşan ve onun ötesinde olan bir şeydir. O halde bilime duyulan inançta bir dindir. Bu anlamda diyebilirim ki hiç kimse dinsiz değildir ve herkes belirli bakımlardan kendisinin ötesindedir... yani delidir.

Peki postmodernistler bilim düşmanı mıdır? Bu soruya net bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü "tüm postmodernistler bilim karşıtıdır" söylemi genelleme hatasına düşmek için bir neden olacaktır. Postmodernizm eleştirilirken bu hatalar sık sık yapılmaktadır. Bu durumun sebeplerinden bir tanesi ise postmodernistlerin dilinin ağır olması ve anlatımlarının kapalı olmasıdır. Post-modern anlayış bir ideoloji değildir. Böyle bir iddiası olmadığı gibi, ideoloji karşıtıdır. Postmodern anlayışı modernizm üzerinden temellendirdiğimiz de, modernizmde olduğu gibi postmodernizmde bilime olan karşıtlık sorunlu olacaktır. Ayrıca pozitivist bilim anlayışını reddedip görececilik hakimdir.

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı
Martech El Kitabı
Artık pazarlamanın kalbi teknolojiyle atıyor. Ama asıl soru şu: Hangi teknolojiler, nasıl ve ne zaman? Pazarlamanın dijitalleştiği bu çağda, doğru teknolojiyi kurmak, markanızın en büyük farkı olabilir. E-posta otomasyonundan CRM sistemlerine, veri
Devamını Göster
₺265,00
Martech El Kitabı

Postmodern düşünce yapısı bilime değil, modernizmin bilime verdiği rolün aşırılığını eleştirdiğini söyler. Buradan hareketle bilimin de bir ideoloji olduğunu ve politikayla iç içe olduğunu savunur. Ayrıca bilimin toplumlarda güçlü bir etkisi olduğu için güç merkezlerinin bilimi kullanarak, bilimsel söylemlerle olgularını kabul ettirmesini eleştirirler. Çünkü bilim insanlarına getirilen “mutlak objektif” söylemi bilimi diğer tüm insanın bilgiye ulaşmadaki aracılarından ayırıp bilimi içinden sıyırdığını ve gücü elinde tutanlar için harika bir söylem olduğunu düşünürler. Postmodernizmin, pozitivist bilim anlayışına olan kuşkusu, “bilim düşmanı” gibi kolayca hedef gösterilmiştir. Ancak bu söylemleri bir nebze de olsa anlayabilmek için 20. yüzyıldan başlayarak ilk yarısına kadar olan süreçte yaşanan birçok felaketler modernizmin tüm getirdiklerine ve dolaylı olarak da bu bilim anlayışına yansımıştır. Nazilerin bilimi kötüye kullanarak yarattığı felaket ve zorla ötenazi, öjeni gibi bilimle iç içe geçirilen uygulamalar ve birçok politik akımın bilimden beslenmesi düşünüldüğünde postmodernist anlayışın tepkisini anlayabiliriz.

Postmodern anlayışa “Bilim doğadaki fenomenlere karşılık gelmektedir ve ideolojilerden bağımsızdır.” şeklinde bir karşılık verilirse, postmodern düşüncenin buna bir itirazı olmayacaktır. Ancak bu durum, bilimin kullanılmasının engellenemeyeceğini, nasıl sorusuna cevap verse de bilime neden sorusunun da cevap verdirilmeye çalışıldığı eleştirilerini sunarlar. Bu yüzden tarihi ve çıkış noktası karışık olduğu gibi kapalı anlatımları olan postmodern düşünürleri tam anlamadan bir iki örnek getirilerek tüm postmodernistler “bilim düşmanı” söylemi hatalı olabilir.

Bu hatalar, yukarıda belirttiğimiz gibi postmodernizmi ideolojiye indirgeme yanlışıdır. Modernizmi karşılaştırmalı değerlendirirken, modernizmin bilim, felsefe, sanat ve edebiyata biçtiği rol göz önünde bulundurulmalıdır. Postmodernistlerin bilime karşıt olduğunu savunmak için genellikle iki düşünür örnek gösterilir: Friedrich Nietzsche ve Martin Heidegger. Postmodern düşüncenin bu iki düşünürden önemli ölçüde etkilendiği yadsınamaz; ancak her iki düşünürün bilimle ilgili görüşlerinin tüm postmodern düşünürler tarafından benimsendiğini söylemek yanlış olur. Yine de genelleme yapmasak da, bazı postmodernistlerin pozitif bilimlere mesafesi bazı düşünürlerin söylemlerine yansımaktadır. David E. Cooper, Modern European Philosophy (Modern Avrupa Felsefesi) adlı eserinde şunları belirtir:

20. yüzyılın başında) Avrupa’da “bilimciliğe” karşı popüler bir felsefi tepki, tamamen bilimin çalışma alanına giriyor görünebilecek konularda bile— [zamanın, uzayın] ve nedenselliğin incelenmesi gibi— bilimin doğruları ortaya çıkarma iddialarına karşı direkt cepheden hücumda bulunmak biçimini almıştı. Bilimin “doğruları” olsa olsa kısmi ve görece idi ve daha “mutlak” bilgi istiyorsak, sezgi veya hissetme gibi rasyonellik -dışı bir melekeyi (faculty) harekete geçirmeliydik.

Prof. Dr. Erdinç Sayan tarafından yapılan bu alıntıda Cooper, analitik felsefecisi olup, kıta felsefesinin bazı isimlerinin bilime karşı tutumlarını incelemektedir. Kıta felsefesi ile postmodernizm arasındaki ilişkinin yakınlığı nedeniyle paylaşılmıştır. Postmodernizm, kıta felsefesinin bir alt basamağı olarak düşünülebilir. Postmodernistlerin “bilimciliğe” yönelttiği sert eleştiriler ile postmodernistleri eleştirenlerin “bilim karşıtları” söylemleri uzun zamandır çatışma konusu olmuştur.

Postmodern mimari biçiminde eğim ve iç içe geçmişlik hakimdir.
Postmodern mimari biçiminde eğim ve iç içe geçmişlik hakimdir.
Black Qube

2.2. Post-modernizm ve Egzistansiyalizm Arasındaki Bazı Benzerlikler

Postmodern düşünce yapısı karmaşık ve birçok felsefi akımı bünyesinde barındıran bir teori anlayışıdır. 20. yüzyılda önemli olan egzistansiyalizm (varoluşçuluk) postmodernizmi etkilemiştir.

Egzistansiyalizm de önemli iki kavram vardır. Bunlar varlık ve mahiyettir. Varlık herhangi bir nesneyi tanımlar. Örneğin; inek bir varlıktır ancak mahiyeti varlıktan farklıdır. Mahiyet ise ineğin verdiği bir süt olabilir. İnek önce varlığa gelmiş ve sonra süt verme mahiyetini kazanmıştır. Varlık, olgunun yokluktan varlığa geldiğini tarif ederken, mahiyet ise “nasıllığı” sorusunu sormaktadır. Egzistansiyalizm de insan hariç tüm nesnelerin önce mahiyetleri oluşur ardından varlıkları buna göre oluşur (A. Şeriati, 1971).

İnsan için önce varlık meydana gelir ve mahiyeti insan kendisi oluşturur. İnsan, zihninde tanımlama yapar ardından bu düşünceyi mahiyete geçirir. Buradan hareketle var olan tüm sosyal olaylar, ideolojiler, bilim, sanat, felsefe vb. hepsi insan üretimidir. Diğer bir deyişle mahiyettir. Bu mahiyetleri oluşturan bizzat insanlardır. Diğer bir anlatımla hakikat denilen “şeyi” insanlar oluştururlar. Bu oluşturma süreci modernizmde olduğu gibi tek bir tanım, değil parçalı ve çokludur. Amazon ormanlarında yaşayan insanlar da Fransa’da yaşayan insanlar da bir hakikate ulaşma çabasındadır. Hakikate gidilen yol bir tane olmadığı gibi parçalı ve değişkendir. Antik Yunan medeniyetinde hakikat, Persler ‘de hakikat, skolastik dönemde hakikat ve modernizmin getirdiği hakikatler farklıdır. Yani insan üretimidir. Değişen çağa, kültüre, olay ve olgulara göre hakikatler oluşacak ve sürekli değişecektir. İşte buradaki mahiyeti zihinde tasarlayan insanlar bu anlayışa göre diğer canlılardan mahiyet olarak öncedir.

Jean Paul Sartre ve Simon de Beauvoir
Jean Paul Sartre ve Simon de Beauvoir
Wikimedia Commons

Postmodernizm, egzistansiyalizmden bunu alarak insanı özgürleştirme çabasına girer ancak bunu, ikili tanımlamaları yıkarak yapar. Çünkü oluşturulan tüm mahiyetler ikili tanıma uymak zorunda değildir. İyi- kötü gibi kavramların doğada olmayan karşılıklarını biz düalizmin etkisiyle oluşturarak mekânı bu şekilde kuruyoruz ve bu durum tek tipçi mekân oluşumunu destekliyor. Örneğin; modernizmin evrensel ahlak iddiasına karşı postmodern düşünce bunu sert şekilde reddeder. Bu anlayışa göre evrensel ahlak diye bir şey yoktur. Farklı toplum yapılarına göre farklı ahlak anlayışları vardır. Avrupa kültüründen çıkan ahlakın hangi kriterlere göre evrensel olup, diğer toplumlara dayatıldığı sorusu önem addeder. Bu yüzden ahlak kurallarını insanlar kültürel yapılarına ve ihtiyaçlarına göre oluştururlar.

Postmodernizmin evrensel olan tüm söylemlere sert reaksiyonları, bu söylemlerin belirli bir kültürden çıkıp dayatılması ve güce hizmet etmesi nedeniyledir. Evrensel olarak sunulan tüm öğretilerin dogmatikleşip baskıcı bir yöne doğru gitme kuşkusu bulunur. Evrensel anlatılar yerine her toplumun kendi perspektifleriyle ve ihtiyaçlarına göre oluşturduğu lokal söylemler vardır. Lokal söylem, belli bir bölgeye ait olan ve oranın sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel şartlarında ortaya çıkan yapıdır.

Postmodernistlerin evrensel karşıtı ve göreceliliği öne çıkarması ideolojileri ve bilimi kendi hedefine çekerek büyük bir tepki almıştır. Bu perspektiften gidersek şunları söyleyebiliriz: Bilim, felsefe, sanat, edebiyat vd. oluşumların birbirine üstünlüğü var mıdır? modernizmin vereceği cevap bilimin üstünlüğü olacaktır. Modernizm diğerlerini reddetmeyecek olup sadece bilime daha fazla öncelik verecektir. Postmodern düşünce ise hepsinin eşit olduğunu ve var olan hakikatlere farklı yollardan ulaşacağını söyler. Onlara göre herhangi bir insan faaliyetini öncelemek güç istenci (will to power) oluşturacak ve tahakküm aracına dönüşecektir.

Tüm Reklamları Kapat

Sonuç olarak, Egzistansiyalizm: İnsanın dünyaya bir "öz" ile gelmediğini, önce var olduğunu, sonra kendi özünü kendisinin yarattığını savunur.

Postmodernizm: Bilimin, dinin veya ideolojilerin sunduğu "Büyük Anlatıların" (Meta-anlatılar) sonunun geldiğini savunur. Her iki akım için de hakikat birden fazla ve çeşitlidir, Egzistansiyalizm, bireyin mutlak özgürlüğüne odaklanır. Sartre’ın ifadesiyle "insan özgürlüğe mahkumdur." Bu durum bireyde bir kaygı (anksiyete) yaratır.

Postmodernizm ise bu özgürlüğü daha çok kimliklerin akışkanlığı ve dilin sınırları içinde ele alır. Postmodern birey, sabit bir benlik yerine sürekli değişen, inşa edilen bir yapıdadır. En büyük ayrım ise öznede karşımıza çıkar. Varoluşçulukta özne karar veren, anlamı inşa eden bir yapıdayken postmodernizmde bu kadar merkezi bir özne yoktur. Aksine özne dilin, kültürün, çevrenin diğer bir ifadeyle sistemlerin bir ürünüdür.

2.3. Post-modernizmin İdeolojilere Bakışı

Postmodern düşünceyle ilgili anlaşılanlardan biri de ideolojileri reddettiği yönündeki son çıkarımdır. Postmodernizmi bir çatı olarak değerlendirdiğimizde, "izm"ler yerine "post"lar bu yapıyı oluşturur. Örneğin; postmodernizm, Marksizm’i sorunsallaştırmak için "post" kelimesini ekleyerek modern yapıdan çıkarır, sorgular ve evrensel yerine yerel yapıya taşır. İlerleme, nesnellik, mutlaklık, determinizm ve özcülük gibi modernizmden aldığı söylemleri yapı bozumu ile yıkar. Aynı durum feminizm, hümanizm ve diğer ideolojiler için de geçerlidir.

Tüm Reklamları Kapat

(Not: Önemli postmodern düşünürlerin tamamı Marksizm’i reddedip, tabiri yerindeyse savaş açarlar. Fredric Jameson, Postmodernizm: Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı adlı bir kitap yazmıştır. Geç kapitalizmin bir ürünü olan postmodernizmin Marksizm'e savaş açması şaşırtıcı değildir. Postmodernistlere en büyük eleştiri, çözüm önerisi getirememiş olmalarıdır. Marksizm bir çözüm önerirken, postmodernizmin bunun aksine ancak kaos getireceğini belirtenler de olmuştur. Önemli postmodernistlerin büyük bir kısmı eski Marksistlerdir.)

Bu söylemlerden çıkan diğer bir sonuç ise, evrensellik iddiasında bulunan tüm yapıları hedef almasıdır. Postmodernizme göre bütün dinler eşit değerdedir. Din, inanan kişiler için bir gerçekliktir. İnançla (iman ile karıştırılmamalıdır) ilgili diğer felsefi akımlar olan deizm, panteizm, agnostisizm, ateizm gibi görüşler de diğer dinler gibi birbirine üstünlüğü olmadığı için eşit değerdedir.

Bu söylemlerin mantığını anlayabilmek için insana verilen rolün anlaşılması elzemdir. İnsanlar, sosyal yapılar içinde sistemden etkilenmeden bağımsız olabilen bir özne değildir. Aksine, sistemin ve yapıların içinde dönüştürülen bir konumdadır. Daha açık bir ifadeyle, insan bir birey olarak mevcut yapı içinde özgür ve objektif bir aktör değildir. Mevcut yapılar ise evrensel bir hakikat yerine "hakikatler" inşa etmekte ve bu durum sürekli bir döngü içinde güç ilişkileriyle yoğrulmuş şekilde devam etmektedir.

pıxabay

2.4. Postmodernizmin Sosyal Bilimlere Getirdiği Bakış Açıları

Modernizmin indirgemecilik özelliğinin karşılığı postmodernizmde perspektiftir. İndirgemecilik, var olan olguları tek bir nedene indirgemeye çalışarak açıklama çabasıdır. Örneğin, tüm sosyal yaşamı sınıf ilişkilerine, ekonomiye, topluma veya psikolojiye indirgeyebiliriz. Ancak bu durumda diğer görünen unsurlar silikleşir. Perspektif ise, olguların her bir özelliğinin farklı bir yönüne odaklanarak açıklama çabasıdır.

Tüm Reklamları Kapat

Postmodernizmde determinizm yerine indeterminizm getirilir. Tüm belirlenimci yasalar reddedilir. 20. yüzyılda gelişen bilimsel bilgilerle evrenin tam anlamıyla determinist olmadığı anlaşılınca, indeterminizm yavaş yavaş dile getirilmeye başlanmıştır. Hem makro evrenin deterministik yasaları olduğu gibi önceden belirlenemeyen yapılarının yanı sıra, mikro evren olan kuantum teorisindeki farklılıkların makro evrenden ayrılması ve indeterminizmin olanağı, postmodernizmi de kendisine çekmiştir. Einstein’ın mutlak zaman anlayışı yerine göreceliliği getirmesi sebebiyle zaman algımız değişmiştir. Mekân ise, Kartezyen bir şekilde zamanda olduğu gibi mutlak, nesnel ve insandan ayrı olarak ele alınırken, 1960’lı yıllardan itibaren zaman gibi göreceli, mutlak olmayan, insanla var olan ve insanla anlamını yitiren bir çizgiye kaymıştır.

Modernizmde sınırlar belirgindir. Ulus devletlerde belirginleşen homojen bireye ilaveten kamusal mekandaki sınırlar netleşir. Postmodernizm ise sınırlar, diğer bir ifadeyle homojen bir ulus tarihsel süreç içerisinde bir kurgu olarak ortaya çıkmıştır.

Bu sınırlar bilim için de geçerli olacaktır. Disiplinlerarası ve disiplinlerötesi kavramlar, postmodernizmin sınırlara getirdiği yönelimin bir sonucudur. 19. yüzyılda bilimlerde ortaya çıkan uzmanlaşma, her bir bilim dalını diğerinden uzaklaştırırken sosyal bilimler birbirinden giderek uzaklaşmıştır. Diğer disiplinlerle ortaklaşa çalışılması ve bu sayede perspektif yaklaşımlarına dayanarak olguların ihmal edilmiş kısımlarına bakma olanağı ortaya çıkarılmıştır.

Sosyal bilimlere sunduğu esneklik, doğası gereği deterministik olmayan sosyal yapıyı geniş örüntülerden araştırma yöntemleri sunmaktadır. Örneğin sosyal bilimlerde kendisine yer etmiş olan feminizm ile ilgili iki akımın örneklerini şu şekilde verebiliriz.

Tüm Reklamları Kapat

  • Modernist feminizm: Kadınlar ataerkilliğe karşı baskı altındadır ve hem bağımsızlığı elde etmek hem de “özgün benliklerini” yeniden kazanmak için Akıl'ı kullanabilirler. Akıl, evrensel olarak birleştirici bir unsur olacaktır.
  • Postmodernist feminizm: Erkek / kadın, erkeksi / kadınsı kategorileri, kültürel olarak inşa edilmiş İdeolojidir. Toplumsal cinsiyet rolleri, tüm kültürlerde ve bağlamlarda kültürel olarak görecelidir. Bu sebeple yere özgü olarak oranın şartlarına göre incelenmeli ve sistem yapı bozumuna uğratılarak deşifre edilmelidir.

Akıl (İngilizce: "rationalism") her iki akımda da önemlidir. Ancak modernizmde akıl ana unsurdur. Şöyle ki, akıl göreceliliği, kültürü, siyaseti ve ideolojiyi aşan bir unsurdur. Modernizmin akıla verdiği rol en üstün değerdedir. Postmodernizm ise aklı siyaset, kültür ve ideoloji gibi anlamlardan ayrı tutmayıp, onunla birlikte değerlendirir. Örneğin:

  • Modernizm: Akıl varoluşsal, tarihsel, kültürel ve ideolojik bağlamlarımızdan bağımsız olarak bunları aşar ve var olur; akıl evrensel ve “gerçek” tir.
  • Postmodernizm: Kültürel Görelilik. Aklın kendisi, inanç ve diğer kültürel bilme araçları gibi diğer geleneklerden etkilenir.

Her iki akım arasında benlik kavramı farklı şekilde ele alınır. Modernizmde özne kalıtsal olarak oluşturulurken postmodernizmde kimlik değişken ve oluşturulandır:

  • Modernizm: Kültür ve toplumdan bağımsız, istikrarlı, tutarlı “benliğin” varlığı vardır. Kimlik durağandır: biri ya ırksal, etnik, ulusal ya da cinsiyet kimliğidir (geleneksel görüş) ya da kişinin sosyal etkilerden ayrılması gereken doğuştan gelen bir kimliği vardır
  • Postmodernizm: “Benlik” bir efsanedir ve kişinin sosyal deneyimlerinin ve kültürel bağlamlarının bir bileşiminden ibarettir. Kimlik akışkan ve uygulayıcıdır. Kimlikleri maske olarak koyarız ya da sahnede aktörler gibi "benliklerimizi" gerçekleştirir.

Bilimsel objektiflik ile ilgili her iki akımın görüşlerini şu şekilde yazabiliriz:

  • Modernizm (Bilimsel tarafsızlık): Bilim insanlarının nesnel gözlemci olmaları gerekir. Doğayı doğrudan gözlemle, dolaylı gözlemle veya ön yargıları dışlamayı amaçlayan kontrollü deneylerle incelerler.
  • Postmodernizm (Bilimsel taraflılık): Doğadaki gözlemler kendilerini yorumlamaz. Bir zihin ve deneyi yürüten herhangi bir kişi veya grubun ön yargısı ile yorumlanır. Ayrıca, insan aklının, kültürlerin ve dillerinin, şeylerin-olguların-"gerçek" doğası bilinmeyebilir.

Postmodernizmin bilime olan bakışı hakkında yazar olan Scotty Hendricks, Postmodernizm Anti Bilim midir?" yazısında şunları söylemektedir:

Tüm Reklamları Kapat

Postmodernizm çoğu zaman gerçeği, batıyı, filmleri ve sevdiğimiz her şeyi yok etmek için entelektüel bir öcü olarak sunulur. Gerçekte, yaklaşık 50 yıl önceki Fransız düşünürlerin çalışmalarından kaynaklanan bir sistemdir. Çeşitli fikirlere dayanır, ancak genel olarak kapsayıcı anlatıların ya da dünyanın evrenselleştirilmiş yorumlarının reddedildiği belirtilir. Bu, postmodernizmin sevdiğimiz her şeye “karşıt” olduğu iddialarına yol açtı. Ancak öyle mi? Genel anlamda, öyle değil. Hiçbir postmodernist, akıllı telefonunuzun çalışmaması gerektiğini veya yalnızca belirli bir sosyal yapının içinde çalışacağını söylemez. Postmodernizm, insanların söylediği canavar değildir. Bununla birlikte, bu durumun modern bilimi eleştirmeye çalıştığı söylemi, bir anti-bilimsel ön yargı ortaya çıkardığı fikri çok abartılıyor.

2.5. Postmodernizm ve Nihilizm İlişkisi

Postmodernizme, nihilist (hiççilik) bir yönü olduğu eleştirileri yapılmıştır. Ayrıca, postmodernizmin modernizmin temellerini yapıbozumuna uğratıp yerine hiçbir şey koymadığı da eleştirilen noktalar arasındadır. Modernizm, dinden devraldığı dünyayı tıpkı dinlerde olduğu gibi hakikati sunmuş ve bu doğrultuda bilimi ön plana çıkarmıştır. Hristiyanlıkta olduğu gibi tarih, düz bir çizgi halinde daima iyiye ve ileriye doğru gidecek bir amaç olarak sunulmuştur. Modernizm, Orta Çağ düşüncesine karşı birçok yenilik getirirken, Hristiyanlığın tarih anlayışını bozmayıp benimsemiştir. "Postmodernizmin amaçsızlığa doğru yönelimi, insanın amaca olan yönelimini nasıl telafi edecektir?" sorusu sorulsa da, postmodernizmin insanları nihilizme götürdüğü tartışmalıdır. Çünkü postmodernistler, özellikle Foucault, "Nerede iktidar varsa orada direniş vardır" diyerek bir mücadeleden söz eder. Ancak postmodernistler, alışılmış şekilde ideolojiler gibi kurtuluş reçeteleri sunmazlar. Bu durum da onların çelişkiyle suçlanmasına neden olmuştur.

Daydreamer

2.6. Modernizm ve Post-modernizmin Ortaya Çıkmasında Fransa

Fransız devrimiyle birlikte Aydınlanma dönemi ve gelen modernizmin Fransa’da ortaya çıkmasına ilaveten postmodernizm dayanaklarını Fransız düşünürlerden alması tesadüf müdür?

Fransız devrimine karşılık gelen 1968 gençlik ayaklanmalarının başına çektiği Fransa, başta Michel Foucault olmak üzere Jean Paul Sartre gibi düşünürleri büyük oranda etkilemiştir. II. Dünya Savaşının yarattığı yıkımla birlikte bozulan ahlaki sistem ve modern dünyanın çözümsüzlüğü, devlet yönetimine olan hoşnutsuzluk ve farklı kesimlerine olan ayrımcılık, ayaklanmaların başlıca sebepleridir. Stewen Best ve Douglas Keltiner, Postmodern Theory: Critical Interrogations (Postmodern Teori: Eleştirel Soruşturmalar) kitabında şunları ifade eder:

Fransa’da İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki modernleşme süreçlerinin hızlı bir değişim yaşadığı ve yeni bir toplumun ortaya çıkmakta olduğu duygusunu üretti. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Fransa hala büyük ölçüde bir tarım ülkesiydi ve devrini tamamlamış bir ekonomiden ve politik ekonomiden mustaripti. John Ardagh (1882:13) 1950 yıllarının başları ile 1970’li yılların ortası arasında “Fransa’nın göz kamaştırıcı bir yeniliğe geçtiğini iddia eder.

2.7. Postyapısalcılık ve Postmodernizm İlişkisi

Postmodernizm gücünü önemli ölçüde post-yapısalcılıktan alır. Post-yapısalcılık, yapısalcılık sonrası dönemi ifade eder. Modernizmin söylemlerini yıkar ve yeni bir felsefi düşünceye kapı aralar. Ayrıca modernizm öncesi felsefe düşüncesini de sorgular. Post-yapısalcılığın en önemli temsilcisi Jacques Derrida’dır. 1967 yılında art arda çıkan Yazıbilimine Dair, Konuşma ve Görüngü, Yazı ve Ayrım kitapları büyük etki yaratmış, çokça tartışılmış ve hâlâ tartışılmaktadır. Derrida’nın bu kitaplardaki eleştirileri başlıca Husserl’in görüngübilimi, Saussure’nin dilbilimi, Lacan’ın psikanalizi ve Levi-Strauss’un yapısalcılığına yöneliktir.

Tüm Reklamları Kapat

Postyapısalcılar derinlemesine metin okumaları yaparken söküme alma (İng: "under erasure") yöntemini geliştirmişlerdir. Bu yöntem şu şekilde uygulanır: Var olan bir metinde bir sözcüğü söküme alır ve üstünü çizeriz. Sonra hem sözcüğü hem de üzeri çizilmiş halini baskıya veririz. Buradaki asıl amaç sözcüğe dikkati çekmektir. Peki tam anlamıyla postyapısalcılar neden bu şekilde yapmaktadır? Çünkü sözcük yetersizdir. Ancak onu tam anlamıyla silemeyiz, çünkü ondan da tam anlamıyla vazgeçemeyiz. Bu yöntemi ilk uygulayan kişi Martin Heidegger’dir. Heidegger, Varlık ve Zaman kitabında varlık kavramının üstünü çizerek yetersizliğini vurgulamıştır. Varlık, Heidegger’e göre asla tüketilemeyen sonsuz bir uğraştır. Varlık her zaman anlamlanmaya muhtaçtır; yani sonsuzdur. Varlık sürekli ve sonsuz bir biçimde düşünülmeye aittir. Varlık ona göre göstereni sürekli gösteren ve aşkın olan bir gösterilendir. Bir diğer ifadeyle varlık sözcüğünün altı kaygandır ve sürekli çeşitli anlamlandırmalara kapı açar. Çünkü potansiyeli bu şekildedir.

Derrida, Heidegger’den bu söküm yöntemini alarak geliştirir. Derrida, gösteren (İng: "signifier") ile gösterilen (İng: "signified") arasında ayrım yapar. Ancak yapısalcılık ile postyapısalcılık da burada, yani gösteren ile gösterilen arasındaki farklılıktan ayrılırlar. Yapısalcılığa göre gösteren ile gösterilen arasında daha stabil bir zemin bulunur. Gösterilen elma, gösteren tarafından belirli bir göstergeyi işaret eder. Gösterilen belirlidir ve dayanağı vardır. Acaba gösterilen kavramlar bu şekilde midir? Günlük dilde sürekli kullandığımız birçok kavramın sağlam bir temeli var mıdır? İşte postyapısalcılık burada yapısalcılıktan ayrılır. Gösteren ile gösterilen arasında doğrudan bir bağlantı yoktur. Diğer bir ifadeyle, gösteren ile gösterilen arasında birebir bağlantı yoktur. Arada başka faktörler de vardır. Neden? Çünkü sözcük ile şeyler ya da sözcük ile düşünce arasında birebir karşılama (İng: "correspondence") postyapısalcılara göre yoktur. Gösterenler, sıra sıra dizilen halkalar dizisidir. Burada sözcüklerin ilişkisellikleri bulunur.

Sözcükler başka sözcüklerle birbirini tamamlar, ancak dayanaksız, kuralsız ve karmaşık bir ilişkiler ağı olarak. Sürekli kombinasyonlar (İng: "combination") birbirini sonsuzca başka bir gösterilene havale eder. Bununla birlikte, gösterenler gösterilenlerin içinde karşılıklı olarak dönüşürler. Kendisinde olmayan herhangi bir göstergenin bulunmadığı ve göstergeler arasında bir varış yerinin olmadığı görülür. Diğer bir ifadeyle, metinde bir bitiş yeri ya da son nokta yoktur. Buradan çıkan sonuç ise, postyapısalcıların da ifade ettiği gibi, anlamın saf, duru bir tanımının olmadığıdır. En nihayetinde, göstergeler gittikleri yerde bizlere yokluğu gösterirler. Anlamlar sürekli devinim içindedir. Yani sabit bir temel veya bir lokasyon (sabit bir varış yeri) bulunmaz. Onlar hep hareket halindedir, tıpkı buzlu bir yolda ayakların kayması gibi kayarlar. Öyleyse buradan çıkan sonuç, yapısalcıların iddia ettikleri gibi dilin bu kadar net bir aracı olmadığıdır. Dil oynaktır. Dilin bizi yanıltma ihtimali vardır. Söylediğimiz veya yazdığımız bir metinde tamamen kendimizi bulabileceğimize dair inancımız sorunludur; diğer bir deyişle metinlerin anlamlarının bizi tam olarak yansıttığı sadece bir hayaldir. Postyapısalcılara göre bireyler, ister farkında olsunlar ister olmasınlar, sonsuz olan bu dil oyununda sürekli yeniden inşa edilmektedirler. Buradan çıkan diğer bir sonuç ise, öznenin yani ben’in (İng: "ego") paramparça edilmesidir.

Derrida, geliştirdiği yapısöküm yöntemiyle metnin anlamının tam olarak neye gönderdiğinin belirsizliğini gösterir. Özellikle metinlerdeki ikircikli kullanımlar yapı sökümüyle paramparça edilir. Filozofların ikili tanımlamaların üzerine yapılar veya söylemler inşa etmesi, bunun dayanaksız ve kolayca eleştirilebilir olduğunu gösterir. Derrida’ya göre metafiziksel söylemler, karşıtlıklarla birbirlerini tanımlarlar. Bu karşıt ikiliklerin başlıcaları; varlık-yokluk, gösteren-gösterilen, konuşma-yazı, söz-dil, duyulma-düşünülme, art zamanlı-eş zamanlı, uzam-zaman olarak sıralanabilir. Birbirine zıt bu ikili yapılar, yapı sökümle kolayca dayanıksız hale getirilir. Derrida, bu kavramların üzerinde yeterince düşünmeden yapıları bunlar üzerine inşa ettiğimizi belirtir. İdeolojiler bu söylemler üzerine bina edilir. Doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, anlamlı-anlamsız, ussallık-delilik gibi dikotomiler buna örnektir. Yine Derrida’ya göre, sürekli bu şekilde dilimizde kullandığımız ve bizi böyle düşünmeye sürükleyen söylemleri sorgulamamızı ister. Örneğin; sesmerkezcilik-sözmerkezcilik, beden-ruh, madde-tin, özne-nesne, yanlışlık-doğruluk, içsel-dışsal örnek verilebilir. Bu karşıtlıklar ancak diğer karşıtlıklar sayesinde ortaya çıkar ve var olmasını karşıt kavrama borçludur. İkili dikotomiler sürekli başka bir karşıtlık yoluyla anlam kazanır. Bu kavramlar, diğerinin içinde var olarak yapı söküme hazır hale gelirler. Şimdi bu ikili kavramlar üzerinde derin bir şekilde düşündüğümüzde, bunların hiç de dilimizden çıktıkları olmadığı; gerçekliği sorunlu olan ve arasında her zaman farklı bir olgunun bulunabileceği şeyler olduğu görülür.

Tüm Reklamları Kapat

Post-yapısalcılar, dilin söylemleri oluşturduğunu söylerler. Bu söylemler özneyi parçalar ve bizi oluşturur. Bu sebeple tüm söylemler bu ikili tanımlara dayanır. Ayrıca gösteren ile gösterilen arasındaki dayanaksızlık, söylemlerin kusurlu olduğunu gösterir. Buradan yola çıkarak, postmodernizmin kültürel eşitliği ve göreceliliği neden savunduğu daha iyi anlaşılabilir. Modernizm, ideolojiler gibi söylemler bu şekilde eleştirilerek çelişkileri ortaya konur. Derrida’ya göre her metin yapı sökümüne uğratılabilir; hatta kendisinin kitabı da buna dahildir.

Post-yapısalcılar metafiziğe önem verirler çünkü metafiziğin anlaşılması gereklidir. Zaten yaşamımızda birçok metafiziksel dayanak bulunmaktadır. Bunlar din, bilim, felsefe, ideolojiler vb. için geçerlidir. Post-yapısalcılar bu dayanakları aşmak isterler ve ancak bu sayede gelişimin mümkün olacağını düşünürler. Örneğin Heidegger, "İnsanın yurtsuzluktan kurtulması ancak metafizik düşüncenin aşılmasıyla mümkün olabilir" diyerek düşüncesini ifade eder. Örneğin Derrida için metafiziği aşmak, ikili tanımları yıkmak ve en azından bunların bilincinde olmaktır.

Anlaşıldığı üzere, postmodernizmin "her şeye karşı" gibi gösterilmesinin nedeni de burada yatmaktadır. Söylemlerle kurulan dünyayı sorgulayacak yöntemleri bulması ve bir oyun gibi oynayarak yapıları darmadağın etmesi, post-yapısalcılık ve postmodernizmin karşıtlarını artırmaktadır.

Sonuç

Foucault, "İktidar (güç) her yerdedir. Hapishanede, tımarhanede, hastanede, okulda, bilgide, bilimde ve iş yerindedir iktidar." söylemini kullanır. "Bundan nasıl kurtulabiliriz?" sorusuna net bir cevap vermemiştir. Foucault, Deliliğin Tarihi kitabında sşunları söyler:

Tüm Reklamları Kapat

Eğer iyi bakılacak olursa, hayatımızın tümü bir masaldan, bilgimiz bir aptallıktan, emin olduğumuz şeyler hikayelerden başka bir şey değillerdir; kısacası bu dünyanın tümü bir oyundan ve sürekli bir komediden başka bir şey değildir.

Postmodernizmin üzerinden belirli bir süre geçmiş olmasına rağmen yoğun tartışmalar olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Modernizm gibi belirli aşamaları geçerek ortaya çıkmadığı gibi, var olan karışıklıklar ve kapalı anlatımlar karmaşayı iyice arttırmaktadır. Tabii bu postmodernizm hakkında hiçbir çıkarım yapılamayacağı anlamına gelmemektedir. Postmodernistlerin anlatımlarının kapalı olması yoğun olarak eleştirilirken, düşünürler arasında farklılıklar vardır. Jacques Derrida ile Michel Faucoult’un anlatımını kıyasladığımızda, Jacques Derrida çok daha zor ve kapalı anlatıma sahiptir.

Her ne kadar yoğun tartışmalar olsa da postmodernizm, 20. yüzyılda büyük bir etki ortaya çıkararak gelişmeye devam etmektedir. Sadece Michel Foucault’un bugüne kadar aldığı atıf sayısı 782.097 sayısıyla bugüne kadar gelmiş en fazla atıf şampiyonudur. Sadece bu rekor sayı, bize sosyal bilimlerde postmodern anlayışın etkisini göstermektedir.

1968 hareketinin de etkisiyle söylem alanı genişleyen postmodern düşünce, bir yandan modernizmin zamanla baskıcı unsurlarından bireyi kurtarmayı amaçlamıştır.

Hepimiz doğamız gereği bir gerçekliğe ulaşma amacı içindeyiz. Yaşamımızda modernizmin ve postmodernizmin sunduğu olanaklar arasında makul görülen yönler vazgeçilmez gerçeklerdir. Asıl sorun, yaşamda hangi yöne gideceğimizdir. Makro evren ile mikro evreni birleştirecek bir teori ortaya koymak kadar zor, belki de imkânsız olan bu sorunun cevabını zamanla bulmanın yollarını arayacağız.

Heidegger insanın dünyaya gönderilmediğini ancak atıldığını söyler. Yazımızı Martin Heidegger’in şu ünlü sözüyle bitiriyoruz.

Varoluşun özü, tasadır. Tasa, insanın dünyaya terk edilmiş bir varlık olmasından kaynaklanır.
Evrim Ağacı, sizlerin sayesinde bağımsız bir bilim iletişim platformu olmaya devam edecek!

Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...

O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...

O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.

Avantajlarımız
"Maddi Destekçi" Rozeti
Reklamsız Deneyim
%10 Daha Fazla UP Kazanımı
Özel İçeriklere Erişim
+5 Quiz Oluşturma Hakkı
Özel Profil Görünümü
+1 İçerik Boostlama Hakkı
ve Daha Fazlası İçin...
Aylık
Tek Sefer
Destek Ol
₺50/Aylık
Bu Makaleyi Alıntıla
Okundu Olarak İşaretle
Özetini Oku
151
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Bize Ulaş
Yukarı Zıpla

Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!

Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.

Soru & Cevap Platformuna Git
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 37
  • Muhteşem! 9
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 9
  • Merak Uyandırıcı! 4
  • Bilim Budur! 1
  • Umut Verici! 1
  • Üzücü! 1
  • Grrr... *@$# 1
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Sıkça Sorulan Sorular

Postmodernizm, mutlak gerçekleri ve evrensel anlatıları reddeden, modernizmin bazı temel değerlerini ve inançlarını sorgulayan geniş kapsamlı bir anlayıştır.

Terimi belirgin bir şekilde kullanan ilk kişi İngiliz tarihçi Arnold Toynbee'dir.

Postmodernizm modernizmin getirdiklerini yapı bozumuna uğratarak sorunsallaştırır; bazen onun devamı bazen karşıtı olarak görülebilir.

Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Michel Foucault ve Jacques Derrida gibi isimler postmodernizmin temelini oluşturan düşünürlere örnektir.

Noam Chomsky ve William Lane Craig gibi düşünürler postmodernizmi eleştirmiştir.

Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 05/04/2026 01:56:12 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8238

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün Türkiye'de bilime ve bilim okuryazarlığına neler katacaksın?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Bu Makaleyi Alıntıla
Evrim Ağacı Formatı
APA7
MLA9
Chicago
A. Özkaya, et al. Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir?. (1 Şubat 2020). Alındığı Tarih: 5 Nisan 2026. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/8238
Özkaya, A., Bakırcı, Ç. M. (2020, February 01). Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir?. Evrim Ağacı. Retrieved April 05, 2026. from https://evrimagaci.org/s/8238
A. Özkaya, et al. “Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, 01 Feb. 2020, https://evrimagaci.org/s/8238.
Özkaya, Ahmet. Bakırcı, Çağrı Mert. “Postmodern Felsefe: Postmodernizm Nedir?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, February 01, 2020. https://evrimagaci.org/s/8238.
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
"Zihnim, doğadan topladığım gerçekleri genel geçer yasalara dönüştüren bir çeşit makinaya dönüştü."
Charles Darwin
Kapak Görseli Seç
Videodan otomatik olarak çıkartılan karelerden birini seçin.
Kareler yükleniyor…
Videoyu kaydırarak istediğiniz kareyi seçin.
0:00 / 0:00
Kendi kapak görselinizi yükleyin. Görsel otomatik olarak kırpılacaktır.
Görseli sürükleyin veya tıklayın PNG, JPG veya WEBP (Maks. 10MB)