Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat

Poincaré–Einstein Senkronizasyonu: Işığın Tek Yöndeki Hızını Hesaplamak Mümkün mü? Mümkün Değilse, Işığın Hızını Gerçekten Biliyor muyuz?

17 dakika
735
Poincaré–Einstein Senkronizasyonu: Işığın Tek Yöndeki Hızını Hesaplamak Mümkün mü? Mümkün Değilse, Işığın Hızını Gerçekten Biliyor muyuz? Pexels
Işık hızının çift yönlü seyahatinin bir temsili
Tüm Reklamları Kapat

Antik çağlardan beri insanlar, ışığın doğasını ve hızını merak etmişlerdir. Erken modern döneme kadar ışığın anında mı yoksa çok hızlı ve sonlu bir hızla mı hareket ettiği bilinmiyordu. Bu konunun günümüze ulaşan ilk kayıtlı incelemesi Antik Yunan'daydı. Antik Yunanlılar, Arap akademisyenler ve klasik Avrupalı ​​bilim adamları, Rømer ışık hızına ilişkin ilk hesaplamayı yapana kadar bu konuyu uzun süre tartıştılar.

Empedokles (M.Ö. 490-430) ışık teorisini ilk öneren ve ışığın sonlu bir hızı olduğunu iddia eden kişiydi.[1] Işığın hareket halindeki bir şey olduğunu ve bu nedenle yolculuğunun biraz zaman alması gerektiğini savundu. Aristoteles ise tam tersine ışığın bir şeyin varlığından kaynaklandığını ancak bir hareket olmadığını savunmuştu.[2] Öklid ve Ptolemy, Empedokles'in, ışığın gözden yayılarak görmeyi mümkün kıldığı emisyon görme teorisini geliştirdi. Bu teoriye dayanarak İskenderiyeli Heron, ışık hızının sonsuz olması gerektiğini çünkü yıldızlar gibi uzaktaki nesnelerin gözlerin açılmasıyla hemen ortaya çıktığını savundu.[3]

İlk dönem İslam filozofları başlangıçta ışığın ilerleme hızının olmadığı yönündeki Aristotelesçi görüşle aynı fikirdeydiler. 1021'de Alhazen (İbn el-Heysem), ışığın bir nesneden göze doğru hareket ettiği, artık kabul edilen intromisyon teorisi lehine, görmenin emisyon teorisini reddeden bir dizi argüman sunduğu Optik Kitabı'nı yayınladı.[4] Bu, Alhazen'in ışığın sonlu bir hıza sahip olması gerektiğini ve ışığın hızının değişken olduğunu, daha yoğun cisimlerde azaldığını önermesine yol açtı. Işığın önemli bir madde olduğunu ve duyulardan gizlenmiş olsa bile yayılmasının zaman gerektirdiğini savundu. Yine 11. yüzyılda Ebû Reyhan el-Birûnî, ışığın sonlu bir hızı olduğunu kabul etmiş ve ışık hızının ses hızından çok daha hızlı olduğunu gözlemlemiştir.

Tüm Reklamları Kapat

13. yüzyılda Roger Bacon, Alhazen ve Aristoteles'in yazılarıyla desteklenen felsefi argümanları kullanarak ışığın havadaki hızının sonsuz olmadığını savundu. 1270'lerde Witelo, ışığın boşlukta sonsuz hızda ilerlemesi ancak daha yoğun cisimlerde yavaşlaması olasılığını düşündü.[5]

17. yüzyılın başlarında Johannes Kepler, boş uzayın ona hiçbir engel oluşturmaması nedeniyle ışık hızının sonsuz olduğuna inanıyordu. René Descartes, eğer ışığın hızı sonlu olsaydı, Ay tutulması sırasında Güneş, Dünya ve Ay'ın belirgin biçimde hizalarının bozulacağını savundu. Her ne kadar ışığın sapması dikkate alındığında bu iddia başarısız olsa da sonraki yüzyıla kadar bu durum fark edilemedi. Böyle bir hizalanma gözlemlenmediğinden Descartes ışık hızının sonsuz olduğu sonucuna vardı. Descartes, ışık hızının sonlu olduğunun tespit edilmesi halinde tüm felsefe sisteminin yıkılabileceğini öne sürmüştü. Buna rağmen Descartes, ışıkla ilişkili bir tür hareketin daha yoğun ortamlarda daha hızlı olduğunu varsaydı.[6] Pierre de Fermat, ışığın sonlu bir hızının olduğunu savunmuş, karşıt varsayımı kullanarak Snell yasasını türetmişti. Bu yasa, ortam ne kadar yoğunsa ışığın o kadar yavaş ilerlediğini anlatıyordu.[7]

Işık hızının doğası, modern fiziğin temel taşlarından bir tanesidir. 1983 yılından bu yana, bir metrenin tanımlanmasında kullanılmaya başladığından beri bu tanım, ışığın hızının tam olarak 299,792,458 metre/saniye olduğunu garanti eder. Bu, ışığın hızının evrensel ve değişmez bir sabit olduğunu kabul etmemize yol açarken ölçüm sistemlerinde de büyük bir kolaylık sağlar.

Işık hızının tanımının içinde "saniye" ve "metre" birimlerinin olduğunu görürüz. Uluslararası Birimler Sistemi (SI) (Fr: "Système International d'Unités) tarafından 20 Mayıs 2019'da yapılan değişiklikle SI'yı oluşturan yedi temel birim, ışık hızının da aralarında bulunduğu ve doğanın temeli olan 7 sabit üzerinden tanımlanmıştır.[8]

Tüm Reklamları Kapat

Bu tanımlar arasında 1 saniye, Sezyum frekansı ∇Vcs\nabla V_{cs}’nin (Sezyum-133 atomunun temel düzey aşırı ince geçiş frekansının) sabit sayısal değeri 9,192,631,770 Hertz (s−1s^{-1}) alınarak tanımlanır. Daha basit bir ifadeyle, Sezyum-133 atomunun en temel aşırı ince enerji seviyeleri arasında 9,192,631,770 kere seyahat etmesidir.

1 metre ise yukarıda belirttiğimiz gibi, ışığın boşlukta saniyenin 1/299,792,458'i kadar bir zaman aralığında kat ettiği yolun uzunluğudur. Saniye, yine evrensel bir sabitle tanımlandığından ışık hızı tanımının içinde hiçbir belirsizlik yoktur. Ancak bu kabul, ışığın hızının gerçekten bu değerde olup olmadığını doğrulamaz ve bu hızın gerçekten ölçülüp ölçülmediğini sorgulayan bazı teorik ve deneysel soruları da beraberinde getirir.

Yön Bağımlılığı Teorileri

Işık hızının farklı yönlerde farklı olabileceği fikri, bazı ilginç sonuçlar doğurur. Örneğin, Dünya'dan Mars'a gönderilen bir sinyalin gidiş süresi 20 dakika ve dönüş süresi anlık olabilir. Bu senaryoda, iki taraf arasında saatlerin senkronizasyonu mümkün olmaz ve aynı anda gerçekleşen olaylar, gözlemciler için farklı zamanlarda meydana gelmiş gibi görünür. Bu senaryoyu biraz daha detaylı inceleyelim.

Dünya ve Mars arası mesafe, yaklaşık 55 milyon km ile yaklaşık 400 milyon km arasında değişir. Bu sebepten Dünya-Mars arasındaki mesafe de 3 ila 22 ışık dakikası arasında değişiklik gösterecektir. Örneğimizi basitleştirmek adına Dünya-Mars arası mesafeyi 10 ışık dakikası olarak alalım. Yani Dünya'dan gönderilen bir ışık demetinin Mars'a ulaşması 10 dakika sürsün.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Mars'ta bulunan bir astronot ile Dünya'da bulunan kontrol merkezi, saatlerini senkronize etmek istediğinde izleyecekleri protokol şu şekilde olacaktır:

  1. Dünya'daki kontrol merkezi, "Bu mesaj 12.00'de gönderildi," şeklinde bir mesaj gönderir.
  2. Işık hızının her yönde aynı olduğunu kabul ettiğimiz için ışığın 10 dakikada Mars'a gideceğini biliyoruz.
  3. Marstaki astronot bu mesajı aldığında, saatini 12.10'a ayarlar (2. madde sebebiyle) ve anında, "Bu mesaj saat 12,10'da gönderildi," diye başka bir mesaj gönderir.
  4. Dünya bu mesajı aldı ve yine 2.madde sebebiyle saatini 12:20 olarak ayarladı. Dolayısıyla Dünya ve Mars'taki gözlemciler saatlerini senkronize etmiş oldu.
Işık hızının her yönde sabit olduğunu kabul ettiğimizde, Dünya-Mars arasında yapılan senkronizasyon.
Işık hızının her yönde sabit olduğunu kabul ettiğimizde, Dünya-Mars arasında yapılan senkronizasyon.
Cem Ergünay

Şimdi başka bir olasılık düşünelim:

  1. Diyelim ki Dünya'dan Mars'a bir sinyal gönderdik ve dedik ki "Bu mesaj saat 12.00'de gönderildi."
  2. Bu sefer ışık hızı her yönde aynı hızda hareket etmiyor. Dünya'dan Mars'a ışık hızının yarısı hızda (c2\frac c2), Mars'tan Dünya'ya sonsuz (∞∞) hızda, yani anında hareket ediyor. Bu durumda Dünya'dan Mars'a gönderilen mesaj 20 dakikada Mars'a varacaktır. Ancak Mars'tan Dünya'ya gönderilen mesaj anında ulaşacaktır.
  3. Ne Dünya'daki ne de Mars'taki gözlemciler ışık hızının farklı yönlerde farklı hızda gittiğini biliyor olsun (Çünkü teorilerimiz her yönde aynı hızda olması üzerine kurulu ve tek yönlü hız ölçümü yapamadık).
  4. Mars'taki astronot bu mesajı aldığında, saatini 12.10'e ayarladı (Çünkü ışık hızının hâlâ 10 dakikada geldiğini düşünüyoruz) ve anında, "Bu mesaj saat 12.10'da gönderildi," diye başka bir mesaj gönderdi.
  5. Hâlbuki aslında ışık Mars'a 20 dakikada gitmişti. Yani mesajın gönderildiği zamandan 20 dakika sonra, Dünya'da saat 12.20 iken mesaj Mars'a ulaşmıştı.
  6. Astronot Mars'tan dünyaya mesajı gönderdiğinde bu mesaj anında Dünya'ya ulaştı (2. madde sebebiyle).
  7. Dünyadaki gözlemci yolun 10 dakika sürdüğünü düşündüğü için astronotun "12.10'da gönderdim," dediği ama aslında anında iletilen mesajını, "Hmm, 12.10'da göndermiş, bana ulaşması 10 dakika sürüyor, bu durumda benin saatim 12.20 olmalı," şeklinde yorumlayacaktır.
Işık hızının her yönde sabit olmadığı durumda, Dünya-Mars arasında yapılan senkronizasyon.
Işık hızının her yönde sabit olmadığı durumda, Dünya-Mars arasında yapılan senkronizasyon.
Cem Ergünay

Görüldüğü gibi ikinci durumda saatler gerçek anlamıyla senkronize edilememiştir. Ancak işin korkutucu kısmı da burada başlıyor. Bu senkronizasyon hatasını fark etmenin bir yolu iki taraf için de bulunmuyor! Çünkü iletişim yine ışık hızında sağlanıyor.

Görelilik denklemlerinin daha ilginç olan başka bir özelliği ise ışık hızının, yukarıdaki örnekte verilen bir yönde c2\frac c2, diğer yönde ∞∞ olan hızlarının arasındaki herhangi bir değerinde de çalışmalarıdır.

c/2 ve ∞ arasındaki değerlerde de denklemler çalışmaktadır.
c/2 ve ∞ arasındaki değerlerde de denklemler çalışmaktadır.
Cem Ergünay

Herhangi bir şeyin hızını ölçmenin yolu büyük kütleli maddeler için kolaydır. Klasik fizikten de hatırlayacağımız gibi hız, konumun zamanla olan değişimidir ve sıklıkla VV (İng: "velocity") harfi ile gösterilir.

V=Xt\huge V=\frac X t

Tüm Reklamları Kapat

Bu formülün bize söylediği şudur; herhangi bir X(m)X(m)mesafesini t(s)t(s) zamanında alan bir cismin hızı V(m/s)V(m/s) 'dir.

Kütlesi atomik düzeyde olmayan ve sabit bir şekilde ilerleyen bir cismin hızını ölçmenin en kolay yolu aşağıdaki gibi bir düzenek kurmaktır.

Sabit hızda giden bir arabanın hızını ölçmek için kurduğumuz düzenek.
Sabit hızda giden bir arabanın hızını ölçmek için kurduğumuz düzenek.
Cem Ergünay

Sabit bir hızda ilerlemekte olan aracımızın hızını ölçmek için aralarında 1500 mm mesafe olan A ve B noktaları arasını ne kadar sürede aldığını bilmemiz gerekir. Aracımız tam A noktasını geçtiğinde kronometreyi başlatırız ve tam B noktasını geçtiğinde de durdururuz. Aracımız bu süreyi 1 dakikada (yani 60 snsn) almışsa, aracımızın hızı;

Tüm Reklamları Kapat

V=1500m60s=25m/s\huge V=\frac {1500m}{60s}=25m/s

olarak bulunur. Yani aracımız saniyede 25 mm yol alıyor demektir. Işığın hızına göre oldukça düşük değil mi?

Bu kütlede bir maddenin hızını ölçmek için bu düzenekte hiçbir sorun yoktur. A noktasında kronometreyi başlatabilmemiz için aracımızın bu noktayı ne zaman geçtiğini görebilmemiz ve aynı şekilde B noktasında durdurabilmemiz için de aracın B noktasına ne zaman ulaşabildiğini görebilmemiz gerekir. Ancak ışığın hızını düşündüğümüzde bu bir sorun değildir çünkü ışık, aracın hızından yaklaşık 12 milyon kat daha hızlıdır. Aracın A ve B noktalarından geçişini neredeyse anında algılayabiliriz.

Kronometreleri çalıştırmak için ışığı görmemize de gerek yoktur. Otomatik bir düzenek kurarak araç A ve B noktalarını geçtiğinde bir sinyal üretip kronometreleri çalıştırabilir ve durdurabiliriz. Bu yöntemde de hiçbir sorun yoktur çünkü aracın tetikleyeceği sinyal de ışık hızında hareket edecektir. Dolayısıyla kronometreler aracın nerede olduğunu ışık hızında algılayabileceklerdir.

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı
Klasikler Seti 2 (8 kitap)

Ağaçlar
“Üzgün olduğumuzda ve hayata katlanamadığımızda bir ağaç şöyle konuşabilir bizimle: Sus! Bak bana! Yaşamak kolay değil, yaşamak zor değil. Bunlar çocuksu düşünceler. Bırak konuşsun içindeki Tanrı, o zaman susacaklar. Yolun seni anandan ve yurdundan uzaklaştırdığı için endişelisin. Ama attığın her adım, her yeni gün seni anana yaklaştırır. Orası ya da şurası değildir yurdun. Yurt ya içindedir ya da hiçbir yerde.

Yollara düşme özlemiyle kederlenir yüreğim, akşamları rüzgârda uğuldayan ağaçları duyduğumda. Sessizce, uzun uzun dinlerseniz, bu özlemin esası da anlamı da çıkar ortaya. Sanıldığı gibi acıdan kaçıp gitme arzusu değildir bu. Yurda, ananın belleğine, hayatın yeni kıssalarına duyulan özlemdir. Eve götürür insanı. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.

Böyle uğuldar ağaç, çocuksu düşüncelerimizden ürktüğümüz akşam vakitlerinde. […] Ağaçları dinlemeyi öğrenen, ağaç olmayı arzulamaz artık. Kendisi dışında başka bir şey olmayı arzulamaz. Yurt budur. Mutluluk budur.”

Resimli Başyapıtlar: Aurélia

Gérard de Nerval

Resimleyen: Ali Çetinkaya

“Yavaş yavaş aydınlanan belirsiz bir yeraltıdır uyku, burada gölgeden ve gecenin içinden, arafı mesken tutmuş, ciddiyetle hareketsiz duran soluk siluetler çıkagelir.”

Nerval rüyaları bildiğimiz dünyayla gerçeküstü dünya arasındaki iletişimi sağlayan bir vasıta olarak görür. Yazıları onun mantık ve tutarlılıkla kuvvetli bağını sarsan hayaller ve fantezilerle doludur. Bunun en önemli örneklerinden biri olan ve en önemli eseri kabul edilen Aurélia’da düşle gerçeklik, delilikle yaratıcılık arasındaki belirsiz, gizemli çizgiyi, kendi ruhsal deneyim ve arayışlarından yola çıkarak inceliyor.

Fransız romantizminin önemli yazar ve şairlerinden, sembolizm ve gerçeküstücülük akımını olduğu kadar T. S. Eliot, Ahmet Hamdi Tanpınar, Charles Baudelaire ve Marcel Proust gibi pek çok yazarı etkilemiş Nerval eşsiz ve zarif edebi üslubuyla saflık, kaybedilmiş gençlik, kendini gerçekleştirme ve güzellik ideallerini yansıtan imgeleri Aurélia’da buluşturuyor.

Resimli Başyapıtlar: Beyaz Geceler

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Resimleyen: Nicolai Troshinsky

“Hayalperest eski hayallerinin arasında, külleri karıştırır gibi, soğumuş yüreğini yeniden ısıtacak, onu yeniden hayata döndürecek bir kıvılcım arar boş yere. Bulacağı kıvılcımla sönen o güzel hayallerinin ateşini yeniden yakacak, kanını kaynatan, mutluluk gözyaşları döktüren müthiş düşlerine tekrar kavuşacaktır.”

Sekiz yıldır yaşadığı St. Petersburg’da kimseyle yakınlaşamamış ama şehri evleriyle, yüzleriyle ezbere bilen yalnız, kederli, hayalperest bir genç adamın dört beyaz gecesinin öyküsü bu.

Hayalperestimiz sıradan gece yürüyüşlerinden birinde Nastenka’yla karşılaşır. Hayatın yabancısı bu ikili kısa sürede hikâyelerini, dertlerini, hayallerini paylaşacak kadar yakınlaşır; birlikteyken kederleri, huzursuzlukları uğramaz yanlarına; geceleri ve ruhları aydınlanır. İnsanın tek başınalığı, kalbini birine korkusuzca açabilmesinin imkânıyla bir aradadır Beyaz Geceler’de. Bu imkân bir an kadar bile olsa, “Böyle bir an ömrü boyunca yetmez mi insana?”

Dünya edebiyatının en güçlü yazarlarından Dostoyevski’nin külliyatında kendine has, ayrı bir yeri olan Beyaz Geceler’in zarif ve yalın üslubuna bu kez Nicolai Troshinsky’nin büyüleyici çizimleri eşlik ediyor.

Resimli Başyapıtlar: Dönüşüm

Franz Kafka

“Gregor Samsa bir sabah yatağında huzursuz düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Kabuklu sert sırtının üzerinde yatıyor, başını birazcık yükselttiğinde, kayıp düşmek üzere olan yorganın tepesinde zar zor tutunduğu kahverengi, bombeli ve yay şeklinde şeritlerle bezeli karnını görüyordu. Gövdesine göre acınacak incelikteki pek çok bacağı gözlerinin önünde çaresizlikle titreşiyordu.”

Kafka işte bu sarsıcı, tuhaf cümlelerle başlıyor yirminci yüzyılın en etkileyici eserleri arasında yer alan Dönüşüm’e.

Keskinliği ve yalınlığıyla Kafka’nın edebi yoğunluğunu en iyi anlatan bu başyapıt, Arjantinli çizer Luis Scafati’nin hayal gücüyle birleşince, ortaya seyre doyulmaz bir edebi ziyafet çıkıyor.

“Kafka’nın sanatı okuyucuyu onu yeniden okumaya zorluyor. Eserlerinin sonları –ya da olmayan sonları– açık açık ifade edilmeyen, ama hikayenin başka bir bakış açısıyla yeniden okunmasını gerektiren açıklamalar sunuyor.”

Albert Camus

“[Kafka] ziyadesiyle bürokratikleşmiş bir toplumun şiirsellikten yoksun kumaşını romanın o muazzam şiirine; bir adamın gayet sıradan öyküsünü… bir mite, destana, daha önce görülmemiş bir güzelliğe dönüştürüyor.”

Milan Kundera

Gizemli Bir Maske

Fernando Pessoa

Geç git, kuş, geç git, bana da geçip gitmeyi öğret!

Bir bilinmezlik olmayı seçen, yazma eylemini kendine özgü bir sahne yorumuyla icra eden, Modernizmin geç keşfedilen öncülerinden Fernando Pessoa başyapıtı sayılan Huzursuzluğun Kitabı’nda şöyle yazar: “Yaratmak uğruna kendimi yok ettim; kendi içimde o kadar dışıma attım ki kendimi, kendimin dışında varlık sürüyorum artık. Farklı oyuncuların farklı oyunlar oynadığı boş bir sahneyim ben.” Bu benzersiz günlük, Bernardo Soares imzalıdır. Şiirle yaşamış, yarattığı onlarca kimlik, karakter aracılığıyla modern şiire ve yazına mührünü, hayattayken yayımladığı tek Portekizce şiir kitabı ve üç İngilizce kitabın yanında koca bir bavul elyazmasıyla bırakmıştır Pessoa.

Martín López-Vega’nın hazırladığı bu seçki, Pessoa’nın baş aktörleri olarak nitelenen, kendisinin de öyle kurguladığı Alberto Caeiro, Ricardo Reis, Álvaro de Campos’un şiirlerinden bir seçmeyi Adolfo Serra’nın illüstrasyonlarıyla bir araya getiriyor.

Bugün, yapıtıyla ördüğü bulmaca hâlâ bütünüyle gün ışığına çıkmamışken, dünyanın başka coğrafyalarında başka “yaşayan karakter”lere kendine özgü bir bilgelikle dokunarak sözünü sürdürüyor Pessoa.

Dünyada ileri gitmek için ne kadar çok şey ödünç aldım!

Ne kadar ödünç şeyi sanki benimmiş gibi kullandım!

Ben kendim de, yazık ki, bana ödünç verilen şeylerden başka bir şey değilim.

Resimli Başyapıtlar: Kara Kedi

Edgar Allan Poe

“Yazmak üzere olduğum bu çılgın, ama bir o kadar da basit hikayeye inanmanızı beklemiyorum. Kendi aklım bile, olanları apaçık gördüğü halde, onları inkar ederken, sizden bunu beklemem delilik olur. Ama deli olmadığımı biliyorum, hayal görmediğimden de eminim. Yarın öleceğim için bugün içimi dökmem gerek.”

Edgar Allan Poe’nun gizemli ve karanlık dünyasına hoş geldiniz! Dehşeti, korkuyu, düş ile gerçeklik arasındaki muğlaklığı, insanın karanlık yüzünü ve çaresizliği anlatan Poe’nun tekinsiz öykülerine, bu kez Luis Scafati’nin eşsiz çizimleri eşlik ediyor. Büyük bir özenle kullandığı siyahın hakim olduğu çizimleriyle karanlık ve hassas bir dünyanın kapılarını aralayan Scafati ile duyduğu dehşetli ürperişi okuyucusuna iletmekte benzersiz bir dile sahip Edgar Allan Poe’nun öyküleri bir araya gelerek benzersiz bir atmosfer yaratıyor.

“Edgar Allan Poe’nun öykülerini çok sevdiğim için gerilim filmleri yapmaya başladım.”

Alfred Hitchcock

“Edgar Allan Poe, ona hayat veren nefesi üflemeden önce dedektiflik hikâyeleri neredeydi?”

Arthur Conan Doyle

Palto

Nikolay Gogol

Önüne ne pahasına olursa olsun ulaşacağı bir hedef koyan insanlar gibi kendini şimdiden daha hayat dolu hissediyor, karakteri güçleniyordu. Yürüyüşünde ve hareketlerinde kararsız ve ikircikli ne varsa gitmiş, gözlerinde yeni bir ateş parlamaya başlamıştı. Hatta en cüretkâr hayallerinde bazen paltosuna sansar kürkü bir yaka diktirmeyi bile kurar olmuştu.”

“Küçük adam”ın çektiği sıkıntılar, maruz kaldığı eşitsizlik ve acılar bu uzun öykünün başkahramanı Akakiy

Akakiyeviç’in hayatı üzerinden yalın bir gerçekçilikle anlatılıyor. Böylesi bir anlatım, her ne kadar dönemin Çarlık Rusya’sında büyük tepki alsa ve Gogol, Rus insanını aşağılamakla suçlansa da, Rus edebiyatında bir çığır açıyor. Elinizde tuttuğunuz bu muhteşem eseri daha önce yayınlanmış örneklerinden farklı kılan ise otuzdan fazla kitapta imzası olan ödüllü çizer Noemí Villamuza’nın büyüleyici çizimleri.

“Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık.”

Dostoyevski

“Gogol’un Palto’da sergilediği sanat, paralel doğruların kesişmekle kalmayıp, solucan misali kıvrılabileceklerine, karmakarışık hale gelebileceklerine işaret eder.”

Vladimir Nabokov

Resimli Başyapıtlar: Satranç

Stefan Zweig

Stefan Zweig’ın intihar etmeden kısa süre önce kaleme aldığı Satranç zulüm, saplantı, aklın gücü ve bu gücün yaratacağı kötülükleri ele alan ve yayımlandığından beri bütün dünyada büyük yankı uyandırmış bir klasik. Satranç tahtasının siyahı ve beyazı gibi iki kutbun –iyiyle kötünün, kibarla kabanın, insanla makinenin, akılla deliliğin, cehaletle bilginin, açgözlülükle tamahkarlığın– arasında, kendi içimizde bitmeyen bir satranç maçına devam eden bizim hikâyemiz…

New York’tan Buenos Aires’e giden bir gemide yolcular arasında Dünya Satranç Şampiyonu Mirko Czentovic de bulunmaktadır. Kaba, vurdumduymaz, cahil, açgözlü bir insan olsa da Czentovic tam bir satranç dehasıdır. Gemidekiler kendisiyle maç yapmak isterler. Genç satranç oyuncusu bu isteklerini geri çevirmez ve üst üste galip gelir, ta ki bir maç sırasında ağırbaşlı, çekingen bir yabancı ortaya çıkıp oyuna müdahale edinceye kadar. Bu yabancı uzun zamandır satranç tahtasına elini sürmediğini söylese de verdiği taktikler sayesinde maç berabere biter.

Akif Kaynar’ın karakterlerin iç dünyasını yansıtan, öykünün önemli noktalarını canlandıran resimleri de Zweig’ın bu ölümsüz klasiğini bambaşka bir boyuta taşıyor.

Devamını Göster
₺1,400.00
Klasikler Seti 2 (8 kitap)

Geçmişte Albert Einstein'ın da uykusuz geceler geçirmesine sebep olan, hem dalga hem parçacık özelliği gösteren bu kütlesiz enerji paketçiğinin hızı, tam da bu sebepten ötürü yukarıdaki yöntemle ölçülemez.

Fizeau'nun Deneyi

Işık hızının modern anlamda ilk ölçümü, Fransız fizikçi Hippolyte Fizeau tarafından 1849 yılında gerçekleştirilmiştir. Fizeau, bir ışık demetini dönen dişli bir çarkın dişleri arasından geçirmiş ve 8 kilometre uzaklıktaki bir aynaya yansıtıp geri dönmesini sağlayarak ışığın hızını ölçmüştür. Bu deney, ışığın hızını yaklaşık olarak 313,000 km/s olarak belirlemiştir ki bu, günümüzde kabul edilen değere oldukça yakındır. Aşağıdaki videoda bu deneyin bir animasyonunu izleyebilirsiniz.

Çift yönlü hız ölçümü, ışığın bir noktadan başka bir noktaya gidip geri dönmesi prensibine dayanır. Bu yöntemde, ışığın gidiş-dönüş süresi ölçülür ve bu süreye dayanarak ışığın hızı hesaplanır. Bu yöntem, ışık hızının tam olarak hesaplanmasını sağlar, ancak tek yönlü hızın ölçülmesini mümkün kılmaz.

Tek yönlü hız ölçümü, ışığın yalnızca bir yöndeki hızını ölçmek için kullanılır. Yukarıda verdiğimiz otomobil örneğindeki gibi düşünebiliriz. Ancak bu yöntem, saatin senkronizasyonu gibi bazı temel zorluklar içerir. İki saatin senkronize edilmesi, ışığın hızını bilmeyi gerektirir ve bu, ölçümü neredeyse imkansız hale getirir.

Senkronizasyon Problemi

Einstein'ın özel görelilik teorisi, ışığın hızının tüm gözlemciler için sabit olduğunu öne sürer. Ancak bu teori, aslında çift yönlü ışık hızının sabit olduğu varsayımına dayanır.[9] Tek yönlü ışık hızı ise deneysel olarak doğrulanamamıştır. Bu, ışığın bir yönde farklı bir hızda, geri dönüşte ise farklı bir hızda olabileceği anlamına gelir.

Einstein, ışığın A noktasından B noktasına olan hızının, B noktasından A noktasına olan hızına eşit olduğunu varsayarak saatleri senkronize etmiştir. Einstein'ın Senkronizasyon Konvansiyonu olarak anılan bu varsayım, fiziksel doğa hakkında gözlem yapılarak ispatlanmış bir gerçek olmaktan ziyade, gözlemlerimizi tutarlı kılmak için yapılan bir kabuldür.

Henri Poincaré, bu sonuca Einstein'den önce varmış olmasına rağmen bu problemin Einstein'ın adıyla anılmasının sebebi, Poincaré'in sonuçları klasik fizik denklemleriyle yorumlaması ve tutarlı bir sonuca ulaşamamasıdır. Ancak yaptığı çalışmalar ile bu konuya büyük katkılar sağlamıştır.

Işık hızının yön bağımlılığını deneysel olarak doğrulamaktaki asıl sorun, süreyi ölçmede kullanacağımız saatlerin senkronizasyonunu yapabilmek için ışığın kendisini kullanmayı gerektirmesidir. Başka bir deyişle bilinmeyeni xx olan bir denklemde xx'i bulmak için, xx gördüğümüz yere xx yazmak gibidir.

Farklı çözüm fikirleriyle bu karmaşık durumu tartışalım:

Bir ışını mükemmel bir vakum ortamında bir kilometre boyunca ateşleyebilen bir lazerimiz olduğunu hayal edelim. Lazer ışınını ateşlediğimiz anda bir zamanlayıcıyı başlatalım ve tam olarak sona ulaştığında saati durduralım. Eğer biz ve saat başlangıç ​​noktasındaysak ışığın bir kilometreye ulaştığını nasıl bilebiliriz?

Tüm Reklamları Kapat

Tek saatli bir düzenekte ışığın ne zaman 1 km'ye ulaştığını bilemeyiz.
Tek saatli bir düzenekte ışığın ne zaman 1 km'ye ulaştığını bilemeyiz.
Cem Ergünay

Bunun için biri lazer kaynağı ile aynı yerde, diğeri ışığı gönderdiğimiz diğer uçta bulunan ve lazer ışığını algıladığında otomatik olarak tepki veren iki saate ihtiyacımız var. Bu durumda iki saatin mükemmel bir şekilde senkronize olduğundan emin olmamız gerekiyor.

Lazer ışığını algıladıklarında tepki veren iki saatin olduğu deney düzeneği.
Lazer ışığını algıladıklarında tepki veren iki saatin olduğu deney düzeneği.
Cem Ergünay

İki saati bir kablo aracılığıyla birbirine bağlayabilir ve birinden diğerine bir sinyal gönderebiliriz, ancak bu sinyal ışık hızında ilerleyeceğinden, yukarıda bahsettiğimiz Mars örneği gibi, diğer saate bir zaman gecikmesiyle ulaşacaktır. Bu zaman gecikmesinin, ışığın tek yönlü hızı olduğunu düşünebiliriz ancak aslında bu, bilmediğimiz ve ölçmeye çalıştığımız hızdır. Başka bir deyişle bu yöntemle saatler aslında senkronize olmuş olmaz. Eğer aralarında senkronizasyon farkı varsa, buna bir de gönderdiğimiz sinyali eklemiş oluruz. Dolayısıyla doğruluğundan emin olmadığımız deney aletleriyle elde ettiğimiz bir sonuca ulaşırız.

Başka bir yöntem deneylim ve önce saatleri beraber senkronize edelim ve bir tanesini 1 km ileriye götürelim.

Saatleri önce beraber senkronize ediyoruz ve birini diğer uca taşıyoruz.
Saatleri önce beraber senkronize ediyoruz ve birini diğer uca taşıyoruz.
Cem Ergünay

Fikir çok parlak gibi görünsede maalesef bu da işe yaramayacaktır çünkü ikinci saati birinci saate göre hareket ettirdik. Özel görelilik bize, hareket eden saatlerin sabit gözlemcilere göre daha yavaş ilerlediğini söylüyor. Yani saat 1 km uzağa taşındığında artık başlangıçtaki saatle senkronize olmayacaktır.

Tüm Reklamları Kapat

Peki yeni plan; iki saati de uç noktalara yerleştiriyoruz ve tam ortalarına, iki saate de aynı anda bir senkronizasyon sinyali yollayacak bir sinyal üretici koyuyoruz.

Tam ortaya yerleştirdiğimiz sinyal üretici aynı anda senkronizasyon sinyali gönderiyor.
Tam ortaya yerleştirdiğimiz sinyal üretici aynı anda senkronizasyon sinyali gönderiyor.
Cem Ergünay

Eğer ışık hızı hem AA hem de BB yönünde aynı ise, bu düzenek bize istediğimiz ölçümü yapmamıza olanak verecektir. Ancak tam da emin olamadığımız gibi eğer ışık bir yönde diğerinden farklı hızda ilerliyorsa, saatler arasında senkronizasyon farkı olacaktır. Üstelik bu fark o kadar mükemmel bir fark olacaktır ki, sonunda saatlerde gördüğümüz hız bize yukarıda standart olarak kabul edilen hızı verecektir. Senkronizasyon sinyali üreticisi olarak GPS için kullandığımız uyduları da kullansak, aynı sebepten ötürü aradaki fark sonunda ölçtüğümüz değer, tek yönlü hız farklı bile olsa, cc olacaktır.

Peki saatleri düzeneğin tam orta noktasında senkronize ettikten sonra inanılmaz yavaş bir hızla uç noktalara götürsek? Bu sayede zaman genişlemesi ihmal edilebilecek kadar küçük olmaz mı?

Saatleri ortada senkronize edip uçlara götürdüğümüzde ışık her yönde aynı hızda değilse zaman farklı oluşur.
Saatleri ortada senkronize edip uçlara götürdüğümüzde ışık her yönde aynı hızda değilse zaman farklı oluşur.
Cem Ergünay

Maalesef bundan da emin olamayız. Çünkü zaman genişlemesi için kullandığımız aşağıdaki formül yerine;

Tüm Reklamları Kapat

Δt′=Δt1−v2c2   (lorentzfakto¨ru¨)\huge \Delta t^{\prime} = \frac{\Delta t}{\sqrt{1-\frac {v^2} {c^2}}}\space\space\space\small(lorentz faktörü)

Şu formülü kullanmamız gerekir;[10]

c±=c1±κ.\huge c_\pm={\frac c {1\pm \kappa^.}}

v~=v1−κ.vc′\huge \tilde{v}=\frac{v}{1-\kappa.\frac v {c^{\prime}}}

Tüm Reklamları Kapat

Burada κ\kappa, 0 ile 1 arasında değerlere sahip olabilir. Bu dönüşüm, ışığın tek yönlü hızının tüm karelerde geleneksel olduğunu ve iki yönlü hızın değişmez kaldığını gösterir. κ\kappa'nın 0 olması, standart Lorentz dönüşümüyle sonuçlanan Einstein senkronizasyonu anlamına gelir. Burada görüldüğü üzere tamamen ölçüm yaparak ulaşmaya çalıştığımız değere, bir hesap yaparak etki etmek zorunda kalıyoruz. Üstelik bu hesabın içinde ölçmeye çalıştığımız ışık hızı da var.

Bütün bu örneklerde ortak olan sorun şu ki; ışığın tek yönlü hızını ölçmek için senkronize saatlere ihtiyacımız var, ancak saatlerimizi senkronize etmek için ışığın tek yönlü hızını bilmemiz gerekiyor. Müthiş bir paradoks!

Işığın farklı ortamlarda farklı hızlarda gittiğini ve bunu inanılmaz ölçülerde yavaşlatıp çok yüksek hızlı kameralarla kayıt altına alabiliyoruz. Detaylar için ilgili yazımızı okuyabilir ve aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz.

Peki klasik fizikteki bir yöntemi neden kullanamıyoruz? Çünkü ışığın kameralar tarafından tespit edilmesi için ışığın kameraya yansıması gerekiyor. Sonuçta gözlemlediğimiz şey yine iki yönlü ölçüm oluyor.

Tüm Reklamları Kapat

Modern Deneyler ve Araştırmalar

Kuantum fiziği ve kuantum mekaniğinin gelişmesiyle hayatımıza giren GPS sistemleri, ışık hızının sabit olduğunu varsayarak çalışır. Ancak, ışık hızının yön bağımlı olması durumunda, GPS sistemlerinin doğru çalışması mümkün olmaz. Bu, ışık hızının sabit olup olmadığının deneysel olarak doğrulanmasını zorlaştırır.

Teorik Tartışmalar ve Felsefi Yansımalar

Simultaneite kavramı, iki farklı noktada aynı anda meydana gelen olayların zamanlamasıdır. Işık hızının yön bağımlı olması durumunda, simultaneite kavramı da sorgulanabilir hale gelir.

Işık hızının sabit olup olmadığı, zaman ve mekan algımızı da etkiler. Eğer ışık hızı yön bağımlı ise, zaman ve mekan kavramlarımızı yeniden değerlendirmemiz gerekebilir.

Sonuç

Işık hızının doğası ve ölçümü, modern fiziğin en temel sorularından biridir. Tek yönlü ışık hızının ölçülememesi, fiziksel yasaların tutarlılığı açısından bir sorun teşkil etmese de, evrenin daha derin ve gizemli yönlerini anlamamıza yardımcı olabilir. Işığın tek yönlü hızının ölçülememesi, zaman ve mekan kavramlarımızı yeniden değerlendirmemize ve belki de gelecekte fiziksel teorilerin daha da geliştirilmesine yol açabilir. Eğer gerçekten böyle bir durum varsa ve ışık bir yönde sonsuz hızda ilerliyorsa, bu o yönden gelen ışığın, geldiği maddenin tam olarak o anını bize taşıyor demektir. Düşünün; 2.54 milyon ışık yılı uzaklıktaki Andromeda Galaksi'sini aslında şu anki haliyle görüyor olabiliriz.

Tüm Reklamları Kapat

Evrenin büyük ölçekte izotropik olduğunu görürüz ancak yine de gezegenlerin hem kendi hem de yıldızları etrafında birbirleriyle aynı yönde dönmesi, ya da evrende anti-maddenin değil de maddenin bulunması izotropik olmayan bazı durumların olabileceğini gösteriyor. Işığın doğasının tam olarak çözülmesi işte bu yüzden daha da önemli. Evren bizimle ışık sayesinde konuşuyor olabilir.

Örnekler çoğaltılabilir ancak hepsinin ortak özelliği, ışığın iki yönlü hızı cc olduğu sürece, özel görelilik yasalarının çalışmaya devam ettiğidir. Peki eğer ışığın tek yönlü hızını bilmek gerçek hayatta bizi hiç etkilemeyecekse neden bu konuda kafa yoruyoruz? Neden bunu böyle kabul edip hayatımıza devam etmiyoruz? Occam'ın usturasını kullanmak için bundan daha iyi bir fırsat çok nadir çıkar. Ancak bilim için bir şeyin imkansızlığı tam olarak ispatlanana kadar o dosyayı kapatmak bir onur meselesidir. Entropinin sürekli artışı ispatlanana kadar insanlar bu konuda kafa yormayı sürdürmüşlerdi. Bu konu da pek farklı olmayacak.

Albert Einstein'ın kendi notlarında, AA ve BB noktaları ve bunların tam ortasındaki MM noktası ile yaptığı aşağıdaki yorumu sanki her şeyi özetliyor:[11]

Yine de önceki tanımımı koruyorum, çünkü aslında ışık hakkında kesinlikle hiçbir varsayım bulunmuyor. Eşzamanlılık tanımına yapılması gereken tek bir talep vardır, yani her gerçek durumda, tanımlanması gereken kavramın yerine getirilip getirilmediği konusunda bize ampirik bir sonuç sağlamalıdır. Tanımımın bu talebi karşıladığı tartışılmazdır. Işığın A→MA \to M yolunu katetmesi için gereken sürenin B→MB \to M yolunu katetmesi için gereken süreyle aynı olması, gerçekte ışığın fiziksel doğası hakkında ne bir varsayım ne de bir hipotezdir, fakat eşzamanlılık tanımına ulaşmak için kendi özgür irademle yapabileceğim bir koşuldur.
Evrim Ağacı, sizlerin sayesinde bağımsız bir bilim iletişim platformu olmaya devam edecek!

Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...

O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...

O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.

Avantajlarımız
"Maddi Destekçi" Rozeti
Reklamsız Deneyim
%10 Daha Fazla UP Kazanımı
Özel İçeriklere Erişim
+5 Quiz Oluşturma Hakkı
Özel Profil Görünümü
+1 İçerik Boostlama Hakkı
ve Daha Fazlası İçin...
Aylık
Tek Sefer
Destek Ol
₺50/Aylık
Bu Makaleyi Alıntıla
Okundu Olarak İşaretle
Özetini Oku
14
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Bize Ulaş
Yukarı Zıpla

Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!

Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.

Soru & Cevap Platformuna Git
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 0
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 04/04/2025 16:57:14 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/18021

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
Kaldığım Yeri İşaretle
Göz Attım

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.
[Site ayalarına git...]

Filtrele
Listele
Bu yazıdaki hareketlerin
Devamını Göster
Filtrele
Listele
Tüm Okuma Geçmişin
Devamını Göster
0/10000
Bu Makaleyi Alıntıla
Evrim Ağacı Formatı
APA7
MLA9
Chicago
C. Ergünay, et al. Poincaré–Einstein Senkronizasyonu: Işığın Tek Yöndeki Hızını Hesaplamak Mümkün mü? Mümkün Değilse, Işığın Hızını Gerçekten Biliyor muyuz?. (7 Ağustos 2024). Alındığı Tarih: 4 Nisan 2025. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/18021
Ergünay, C., Uçar, D. Ş. (2024, August 07). Poincaré–Einstein Senkronizasyonu: Işığın Tek Yöndeki Hızını Hesaplamak Mümkün mü? Mümkün Değilse, Işığın Hızını Gerçekten Biliyor muyuz?. Evrim Ağacı. Retrieved April 04, 2025. from https://evrimagaci.org/s/18021
C. Ergünay, et al. “Poincaré–Einstein Senkronizasyonu: Işığın Tek Yöndeki Hızını Hesaplamak Mümkün mü? Mümkün Değilse, Işığın Hızını Gerçekten Biliyor muyuz?.” Edited by Damla Şahin Uçar. Evrim Ağacı, 07 Aug. 2024, https://evrimagaci.org/s/18021.
Ergünay, Cem. Uçar, Damla Şahin. “Poincaré–Einstein Senkronizasyonu: Işığın Tek Yöndeki Hızını Hesaplamak Mümkün mü? Mümkün Değilse, Işığın Hızını Gerçekten Biliyor muyuz?.” Edited by Damla Şahin Uçar. Evrim Ağacı, August 07, 2024. https://evrimagaci.org/s/18021.

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close