GEORGE ORWELL VE 1984
Can çekişen bir düzenin (kapitalizmin) ömrü nasıl uzatılır!
Can çekişiyor çünkü bir zamanlar ilerici olarak tarih sahnesine çıktığı rolünü tarihsel olarak tamamlamıştır. İç çelişkileri o denli büyümüştür ki; kendi yaratısı olan işçi sınıfına ikisinden birinin yokluğu dışında bir seçenek bırakmamıştır.
Bunun adı sömürüdür. Varlık koşulu sömürüye bağlıdır ve fakat onu artı değer ile var eden emek –emekçi olmadan bunu sürdürmesi mümkün değildir. Bunun için de sömürüden vazgeçmesi gerekir. Bu da doğasına uygun değildir. İşte temel açmaz budur.
Bu açmaz bugün emperyalist aşamada o denli boğucu bir hal almıştır ki, soluk borusu olarak iki tane dünya (emperyalist paylaşım ) savaşına vesile olmuştur.
Hele ki sanayi devrimini müteakip bilginin dolaşımının sınırları aşması ve bilinçlenen işçi sınıfının , iddia edilenin aksine ( iddia: İşçi sınıfı zihinsel yetilerden yoksundur, o ancak el becerileri ile var olabilir ve hizmete amadedir, yönetemez) zihinsel yetilerin de en alasına sahip olduğunu somut olarak Sovyetler deneyiminde ve sosyalist bir içerikle kanıtlayınca; emperyalist burjuva sınıfının etekleri tutuşur ve buna mutlaka dur denecek süreçlerin acilen devreye sokulmasını zaruri görür.
Önce aklı egemenlik altına almak için bilginin ana rahmi olan felsefe ile işe başlanır. Bu süreçte üç ismi öne çıkarır. Üçü de Amerikalıdır bunlar: Polonya asıllı Amerikalı Zbigniev Kazimierz Brezinski, Samuel Philips Huntington ve Francis Fukuyama’dır. Ortak noktaları Harvord Üniversitesi’dir.
Vizyonları liberal demokrasi kisvesi altında misyonları farklı, daha eşit ve adil bir dünya arayışının gerekli olmadığının, aranacak ne varsa kapitalist düzende bulunabileceğinin ısmarlama felsefi temellerini yaratmak.
Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” , Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” , Brezinski’nin “ Büyük Çöküş” kitapları bunun için temel çıkış noktaları oldu. Her üçünde de Sovyet sosyalist deneyimine atıf üzerinden insanlığın çok hatalı bir yoldan “şükür ki” geri döndüğü vurgusu temeldir.
Devamında ve alternatif olarak Liberal demokrasinin tek çıkış yolu olduğu, tarihin sonunun geldiği ve dolayısı ile sınıfların esasında mevcut olamadığı, sınıf savaşımının temelinin ve gerekçesinin olmadığı ve hatta bundan sonra olacak olan olası üçüncü dünya savaşının sadece kültürel alanda olacağı iddiası başattır.
Gerekçesi ise basittir: Kapitalist sistem açmazdadır ve kendine ancak kendi yarattığı yıkım ile, iç savaşlarla, bölgesel savaş ve ayaklanmalarla soluk boruları açabilir. Ancak bu uzun soluklu bir çıkış değildir, çok masraflıdır ve eninde sonunda tekrar krizlere gebedir.
Hazır insanlığın ağırlıklı bir bölümü de artık bunu yutmuyor, o halde onlara manipülatif öyle bir felsefi alt yapı ile öyle siyasi argümanlar sunalım ki; onlar da gerçekte bir arayış varmış gibi bir yanılsamanın içine girsin.
İnsanların ağırlıklı çoğunluğu ne istiyor: Adalet, yeni bir düzen ve öyle olmalı ki tüm sınırları kaldırsın ve insanlığı tek bir amaç etrafında birleştirsin. Emek en yüce değer olsun ve özgürlük tartışılamayacak denli mahrem bir alan olsun. Hatta yöneten yönetilen de ve dolayısı ile devlet tahakkümü de olması.
Esasında bu sosyalizmin düşüdür ve Sovyet deneyiminde kesintiye uğramıştır. Ötesi ise komünizm düşüdür. Sınıfsız, sömürüsüz ve devletsiz bir dünya özlemi…
İnsanlar eninde sonunda bilgi çağında eşyaya adını koyacak ve buna yönelecek endişesi bu üç Amerikalı için önlerinde duran ve acilen çözülmesi gereken bir sorun olarak tanımlanmıştır.
Öyle bir şey yapmalı ki dilde kalsın fakat insanların gelecek dünya düşlerine de vurgu yapsın ve onları sistem içinde tutsun. İşte KÜRESELLEŞME kavramı ve bunu müteakip “YENİ DÜNYA DÜZENİ” tezi bir kurtarıcı olarak her kanal ve sermaye desteği ile ve özellikle ülkelerin eğitim sistemleri hedef alınarak, medya ve kimi bilim çevreleri kullanılarak halkların zihinlerine pompalanmıştır.
Halkların gelecek arayışı “YENİ” , sınırsız dünya özlemi “KÜRESELLEŞME” , devlet tahakkümünün üstünün örtülüşü “DÜNYA” ve adalet arayışı “DÜZEN” kavramları ile tersyüz edilmiştir. Halen de devam etmektedir.
Buraya kadar tamam da George Orwell ve 1984 romanı ile alakası ne.
George Orwell hem Hayvan Çiftliği hem de 1984 romanı ile buna edebiyat cephesinden dahil olmuştur.
O da muazzam bir kalem ustası olmasına rağmen ( Ki bu yeteneğini , sosyalist öğretiye yakın durduğu zamanlarda en üst seviyeye çıkardığı ifade edilir) bu konuda dürüst davranmamış ve gerçekleri tersyüz etme yarışında ustalarını geride bırakmıştır.
Tıpkı onlar gibi ( Brezinski, Fukuyama, Huntington) , halkın yeniyi arayışına vesile olan ceberrut bir düzenin , kapitalizmin reddi görüntüsü altında , kapıdan kovulmuş görüntüsü verilen kapitalizmi arka pencereden içeri alma uğraşı içine girmiştir.
Öyle ki hepsinin etrafında birleştikleri bu “yeni dünya düzeni” ve “Küreselleşme” tezlerinin, onları bu işe koşan kapitalizmin kaçınılmaz krizleri ile yine kapitalizm eli ile altının boşalması, hepsinde yankı bulmuştur ve bu aşamada aynı zamanda onları, gelecek ile ilgili kurgularda yılgınlığı, umutsuzluğu, akla ve bilime ziyan bir şekilde durağanlığı, değişmezliği ve bu nedenlerle kadere boyun eğişi, kabullenmeyi öğütler konumuna sokmuştur.
Artık “TARİHİN SONU” tezine, her şey boşuna, uğraşmayın” diyen yeni bir ek yapma zorunluluğu doğmuştu. Kısa sürede de “HİÇLİK FELSEFESİ ” ile bu boşluk doldurulmuştur.
Bunu çok açık bir şekilde Orwell’in gerek Hayvan çiftliği gerekse 1984 romanında görmek mümkündür. Bunun için Orwell’in hayat hikayesi çok ufuk açıcıdır.
Geroge Orwell’ın ÜRÜN Sosyalist Dergi’de yayımlanan hayat hikayesine ilgili derginin internet sayfasından ulaşılabilir.