Gece Modu

Bu bir yazar görüşü makalesidir. Makalelerimizin geri kalanı aksine, bu içerikte yazar kendi görüşlerine yer vermektedir. Bu görüşlerin yayınlanması, Evrim Ağacı yöneticileri ve editörleri tarafından desteklendiği veya kabul edildiği anlamına gelmemektedir. Bu makaleler genellikle şeffaflık ve/veya tarafsızlık ilkelerini pekiştirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Bu konuda daha fazla bilgiyi buradan alabilirsiniz. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Daha fazla ve daha hızlı ekonomik büyüme arzusunun yarattığı iklim krizi, 21. yüzyılın en önemli sorunudur. İklim krizinin sağlığa etkilerini doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki açıdan ele almak gerekir:

  • Aşırı sıcaklık sonucu gelişebilecek fizyolojik sorunlar yahut hava kirliliğine bağlı solunum ve kalp rahatsızlıkları vb. sağlık sorunlarının dışında sel, hava sıcaklığında aşırı artış, orman yangınları gibi olaylar sonucu yaralanma ve ölümler de iklim krizinin sağlığa doğrudan etkileridir.
  • İklim değişikliğine bağlı gerçekleşen gıda ve su güvensizliği, iklime duyarlı bulaşıcı hastalıkların yayılması, son olarak iklim değişikliğiyle yaşanacak göçler sonrası sağlık hizmetine erişimin azalması krizin sağlık üzerindeki dolaylı etkileridir. 

Fakir ve Gelişmekte Olan Ülkeler Tehdit Altında!

Tüm krizlerin yoksulları en şiddetli vurması gibi, iklim krizinin de yoksulları daha fazla etkileyeceği aşikârdır. Özellikle yoksul ülkeler ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan ülkeler, iklim krizinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında yer almaktadır. Nitekim Birleşmiş Milletler’in Haziran 2019’da yayınladığı İklim Raporu’na göre en zengin %1’lik kesim içerisinde yer alan bir kişi, en yoksul %10’luk kesimde yer alan bir kişiden 175 kat daha fazla karbon salımına neden olmaktadır. Bu da demek oluyor ki iklim krizinin beraberinde getireceği sağlık sorunları, bu ülkelerde daha ağır bir şekilde hissedilecektir.

Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün (IEP) Yıllık Barış Raporu'nda, 2030 yılına kadar 130 milyon kişinin yoksullaşacağı belirtilmektedir. 2000 yılında elde edilen verilere göre, iklim ilk önce en yoksul kıta olan Afrika’yı vuracaktır. Milyon nüfusta gözlenen ölüm sayısı 70 bin ila 120 bin arasında olacaktır (Mooney 2010). Birleşmiş Milletler’in 2019 İklim Raporu’nda 250 bin kişinin de hastalık sebebiyle yaşamını yitireceğinin belirtilmesi, iklime bağlı ölümler konusunda alarm zillerinin çaldığını gösteriyor.

Şekil 1- 2000 yılında iklim değişikliğine bağlı ölümler, bölgelere göre.
Şekil 1- 2000 yılında iklim değişikliğine bağlı ölümler, bölgelere göre.
Mc. Michael ve diğerleri (2004), Renklendiren: Erdal Kart, Onur Kebapçı

Gavin Mooney, Ulusların Sağlığı adlı kitabında Afrika’nın durduk yere bu halde olmadığını, Kuzey tarafından sömürüldüğü için durumunun bu kadar vahim olduğunu ifade ederken, "Kuzey’in, Güney’e ekolojik bir borcu olduğu"nu vurguluyor. Dünya Bankası’nın kömür yakıtlı enerji üretimini iki katına çıkarmak amacıyla, 2010 yılında, bugüne kadar Afrika kıtasına verilmiş en büyük krediyi (3,75 milyar dolar) Güney Afrika’ya vermesi ise, bu konuda uluslararası kuruluşlar tarafından gerçekçi ve ciddi adımlar atılması beklentisini zorlaştırıyor. Aslında bu verilerin hepsi, geleceğe ışık tutuyor. 

İlaç Kıtlığı ve Bulaşıcı Hastalıklar On Binleri Öldürecek!

İklim krizinin etkileri tam anlamıyla hissedilmeye başlandığında, ilk etapta kıyı kesimlerinin etkileneceği birçok kesim tarafından dile getiriliyor. İklim krizinden etkilenen kıyı kentlerinden iç bölgelere doğru göçün başlaması muhtemel. Örneğin; coğrafyamızda yıllardır süren Suriye Savaşı’nda, tüm dünyanın sınıfta kaldığı açık. Haberlerde ne derece hibelerden bahsedilse de göç sırasında yaşanan ölümlerin önüne geçilemedi. İklim krizinin derinleşmesiyle beraber, Suriye’deki savaşın çok üstünde bir kitle göçünün yaşanacağı da beklenilen bir durum olacaktır. Bu göç sırasında, afetlerden dolayı (sel, heyelan, hortum, tsunami vb.) ölümler yaşanacağı gibi, sağlık hizmetine ulaşımda yaşanacak güçlükler sonucu da ciddi oranda ölümlerle karşılaşılabilecektir. Yine bulaşıcı hastalıklar artacağı gibi, ilaç kıtlığı yaşanacağı için, aslında günümüzde hayati tehlikeye yol açmayan enfeksiyonlar karşısında ileride ölüm sayısının artması ihtimal dâhilindedir. Dahası, "ilaç kıtlığı" tanımındaki değişim de göz önünde bulundurulmalıdır: Tek bir hasta bile, tek bir ilacı dâhi bulamıyorsa, orada ilaç kıtlığı vardır denebilir.

Dünya gündeminin üst sıralarında yer bulamayan kimi bulaşıcı hastalıkların Afrika kıtasını tehdit ettiğini, insanların söz konusu hastalıklardan ötürü hayatını kaybediyor olduğunun da altını çizmek gerekiyor. İklim krizinin henüz baş göstermediği zamanlardan bugünlere değin Avrupa’da artık karşılaşılmayan fakat Afrika’da hâlâ devasa bir sorun olan sıtma ve tüberküloz gibi hastalıklara karşı ilaç firmaları AR-GE araştırması yapmamaktadır. Nitekim 1995-1997 yılları arasında piyasaya giren 1233 ilaçtan sadece 13’ü tropikal ilaçlara özgüdür (Reich 2000). “Küresel ilaç açığı” (İng: "global drug gap") olarak adlandırılan bu durum, aslında alım gücü olmayan ülkelerin sağlık sorunlarıyla küresel ilaç firmalarının ilgilenmemesi anlamına gelmektedir.

Hava Kirliliği Herkesin Ortak Düşmanı!

İklim değişikliği ile beraber hava kirliliğinin hızla artması birçok rahatsızlığı beraberinde getirmiştir. Çünkü kirlilik dolasıyla astım, KOAH ve akciğer kanseri vb. hastalıklarında artış ve bunlara bağlı ölümlerin artma ihtimali çok yüksektir. Nitekim ülkemiz enerjisinin %88’ini fosil yakıtlardan temin etmektedir, ki bu G-20 ortalamasının %82’sini oluşturuyor (G20 Brown To Green Report 2017). Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya nüfusunun %91’i kirli hava soluyor. Dünyada her yıl ortalama 4.2 milyon kişi hava kirliliğine bağlı sebeplerle hayatını kaybediyor. Türkiye’de 2018 yılında hava kirliliği 52 bin insanın erken ölümüne sebep olmuştur (TMMOB Hava Kirliliği Raporu 2018). Dünya Kanser Araştırma Fonu verilerine göre, 2018 yılında dünyada en sık görülen kanser türlerinin başında akciğer kanseri, meme kanseri ve kolon kanseri gelmektedir. Yine ölümle sonuçlanan kanser vakalarının %70’ini düşük gelir grubundaki ülkeler oluşturuyor. 

Bu sonuçlar, akciğer kanseri ve hava kirliliği arasında paralellik olduğu gibi krizin yoksul ve gelişmekte olan ülkeleri vuracağı görüşünü de destekler niteliktedir. OECD verilerine göre Türkiye’de hava kirliliğine bağlı ölümlerin sayısı, yaklaşık 30 bin, HEAL (Health and Environment Alliance) verilerine göre termik santrallerin yol açtığı hava kirliliğine bağlı erken ölüm sayısı 3 bindir. Keza TMMOB’un 2018 Yılı Hava Kirliği Raporu’nda yer alan infografik her şeyi özetler boyuttadır.

Şekil 2- TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Hava Kirliliği Raporu 2018
Şekil 2- TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Hava Kirliliği Raporu 2018

İklim krizinin artçı sarsıntılarının yaşandığı bugünlerde karbon salımını azaltarak bu rahatsızlıkların önüne geçmek mümkün; fakat iklim değişikliği performansı konusunda tüm ülkeler hedefin çok altında kaldı. G-20 ülkeleri Küresel Gayri Safi Yurt içi Hasıla’nın %85'ini ve dünya çapındaki CO2 emisyonunun %80'ini oluşturuyor. G-20 ülkeleri 2016 yılında toplam 147 Milyar ABD Doları'nı kömür, petrol ve doğal gaz teşvikine harcadı. 2013'ten 2015 yılına kadar, tüm G20 ülkeleri yılda ortalama 19 Milyar ABD dolarını fosil yakıt projelerine aktardı (G20 Brown to Green Report 2017).

Su ve Gıda Güvensizliği Kapıda!

Hava kirliğinin yarattığı sorunların yanında ele alınması gereken bir diğer konu ise; su ve gıda güvensizliği olacaktır. Olağanüstü durumlarda temiz suya, gıdaya ve ilaca erişim konusunda sıkıntılar yaşanır. İçme suları kirlenir ve bu kirliliğe kısmen yukarıda bahsettiğimiz su kirliğine bağlı bulaşıcı hastalıklar patlak verir. Bugün dahi yaşanan bir doğal afet sonrası o bölgede ilk olarak içme suyu sıkıntısı yaşanmaktadır. Su kirliliğine bağlı kolera, dizanteri, ishal, dizanteri, hepatit A vb. rahatsızlıklar hızla yayılabilir. Yine su kirliliği kronik rahatsızlığı olanlar açısından riskler doğuracağı gibi HIV ve benzeri bağışıklığa bağlı rahatsızlığı olanları da dolaylı olarak ciddi bir şekilde etkileyecektir. İçme suyuna erişimde yaşanacak sıkıntıların yanı sıra denizlerin kirliliği iklim değişikliğinin karşımıza çıkardığı bir durumdur. Özellikle deniz canlılarındaki mikroplastik oranındaki artış gözle görülebilir bir boyuta ulaşmıştır. Türkiye’de incelenen balıkların yüzde 44’ünün midesinde mikroplastik bulunmuştur. Balıkların midesinden çıkan mikroplastiklerin çoğu tek kullanımlık plastiklerden oluşuyor (Plastikten Kurtul Oltaya Gelme 2019).  

İklim değişmesinin vektör kaynaklı hastalıklar başta olmak üzere, Hantavirüs enfeksiyonları, leişmaniasis (şark çıbanı), Lyme Hastalığı, Tularemi, Deng, Sıtma, KKKA ve Batı Nil Virüsü hastalıklarının epidemiyolojisinde değişime yol açtığı bilinmektedir. Bu hastalıkların kimi yağışın artmasıyla artış gösteriyor kimi sıcaklığın mevsim normallerinin üstüne çıkıldığın artış gösteriyor. (Pala, 2019)

Üzerinde muhakkak durulması gereken bir diğer mesele ise gıda güvensizliğidir. Gıda güvensizliğini kavramak için öncelikle gıda güvenliğinin ne olduğunu açıklamak gerekir. Gıda güvenliği, hem kaliteli hem de miktar bakımından gıdaya yeterli erişimi ifade eder. Gıda güvensizliği ise, bu erişimin sınırlı olması ya da tamamen ortadan kalkmasıdır. Gıda güvensizliği orta seviyede ve şiddetli seviyede olmak üzere iki farklı şekilde yaşanabilir. Orta seviyede yaşanan gıda güvensizliğinde gıdaya erişim olmakla beraber gıdanın miktarı ve kalitesi bakımından ödünler verilmektedir ve erişimde belirsizliklerle karşılaşılmaktadır. Şiddetli seviyede güvensizlikte ise, kişilerin gıdaları tükenmiştir ya da bir günleri hiç yemek yemeden geçmiştir. 

Şekil 3-Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2019 Raporu
Şekil 3-Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) 2019 Raporu

IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu) 2019 yılı Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumu Raporu’nun önsözünde geçen bir bölüm çok çarpıcıdır:

İklim değişikliği ile artan iklim değişkenliği ve olağandışı hava olayları tarımsal verimliliği, gıda üretimini ve doğal kaynakları olumsuz etkilemektedir ve bu durum, gıda sistemleri ve kırsal geçim kaynakları üzerinde de etkili olup çiftçi sayısında düşüşe yol açmaktadır. Bunların hepsi, dünya çapında gıdanın üretiminde, dağıtımında ve tüketiminde önemli değişikliklere ve gıda güvenliği, beslenme ve sağlıkla ilgili yeni zorluklara neden olmaktadır.

Bugün dünya üzerindeki ülkelerde orta düzeyde yaşanan gıda ve su güvensizliğinin iklim krizinin etkisinin artmasıyla beraber şiddetli seviyede baş göstereceği düşünülmektedir. Özellikle Afrika ülkelerinde şu anda dahi kırmızı alarm durumunda olan ülkelerin olması durumun vahametini ortaya koymaktadır. IFAD’ın raporunda iklimin etkili olduğu ülkelerdeki gıda güvensizliği sorunu da net bir şekilde ele alınmıştır. Yine bu etkinin ekonomiye etkisi ve gıda fiyatlarında yol açtığı artışta net bir şekilde gözlenmiştir.

Şekil 4-Gıda Krizlerine Yol Açan İkincil ve Üçüncül Faktörler
Şekil 4-Gıda Krizlerine Yol Açan İkincil ve Üçüncül Faktörler

Kitlesel Göçler, İklim Krizinin "Sıradan" Bir Sonucu!

İklim değişikliğiyle beraber belki de tartışmamız gereken bir diğer olgu da göçtür. Göç ile birlikte insanların sağlığa erişimi zorlaşmaktadır. Bu durum yeni bir olguyu tartışmamız gerektiğini ortaya çıkarmıştır. İklim mültecileri, çevre mültecileri ya da ekolojik mültecilik.

İklim değişikliği kıskacında hareket etmeye çalışan insanlar: İklim mültecileri. El Hinnawi, çevre mültecilerini, “varlığını tehlikeye atan veya yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen belirgin bir çevresel bozulma (doğal süreçler ve/veya insanlar tarafından tetiklenen) nedeniyle geçici veya kalıcı olarak geleneksel yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan insanlar” olarak tanımlamıştır. Gelişmekte olan birçok ülke, AB’yi iklim göçmenlerine mülteci statüsü vermeye çağırmıştır. Bununla birlikte, AB üye devletleri, “iklim mültecileri” şeklinde yeni bir kategori oluşturma fikrine uzak durmaktadır. (Biter, 2019). 

Sonuç

İlerleyen dönemlerde ülkeler iklim değişikliğine gereken önemi ve hassasiyeti göstermediği takdirde, iklim değişikliği etkilerinin daha sert ve belirgin bir şekilde ortaya çıktığında ekolojik mültecilik kavramını daha çok tartışacağımız aşikârdır.

Şunu net olarak ifade etmek gerekirse küresel ısınma, insan sağlığı için en büyük tehlikedir. Mevcut sistemle bu sorunların ortadan kalkmayacağı gibi, devam edilmesi durumunda daha da kötüleşeceği ortadadır. Bu durumdan en fazla etkilenecek gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerdir. 

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 1
  • Tebrikler! 6
  • Bilim Budur! 0
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 4
  • Grrr... *@$# 1
  • İğrenç! 1
  • Korkutucu! 1
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • G. Mooney, et al. (2013). Ulusların Sağlığı Yeni Bir Ekonomi Politiğe Doğru. ISBN: 978-605-4836-55-0. Yayınevi: Yordam Kitap.
  • D. Akgün, et al. (2014). Kapitalizm Hasta Eder. ISBN: 978-605-9020-12. Yayınevi: Nota Bene.
  • O. Elbek, et al. (2013). Kapitalizm Sağlığa Zararlıdır. ISBN: 978-605-5181-33-8. Yayınevi: Hayykitap.
  • Ç.M. Bakırcı, et al. Küresel İklim Değişikliği, Sizin Sorumluluğunuz Mu?. (2019, Kasım 19). Alındığı Tarih: 05 Aralık 2019. Alındığı Yer: Evrim Ağacı | Arşiv Bağlantısı
  • Çevre Mühendisleri Odası, et al. Hava Kirliliği Raporu 2018. (2019, Mart 12). Alındığı Tarih: 10 Aralık 2019. Alındığı Yer: CMO | Arşiv Bağlantısı
  • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, et al. Dünya Gıda Günü. (2019, Ekim 17). Alındığı Tarih: 19 Aralık 2019. Alındığı Yer: Doğrukuk Payı | Arşiv Bağlantısı
  • C. Çevik, et al. Türkiye’deki Deniz Canlılarındaki Mikroplastik Kirliliği. (2019, Ekim 28). Alındığı Tarih: 15 Kasım 2019. Alındığı Yer: Greenpeace | Arşiv Bağlantısı
  • Global Barış İndeksi. İklim Değişikliği Yeni Çatışmalar Oluşturabilir, Türkiye'ye Kötü Karne. (2019, Haziran 12). Alındığı Tarih: 05 Kasım 2019. Alındığı Yer: Bianet | Arşiv Bağlantısı
  • K. Pala, et al. (Süreli Yayın, 2019). İklim Krizi ve Sağlık –I . Not: Toplum ve Hekim Dergisi sayı:6.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 01/04/2020 18:24:56 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8294

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Günümüzde bilim insanları dilenciler gibi görülmektedir. Ellerindeki teneke kutular, devletin fon ajanslarına ısrarla doğrultulmuştur.”
J. Doyne Farmer
Geri Bildirim Gönder