Beyinde Bir ''Tanrı Noktası'' Yok! Sağ Pariyetal Lobdaki Hasarlar, Ruhaniyeti Arttıran Etki Yapıyor!
Beyinde Bir ''Tanrı Noktası'' Yok! Sağ Pariyetal Lobdaki Hasarlar, Ruhaniyeti Arttıran Etki Yapıyor!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Uzun zamanlardır bilim ile din arasında çeşitli şekillerde görülen çatışma, son birkaç on yıldır beyinde, sözde yaratılışımızdan gelen bir "Tanrı noktası" olması gerektiği iddiası çevresinde de yoğunlaşmıştı. Dini duyguları kuvvetli olanlar, beyinde mutlaka özel bir "Tanrı noktası" olması gerektiği iddia etmektedirler. Bu bölgenin, Tanrı'nın varlığına nörolojik ispat olacağı kanısındaydılar, zira beyinde, tamamen özelleşmiş bir "Tanrı noktası"nın varlığı, bu konunun beynimize ait diğer birçok konudan üstün olduğunu gösterecekti. Geri kalan büyük bir grup bilim insanı ise, Tanrı ve din fikrinin insan beyninin evrimsel sürecinde gelişmiş, sıradan olgular ve savunma mekanizmaları olduğu, dolayısıyla beyinde tek bir bölge yerine birçok bölgeye dağılmış halde ruhani duyguları etkileyen bölgeler bulunması gerektiğini savunuyorlardı. Zira neredeyse insanı "insan" yapan bütün sosyal davranışlarımız, düşünce kapasitemiz, hayal gücümüz, vb. olgular, diğer hayvanlardaki gibi beynimizin çeşitli bölgelerine dağılmıştır (tabii insanda bu bölgelere katkı sağlayan alanlar daha büyüktür). Konuşma, nefes alıp verme, kan basıncı, kalp ritmi gibi hayati olgular ise genellikle tek veya en fazla iki bölgede yoğunlaşmış, çok güçlü kontrolü olan olaylardır. Dolayısıyla bilim insanlarının çoğu, ruhani duyguların insan evriminde çok büyük önemi olmamasından ötürü, bu duyguların tıpkı sıradan davranışların olduğu gibi yaygın bir beyin dağılımı göstermesi gerektiğini düşünüyorlardı.

Tam da bu son gruptaki bilim insanlarının iddialarını ispatlar şekilde, Missouri Üniversitesi'nden araştırmacılar, beynin bölgelerini detaylıca analiz ederek beynin hiçbir yerinde, tekil bir "Tanrı Noktası" bulunmadığını ve beyindeki birçok alanın, diğer birçok özelliğimizde olduğu gibi, ruhani davranışlarımız ve düşüncelerimizde etkili olduğunu ortaya çıkardı.

"Ruhaniyet için nöropsikolojik temeller keşfettik, ancak bunların hiçbiri beynin tek bir bölgesinde izole olmuş ve toplanmış değil, beyne tamamen dağılmış vaziyette." diyor Missouri Üniversitesi'nden Prof. Dr. Brick Johnstone. "Ruhanilik oldukça dinamik bir konsept. Beynin bazı bölgeleri bu olguya daha fazla katkı sağlarken, bazıları daha az katkı sağlıyor; ancak bireyin ruhani deneyimleri için hepsi ortak olarak çalışıyor."

Yapılan bu en güncel araştırmada, Johnstone özellikle sağ pariyetal lobu hasar almış 20 kişi üzerinde çalıştı. Bu bölge, sağ kulağın birkaç santimetre üzerindedir. Hasar almış kişiler üzerinde anketler yaptı ve "yüce bir güce olan bağlılıkları" ve "hayatlarının ilahi bir plan üzerine kurulu olması" gibi konular üzerine sorular sordu. Yaptığı detaylı inceleme ve araştırmaların sonunda, beynin sağ pariyetal lobunda hasar olan bireylerin ruhani inançlarının arttığını tespit etti. Böylece, ruhaniyetin normalde, sıradan bir beyin aktivitesi olduğunu, ancak beyin hasarlı olduğunda ruhani aktivitenin arttığını göstermiş oldu.

Johnstone'un araştırmasının, diğer bilimsel verilerle birleştirilmesinden çıkan sonuç ise daha da ilginç: Normalde, beynin sağ yarımküresinin, özellikle de sağ pariyetal lob ve civarının kişinin "öz bilinci" ve "kendisinin farkındalığı" gibi olgularda görev aldığı bilinmektedir. Beyninin bu kısmı hasar alan bireylerde, kendisinin farkındalığının azaldığı ve hayatının kontrolünün bir başka güçte olmasından rahatlık duyduğu görülmüştür. Johnstone, bunun meditasyon ve dini öğretilerdeki "kendinden uzaklaşma" olgusu ile uyumlu olduğunu düşünmektedir.

Yapılan bir başka araştırmada, Budist meditasyoncuların ve rahibelerin doğuştan itibaren belli tipte eğitilmeleri sonucunda sağ beynin aktivitesini iyice azaltarak, kendilerini tamamen farklı bir olguya ait görmelerinin ve kendilerinden tamamen kopmalarının mümkün olduğu gösterilmişti. Böylece, tamamen bilinçli dünyadan koparak ruhani hisler yaşamanın, beynin normalde çalışmak için evrimleştiğinden farklı ve eksik çalışmaya zorlanmasından kaynaklandığı gösterilmişti.

Her ne kadar bazı bilim insanları beyindeki "Tanrı Noktası"nı aramaya odaklandıysa da, yapılan bu ve benzeri araştırmalar kişinin kendine odaklılığı ve kendisinden başka olgulara odaklılığı konularına eğilmenin daha işlevsel olabileceğini gösteriyor. Prof. Johnstone şöyle anlatıyor: "Kişi, kendisiyle ve dolayısıyla gerçeklikle olan bağlantısını yitirdiğinde, Tanrı veya Nirvana ile buluştuğunu, onlarla bağlı olduğunu anlıyor. Öz benliğini yitiriyor. İşte bu da, daha yüce bir varlığın parçası olduğunuzu hissetmenize neden oluyor."

Bu araştırma elbette ki dini argümanlar ile ilgili açıklamalarda bulunmuyor. Ancak Budistlerin Nirvana'ya, Hıristiyanlar'ın Tanrı'ya, Müslümanlar'ın Allah'a, ateistlerin ise doğaya bağlı olduklarını hissetmeye yarayan nöropsikolojik mekanizmaları açığa çıkarıyor ve bir nevi, bu olguları materyal dünyaya indirgemeyi başarıyor.

Öte yandan bu duyguların sadece ruhani hislerle tetiklenmediğini de söylemekte fayda var. Prof. Johnstone şakayla karışık şunu söylüyor: "Kulaklıklarımı takıp Led Zeppelin'in Stairway to Heaven'ını dinlediğimde de kendimi kaybediyorum." Dolayısıyla beynimiz belki de, evrimi süresince bu şekilde özden ve kendinden kopmayı başarabilecek adaptasyonlar geçirerek, beyin aktivitelerinin düzenlenmesi için bir savunma mekanizması geliştirmiş olabilir. Bu araştırma, tam olarak hedefi bulmasa da, insanın neden dini inançları olduğunu ve beyin irileştikçe neden dini inançların birer savunma mekanizması olarak ortaya çıktığını anlamamız için bir kapı açıyor.

 

Haber Tarihi: 20 Nisan 2012

Kaynak: Huffington Post

---

Önemli Not: Ne yazık ki, haberi Türkçeye çeviren NTV Bilim, kendisinden beklemeyeceğimiz bir şekilde, yukarıda orjinalinin bağlantısını verdiğimiz haberi 180 derece ters bir başlıkla yayınlamıştır:

http://www.ntvmsnbc.com/id/25346087/

Haberin içeriğini okuyan ve orjinalini İngilizce olarak okuyan biri, NTV'nin attığı başlığın gülünç şekilde ters olduğunu görecektir. Kendileriyle irtibata geçtik, umuyoruz ki en kısa sürede düzelttireceğiz.

Önemli Not - 2: Evrim Ağacı olarak biz de başından beridir dini ve ilahi olgular hakkında hiçbir bilim dışı açıklama yapmadık ve bu açıklamalara sayfamızda yer vermedik. Ancak dini olguların bilimsel çerçevede, nöropsikolojik, antropolojik, sosyolojik olarak incelenebileceğini ve bu incelemelerin dinin kendi argümanlarından bağımsız yapılması gerektiğini savunduk -ki bilim de budur. Bizim bu haberden çok önce yazdığımız ve bu haberle tam bir uyumluluk gösteren şu yazımızı okuyabilirsiniz.

Bilim İnsanları Yapay Beyincik Yapmayı Başardı!

Samanyolu'nun Merkezindeki Vahşi Gama Patlamalarına Bir Bakış...

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim