Lacan'ın Feminist Teorisi ve Freud
Özne, Kendi Labirentinde Neyi Arıyor?
Filomythos
- Blog Yazısı
Giriş: Tiyatro Sahnesinde Bir Hata mı?
Freud, divanında hastasını dinlerken aslında insanın biyolojik yazılımındaki o kadim hatayı arıyordu. Lacan ise geldi ve dedi ki: Hata orada değil, dilin bizzat kendisinde! Peki, feminizm bu tiyatronun neresinde? Bir özne, kendi biyolojisinin (doğanın) yasalarından kaçıp, dilin (toplumun) yasalarına sığındığında, gerçek bir birey mi olur yoksa sadece daha sofistike bir köle mi?
1-) Freud’un Biyolojik Determinizmi: Anatomi, Kader mi Yoksa Başlangıç Verisi mi?
Sigmund Freud’un psikanalitik literatüre kazandırdığı ve uzun süre tartışmalara konu olan Anatomy is destiny (Anatomi kaderdir)[1] argümanı, insan davranışlarına ve kişilik gelişimine, bireyin biyolojik donanımıyla sınırlandırılmış bir perspektif sunar. Freudyen kuramda, biyolojik farklılıklar; bireyin toplumsal rolünü, psikoseksüel gelişimini ve hatta gerçeklik algısını belirleyen nihai unsurlar olarak kabul edilir. Ancak modern biyoloji ve evrimsel psikoloji perspektifinden bakıldığında, bu yaklaşım biyolojik determinizm ile fenotipik potansiyel arasındaki farkı göz ardı eden bir indirgemeciliktir.[3], [4]
Biyolojik Donanım Bir Sonuç Değil, Başlangıç Verisidir
Biyolojik determinizm, organizmayı çevresel faktörlerden ve bireysel stratejik tercihlerden bağımsız, sabit bir mekanizma gibi ele alır. Oysa evrimsel süreçte biyolojik donanım (anatomi), bir kader değil; organizmanın çevresiyle girdiği etkileşimde kullandığı bir başlangıç verisi setidir.
Psikanalizin kader olarak tanımladığı şey, aslında doğal seçilim tarafından milyonlarca yıl boyunca optimize edilmiş olan ve organizmanın hayatta kalma başarısını (fitness) artırmaya yönelik işlevsel uyumlardır. İnsan beyninin nöroplastisitesi ve bilişsel yetileri, organizmanın bu biyolojik sınırları sadece kabul etmediğini, aynı zamanda onları çevresel zorluklarla başa çıkmak için birer araç olarak yeniden düzenleyebildiğini göstermektedir.
Mitolojik Bir Metafor: Psyche’nin Stratejik Adaptasyonu
Mitolojik arketipler, insan davranışlarının evrimsel kökenlerini anlamak için eşsiz birer laboratuvardır. Psyche miti, Freudyen anatomik kaderciliğe karşı ilginç bir antitez sunar. Eğer anatomi veya biyolojik kısıtlar, bir bireyin kaderini belirleyen tek faktör olsaydı, Psyche’nin karşılaştığı karmaşık problemler karşısında teslim olması gerekirdi.
Ancak Psyche, karşılaştığı çevresel baskılarla (Aphrodite’nin imkansız görevleri) başa çıkmak için kaba kuvvete veya boyun eğmeye başvurmak yerine, çevresel faktörleri yönetme ve stratejik iş birliği (karıncalardan yardım alma gibi) yöntemlerine başvurmuştur. Bu durum, biyolojik sınırların birer bariyer değil, organizmanın daha karmaşık problem çözme kapasiteleri geliştirmesine zorlayan birer seçilim baskısı olduğunu kanıtlar.
Disiplinlerarası Bir Sonuç
Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, sitemizin/uygulamamızın çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, %100 reklamsız ve çok daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.
KreosusKreosus'ta her 50₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.
Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.
PatreonPatreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.
Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.
YouTubeYouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.
Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.
Diğer PlatformlarBu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.
Giriş yapmayı unutmayın!Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.
Sonuç olarak Freud’un biyolojik determinizmi, insanı sadece bir biyolojik ürün olarak konumlandırarak, onun bilişsel esnekliğini ve stratejik karar alma süreçlerini ıskalamaktadır. İnsan, biyolojik mirasının üzerine kurduğu kültürel ve zihinsel katmanlarla, kendi fenotipik kaderini sürekli güncelleyen bir varlıktır.
Anatomimiz, oyunun kurallarını koyan bir yönetici değil; oyunun başında elimize verilen temel envanterdir. Bu envanteri nasıl yönettiğimiz, hangi stratejik disiplinlerle işlediğimiz ve çevresel kaosla nasıl analiz ettiğimiz, biyolojik kaderin ötesine geçmemizi sağlayan temel süreçtir.
2-) Lacan ve Sembolik Düzenin Sınırları: "Kadın Yoktur" Önermesi Üzerine Bir Analiz
Jacques Lacan’ın La femme n'existe pas (Kadın yoktur)[2] ifadesi, sıklıkla yanlış anlaşılan, ontolojik bir yokluktan ziyade, sembolik bir kategorizasyon sorunsalına işaret eden kışkırtıcı bir önermedir. Lacan, burada biyolojik bir gerçekliği reddetmez; aksine, toplumsal ve kültürel inşaların (sembolik düzenin) bireyi tanımlarken kullandığı kategorilerin yetersizliğini vurgular.[5], [6]
Sembolik Düzen ve Kategorizasyon Hatası
Evrimsel biyoloji açısından türler, cinsel dimorfizm ve genetik farklılıklar üzerinden tanımlanabilir. Ancak Lacan'ın sembolik düzen olarak tanımladığı kültürel yapı, bu biyolojik gerçekliği dilin ve toplumsal normların süzgecinden geçirir. Lacan’a göre Kadın kavramı, erkek merkezli bir dilde, ancak erkeğin karşıtı veya ötekisi olarak tanımlanabildiği sürece bir yer bulur.
Bu bağlamda Kadın yoktur önermesi, şu anlama gelir: Sembolik düzen, dişiliğin tüm karmaşıklığını ve bireysel özgünlüğünü kapsayabilecek evrensel bir kadın kategorisi inşa edememiştir. Sistem, kendi dilsel ve kültürel sınırlarına sığmayan, bu sınırları sürekli esneten veya bu tanımların dışında kalan bir alanı yok olarak yaftalar.
Bir "Eksiklik" mi, Yoksa Sistemsel Bir "Potansiyel" mi?
Bu noktada ortaya çıkan soru şudur: Sistemin içinde tanımlanamayan bu boşluk, bir eksiklik midir, yoksa bir özgürlük alanı mıdır?
Bilimsel açıdan bakıldığında, kategorize edilemeyen veya yok sayılan unsurlar, sistemin hata payı (noise) gibi görünür. Ancak bu hata payı, sistemin dışına taşan bir potansiyel barındırır. Eğer kadın, sembolik düzenin o dar kalıplarına sığmıyorsa bu, kadınların biyolojik veya sosyal bir yokluğu değil; aksine, var olan dilsel ve kültürel hiyerarşilerin onları tam olarak tanımlamakta yetersiz kalmasıdır.
Bu durum, tıpkı ekolojik bir sistemde tanımlanamayan bir nişin veya henüz keşfedilmemiş bir çevresel değişkenin, sistemin geri kalanından bağımsız bir gelişme alanı yaratması gibidir. Tanımlanamayan her şey, aynı zamanda yeniden tanımlanabilme potansiyeline sahiptir.
Sonuç: Yokluk Değil, Yapısal Boşluk
Lacan’ın önermesini evrimsel bir perspektifle değerlendirdiğimizde, bunu biyolojik bir determinizmin reddi ve sembolik düzenin bir yazılım hatası olarak görebiliriz. Sembolik düzen, bireyleri sabit etiketlerle (kategorilerle) yönetmeye çalışır. Ancak "Kadın" kategorisinin bu yapıya tam olarak sığmaması, sistemin kendi içine hapsettiği bu değişkenin, her an sistemi dönüştürme gücüne sahip bir yapısal boşluk olduğunu gösterir.
Bu, bir yoksunluk değil; tam tersine, biyolojik ve entelektüel potansiyelin mevcut kültürel normların kısıtlayıcı tanımına sığmayarak, sistemin dışına taşan ve bu sayede kendi tanımını yapabilen bir özgürlük alanı yaratmasıdır.
3-) Feminist Eleştiri ve Sembolik Düzenin İçsel Dönüşümü: Kırılma mı, Manevra mı?
Luce Irigaray gibi feminist teorisyenler, Jacques Lacan’ın sembolik düzenini, eril bir dilin hegemonik yapısı olarak tanımlayarak eleştirirler. Bu perspektife göre, dilin kendisi ve mantıksal kategorileri, tarihsel olarak eril bir bakış açısıyla inşa edilmiştir. Dolayısıyla, bu dil içerisinde üretilen her tanım, özneyi (kadını) bu yapıya bağımlı kılar. Ancak bu eleştiri, sistemin tamamen dışına çıkma arayışı ile sistemin yasalarını bir manevra alanı olarak kullanma stratejisi arasında önemli bir ayrım sunar.[2]
Dil Bir "Kafes" mi, Yoksa İşlevsel Bir Operasyon Alanı mı?
Feminist teorinin dişil dil arayışı, mevcut sembolik düzenin sunduğu kategorik yetersizliğe karşı bir tepkidir. Eğer mevcut dilsel yapı özneyi tanımlamakta başarısız oluyorsa, burada iki ana stratejik yol belirir:
Dışsallaşma (Kafesi Kırma Çabası): Sistemin tamamen dışına çıkarak alternatif bir sembolik evren inşa etme girişimi. Bu, biyolojik ve sosyal gerçeklikten izole olma riski taşıyan, çoğu zaman ütopyacı bir yaklaşımdır.
Sistemsel Manevra (Stratejik Disiplin): Psyche mitinde olduğu gibi; mevcut yapının yasalarını (örneğin dilin ve hukukun kurallarını) kullanarak, sistemin yarattığı boşlukları tanımlamak ve bu boşluklardan yeni bir özne inşası gerçekleştirmek.
Stratejik Disiplin: Sistemin İçinden Dönüşüm
Evrimsel bir perspektiften bakıldığında, bir organizmanın veya toplumsal yapının, içine hapsolduğu kısıtlayıcı bir çevreden kurtulması, kaba kuvvetle (yıkımla) değil, çevresel yasaları kendi lehine optimize eden adaptif stratejilerle gerçekleşir.
Irigaray'ın eleştirisini bu bağlamda değerlendirdiğimizde; dişil dil arayışı, sadece yeni bir terminoloji yaratma çabası değil, sistemin tanımlayamadığı (yok saydığı) o yapısal boşluğu verimli bir alana dönüştürme stratejisidir. Tıpkı Psyche’nin Aphrodite’nin imkansız görevlerini yerine getirirken, çevresel faktörleri (karıncalar gibi dış kaynakları) sürece dahil etmesi gibi; feminist eleştiri de mevcut sembolik düzenin kendi içindeki yazılım hatalarını (çelişkileri) kullanarak, yapıyı içeriden genişletmektedir.
Sonuç: Kendi "Hiçliğini" İnşa Etmek mi?
Feminist teorinin bu süreçteki rolünü bir hiçlik yaratmak olarak değil, sistemin sınırlarını zorlayarak yeni bir tanımlama kapasitesi üretmek olarak okumalıyız. Sembolik düzenin yok saydığı alanları, bir stratejik disiplin ile yeniden kodlamak, aslında sistemin kendi yasalarını ustalıkla kullanarak, o yasaların üzerinde bir özne inşasıdır.
Bu durum, sistem teorisi açısından yıkıcı bir devrim değil, evrimsel bir optimizasyondur. Sistemin dışına çıkmak yerine, sistemin kurallarını kullanarak onu yeniden mimarize etmek; tanımlanmış olanı aşmanın ve kendi tanımını bizzat kendisi yapabilen bir özne haline gelmenin en rasyonel yoludur. Özne, kafesin içinde hiçlik yaratmaz; kafesin parmaklıklarını, kendi sınırlarını çizen bir perspektif haline getirir.
4-) Sonuç: Biyolojik ve Sembolik Sınırların Ötesinde Bir Özne İnşası
Psikanaliz tarihinin biyolojik determinizm (Freud) ile dilsel yapılandırmacılık (Lacan) arasındaki bu uzun süreli tartışması, insan davranışının kökenlerini anlamak için önemli bir zemin sunar. Ancak geldiğimiz noktada görülmektedir ki; ne sadece biyolojik donanım (anatomi) ne de sadece kültürel inşalar (sembolik düzen), bir bireyin özne olma sürecini tam anlamıyla açıklayabilmektedir.
Gerçeklik, Bir "Tiyatro Oyunu" Değil, Bir "Adaptasyon Süreci"dir
İnsan, biyolojik mirasının sunduğu başlangıç verileriyle doğar ve dilin (kültürün) kodladığı sembolik düzene uyum sağlamaya çalışır. Ancak her iki sistem de (ne biyoloji ne de sembolik düzen), bireyi statik bir figüran olmaya zorlar. İnsan doğası, bu iki baskılayıcı güç arasında sıkışan bir eksiklik değil; tam aksine, bu baskıları yönetebilen ve kendi bilişsel modelini kurabilen bir adaptasyon kapasitesidir.
Sistemsel Okuryazarlık ve Stratejik Öznellik
Psyche miti, bir metafor olarak incelendiğinde; lambayı yakmak, bireyin içine doğduğu sistemin (toplumsal/biyolojik normların) işleyiş mekanizmalarını rasyonel bir biçimde analiz etmesi anlamına gelir. Kendi varoluşunu, sistemin ona dayattığı tanımlar üzerinden değil, sistemin yasalarını bir stratejik disiplin ile çözümleyerek inşa eden birey, determinist bir yazgıdan mimari bir öznelliğe geçiş yapar.
Burada yıkım olarak adlandırılan süreç, sistemin bizzat kendisini yok etmek değil, sistemin işleyişine dair derinlemesine bir okuryazarlık geliştirerek, bireyin bu yasalar arasındaki boşluklarda kendi işlevselliğini yaratmasıdır.
Bilimsel Bir Perspektif: Bireysel Özerklik
Sonuç olarak feminizm veya genel anlamda özne inşası; biyolojik veya sembolik dayatmaların ötesine geçerek, kendi rasyonel çerçevesini çizebilen bireyin eylemidir. İnsan, kendi fenotipik ve kültürel kaderini analiz edebildiği, yani sistemin yapısal hatalarını ve işleyişini rasyonel bir soğukkanlılıkla çözümleyebildiği ölçüde gerçek bir öznedir.
Bilimsel okuryazarlık, sistemin kurallarını ezberlemekten değil; o kuralların nasıl çalıştığını, nerede sınırlandığını ve hangi noktalarda bireysel bir özerklik alanı açabileceğini anlamaktan geçer. Gerçek özerklik, doğanın (biyoloji) ve toplumun (dil) koyduğu kuralları birer engel olarak değil, üzerine stratejik bir disiplin inşa edilecek başlangıç verileri olarak görenlerin eseridir.
Son: Bilişsel Bir Enfeksiyonun Anatomisi: Freud, Lacan ve Vinyard Vakası Üzerinden Sembolik Düzenin Disseksiyonu
İnsan zihni, milyonlarca yıllık evrimsel süreçte kabileci reflekslerle kodlanmış bir başlangıç verisi (anatomi) ile başlar ve içine doğduğu kültürel dil (sembolik düzen) içinde şekillenir. Tony Kaye’in American History X filmi, bu iki katmanlı yapının nasıl bir ideolojik enfeksiyona dönüşebileceğini ve bir öznenin bu yapıyı rasyonel bir cerrah titizliğiyle nasıl analiz edebileceğini gösteren bir laboratuvar vakasıdır.
1. Biyolojik Determinizmden Sembolik İnşaya: Freud’un "Kader" Tuzağı
Freud’un Anatomy is destiny (Anatomi kaderdir) argümanı, Derek Vinyard’ın travma sonrası radikalleşme sürecinin ilk aşamasını açıklar. Babanın ölümü gibi sarsıcı bir başlangıç verisi, Derek’in zihninde biyolojik bir tehdit yanıtını (amigdala aktivasyonunu) tetikler. Freudyen perspektiften bakıldığında, Derek’in ırkçı ideolojiyi benimsemesi, onun biyolojik donanımının çevresel travmaya verdiği ilkel bir adaptasyon biçimidir. Ancak bu adaptasyon, organizmayı sabit bir kaderin içine hapseden bir yazılım hatasıdır.
2. Sembolik Düzen ve "Kadın Yoktur" Analojisi: İdeolojinin Kırılganlığı
Lacan’ın La femme n'existe pas (Kadın yoktur) önermesi, sembolik düzenin kategorilerinin gerçekliği tanımlamakta yetersiz olduğunu vurgular. Bu bağlamda Neo-Nazizm veya herhangi bir ırkçı ideoloji de, gerçek dünyanın karmaşık gerçekliğini tanımlayamayan eksik bir sembolik düzen inşasıdır.
Derek Vinyard, Cameron Alexander tarafından sunulan bu ideolojik yokluğu, bir varoluşsal temel zanneder. Ancak cezaevi gibi dışsal uyaranların minimize edildiği bir laboratuvar ortamında, ideolojinin sembolik kategorilerinin (siyahiler ötekidir, ırksal saflık iyidir vb.) işlevsizliği ortaya çıkar. Tıpkı Lacan'ın dişiliğin sembolik düzene sığmayacağını belirtmesi gibi; gerçeklik, Derek’in inşa ettiği bu ideolojik kafese sığmaz. İdeolojinin kendi iç çelişkileri, sistemin yazılım hataları olarak ortaya çıkar.[5], [6]
3. Stratejik Disiplin ve Psyche’nin "Lambası": Sistemin İçinden Dönüşüm
Feminist eleştirinin eril dilin kafesinden kurtulma arayışı ile Derek’in cezaevinde ideolojisini analiz etme süreci yapısal olarak aynıdır. Derek, sistemin dışına kaba kuvvetle çıkmaz; sistemin kendi içindeki yazılım hatalarını (ırkçıların menfaat odaklı iş birlikleri) gözlemleyerek sembolik düzenin tutarsızlığını deşifre eder.
Bu, Psyche’nin mitolojik labirentte lambasını yakması gibidir. Derek, içinde bulunduğu ırkçı sembolik kafesi, onun kurallarını en iyi bilen biri olarak içeriden parçalar. Bu eylem, bir hiçlik yaratmak değil, sistemin dayattığı o köhne tanımları (ideolojiyi) işlevsiz kılarak, rasyonel bir özne olma kapasitesini (stratejik disiplini) ortaya çıkarmaktır.
Sonuç: Fenotipik ve Kültürel Kaderin Ötesi
American History X, biyolojik determinizmin (Freud) ve sembolik düzenin (Lacan) insanı nasıl sınırlandırdığını, ancak rasyonel bir bilişsel analiz ile bu sınırların nasıl aşılabileceğini gösterir. Derek Vinyard’ın dönüşümü; bir ideolojinin kurbanı olmaktan, kendi zihinsel özerkliğini ilan eden stratejik bir cerrah olmaya evrilmesidir.
Gerçek özne, ne biyolojinin dayattığı travmatik dürtülere ne de dilin dayattığı ideolojik kategorilere mahkûmdur. Gerçek özne, içinde bulunduğu sistemin anatomisini soğukkanlılıkla çözümleyebilen ve bu verilerle kendi stratejik disiplinini inşa edebilen bireydir.[8]
İnsan, içinde bulunduğu sistemin anatomisini soğukkanlılıkla çözümleyebilen ve bu verilerle kendi stratejik disiplinini inşa edebilen bireydir. Bir öznenin, içine doğduğu biyolojik veya sembolik kafesi parçalayarak kendisini inşa etmesi, aslında kadim bir sorumluluğu yerine getirmesidir.
Şüphesiz ki, bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. (Ra'd, 11.)
- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
- ^ Sigmund Freud. (1). The Standard Edition Of The Complete Psychological Works Of Sigmund Freud, Volume Xix (1923–1925): The Ego And The Id And Other Works.. ISBN: 978-0701200671. Yayınevi: The Hogarth Press / Basic Books. sf: 173-179.
- ^ a b Joacques Lacan. (25). Écrits: The First Complete Edition In English. ISBN: 978-0393058093. Yayınevi: W. W. Norton & Company , Éditions du Seuil. sf: 575-584.
- ^ David Buss. (14). Buss, D. M. (2019). Evolutionary Psychology: The New Science Of The Mind (6Th Ed.). Pearson.. ISBN: 978-0135161433. Yayınevi: Pearson / Routledge. sf: 105-130.
- ^ David Buss. (14). Buss, D. M. (2019). Evolutionary Psychology: The New Science Of The Mind (6Th Ed.). Pearson.. ISBN: 978-0135161433. Yayınevi: Pearson / Routledge. sf: 320-345.
- ^ a b Slavoj Žižek. (13). Žižek, S. (1989). The Sublime Object Of Ideology. Verso.. ISBN: 978-0860919711. Yayınevi: Verso Books. sf: 1-54.
- ^ a b Slavoj Žižek. (13). Žižek, S. (1989). The Sublime Object Of Ideology. Verso.. ISBN: 978-0860919711. Yayınevi: Verso Books. sf: 70-85.
- Tony Kaye. (Film, 1999). Kaye, T. (Yönetmen). (1998). American History X [Film]. New Line Cinema.. Not: IMDB id: tt0120586.
- Richard Dawkins. (17). Dawkins, R. (1976). The Selfish Gene. Oxford University Press.. ISBN: 978-0198788607. Yayınevi: Oxford University Press. sf: 200-210.
Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?
Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:
kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci
Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 05/07/2026 01:14:13 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/23359
İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.