Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, Cinsiyetler, Üreme ve Cinsellik yazı dizisinin 29. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Özellikle son yıllarda kadınlara yönelik taciz olayları, kadınların kendilerini cesurca ifade edebilmesi nedeniyle daha görünür hale geldi. Doğal olarak da tacizci erkeklerin neden bu davranışları sergilediği daha sık araştırılmaya başlandı.

Bilindiği gibi insan biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bir varlıktır ve varlığın bu üç boyutu birbiriyle yoğun ve girift bir ilişki içindedir. Bu yüzden konuyla ilgili farklı perspektiflerden çalışmalar yapılmaktadır. Bu üç alandan birden gelen veriler bir bütün olarak değerlendirilmediği müddetçe, tam bir çerçeve elde etmek mümkün değildir. Buna rağmen, bu alanlardan birinden gelen verilere odaklanmak, o alandaki bilgilerimizin netleşmesi ve diğer alanlardaki bilgilerimizi yorumlama başarımız açısından faydalıdır.

Kadına yönelik cinsel saldırganlığın ve genel olarak kadın düşmanlığının büyük oranda sosyal ve kültürel nedenleri mevcuttur. Psikolojik düzlemde yapılan araştırmalarda ortaya çıkan genel sonuçlara göre, bu yola başvuran erkekler, güç sahibi olmalarına rağmen kendini güvensiz hissetmektedir ve narsisistik belirtiler göstermektedir (Halper ve Rios, 2018). Psikolojik ve sosyal faktörler bu erkekler üzerinde o denli etkilidir ki, kimi erkeklerde kadına karşı düşmanlık duyguları hormonlardan bağımsız bile olabilmektedir. Zira kimyasal olarak hadım edilmiş erkeklerde bile, hadım olayından sonra kadınlara karşı saldırganlığın devam ettiği bildirilmiştir (Sapolsky, 2017). Buradan da görüleceği üzere erkeklerde cinsel saldırganlığı sadece "biyolojik olarak çiftleşmek isteyen bir hayvan" düzeyine indirgemek mümkün değildir. Bu saldırganlığın kökenleri, sosyoloji ve psikoloji ışığında netleşmektedir.

Psikolojik ve sosyal faktörlerin davranışlarımızı etkileme gücü çok yüksek olduğu bir gerçektir. Öte yandan bu, olağan koşullar altında cinsel dürtü ve davranışlarımızın hormonal altyapımız tarafından da kuvvetli derecede etkilendiği gerçeğini değiştirmez. Daha biyolojik düzlemde olan bu bakış açısının da, insanın psikolojik ve sosyolojik boyutu üzerinde dolaylı kuvvetli yansımaları vardır.

Bu yazıda bu üç faktör arasındaki etkileşime, daha biyolojik bir perspektiften bakış atacağız.

*

Bir erkekte salgılanan testosteron miktarı bir kadınınkinden yaklaşık on kat fazladır. Cinsel yönelimle çok kuvvetli bağı olan testosteron hormonunun saldırgan ve rekabetçi davranışlarla da ilgili olduğu bilinmektedir (Book ve ark., 2001). Bunun evrimsel işlevi ortadadır: Cinsel duyguları kabarmış bir erkek, çevresinde bulunan benzer durumdaki erkeklerle rekabete girmek ve çoğu durumda kavga etmek durumunda kalacaktır. Bir başka deyişle organizma bireyi hem cinsel ilişkiye hem de kavgaya eş zamanlı hazırlamak zorundadır; çünkü cinsel ilişki olasılığı birçok durumda savaşmayı zorunlu kılar (Archer, 1988). Testosteron seviyesi yükselen erkekte amigdaladaki “savaş ya da kaç” tepkisi tetiklenir, bu da genel bir uyarılışa ve strese neden olur (Stefan ve ark., 2014).

Cinsel ilişkiye giremeyen erkek hayvanlarda stres ve saldırganlık belirtileri gözlenir, çünkü testosteron etkinliği artan bu bireylerde cinsel ilişki gerçekleşememiştir. Bu durumdaki erkekler bir süre sonra olağan hormonal seviyelerine dönerek sakinleşirler.

İnsan dışı hayvanlarda testosteronun etkisi daha kuvvetli olsa da ve daha doğrudan gözlenebilse de, önemli ölçüde sosyal ve psikolojik varlıklar olan insanlarda farklı etkiler gözlenir (Book ve ark., 2001).

*

Ivan Pavlov’un 19. yüzyılın sonunda temelini attığı klasik koşullanmanın temeli, iki uyarıcının birlikte sıklıkla görülmesi durumunda, bir uyarıcıya verilen tepkinin diğerine de gösterilmesidir. Örneğin, sürekli zil sesiyle birlikte yiyecek verilen köpek bir süre sonra sadece zil sesinde de salya salgılamaya başlar. Burada yiyecek koşulsuz uyarıcıdır, çünkü köpekteki etkisi doğrudandır. Zil sesi ise koşullu uyarıcıdır, başlangıçta köpek için zil sesinin yiyecek ile bir ilgisi olmasa da, sürekli birlikte tekrarlandıkları durumda zil sesi de salya tepkisine neden olur. Bu durumda organizmanın zil sesini otomatik olarak yiyecekle özdeşleştirdiğini söyleyebiliriz.

*

Dünyamızda yüzyıllardır, belki binyıllardır şahsi inanç ve gelenekler ile biçimlendirilen kültür, erişkin insanların cinsel davranışları üzerinde büyük etkiye sahiptir. Bu etki elbette kültürel evrime tabidir: Zamana ve kültüre göre değişim gösterir. Örneğin cinsel ilişkinin olağan görüleceği yaş, ülkelere göre farklılık gösterir. İran'da evlenme, dolayısıyla cinsel ilişkiye girme için normal yaş kadınlarda 13, erkeklerde 15'tir. Dünya'nın büyük bir çoğunluğunda bu yaş 18 olarak görülse de, hemen her ülke kendince yasalarla bu yaşı aşağı ya da yukarı çeken istisnalara sahiptir. Öte yandan Japonya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde bu yaş 20, Singapur veya Bahreyn gibi ülkelerde bu yaş 21'dir.

Ya da cinsel ilişkinin kiminle ve nasıl olacağının kültür tarafından olağan kabul edilme şekilleri değişkendir. Kanada'da iki erkeğin birbiriyle evlenmesi ve seks yapması mümkünken, İtalya'da evlenmeleri mümkün olmasa da aynı yaşam alanını mesken edinebilirler. Meksika'nın bazı bölgelerinde sadece yurtdışından gelen hemcins çiftlere izin verilmekteyken, bazı diğer bölgelerinde Kanada gibi özgürlük bulunmaktadır. Türkiye'de bu çiftleri yasal olarak tanıyan herhangi bir düzenleme bulunmazken, Rusya'da bu ilişkilere engel olacak veya baskılayacak yasalar mevcuttur. Somali'de bu tarz bir çift hapse gönderilirken, Suudi Arabistan'da ceza ölüm olabilmektedir.

Kültürün cinsel ilişki üzerindeki en önemli etkilerinden birinin, organizmanın bu içgüdüsünü sınırlamak olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle daha tutucu kültürlerde cinsel ilişkinin belirli koşullar –evlilik gibi- sağlanmadıkça kesin olarak kabul edilemez olduğu görülür. Bu baskılamanın ve cinselliği "ayıp" olarak görmenin tam olarak nasıl başladığı tam olarak bilinmese de, Ernest Becker gibi kültürel antropologlar bunun temellerinin, insanın "hayvani kökenlerinden utanması" ile ilişkili olduğunu düşünmektedir.

Daha tutucu olan kültürlerde, cinsel ilişkiye girmesi tamamen engellenmiş erişkin erkekler testosteronun üzerlerinde oluşturduğu baskıyı azaltmak için mastürbasyon yaparlar. Ancak mastürbasyon, cinsel içgüdünün tam anlamıyla yerine getirilmesi demek değildir; çünkü cinselliğin içinde bulunan birçok temastan, hormondan ve etkileşimden yoksundur. Şempanzeler, atlar, köpekler gibi mastürbasyon yapabilen türlerin bile, vakti geldiğinde ciddi kavgaları göze alarak cinsel ilişkiye girme çabası bunu destekler.

Bu durumda testosteronun oluşturduğu baskı, insanlarda farklı bir mekanizmaya yol açar, bu da klasik koşullanma ile yakından ilgilidir. Kadınlara karşı sürekli cinsel çekim hisseden ancak cinsel ilişkiye giremeyen erkeklerde cinsel uyarılma ve saldırganlık eş zamanlı ve sıklıkla görülür. Yani erkek, kadını görür, cinsel uyarım yaşar, eş zamanlı olarak saldırganlık hisseder; ancak cinsel birleşme gerçekleşmez. Bu sık tekrarlanınca erkekte bir klasik koşullanma oluşur, arzu duyduğu “kadın” kavramı ve hissettiği “saldırganlık” kavramı birleşerek, kadınlara karşı cinsel saldırganlık hissetmeye başlar. Hissedilen bu saldırganlık, testosteronun olağan etkilerinden baskınlık, bölgesel savunma ve rekabet içgüdüleri ile birleşerek daha da artar (Dabbs, 2000).

Sonrasında aşina olduğunuz bir süreç devreye girer. Cinselliği kısıtlanmış erkek, cinsel uyarı ve eş zamanlı olarak testosteron kaynaklı gerilimi hissetmemek için kadının cinselliğini kontrol etmeye çalışır. Kadını cinsel olarak çekici kılan özellikleri ortadan kaldırmak için uğraşır ve kadını da buna zorlar. Bu uğraşın temel hedefi kadının kendini, daha doğrusu kadın oluşunu daha az göstermesidir. Kadına karşı hissettikleriyle sağlıklı şekilde başa çıkamayan erkek, bir süre sonra kadının cinselliği de hep kadınla birlikte aklına geldiği için kadına düşman olur.

Sık duyduğu zil sesine istemsiz salya akıttığı halde aç kalan köpekte bir süre sonra açlık kaynaklı stres oluşur; ancak köpeğin kendisinde “boş ümit” uyandıran zil sesine karşı saldırganlaştığını muhtemelen göremezsiniz; çünkü bir köpeği uysallaştıran, uzun doğal seçilim ve yapay seçilim süreçlerinden geçmiş bol miktarda gen bulunmaktadır. Bu tarz bir evrimsel süreçten geçmemiş ve daha yüksek bilişsel fonksiyonlara sahip insanlarda ise bu tarz bir mekanizmadan bahsedilebilir.

Kültürün cinselliği baskıladığı toplumlarda erkek, klasik koşullanma etkisi ile kadınlara karşı cinsel uyarı hissetmek kendisinde saldırganlık ve stres oluşturduğu için bu “uyaranı” ortadan kaldırmaya çalışır. Kadını örtmeye çalışır ya da onu buna zorlar. Görünürlüğünü azaltmaya çalışır, kadının sesinden, kıllarından bile cinsel saldırganlığa yol açabilecek düzeyde tahrik olabilir. Diğer erkeklerde de mekanizmanın kendisindeki gibi işlediğini varsayar. Testosteronun rekabet, bölgesel kontrol ve baskınlık etkileri de bunlarla birleşerek erkeğin zihninde tüm bu kaygı ve gerilimi belki kontrol edebileceğini düşündüğü bir sosyal sistem belirir. Bu sistem içinde kadın, cinsel rekabete yol açmayacak şekilde sosyal hayattan çekilmiştir. Dışarıda bulunduğu durumlarda ise kadınlığını mümkün mertebe gizler. Kadının hayattaki “kutsal” misyonu doğurmak, çocuk bakımı yapmak ve evi çekip çevirmektir. Bunları da genellikle erkeğe ait evde yerine getirir, cinselliği ise sadece erkeği tatmin etmek üzere yapılandırılmıştır.

Kadınları “evdeki değerli bir çiçek” olarak gören bu ilkel eğilim toplumsal kültürü pekiştirerek bir kısır döngü oluşturur: Kültür, cinselliği ve kadının toplumsal hayattaki görünürlüğünü kısıtlar, cinselliği kısıtlanan erkek de stresiyle ve saldırganlık duygusuyla başa çıkabilmek için kadının görünürlüğünü azaltan o kültürün yılmaz bir destekçisi olur. Bu yaklaşım kültüre işlendikçe, bunu meşru kılacak hikayeler, anlatılar, mitler doğar. Böylece erkek baskısının kültür içindeki yeri perçinlenir; bu da yeni yetişen erkeklerin bu kültüre aşina olarak büyümesine, yani o şekilde davranmaya şartlandırılmasına neden olur. Bu döngü böylece devam eder.

Biyolojik açıdan bakıldığında gördüğümüz şudur: Başta sosyal hayat içinde kendini özgürce ifade eden kadınlar olmak üzere, tüm kadınlara karşı saldırganca ve kısıtlayıcı tutum takınan erkekler bu kısır döngünün pençesindeki kaygı dolu erkeklerdir.

*

Sigmund Freud, Uygarlığın Huzursuzluğu isimli ünlü kitabında uygarlığın, içgüdüleri kontrol etmeye doğrudan bağlı olduğunu vurgular. Ona göre insan uygarlığının temeli birçok içgüdüyü kontrol etmek, bazılarından ise feragat etmek üzerine kurulmuştur. Uygar bir insan, kendine ya da başkalarına zarar verebilecek içgüdülerini sağlıklı savunma mekanizmaları ile telafi eder. Evrimsel psikoloji –çok açık şekilde yanlış olarak- insanın “olumsuz” içgüdülerini doğruladığı, onayladığı şeklinde eleştirilmektedir. Oysa gerçekte olan bunun tam tersidir; evrimsel psikoloji sayesinde biz, kontrol etmemiz ya da feragat etmemiz gereken içgüdülerimizin farkına varabilmekteyiz. Evrimsel psikoloji, daha vahşi ve ölümcül bir dünyada hayatta kalmak için zorunlu olan; ancak şu anda büyük ölçüde faydasız, hatta alenen zararlı olan eğilimlerimizi bilimsel bir şekilde incelemektedir. Bir sorunu nesnel olarak tespit etmeden o sorunu çözemezsiniz.

Kültürel nedenlerle, bazen de cinsel işlev bozuklukları yüzünden sağlıklı bir cinsellik yaşayamayan erkeklerde cinsel gerilim oluşur. Psikolojik açıdan sağlıklı erkekler testosteronun yol açtığı bu gerilimi sağlıklı savunma mekanizmaları ile kontrol ederler. Ancak erkek psikolojik yapısı itibariyle sağlıklı bir birey değilse, üstüne bir de içinde bulunduğu toplumsal kültür kadına karşı cinsel saldırganlığı hoş görüyor hatta destekliyorsa, o zaman erkek, bir uyarıcıya tepki veren insan dışı bir hayvan gibi hareket ederek cinsel saldırganlık gösterir. Ya da kendisini kontrol edemediği için kadını kontrol etmeye çalışır.

Uygarlığın temeli, içgüdüleri ve bu içgüdülerden kaynaklanan, insanın kendisine ve başkalarına zararlı olabilecek eğilimlerini denetim altına almaktır. Bunun yerine bir insan, içgüdülerini tatmin edebilmek için insanlara zarar vermeyi tercih ediyorsa, özdenetimi açısından Pavlov’un köpeğinden ya da ağaçtaki bir maymundan çok da farkı yok demektir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 15
  • 17
  • 11
  • 7
  • 1
  • 1
  • 4
  • 6
  • 5
  • 2
  • 1
  • 2
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • A. S. Book, et al. (2001). The Relationship Between Testosterone And Aggression: A Meta-Analysis. Aggression and Violent Behavior, sf: 579-599.
  • J. Archer. (1988). The Behavioural Biology Of Aggression. ISBN: 978-0521347907. Yayın Evi: Cambridge University Press.
  • M. M. Stefan, et al. (2014). Testosterone Rapidly Increases Neural Reactivity To Threat In Healthy Men: A Novel Two-Step Pharmacological Challenge Paradigm. Biological Psychiatry, sf: 324-331.
  • S. Freud. (2019). Civilization And Its Discontents . ISBN: 978-0393304510. Yayın Evi: W. W. Norton & Company.
  • J. M. Dabbs. (2019). Heroes, Rogues, And Lovers: Testosterone And Behavior. ISBN: 978-0071357395. Yayın Evi: McGraw-Hill.
  • R. M. Sapolsky. (2019). Behave: The Biology Of Humans At Our Best And Worst . ISBN: 978-1594205071. Yayın Evi: Penguin Press.
  • R. L. Halper, et al. (2018). Feeling Powerful But Incompetent: Fear Of Negative Evaluation Predicts Men’s Sexual Harassment Of Subordinates. Sex Roles, sf: 247-261.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 19/10/2019 11:26:48 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/7609

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

Erkekler Seksten Sonra Neden Uykulu Hisseder?

Feromonlar, Adet Döngüsü Senkronizasyonu ve Cinsel Reklam: Evrimsel Bir Analiz

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Kitap yakmaktan daha büyük suçlar vardır. Biri, onları okumamaktır.”
Joseph Brodsky
Geri Bildirim Gönder