Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Tüm Reklamları Kapat
Tüm Reklamları Kapat

Evrim ve İdeoloji: Sosyal Darwinizm Nedir? Öjeni Nedir?

Siyasal İdeolojiler Evrim Kuramı'yla Bağlantılı mıdır?

18 dakika
56,382
Evrim ve İdeoloji: Sosyal Darwinizm Nedir? Öjeni Nedir? MintPress News
Evrim Ağacı Akademi: Sahtebilim Yazı Dizisi
Bu yazı, Sahtebilim yazı dizisinin 16. yazısıdır. Bu yazı dizisini okumaya, serinin 1. yazısı olan " Bilimin Anlamını Gölgeleyen Tehlike: Sahtebilim!" başlıklı makalemizden başlamanızı öneririz.
Tüm Reklamları Kapat

Bu Makalede Neler Öğreneceksiniz?

  • Evrim Teorisi hiçbir siyasi ideolojiye doğrudan bağlı değildir ancak çeşitli ideolojiler bu teoriyi kendi amaçları için araç olarak kullanmıştır.
  • Öjeni, insan genetik yapısını yapay yollarla iyileştirmeyi amaçlayan bilimsel bir müdahaledir ancak etik sorunları nedeniyle bilimsel olarak tartışmalıdır.
  • Bilim gerçekleri tarafsızdır ve ideolojilerden bağımsızdır; Evrim Teorisi'nin siyasi ideolojilerle ilişkilendirilmesi teorinin bilimsel geçerliliğini etkilemez.

Evrim Teorisi ile ilgili yaygın bir kullanım, teorinin birbirinden farklı ve çoğu zaman birbirine zıt (örneğin komünizm ve kapitalizm gibi veya bireycilik ve toplumculuk gibi) ideolojiler için dayanak olarak kullanılmasıdır. Bu durumda şu soru doğmaktadır: Evrim Teorisi, herhangi bir ideoloji ile doğrudan ilişkili olabilir mi? Cevap açıktır; ancak iki basamaklıdır: Hayır; Evrim Teorisi hiçbir siyasi ideoloji ile doğrudan ilişkili değildir. Ancak evet, çok sayıda ve hatta birbirine karşı olan siyasi ideolojiler Evrim Teorisi'ni doğrudan veya dolaylı olarak kullanmışlar ve bilimin bu önemli sahasının bilgilerinden faydalanmışlardır.

Söz konusu ideolojiler, Evrim Teorisi'ni kendilerine araç olarak kullanmıştır ve yer yer halen kullanmaya devam etmektedirler. Evrim Teorisi ise, diğer tüm bilim sahaları gibi, bu ideolojilerin hiçbirine diğerlerinden daha yakın veya uzak değildir. Dolayısıyla herhangi bir siyasi ideoloji ile herhangi bir bilim dalı arasındaki ilişki kat'i suretle tek yönlüdür.

Siyasi İdeolojilerde Evrim

Temel bilimler ve bu bilimler tarafından keşfedilen gerçekler ve bu gerçeklere dayanarak inşa edilen teoriler, herhangi bir siyasi ideoloji ile ilgili olarak doğrudan bir çıkarım yapamaz; şu doğrudur veya bu yanlıştır diyemez. Bilimin işi gerçeği ortaya koymaktır; ondan nasıl istifade edileceği insanların bileceği iştir. İnsanların çıkarımlarından ve uygulamalarından bilim asla sorumlu değildir; zira biz o uygulamayı yapsak da, yapmasak da veya yaptığımız herhangi bir uygulamayı o veya bu şekilde yapsak da, gerçek her zaman "gerçek" olacaktır. Bizim anlayış, davranış ve kabiliyetlerimizden tamamen bağımsızdır.

Tüm Reklamları Kapat

Evrim de bir doğa yasası olması bakımından, onun nasıl kullanılacağından %100 bağımsız olarak, hayata ışık tutan ve doğanın kalbinde yatan bir gerçektir. Tüm diğer canlılarla birlikte insanların da kökenini ve sayısız özelliğinin neden ve nasıl o şekilde olduğunu başarıyla açıklar. İnsanın geliştirdiği siyasi ideolojilerin de öyle veya böyle kendi doğasını yansıttığı düşünülürse; Evrim Teorisi içerisinde bu ideolojilere yönelik birçok destekleyici unsurun bulunması işten bile değildir. Bu, teorinin bir aksaklığı, hatası veya suçu değildir; tam tersine, doğamızı başarıyla açıklayabildiğinin güçlü bir göstergesidir.

Sağcı İdeolojide Evrim

Örneğin Sosyal Darwinizm, Charles Darwin'in evrim kuramının oluşturulmasında argüman olarak sunduğu "Ortama uyum sağlamakta güçlük çeken zayıf canlılar zaman içinde yerlerini, ortama daha kolay ayak uydurabilen daha güçlü canlılara bırakırlar" görüşünün, bazı toplumsal düşünürler tarafından Sosyoloji'de bir veri olarak alınmasıyla doğmuştur. Bu yalın gerçekten yola çıkan bazı insanlar kendi toplumları düzeyinde bu cümleyi ele alarak faşizm, ırkçılık, milliyetçilik, sosyal Darwinizm gibi siyasi ideolojilere, çeşitli miktarlarda araç olarak kullanmışlardır. Aynı fikirden yola çıkan bazı diğer insanlar, bunu ekonomik ilişkilere de uyarlayarak kapitalizmin bazı alt başlıklarında olduğu gibi ezen-ezilen grupları makul ve normal gören fikirleri desteklemek için kullanmışlardır.

Ancak en basitinden, burada gözden kaçan durum, Evrim Teorisi'nin "en güçlünün hayatta kalması" değil; "en uyumlunun, değişime en açık olanın hayatta kalması" olduğu gerçeğidir. Örneğin bu kısa anlatımı "güçlü" olarak kullanan ilk kişi, aynı zamanda Sosyal Darwinizm'i geliştiren Herbert Spencer olmuştur. Lakin Darwin, ısrarla doğrusunun "güçlü" değil, "değişime açıklık ve uyumluluk" olduğunu vurgulamıştır; bunu daha en başlardan savunmuştur. Hatta kendi kuzeni Francis Galton'ın Evrim Teorisi'ne dayanan ve sadece en sağlıklı/verimli insanların üremesine izin verilip, diğerlerinin üremesine engel olarak daha başarılı insan toplumları yaratılması gerektiği görüşünü ileri süren Öjeni fikrine de ömrü boyunca sert ve net bir şekilde karşı çıkmıştır. Öyle ki Galton; ancak Darwin'in ölümünden sonra bu fikirlerini kurumlaştırabilmiş ve hayata geçirebilmiştir.

Karikatürde Darwin, kapitalizmi ve öjeniyi simgeleyen unsurları "Evimden defolun!" diyerek kovuyor.
Karikatürde Darwin, kapitalizmi ve öjeniyi simgeleyen unsurları "Evimden defolun!" diyerek kovuyor.

Solcu İdeolojide Evrim

Öte yandan Evrim Teorisi sadece salt bir var olma mücadelesinden ibaret de değildir. Bu mücadelenin varlığı tartışılmaz sayılabilecek bir gerçektir; ancak yaşamı bu mücadeleden ibaret görmek, teorinin birçok detayını görmezden gelmeyi ve sadece birkaç mekanizmasına odaklanmayı gerektirir.

Tüm Reklamları Kapat

Örneğin Evrim Teorisi sadece bu mücadeleyi değil, bu mücadele içerisindeki stratejileri de incelemektedir. Bu incelemeler göstermektedir ki, sosyal bir dayanışma, paylaşım ve altruizm (özgecilik) gibi insani açıdan "ahlaklı" bulunabilecek nitelikleri barındıran popülasyonlar; tekilci, bireyci, izole edici stratejilere sahip popülasyonlara uzun vadede her zaman üstün gelmektedir. Bu fikir, rahatlıkla Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Komünizm gibi az öncekilerle taban tabana zıt ideolojilere araç olarak kullanılabilir ve tarihte sayısız defalar kullanılmıştır da!

Dahası, kısa vadede tekilliğin ve yalnızlığın en üst düzeyde fayda sağlayabiliyor olması ise yine genellikle sağcılık ile ilişkilendirilen Bireycilik, Tekilcilik, Pragmatizm veya genellikle solculuk ile ilişkilendirilen Materyalizm, Natüralizm gibi düşünceleri ve hatta diğer siyasi ideolojileri desteklemekte kullanılabilir ve kullanılmıştır da... Evrim Teorisi'nin sayısız diğer içeriği, sayısız diğer ideoloji ve felsefeyi desteklemek için araç olarak görülebilir.

Öjeni Nedir?

Öjeni, kelime anlamıyla, insan popülasyonlarının genetik frekanslarının kontrollü yönlendirmeyle iyileştirilmesi demektir. Yani, insan toplumlarının gen dağılımlarına müdahale ederek, bu dağılımların istenen bir yönde değiştirilmesi anlamına gelir. Bu müdahale, teknik olarak tamamen bilimsel olan bir müdahaledir: popülasyon içerisinde kimlerin çiftleşip kimlerin çiftleşemeyeceğine bir dış güç tarafından karar verilerek en uygun genetik kombinasyonların yaratılması hedeflenir. Bu sayede, "üstün insan ırkı"nın yaratılması amaçlanır. Ancak daha tanımından anlaşılabileceği gibi, bu isteğin etik ve ahlak ile çok ciddi sorunları bulunmaktadır. Dolayısıyla bilim tarafından çözülmesi zor bir problem olarak karşımıza çıkar.

Yapabilmek ile Yapmak...

Burada karşımıza çıkan sorun şudur: Bunu yapabiliyor olmamız, yapmamız gerektiği anlamına gelir mi? 

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Bu sorunun cevabı bilimsel bir cevap olamamaktadır. Çünkü bilim bize iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı öğretmek konusunda pek başarılı değildir. Bilim bize evrensel gerçekleri sunar, o gerçeklerle ne yapacağımız bizim ahlaki olgunluğumuza ve hayat görüşümüzün kapsayıcılığına ve derinliğine bağlıdır.

Ancak toplumun dinamiklerini bilen ve anlayan herhangi bir şahıs, kendisinin diğerlerinin özgürlükleri hakkında karar verecek bir konumda olmadığını anlayabilmelidir. Çünkü öjenik bir müdahale, insanın "insan" olmasından ötürü özgür olması gerektiği düşüncesine karşıdır. Bu durumda öjeniyi savunacak biri, baskıcılığı ve zorbalığı savunmak durumundadır. Bu da, bireyin özgürlükçülüğe karşı olması anlamına gelir. Dolayısıyla öjeni, her baskıcı düşünce gibi bir düğüm yaratır: Kimin kiminle çiftleşeceğine kim karar verecektir? Kimin üreyemeyeceğine kim karar verecektir? Bu kişilerin bu kararı almak konusundaki yetkinliğinden nasıl emin olabiliriz? Bir diğer deyişle, kimin diğerlerinin doğuştan gelen özgürlüklüklerine müdahale etme hakkı olacaktır? Bu düğüm mantıklı ve bilimsel bir şekilde çözülemez. 

Öjeninin aslında çok "güzel" bir analojisi (benzeşimi) bulunmaktadır: Atomun parçalanması. Atomun parçalanması, radyografi, radyoloji ve nükleer santraller gibi çok önemli bilimsel araçların ve yöntemlerin ortaya çıkmasını sağladığı gibi, nükleer silahların ve acı dolu ölümlerin de ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Görülebileceği gibi atomun parçalanması ile bu parçalanmadan doğan sonuçların iyiliği ve kötülüğü ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Çünkü atomun parçalanabileceğinin bilinmesi, doğanın bir gerçeğinin keşfidir. Biz onu keşfetmesek de, haberdar olmasak da, göz ardı etsek de bu gerçek, gerçek olacaktır. Bu gerçeğin ne yönde kullanılacağı, tamamen insanların kendi ahlak ve etik anlayışlarıyla ilgilidir. Bir taraf bu bilimsel keşfi kullanarak milyonların hayatını kurtaracak çözüm yolları üretirken, bir diğer taraf aynı bilimsel gerçekten yola çıkarak ölümcül bir silah yaratabilmektedir. Öjeni, yani yapay seçilim de doğanın bir yasasıdır; bu yasaya hükmetmek elimizdedir; ancak bunun nasıl yapılacağı veya yapılmasının ahlaki olup olmadığı gibi konulara bilim şu anda yön veremez.

Öjeninin Tarihi

Aslında öjeninin çok eski bir tarihi vardır. Platon, devletin vatandaşların üreme aktivitelerini kontrol etmesi gerektiğini ileri süren ilk düşünürdür. Platon'a göre devlet, insanların üremesi bir kontrollü bir piyango oyunu ile kararlaştırmalıydı. Her bir çiftin bir "evlilik numarası" olmalıydı ve bu numara, bireylerin sağlıklılık, beceriler, vb. değişkenlerine göre belirlenmeliydi. Bu piyangoda, yüksek sayılara sahip olanların üreme şansının fazla olması gerekiyordu. Bu sebeple Platon'un görüşleri, Mendel'den önceki ilk genetik kalıtım düzenlemesi olarak görülmektedir. 

Daha sonradan gelen bazı antik toplumlar da bu tip öjenik yaklaşımlarda bulunmuşlardır. Spartalılar'da, doğan bebek yaşlılarca kontrol edilir ve yaşamını sürdürüp sürdürmeyeceğine onlar karar verirdi. Ölmesi gerektiği düşünülenler, Taygetus Dağı'na götürülür ve orada öldürülürdü. Bu şekilde, daha çok erkekler öldürülürdü, çünkü erkeklerin hayatta kalması için beklenen özellikler çok daha fazlaydı ve onlara göre sadece güçlü erkekler hayatta kalmalıydı. Adolf Hitler, bu eleme yöntemlerinden dolayı Spartalılar'ı övmüş ve göklere çıkartmıştır.

Romalılar da, benzer bir şekilde öjeni uygulamaktaydılar. Uygun bulmadıkları bebekleri Tiber Nehri'nde boğarak öldürürlerdi. 

Tüm Reklamları Kapat

Tüm bunlar bir yana, öjeniyi ilk defa bilimsel bir tabana oturtup, sistematikleştiren kişi, Charles Robert Darwin'in kuzeni Francis Galton'dır. Galton, fikirlerinin temelini Darwin'in Evrim Kuramı'na dayandırmaktadır. Galton, daha zeki insanların, daha az zeki insanlardan daha az çocuk doğurduklarını düşünüyordu. Bu sebeple de insan popülasyonları çok yavaş bir şekilde ilerleyebiliyordu. Galton'a göre bu doğumlar kontrol altına alınabilirse, sadece zekilerin daha fazla çocuk yapmasına izin verilebilir, böylece de insanlar sürekli daha zeki toplumlara doğru evrimleşebilirdi.

Darwin, ömrü boyunca kuzeninin bu fikirlerini "sapkınlık" olarak değerlendirdi ve çok şiddetli bir şekilde karşı çıktı. Darwin'e göre insani değerler de bilim kadar önemliydi ve hiçbiri diğerinin önüne geçmemeliydi. Kuzeni Galton'ın fikirleri ise açık bir şekilde insani değerlerin ihlaliydi. Kimse, bir diğerinin üreme davranışlarına karışmamalı, ailevi yaşantısına müdahale edememeliydi. Galton, Darwin'e duyduğu sonsuz saygıdan dolayı sesini çıkartamadı ve Darwin'in hayatı boyunca fikirlerini kendi içerisinde yaşadı. Ancak Darwin'in 19 Nisan 1882 yılında ölümünden 1 sene sonra, 1883 yılında yazdığı İnsan Fakültesi ve Gelişimi Üzerine Araştırmalar isimli kitabında "öjeni" (Yunanca: eu-genēs: iyi-doğan) kelimesini ortaya attı. 1904 yılında ise öjeniyi "insanın doğum kalitesini arttırma ve en yüksek avantajı sağlama bilimi" olarak tanımladı. Galton, düşüncelerinin çoğunu Adolphe Quetelet'in istatistiki hesaplarına dayandırmıştır. Quetelet, kendi tanımıyla "sosyal fizik" alanıyla ilgilenmekteydi. 

Daha sonradan, bu düşünceler Charles Davenport tarafından ele alındı. Amerikalı bir bilim insanı olan Davenport, günümüzde de Dünyaca meşhur bir öjenikçi olarak bilinmektedir. Davenport, 1904 yılında Biyolojik Deney İstasyonu'nu kurdu ve 1910'da Öjeni Kayıtları Ofisi'ni hayata geçirdi. Bu kurumlar, öjeni kurallarını belirleyecek olan kurumlar haline gelecekti. 

Tüm Reklamları Kapat

Öjeni, tüm Dünya'da hızla yayıldı ve 20. yüzyılın ortalarında en üst noktasına ulaştı. Öjeni; Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Avusturalya, Brezilya, Kanada, Almanya, Japonya, Çin, İsveç, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, İzlanda, Norveç ve İsviçre'de farklı şekillerde hayata geçirildi ve bir nevi uygulandı. Bu ülkelerde belirli dönemlerde devletin hangi çocukların sağlıklı, hangilerinin eksik olduğunu belirleme yetkisi olduğu ilan edildi. Bunlara burada girerek yüzlerce örnek vermek istemiyoruz. Çünkü hepsi temelde aynı mantığı paylaşıyordu: Belirli gruplar, belirli diğer grupların üreme aktivitelerine müdahale edebilmeli, böylece üstün insan türleri evrimleştirilebilmeliydi.

Öjeni, Bilimsel midir? Doğal mıdır?

Öjeninin ardında yatan Yapay Seçilim, elbette ki son derece bilimsel ve evrim üzerinde birebir etkili olan bir uygulamadır. Yani gerçekten de insanların gen haritaları çıkarılarak, en uyumlu genetik ürünlerin (yavruların), en azından belli başlı konularda istenen özelliklerin elde edilmesi sağlanabilir. Bu uygulama sürekli sürdürüldüğünde, nihayetinde atalarına göre istenen özellikler açısından (zihin, fiziksel kapasite, vs.) üstün bireyler elde edilebilecektir. Çünkü evrim bir doğa yasasıdır ve yöntemleri oldukça açıktır.

İnsan da, sıradan bir hayvan türü olduğu için, bütün doğa yasalarına, dolayısıyla da evrime tabidir. Yani insan popülasyonlarını da, tıpkı diğer hayvan ve bitki türleri gibi belirli yönlerde seçerek ve üremelerini kısıtlayarak istediğiniz özelliklere sahip insanlar elde etmeye çalışabilirsiniz.

Bu tip bir uğraşı etkileyen birkaç önemi nokta vardır: İlk olarak, insanı yapay olarak seçebilecek olan tek tür, yine insandır. Dolayısıyla bilim insanları ile deneklerin ömürleri birbirine hemen hemen eşittir. Bu da, çok uzun süreli uğraşlar demektir. Çünkü evrim, yavaş bir değişim yasasıdır. Bu yasayı uygulamak için de, çok uzun zamanlar gerekmektedir. Deneyi yapacak olan bilim insanlarının ömürleri, herhangi bir değişim gözlemeye yetmeyecektir. Dolayısıyla çok kontrollü ve muhtemelen devlet tarafından desteklenmesi gereken, uzun soluklu deneyler planlanmalıdır. Örneğin bir kuruma bu görev verilmeli, denekler için (insanlar) çok geniş bir habitat (mümkünse koca bir ada ya da dışarıyla bağlantısı kesilecek olan bir şehir) oluşturulmalı ve kurum, yüzyıllar, hatta bin yıllar boyunca bu deneyi sürdürmelidir. Bu kadar uzun bir süre boyunca devlete, özel sektöre, spesifik bir kuruma güvenmemiz mümkün müdür?

Tüm Reklamları Kapat

Agora Bilim Pazarı
Kolektif Siyaset Seti (7 Kitap)

Bedreddin: Hayatı ve Düşünceleri

Murat Küçük

“Adil bir dünyanın özlemini duyuyordum. O dünyada hepimize yer olmalıydı. Oysa iktidar savaşlarıyla birbirini boğazlayan orduların ayakları altındaydı insanlık. Yoksulların çaresizliğini düşündükçe bir şeyler yapmamız gerektiğini hissediyordum.”

Söz konusu Şeyh Bedreddin olunca yanıtları belki de her daim muğlak sorularla baş başa kalırız. Bir medrese âlimiyken neden tasavvuf yolunda menzil almıştır? Fikirlerinin Anadolu ve Balkanlar’da bu kadar etkili olabilmesinin nedeni nedir? Dinlerin eşitliğine dair düşüncelerinde Hıristiyan-Helen köklerinin etkisi var mıdır? İsyancılara atfedilen özel mülkiyet karşıtı fikirlerin ilham kaynağı gerçekten Şeyh Bedreddin midir? Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal’le yolları nasıl kesişmiştir? İsyanı planlamış mıdır yoksa rüzgârın yönüne doğru mu yürümüştür sadece?

Murat Küçük zihninde bu sorularla altı yüzyıl önceye gidip söyleşiye davet ediyor Bedreddin’i. Daha yakından tanımak istiyor bu akılcı fıkıh âlimi, gönül gözü açık sufi ve isyankarların yoldaşı şeyhi… Tarihin karanlıklarında kalmış olayları hayali bir Bedreddin’le aydınlatma emeliyle akıl ve kalple dolu bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

Okuyucuya Not: Hayali söyleşiler, dünyayı değiştiren, onu anlamamızı sağlayan önemli isimlerle tanışmak veya onları yeniden keşfetmek isteyenlere keyifli bir okuma sağlamak amacıyla hazırlandı. Bu söyleşiler hayal ürünü olsa da biyografik gerçeklere dayanıyor.

Gezi Ruhu ve Politik Teori

Murat Özbank

2013 yılının Haziran ayında, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nı dolduran çok dilli, çok dinli, çok ideolijili, çok kimlikli insan çoğulluğu arasında bir “ruh” dolaştı: özgürlük ve demokrasi ruhu. Bu ruh, Türkiye’de siyasal hayatı ve siyasal tahayyülü derinden etkileyebilecek gelişmelerin ve arayışların yolunu açtı. Peki nasıl doğmuş, nasıl büyümüştü bu ruh? Dile gelecek olsa hangi kavramlarla konuşur, nasıl bir kuramsal zemine yaslanırdı?

Gezi Ruhu ve Politik Teori bu sorulara yanıt arayan, öznellikle nesnelliği, bir siyaset gözlemcisinin kavramsal bakışıyla bir katılımcının heyecan, umut ve öfkesini harmanlayan, hem politik hem de teorik bir kitap. Bir yandan 2013 Haziran’ının o ateşli günleri üzerine yeniden düşünmek için bir fırsat veriyor, bir yandan da Weber, Arendt, Schumpeter ve Habermas’ın siyasete dair teorileri ve kavramlarıyla tanıştırıyor bizi. Hem politikaya ve politik teoriye merak duyanlar için bir başlangıç sunuyor, hem de Gezi olaylarının demokratik siyasetin bugünü ve geleceği açısından anlamı üzerine düşünmek isteyenlere özgün, berrak ve samimi bir üslupla rehberlik ediyor.

Gezi Ruhu ve Politik Teori olayların gerçekliğini doğrudan sunan bir fotoğraf değil, çıplak gözle görülenlerin gerisindeki ruhu, “Gezi Ruhu”nu yansıtan bir portre çalışması. Tam da o ruhun içerdiği öznelerarası niteliğe uygun şekilde…

WEBER’DEN ARENDT’E GEZİ’DE POLİTİK GÜÇ VE ŞİDDET

ERDOĞAN’DAN SCHUMPETER’E GEZİ’DE DEMOKRASİ VE POLİTİK MEŞRUİYET

GEZİ’DEN HABERMAS’A DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI

İşgal Et-İtaatsizlik Üzerine Üç Tez

W. J. T. Mitchell, Bernard E. Harcourt, Michael Taussig

Occupy hareketinin bir başka örneği de 2013 yılında Gezi Parkı Direnişi’yle Türkiye’de yaşandı. Direnişle birlikte Türkiye’de birçok ezberin bozulduğuna şüphe yok. Peki, Tahrir Meydanı’yla Zuccotti Park’ın “işgal”inin ardından tüm dünyayı etkisi altına alan bu hareketin temeli neye dayanıyor, talebi ne?

İşgal Et, Orta Doğu’dan New York, Chicago, Londra, Berlin, Frankfurt, Quebec ve Hong Kong gibi şehirlere uzanan “kamusal alanı işgal etme” eylemlerinin dinamiklerini üç farklı açıdan ele alıyor.

Taussig’in, eylemcilerin işgal ettiği Zuccotti Park üzerine kendi gözlemlerini etnografyayla harmanlayarak yazdığı açılış makalesinin ardından Bernard E. Harcourt “sivil itaatsizlik” ile “siyasi itaatsizlik” arasındaki önemli farkı inceliyor. Occupy Wall Street eylemcilerinin “siyasi itaatsiz”ler olarak, yani siyasi söylemleri ve stratejileri reddederek yeni, radikal bir protesto biçimini nasıl hayata geçirdiklerini gözler önüne seriyor. Son olarak medya eleştirmeni ve kuramcısı W. J. T. Mitchell, Occupy imgelerinin kitle iletişim araçları ve sosyal medya aracılığıyla tüm dünyaya yayılmasını mercek altına alıp devrim anıtı olarak “boş alan”ın nasıl kullanıldığını irdeliyor.

“Belirli talepleri olmadığı için Occupy hareketinin ilkel ve dağınık olduğunu düşünüyorlar. Sanki eşitlik bir talep, üstelik bireyi de gerçekliği de yeniden tanımlayan hem ahlaki hem ekonomik bir talep değilmiş gibi.”

-Michael Taussig

“İktidarla uzlaşmayı, geleneksel siyasete uymayı, kurallara göre oynamayı en baştan reddeden Occupy yeni bir siyasi angajman, yeni bir siyaset biçimi yarattı. Geleneksel siyasetin kelime haznesine meydan okuyan, kullandığımız grameri muğlaklaştıran, siyasetin dilini bütün oyunbazlığıyla çarpıtan yeni bir angajman biçimiydi bu.”

-Bernard E. Harcourt

“Belki de ‘boş alan’ yalnızca devrimin değil… gelecek yeni bir demokrasi, yeni bir küresel düzen ihtimalinin de tek gerçek anıtıdır.”

-W. J. T. Mitchell

Marcel Duchamp ve İşin Reddi

Maurizio Lazzarato

Zamanı ve dünyayı yaşamanın bambaşka bir yolu olarak tembel eylem!

“Duchamp kapitalist toplumdaki vazife, rol ve ölçülere teslim olmayarak hem sanatsal hem de ücretli işi inatla reddetmiş, üstelik sanatın ve sanatçının tanımlarına meydan okumakla da yetinmemiştir.” Onun radikal eylemsizliği kapitalist toplumun üç sacayağına birden meydan okumasından ileri gelir: Mübadele, mülkiyet ve emek.

Maurizio Lazzarato, Marcel Duchamp’ın yerleşik iktidar ilişkilerini askıya almanın, politik kırılmayı mümkün kılan koşulları yaratmanın ve yeni bir öznelliğin inşasının başlangıç noktası olarak tanımladığı “işin reddi” ve “tembel eylem” kavramlarını, hem sosyoekonomik bir eleştiri hem de felsefi bir kategori olarak ele aldığı kitabında, henüz çözülememiş bir ihtilafa işaret ederek Duchamp üzerinden yeni bir kapı aralıyor: “Amaçlanan çalışmama özgürlüğü müdür yoksa çalışarak özgürlüğe kavuşmak mıdır?”

“İşin reddi” ve “tembel eylem” bir olanağa işaret eder ve “Olanak bir zerreciktir,” der Duchamp. Artık aynı şekilde görüp aynı şekilde duymadığımız bu olanağa erişmekse başka bir yaşam biçimine bağlıdır, “zerreciğin tembel sakinleri” gibi.

Marx Okumak

Slavoj Žižek , Frank Ruda ve Agon Hamza

Bu kitapta sunulan felsefi okuma, Marx ile Platon, Descartes ve Hegel arasında üretken olabilecek kısa devreler sunmak üzere şekilleniyor: Kapitalist mağarada Platoncu Marx, öznellik düşmanlarına öznelliği savunan Kartezyen Marx, emek temelinde özilişkisel bir olumsuzluk gören Hegelci Marx bir araya geliyor.

Günümüzün önemli Marksist düşünürlerinden Žižek, Ruda ve Hamza, cesur bir felsefi hamleyle Marx’ı yeni bir özgürleşme siyasetine zemin sunabilecek tarzda yeniden yorumluyorlar. Sonuçta, parçacık fiziğinden güncel siyasi eğilimlere uzanan bir turla kapitalizmin içinde bulunduğu krize farklı bir yaklaşım getiren muhayyel, yaratıcı ve deneysel bir okuma çıkıyor karşımıza.

“Çok yerinde bir zamanlamayla kaleme alınmış bu eserde yazarlar, alışılagelmiş şekilde Hegel eleştirisi üzerinden Marx’ı anlama yaklaşımını tersine çeviriyor, işe Marx’tan başlayıp sonra Hegel’e dönüyorlar. Önümüze yepyeni bir entelektüel ufuk açıyorlar.”

Kojin Karatani

“Marx Okumak bizi günümüzde Marx’ın kazandığı yeni önemi anlamaya çağırdığı kadar, felsefe ile Marx’ı buluşturmanın gücünü de ortaya koyuyor. Her sayfası felsefi bir Marksizmi nasıl tasavvur edilebileceğini ortaya koyan ilham verici fikirlerle dolu.”

Todd McGowan, Vermont Üniversitesi

Mümkün Ütopya: Yaşanabilir Bir Toplum İçin Stratejiler

Michael Albert

“Zihinler değişiyor. Rejimler çöküyor. Yeni yapılar doğuyor. Çalkantılı zamanlar, çalkantılı değişimler yaşanıyor. Yine de zaferin kaçınılmaz olduğunu söyleyemeyiz. Peşine düşülen hedeflere erişmek için insanlar acı ve öfkeden sıyrılıp harekete geçmeli, bölünmüşlükten beraberliğe ve mücadeleden zafere yürümeli. Anlık zaferlerin ötesinde yeni toplumsal ilişkiler biriktiren ve çeşitlendiren kazanım yörüngelerine ihtiyacımız var.”

“Yeni bir toplum yaratma yolunda aktivist bir ‘toplumsal değişim ekibi’ işe nereden başlayacağını, nihai hedefini ve başlangıç noktasından bitiş noktasına nasıl gideceğini bilmek zorundadır. Bu kitabın konusu işte tam olarak budur.”

Mümkün Ütopya yaşanılabilir bir toplum için yeni seçenekler, davranışlar ve sonuçlar doğuracak yeni uygulamalar üzerine bir çalışma. Michael Albert mevcut gerçekliğe dair kıyamet senaryolarının kurgulandığı günümüzde sabırlı, ağırbaşlı ve cüretkâr olmanın altını çizerek “İnsanların küçümsendiği bir sığınak yerine karşılıklı yardım için bir aracıya dönüşen hareketleri” nasıl yaratabileceğimize kılavuzluk edecek bir teori ortaya koyuyor. Bunu yaparken bizi bir arada tutan hükümet, ekonomi, akrabalık ve kültürün birbirleriyle, değişimle ve tarihle ilişkisini anlamaya ve bildiğimiz toplumsal hiyerarşileri yaratmadan işlevlerini nasıl yerine getirebileceklerini görmeye yardımcı oluyor.

Birbirimiz adına nasıl harekete geçebiliriz?

Harekete geçtiğimizde karşılıklı olarak nasıl fayda sağlarız?

Kendimizi nasıl örgütleriz?

Siyasal bağlantılarımız sebebiyle ne tür faydalar ve sorumluluklar ediniriz?

İnsanlar bir toplumsal harekete katıldıktan ve o hareketin tanımlanmış hedefleriyle aynı çizgiye geldikten sonra neden o hareketi terk ederler?

Mevcut kurumların kalıcılığını önden kabullenerek yalnızca kötü yanlarını iyileştirmekle mi yetineceğiz (yani reformist olacağız) yoksa mevcut kurumları ihtiyaç duyulan işlevlerini yeni yollarla karşılayan yeni kurumlarla mı değiştireceğiz (yani devrimci olacağız)?”

“Mümkün Ütopya adil bir dünya yaratabilecek dinamik bir hareket isteyen aktivistlerin yüzleştiği birçok soruyu yanıtlıyor.”

Bill Fletcher, Jr.

Rota

Politikada Yönümüzü Nasıl Bulacağız?

Bruno Latour

“Yaşayabileceğimiz bir toprağı nasıl bulacağız? […] Nereye gideceğimizi de, nasıl yaşayacağımızı da, kimlerle birlikte yaşayacağımızı da bilmiyoruz. Bir yer bulmak için ne yapmalıyız? Yönümüzü nasıl bulacağız?”

Toprak mefhumunun yapısı değişiyor, tüm aidiyetler dönüşüm sürecinde, herkes evrensel anlamda paylaşılabilir bir dünyanın, içinde yaşanabilir bir toprağın eksikliğiyle karşı karşıya ve yerküre direnmeye başladı; tarihte ilk defa insan toplumları, yer sisteminin insan eylemine verdiği tepkileri kavramak zorunda… Bruno Latour, Rota’da çizdiği bu manzaranın “belli bir tarihsel eğrinin sonu”na işaret ettiğini iddia ediyor ve bunu toplumsal sınıf mücadelesinin, bir jeo-toplumsal yer mücadelesine dönüşümü olarak yorumluyor.

Latour dünyanın karşılaştığı üç büyük sorunu bu dönüşüm temelinde değerlendirerek göç krizinin, iklim durumunun inkârının ve inanılmaz boyutlara ulaşan eşitsizliğin aslında tek bir olay olduğunu iddia ediyor. Artık Küresellik/Yerellik, Sağ/Sol, Batı hayranlığı/karşıtlığı üzerinden politika yapmanın geçersiz kaldığını, onun yerine “Modernleşmenin birbiriyle çelişkili kıldığı, aslında birbirini tamamlayan iki hareketi” gözetmemiz gerektiğini söylüyor: bir yandan toprağa bağlanmak, öte yandan dünyasallaşmak.

Devamını Göster
₺1,299.00
Kolektif Siyaset Seti (7 Kitap)

Burada bir diğer önemli nokta, genetik müdahalelerdir. Genetik biliminin ilerlemesi sayesinde bu süreçler belli oranlarda hızlandırılabilmektedir. Ancak yine de, bir hayvana (insan) genetik müdahalede bulunduğumuzda ne tip yan etkiler oluşturacağını öngörmek mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla yukarıdaki paragraftaki gibi herhangi bir genetik müdahale olmayan bir deney, çok daha sağlıklı olacaktır.

Bu konuyu karmaşıklaştıran bir diğer meselese, öjeninin aslen hedef aldığı üst düzey bilişsel fonksiyonlarımız gibi özelliklerimizin tekil genlerle kontrol edilmiyor oluşudur. Dolayısıyla bu fonksiyonlar üzerine yapay seçilim uygulamak oldukça güçtür. Ancak sistemli bir çalışma bunu çok büyük ihtimalle mümkün kılabilir, türümüzün bir alt popülasyonunun, zeka ve biliş gibi açılardan daha karmaşık becerilere erişmesini sağlayabilirdi.

Öjeniye Gerçekten Gerek Var mı?

Esasında genetik biliminin varlığı, öjeni fikrini bir nevi anlamsızlaştırmaktadır. Çünkü öjeni gibi yavaş bir evrimsel değişimi insanlara yapay yollarla uygulamayı hedeflemektense, genetik bilimini geliştirerek istediğimiz değişimleri yaratabileceğimiz teknolojileri desteklemek çok daha kolay bir yöntem olacaktır. Çünkü genlere doğrudan müdahale edebildikten sonra, seçilimin iş görmesini beklemek anlamsız olacaktır.

Ancak şu anda genetikte her türlü müdahaleyi istediğimiz gibi yapamamaktayız (CRISPR-Cas yöntemi bu işi büyük oranda değiştirmiş olsa da). Gen düzenlemedeki en büyük sorunlardan birisi, genleri kapsamlı olarak değiştirmeye kalktığımızda elde ettiğimiz dengesiz yapılar. Dahası, tüm genlerin tam olarak ne işe yaradığını bilmiyor olmak, büyük riskleri beraberinde getiriyor. Yine de bu teknolojilerin geliştirilmesine çaba sarf etmek, öjeniyi kullanarak sonuç elde etmekten çok daha kolay olacaktır.

İnsanın Evrimine Yön Vermek "Doğal" mı?

Tabii ki, tüm bu tarafsız yaklaşımın karşısına koca bir engel çıkmaktadır: Etik (ahlak felsefesi). Başından beri bahsettiğimiz gibi, insan türünün biyolojik evrimi haricinde yadsınamaz bir de kültürel evrimi bulunmaktadır. Dolayısıyla, sadece biyolojik yapımız üzerine eğilmek, türümüzü biraz hafife almak, biraz da eksik analiz etmek olacaktır.

Kültürel yapımız içerisinde geliştirdiğimiz bazı evrensel normlar, bize bazı net yasalar kazandırmaktadır. Örneğin, insan üzerinde deney yapabilecek kadar bilimsel gelişmişliğe sahip ülkelerin hemen hepsinde insanlar üzerinde deney yapılması yasaktır veya kısıtlandırılmıştır. Ancak diyelim ki bu yasaların "gereksiz" olduğu kanaatine vardık ve öjeniye izin verdik. İnsanların kendi evrimlerine yön vermesini doğal bir müdahale olarak görebilir miyiz?

Bu, iki uçlu bir mızraktır. Bir bakış açısına göre bu doğal olabilir. Bir diğerine göre ise kesinlikle doğal değildir:

Bir takım bilim insanları bu tip uç görüşleri sapkınlık olarak değerlendirir ve kesinlikle kabul etmezler. Dayandıkları nokta, bu tip kavramların doğada asla görülmemesidir. Hiçbir hayvan, kendi türünün hayatta kalma veya üreme mücadelesini engelleyemez ya da destekleyemez. Doğada bu süreçler normal ve "sakin" bir şekilde işler, gider.

Bir diğer grup bilim insanına göre ise bu gayet doğal bir düşüncedir (bu, uygulanması gereklidir demekle aynı şey değildir; sadece doğal bir düşünce olduğu belirtilmektedir). Çünkü insan da bir tür hayvandır ve ne olursa olsun, evrimleşen organı zeka olduğu için, bu zekadan doğan her türlü ürün de doğal sayılmalıdır. Doğa, sonuçlarını bilerek adım atmamaktadır. Tamamen rastlantısal olarak, belirli parametrelere bağlı olarak ilerler. Canlılar da, bu doğa koşullarına göre evrim geçirirler. İnsan da evrimini bu yönde geçirmiş olan bir hayvan türüdür.

Biz, Evrim Ağacı olarak bu iki görüşü birleştirmekten yanayız:

Tüm Reklamları Kapat

Evet, öjeni, doğal bir olgudur, insan zihninin basit bir ürünüdür. Ancak aynı şekilde, ahlak yargıları ve etik de insan aklının diğer ürünleridir. Dolayısıyla bunlar arasında bir denge aranmalıdır. İnsan, her ne kadar bilimsel olarak öjeni ile "üstün ırk"a, yani "şu andakine nazaran belirli kişi ve grupların daha çok arzuladığı özellikleri daha çok sergileyen insanlara" ulaşabilecek olsa da, herhangi bir insanın diğerine genel (doğuştan gelen ve evrensel) bir üstünlüğü bulunmadığı için, hiçbir insanın diğerinin üreme aktivitesini kısıtlandırma yetkisi de bulunmamaktadır. Devlet, insanların üzerinde olan bir kurum değil, insanlara hizmet etmek için var olan bir uşaktır. Dolayısıyla hiçbir zaman devlete, üreme faaliyetlerinin, en azından öjenik açıdan denetimi verilemez. Devlet, kimi durumda (bkz: Çin) üreme kısıtlaması getirebilir ya da üremeyi teşvik edebilir (bkz: İsveç). Ancak bu illa uygulanacaksa (ki bu ülkelerin sebepleri anlaşılırdır), tüm vatandaşlara eşit olarak uygulanmalıdır ve hiçbir ayrım gözetilmemelidir. Öjeni, günümüzde etkisini kaybetmiş ve ırkçılık ile karışmış bir sahte-bilim türü olarak görülmektedir.

Çok büyük bir ihtimalle insanın sonu, herhangi bir doğa olayından değil, kendi kendini yok etmesi şeklinde olacaktır (doğa olayı sebebiyle olsa da, bu olaydan insanlar sorumlu olması muhtemeldir). Bu sebeple, insanların bir an önce o çok övündükleri "zekalarını" kullanmaya başlayıp, birbirleriyle boğuşmak ve üstünlük sağlamak yerine, ortak "düşmanımız" olan hastalıklara, gök cisimlerine, vb. olgulara karşı bilimi geliştirmeli ve güçlendirmelidirler. İnsan, Evren'in çok küçük bir kısmını görebilmekte, kendi doğasını henüz yeni keşfetmeye başlamaktadır. Buna rağmen birbirine olan üstünlük savaşı binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. 

Unutmamalıyız ki, muhtemel ve istatistiki olarak yakın bir gelecekte (birkaç bin ya da on bin yıl içerisinde) Dünya'ya çarpacak bir göktaşı, bütün insan türünü ortadan kaldırabilecektir. O zaman, bu tip genetik üstünlüklerin veya ülkeler arası savaşların hiçbir anlamı kalmayacaktır. Sık sık tekrar ettiğimiz gibi: 65 milyon yıl önce Dünya'nın hakimi dinozorları haritadan silen göktaşı 10 km. çapındadır. Günümüzdeki teknoloji ile, elimizdeki tüm nükleer silahları da seferber etsek, bu göktaşını bırakın yörüngesinden çıkarmayı, üzerinden işe yarar bir parça koparmamız bile olanaksız olarak değerlendirilmektedir. Bu sebeple aklımızı başımıza almakta fayda görüyoruz. "Üstün ırk" gibi farazi emelleri hedef koymaktansa, elimizde halihazırda bulunan zekamızı ve insani değerlerimizi kullanarak kendimizi geliştirmeliyiz. Çünkü şu anda bile, insanlık olarak esasında olabileceğimiz noktadan çok uzağız. Çünkü birbirimizi yemekle ve bu tip anlamsız ve işe yaramaz hayaller peşinde yüz yıllardır koşmaktayız. 

Bunları aşıp, bilimsel bir olgunluğa erişmenin vakti çoktan geçiyor.

Tüm Reklamları Kapat

İdeolojik Eğilimlerimiz Tercihtir, Gerçekler İse Değil!

İşte tüm bunlardan da görülebileceği gibi siyasi ideolojiler, bilimin verilerini, gerçeklerini ve teorilerini -normal olarak- kullanmakta ve kendi görüşlerini desteklemek için kullanmaktadırlar. Evrim Teorisi'ni kullanarak insan ahlakına aykırı, insan haklarına karşı gelen ideolojileri savunan insanları sebep göstererek bilimin gerçeklerine göz yummak veya onları karalamak akıl dışıdır. Önemli olan bu ideolojilerle (eğer gerek görülüyorsa) mücadele edilmesi veya mümkünse daha insani olacak şekilde düzeltilmesi, geliştirilmesi, değiştirilmesi veya tamamen terk edilmesidir. Bu ideolojilerin varlığından bilim sorumlu ya da suçlu değildir.

Sosyal Darwinizm'in kurucusu Charles Darwin olmadığı gibi, bu evrimsel ilkelerin insan topluluklarına da uygulanması gerektiği veya uygulanabileceği düşüncesi Charles Darwin'e ait değildir. Şayet öyle olsaydı bile bu durum, evrimin bir doğa yasası, Evrim Teorisi'nin bu doğa yasasını açıklayan bir bilim teorisi olduğu gerçeğini asla değiştirmezdi. Çünkü bilim yapanlar ile bu kişilerin bilim harici konulardaki görüşleri, bilimin çalışma metodolojilerinden bağımsızdır. Eğer ki bir bilim insanı bir teoriyi kendi şahsi ideolojilerini desteklemek için ileri sürecek olursa bu, diğer bilim insanları tarafından çok kısa sürede fark edilebilir ve o teori, Evrim Teorisi gibi gelmiş geçmiş en güçlü teorilerden biri olmanın yanına uzaktan bile yaklaşamadan yok olur gider. Çünkü bilimde, teorisyenlerin ideolojileri değil, ileri sürdükleri fikirler ve onu hangi yöntemlerle, ne şekilde, ne kadar güçlü destekleyebildiklerine bakılır. Bu bakımdan Evrim Teorisi, zamanın ve bilimin bütün testlerini net ve karşı konulamaz bir başarıyla geçmiş; çok güçlü bir teoridir. Tüm şahsi ideolojilerden bağımsızdır.

Sonuç

Kısacası, bilimsel bir teoriden yola çıkarak geliştirilmiş politik veya sosyolojik sistemlerin ahlaki arka planından, o bilimsel teori ve kurucuları/geliştiricileri sorumlu tutulamaz. Atomun parçalanabileceğinin önce teorik olarak keşfi, sonrasında pratik olarak hayata geçirilmesi, blimin müthiş başarılarından birisidir. Ancak bu gerçeğin nasıl kullanılacağı insanın kendi bileceği iştir; kendi ahlakına, geçmişine, insanlık algısına, niyetlerine bağlıdır. Atomun parçalanmasını kullananan kimi insanlar milyonlarca insanın hayatını kurtaran ve halen kurtarmakta olan radyoloji ve radyografi gibi teknolojileri mümkün kılmıştır; bazı diğerleri daha da derinlere inerek kozmosun sırlarını açığa çıkarmayı başarmıştır. Ancak aynı yalın gerçeği, atomun parçalanabilir olduğu gerçeğini kullanan bazı diğer insanlar, birkaç saniye içerisinde yüz binlerce veya milyonlarca insanı haritadan silebilecek silahlar geliştirmişlerdir. İki uygulama da, atomun parçalanabilir olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bilimin işi bu gerçeği bulmak ve insanlığa sunmaktır. Ondan nasıl istifade edileceği, insanlığın geleceğini şekillendirecek olan karardır. Bunun sonuçlarından asla bilim sorumlu tutulamaz. Dolayısıyla herhangi bir siyasi ideolojiden ötürü Evrim Teorisi asla kınanamaz, sorumlu tutulamaz, küçümsenemez, hor görülemez veya buna dayanarak bilimsel gerçekliğine ve gücüne yönelik argümanlar geliştirilemez.

Bu konularla ilgili buradaki, buradaki, buradaki ve buradaki yazılarımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Evrim Ağacı, sizlerin sayesinde bağımsız bir bilim iletişim platformu olmaya devam edecek!

Evrim Ağacı'nda tek bir hedefimiz var: Bilimsel gerçekleri en doğru, tarafsız ve kolay anlaşılır şekilde Türkiye'ye ulaştırmak. Ancak tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye'de bilim anlatmak hiç kolay bir iş değil; hele ki bir yandan ekonomik bir hayatta kalma mücadelesi verirken...

O nedenle sizin desteklerinize ihtiyacımız var. Eğer yazılarımızı okuyanların %1'i bize bütçesinin elverdiği kadar destek olmayı seçseydi, bir daha tek bir reklam göstermeden Evrim Ağacı'nın bütün bilim iletişimi faaliyetlerini sürdürebilirdik. Bir düşünün: sadece %1'i...

O %1'i inşa etmemize yardım eder misiniz? Evrim Ağacı Premium üyesi olarak, ekibimizin size ve Türkiye'ye bilimi daha etkili ve profesyonel bir şekilde ulaştırmamızı mümkün kılmış olacaksınız. Ayrıca size olan minnetimizin bir ifadesi olarak, çok sayıda ayrıcalığa erişim sağlayacaksınız.

Avantajlarımız
"Maddi Destekçi" Rozeti
Reklamsız Deneyim
%10 Daha Fazla UP Kazanımı
Özel İçeriklere Erişim
+5 Quiz Oluşturma Hakkı
Özel Profil Görünümü
+1 İçerik Boostlama Hakkı
ve Daha Fazlası İçin...
Aylık
Tek Sefer
Destek Ol
₺50/Aylık
Bu Makaleyi Alıntıla
Okundu Olarak İşaretle
169
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Paylaş
Sonra Oku
Notlarım
Yazdır / PDF Olarak Kaydet
Bize Ulaş
Yukarı Zıpla

Makalelerimizin bilimsel gerçekleri doğru bir şekilde yansıtması için en üst düzey çabayı gösteriyoruz. Gözünüze doğru gelmeyen bir şey varsa, mümkünse güvenilir kaynaklarınızla birlikte bize ulaşın!

Bu makalemizle ilgili merak ettiğin bir şey mi var? Buraya tıklayarak sorabilirsin.

Soru & Cevap Platformuna Git
Bu Makale Sana Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 66
  • Muhteşem! 20
  • Bilim Budur! 11
  • Merak Uyandırıcı! 9
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 8
  • Umut Verici! 8
  • Korkutucu! 5
  • Güldürdü 4
  • İnanılmaz 3
  • Üzücü! 1
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
Tüm Reklamları Kapat

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 09/02/2026 12:51:14 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/5520

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Tüm Reklamları Kapat
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Geçmiş ve Notlar
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
İşaretle
Göz Attım
Site Ayarları

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.

[Site ayalarına git...]
Bu Yazıdaki Hareketleri
Daha Fazla göster
Tüm Okuma Geçmişin
Daha Fazla göster
0/10000
Kaydet
Bu Makaleyi Alıntıla
Evrim Ağacı Formatı
APA7
MLA9
Chicago
Ç. M. Bakırcı. Evrim ve İdeoloji: Sosyal Darwinizm Nedir? Öjeni Nedir?. (24 Nisan 2013). Alındığı Tarih: 9 Şubat 2026. Alındığı Yer: https://evrimagaci.org/s/5520
Bakırcı, Ç. M. (2013, April 24). Evrim ve İdeoloji: Sosyal Darwinizm Nedir? Öjeni Nedir?. Evrim Ağacı. Retrieved February 09, 2026. from https://evrimagaci.org/s/5520
Ç. M. Bakırcı. “Evrim ve İdeoloji: Sosyal Darwinizm Nedir? Öjeni Nedir?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, 24 Apr. 2013, https://evrimagaci.org/s/5520.
Bakırcı, Çağrı Mert. “Evrim ve İdeoloji: Sosyal Darwinizm Nedir? Öjeni Nedir?.” Edited by Çağrı Mert Bakırcı. Evrim Ağacı, April 24, 2013. https://evrimagaci.org/s/5520.
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close