Evrim Ağacı

Alfred Lothar Wegener Kimdir? Ne Yapmıştır? Kendi Ağzından Yaşam Öyküsü...

Alfred Lothar Wegener Kimdir? Ne Yapmıştır? Kendi Ağzından Yaşam Öyküsü...
Tavsiye Makale

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

1880 yılında Berlin’de doğdum. Babam, ilahiyatçı ve öğretmendi. Hem ben, hem de ağabeyim Kurt, doğa bilimlerine çok meraklıydık. Özgürce karar verebildiğimiz bir çocukluk dönemi geçirdik. Yürüyüş, dağcılık ve yelken yapmayı seviyorduk. Genç yaşta, ağabeyimle birlikte balon gezilerine katıldık ve atmosferin üst katmanlarını araştırarak, meteorolojik gözlemler yaptık. Hatta, 5 Nisan 1906’da ağabeyim Kurt ile beraber tam 52 saat bir balonla havada kalarak, bir dünya rekoruna imza attık.

Liseyi Berlin’de bitirdim, 1900-1904 yıllarında Heidelberg ve Innsbruck’ da fizik, meteoroloji ve astronomi okudum.

1905 yılında Berlin'de astronomi doktorası yaptım ve Lindenberg’deki Havacılık Gözlemevinde asistan olarak çalışmaya başladım.

1906-1908 yılları arasında Danimarkalı Ludvig Mylius tarafından yönetilen bir ekiple ilk Grönland gezime katıldım. Döndükten sonra Marburg Philips Üniversitesi’nde meteoroloji, pratik astronomi ve kozmik fizik öğretim görevlisi oldum. 1909-1910 Grönland seferinin sonuçlarını kullanarak “Atmosferin Termodinamiği” kitabını yazdım.

Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.
Dr. Feza Köylüoğlu

1912-1913 yıllarında, ikinci kez Grönland seferine katıldım. Grönland'ta ilk kez kışı geçirdim ve metorolojik araştırmalar yaptım. Döner dönmez Else Koppen ile evlendim. Marburg’a taşındık ve üç çocuğumuz oldu. 

1. Dünya Savaşı başladığında, Batı Cephesi'nde yedek subay olarak savaştım. Bir süre sonra yaralandım ve aktif askerlik hizmetinden alındım. Orduya havacı ve meteorolog olarak atandım. Bu dönemde, zeplinlerin hava trafiğini yönettim. Savaş devam ederken yeni araştırmalar yapamadığımdan önceki verileri değerlendirmek için düşünmeye fırsatım oldu.

1911 yılında, tamamen sezgilerime dayanarak, okyanuslar ve kıtaların kökeni hakkında fikirlerimi formüle etmeye başladım ve kıta hareketlerinin kökeni hakkında kafa yordukça daha çok gözlem yapmam gerektiğini anlamaya başladım.

Jeologlar yerin soğumakta ve büzüşmekte olduğuna inanıyor, dağların ve depremlerin oluşumu gibi çeşitli olayları buna bağlıyorlardı. Büzüşen bir dünyanın tıpkı çürüyen ve buruşan bir domates kabuğu gibi üzerinde tepeler ve vadiler oluşturduğunu düşünüyorlardı. Açıkcası, bu açıklama beni pek tatmin etmiyordu.

Güney Amerika ile Afrika’nın karşılıklı bakan kıyı çizgilerinin birbiriyle çok uyumlu olduğu dikkatimi çekiyordu. 1620’de Francis Bacon büyük eseri Novum Organum’da, konudan ilk bahseden kişiydi. Kıtaların kıyı kenarları sanki bir yapbozun iki parçasıydılar. Gerçi bu uyum, farklı bir şekilde açıklanıyor, Afrika ile Güney Amerika arasında bir kara parçasının okyanus dibine çöktüğü ileri sürülüyordu. Herkesin bildiği kayıp kıta Atlantis efsanesi işte bu çöken kara parçasını işaret eder. Bana göre, diğer kıyı çizgileri de birbiriyle uyumluydu. Ben, iki kıtanın ayrı yönlerde sürüklenerek arada yeni bir okyanus tabanı oluştuğunu hesaplıyordum.

Yer kabuğu hakkında epey bilgi edinmiştim. Kıtaların zaman içinde gittikçe yükseldiğini düşünüyordum. Gözlemlerim esnasında tekneleri bağlamak için birkaç yüzyıl önce liman duvarlarına yapılan halkaların, günümüzde tekne bağlanamayacak kadar yüksekte kaldığını fark etmiştim. Çünkü kara parçaları yoğunluğu daha az olduğu için yüzerek yükseliyorlardı. Buradan da şöyle akıl yürütüyordum. Madem kıtalar yükselme yönünde dikey hareket ediyorlar, o halde yatay hareket de yapabilirler.

Yine Afrika ile Güney Amerika arasında hayvan ve bitki çeşitliliğinin birbirine benzediğini ama fosillerin arasındaki benzerliğin daha fazla olduğunu görüyordum. Bu iki bölge arasında jeolojik açıdan da müthiş benzerlikler vardı. Bu da, daha önce bir olan parçanın, zamanla birbirinden ayrıldığının deliliydi.

1912 yılı başında, kıta kayması üzerine olan düşüncelerimi ilk kez kamuoyuna sundum. 1912 Frankfurt Jeoloji Derneği'nin genel kurulunda konuşma yaptığımda 31 yaşındaydım. Okyanuslar ve kıtaların kökenine dair verdiğim konferansta, eski geleneksel bilgiler büyük bir deprem yaşadı. Görüşlerimi hayal ürünü düşünceler olarak değerlendiriyor, peri masalı diye küçümsüyorlardı. Eşimin babası bile beni uyararak meteoroloji olan alanımın dışına çıkmamam yönünde öğütler veriyordu.

Dağların, kıta kütlelerinin hareketleriyle ve çarpışmalarıyla oluştuğunu söylüyordum. 1915’te yayınlanan kitabımın adı “Kıtaların ve Okyanusların Kökeni” idi. Kitabımı yıllar içinde sürekli yeni bilgilerle yeniden düzenledim. Israrla kıtaların kaydığını söylüyordum. Kıtalar, sial dediğim kayalık bir maddeden oluşmuştu ve daha yumuşak ancak daha yoğun sima denilen bir alt tabaka üzerinde kayıyordu. Ancak deneyler simanın ergime derecesi ile ilgili tahminlerimi doğrulamıyordu. Hala yanıtlarını bulmam gereken sorular vardı. Bu zor konuyu ancak Newton gibi bir deha çözüme kavuşturabilirdi. 

Grönland 'a ikinci seferden sonra 1929'da üçüncü seferimizi yaptık. Buzul kalınlıklarını sabit istasyonlar kurarak ölçtük ve bulgularımızı yayınladık.

Birçok açıdan kendimle Darwin arasında bir benzerlik görüyorum. Ve onu örnek alıyorum. İkimizin de benzer yönleri vardı. Çocukluk ve gençlik yıllarımızı arazide bol bol veri toplayarak ve doğayı gözlemleyerek geçirmiştik. İkimiz de asıl alanlarımızın dışına çıkarak ve doğru kabul edilen şeyleri aşarak yeni bir kuram kurduk. Bulduklarımızı kitap haline getirip yayınladığımızda her ikimiz de kalp hastasıydık. Ben de kitabımın adını onunkine benzettim. O canlıların kökenini ararken ben de kıta ve okyanusların kökeni anlamaya çalıştım. Kuramlarımız yayınlandığında ikimizde çok kuvvetli tepkiler aldık. Darwin de, ben de kuramlarımızın zayıf ve geliştirilmesi gereken noktalarını çok iyi biliyoruz. Tabi ki genetik bilimi sayesinde evrim kuramı çok mesafe aldı. 

Bakalım, zaman benim kıtaların kayma kuramı hakkında nasıl bir karar verecek.

Dördüncü Grönland seferine gittiğimde, aşırı efor sonucunda kalp yetmezliği nedeni ile 16 Kasım 1930 tarihinde henüz 50 yaşımdayken hayatımı kaybettim. Benden sonra bir süreliğine kayma kuramı unutuldu. Çeşitli sebeplerle okyanus dipleri araştırıldıkça kuramı doğrulayan bulgular gelmeye başladı. Bütün okyanusların tabanlarında sırtlar olduğu ve bunun kıtaların birbirinden uzaklaşması sırasında oluştuğu anlaşıldı. Sonra tarihleme teknikleri gelişti. 200 milyon yıldan daha eski bir okyanus tabanına rastlanılmıyordu. Okyanuslar çok yeniydi. Benim doğru düşündüğüm anlaşılmıştı. Kıta kayma kuramımım üzerine inşa edilen “levha tektoniği” denilen kuramla, dünyamızın coğrafi şekillerini ve depremleri açıklayabiliyoruz.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 3
  • Tebrikler! 3
  • Bilim Budur! 2
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 31/05/2020 04:26:29 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/8113

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Güncel
Teknoloji
Zehir
Hayvan Davranışları
Yiyecek
Galaksi
Darwin
Covid-19
Abiyogenez
Coronavirus
Besin Değeri
Kedi
Evrimsel Antropoloji
Ara Geçiş Türleri
Göğüs Hastalığı
Nörobilim
Mühendislik
Kelebek
Paleontoloji
Çekirdek
Ekoloji
Öğrenme Teorileri
İhtiyoloji
Memeli
Kuantum Fiziği
Solunum
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“En azını vaadedene oy verin ki en az hayal kırıklığına uğrayın.”
Bernard Baruch
Geri Bildirim Gönder