Isaac Newton denildiğinde akla çoğunlukla bilimin en parlak dönemlerinden biri gelir: hareket yasaları, evrensel çekim teorisi, optiğe dair devrim niteliğindeki buluşlar, modern dünyanın temelini oluşturan matematiksel yapılar… Ancak bilim tarihinin bu dev figürü, yalnızca aydınlık yönleriyle değil, aynı zamanda derin gölgeleriyle de anlaşılmaya muhtaçtır. Newton’un zihni bir laboratuvar kadar karanlık, bir teleskop kadar keskin, bir simyacı defteri kadar mistik ve bir matematik problemi kadar karmaşıktı. Bu yüzden onu yalnızca bir bilim kahramanı olarak görmek, gerçeğin sadece yarısını bilmektir.
Newton’un karanlık yüzü, hem kişisel hem entelektüel hem de psikolojik bir boyuta sahiptir. Onu yakından incelediğimizde; takıntılarla, içe kapanıklıkla, öfkeyle, kuşkuculukla, yalnızlıkla ve dönemin bilimsel sınırlarını aşan gizli uğraşlarla dolu bir hayatın içinde yürüdüğünü görürüz. Bu yazı, Newton’un gölgelerini yargılamak için değil; bir dâhinin insan yönünü bütün çıplaklığıyla görmek için kaleme alındı.
Takıntı Düzeyinde Bir Zihin: Sessizliğin İçinde Büyüyen Fırtına
Newton’un çalışma tarzı üzerine yazılanlar, bugün bile hayret uyandırır. O, çoğu zaman dünyayla bağını koparacak kadar derin bir yoğunluğun içindeydi. Günlük yaşam ritmini bozan, bazen yemek yemeyi unutturacak kadar baskın bir zihinsel çekim alanı yaratırdı. Kayıtlarda, haftalarca insanlarla konuşmadan çalıştığı, tüm zamanını denklemler, hipotezler ve notlarla dolu bir çalışma odasında geçirdiği aktarılır. Bir fikre saplandığında ondan vazgeçmez; ne olursa olsun sonuca ulaşana kadar kendini o fikrin içine gömerdi. Bu takıntı düzeyindeki çalışma disiplini, elbette onun bilimsel başarılarının önemli bir parçasıydı. Ancak beraberinde ruhsal dalgalanmalar da getiriyordu. Bazı dönemlerde aşırı sinirlilik, aşırı hassasiyet ve kuşku dolu ruh hâlleri gösterdiği bilinir. Newton’un zihni, sürekli çalışan bir makine gibiydi; durduğunda sanki düşecekmiş gibi. Bu nedenle durmamayı, sürekli üretmeyi, sürekli çözmeyi kendine görev edinmişti. Dehasının bedeli, içsel fırtınalarla dolu bir zihin olmuştu.
Simyanın Gizemli Koridorlarında Kaybolmuş Bir Bilim İnsanı
Bugün Newton’un adı modern bilimin kurucularıyla birlikte anılıyor; ama onun hayatını yakından incelediğimizde neredeyse üçte birinin simya çalışmalarına ayrıldığını görürüz. Bu durum çoğu kişiye şaşırtıcı gelir çünkü simya, modern bilim tarafından çoktan terk edilmiştir. Ancak Newton’un döneminde simya, yalnızca altın elde etme çabası değil, doğanın derin sırlarına ulaşma amacı taşıyan gizemli bir disiplindi. Newton’un simya defterleri incelendiğinde şifreli metinler, kodlanmış formüller, gizli alfabeler ve semboller görülür. O, kurşunu altına çevirmek gibi fiziksel bir dönüşüm peşinde koşmaktan öte, maddenin özünü, evrenin yapı taşlarını ve doğanın görünmeyen yasalarını anlamaya çalışıyordu. Simya, onun zihninde bilim ile mistisizm arasında bir köprüydü. Bu metinler üzerine saatler, günler, aylar harcar; bir cümlenin ardındaki anlamı çözmek için bazen tüm takvimini değiştirirdi. Newton’un karanlık yüzünün en güçlü renklerinden biri de işte bu mistik arayıştır. Çünkü bu yön, onun yalnızca matematiksel bir dâhi değil; aynı zamanda evrenin sırlarını hem bilimsel hem de metafizik bir bağlamda çözmeye çalışan bir ruh olduğunu gösterir.
İncil’in Gizli Kodlarını Arayan Bir Zihin: Bilim ve Mistik Arayışın Kesişimi
Newton’un karanlık yüzünü anlamak için onun dinle ve kutsal metinlerle olan ilişkisini de bilmek gerekir. O, yalnızca evreni anlamaya değil, aynı zamanda kutsal metinlerin içindeki gizli anlamları çözmeye de büyük zaman ayırmıştı. İncil’in aslında matematiksel kodlarla işlenmiş bir mesajlar bütünü olduğunu düşünüyor; tarihsel olayların, peygamberlerin yazılarının ve kıyamet anlatılarının belirli bir düzen içinde olduğuna inanıyordu. Kıyametin tarihini hesaplamaya yönelik çalışmaları vardır. Bu çabalar, Newton’un zihninde bilimin ve inancın kesin çizgilerle ayrılmadığını, aksine birbirini tamamladığını gösterir. Onun için evrenin yasalarını anlamak ile kutsal metinleri çözmek aynı arayışın iki farklı yüzüydü: hakikati bulmak. Bu mistik okumalar, Newton’un yalnızca bir bilim insanı değil, derin bir içsel yolculuk yaşayan bir düşünür olduğunu da ortaya koyar. Onun karanlık yüzü, işte bu görünmeyen arayışlarla daha da derinleşir.
Sert Çatışmalar, Kırılgan İlişkiler: Dehanın Sosyal Gölgeleri
Newton’un karakteri, bilimsel bir otorite hâline dönüştükçe daha da sertleşti. Eleştiriye karşı tahammülü düşüktü; özellikle kendi fikirlerine meydan okuyanlara karşı yoğun bir savunma refleksi geliştirmişti. Bu durum, zamanla birçok bilim insanıyla çatışmasına yol açtı. Gottfried Leibniz ile kalkülüsün mucidi olma konusundaki tartışması, tarihteki en meşhur bilimsel çekişmelerden biridir. Newton’un bu süreçte oldukça agresif tutumlar sergilediği, neredeyse tüm akademik gücünü kullanarak kendi iddiasını savunduğu bilinir. Robert Hooke ile olan ilişkisi ise daha gergin bir yapıya sahipti. Hooke’un Newton’un bazı çalışmalarını küçümsemesi, Newton’un içine kapanmasına ve çalışmalarını yıllarca yayınlamamasına neden olmuştu. Aynı şekilde John Flamsteed ile yaşadığı sert tartışmalar da onun ne kadar zor bir insan olabileceğini gösterir. Newton’un bu çatışmaları, bir dâhinin ne kadar kırılgan olabileceğinin en büyük göstergelerindendir. Zeki bir zihin, eleştiriyi kaldıramadığında kabuğuna çekilir; bu kabuk da zamanla hem koruyan hem yaralayan bir zindana dönüşür.
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 08/02/2026 14:45:17 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/21923
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.