Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Diyet, yani beslenme biçiminiz önemlidir. Sağlıklı ve dengeli beslenmenin ömrünüz üzerinde uzatıcı bir etkisi olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır. Elbette diyet her şey değildir; ancak sağlıklı bir yaşamın en önemli bileşenlerinden birisidir. Ancak "paranoyakça bir diyet", bu koşullardan birisi değildir. Daha önceden, diyet takıntısı ve sanrılı bir şekilde spesifik bir diyetin diğerlerinden üstün olduğu inancına bağlı olanların sahip olduğu düşünülen ortoreksi hastalığının ne kadar tehlikeli olabileceğinden buradaki yazımızda bahsetmiştik.

Tavsiyemiz, hayatınızda en azından 1 kere bir diyetisyene giderek beslenme koşullarınızdan bahsetmek ve tavsiyelerini dinlemektir. Ancak bunun haricinde, içinize sıkıntı yapıp, hayat standardınızı düşürecek şekilde kafanıza takmamanızı da tavsiye ederiz. Diyetiniz (beslenme biçiminiz) sağlık için bir bileşendir, ancak zihinsel sağlığınız ve gündelik stres miktarınız da bir diğer önemli bileşendir. Eğer ki diyetle ilgili endişeleriniz yaşantınıza zarar veriyorsa, Dünya'nın kusursuz diyetine de ulaşsanız dilediğiniz yaşam standardına erişemeyebilirsiniz.

Hem unutmayın! Son zamanların birçok popüler diyeti "eskiye dönüş"ü ana tema edinse de, atalarımızın ömrü, tıbbi teknolojilerin ve bilimin bulunmayışından ötürü pek de iç açıcı sürelere sahip değildi. Detayları buraya tıklayarak alabilirsiniz. O yazımızdan da görebileceğiniz gibi, ortalamalar son derece düşüktü!

Bu ortalamaların bu kadar düşük olmasının başlıca sorumlusu, çocuk ölümleridir. Modern tıbbın geliştirilmesinden önce müthiş sayıda çocuk hayatını kaybetmekteydi. Örneğin 1600'lü yıllarda Britanya'da doğan her 3 çocuktan 2'si hayatını 4 yaşından erken yitirmiştir. Yani vahşi yaşamdan modern yaşama geçişte halen yaşam mücadelesi vermekteydik. Eğer ki bir birey çocukluğu atlatabilirse, ömrü çok daha uzun olabilmekteydi. Örneğin 1200'lü yıllarda ortalama bir yetişkin erkek 64 yıl, 1300-1400 yıllarında hıyarcıklı veba nedeniyle sadece 45 yıl, 1400-1500'lü yıllarda 69 yıl, 1500-1550 arasındaysa 71 yıl yaşayabilmekteydi. 

Dolayısıyla, diyeti dengeli tuttuğunuz ve ihtiyacınız olan tüm içerikleri elinizden geldiğince alabildiğiniz müddetçe normal bir yaşantı yaşayabileceğinizi söyleyebiliriz.

"Doğal Ürün" Tutkunluğu

Diyet konusundaki abartılı takıntının bir benzerini, son zamanlarda tüm dünyayı kasıp kavuran "doğalcılık" furyasında da görüyoruz. Hayır, felsefi anlamıyla natüralizm değil. Yani evrendeki her şeyin doğal sebeplerle var olduğunu kabul eden, Evrim Ağacı'nın ve modern bilimin kalbini oluşturan, muhtemelen en gerçekçi ve kıymetli felsefi akımlardan birinden söz etmiyoruz. Her şeyin doğalının daha iyi olduğuna dair giderek yükselen ve bir dizi paranoyayı da beraberinde getiren akımdan söz ediyoruz.

Organik yiyecekler, organik hayvanlar, organik giyecekler, organik iplik, organik su, organik şu, organik bu... Basitçe yapılan, var olan her şeyin başına "organik" sözcüğünü katarak değerini arttırıyormuş gibi göstermek... Bu endüstri, günümüzde on milyarlarca dolarlık bir ekonomiye dönüşmüş halde.

Organik Endüstrisinin Büyüyüşü (Sadece ABD)
Organik Endüstrisinin Büyüyüşü (Sadece ABD)
USDA

Adeta bir "kült" haline gelen doğalcılık endüstrisi, günümüzdeki manavların %75'i civarını oluşturuyor. Sadece ABD'de 20.000'den fazla "sadece organik ürün satan şirket" bulunuyor. Organik yiyecek endüstrisi, 2016'da sadece ABD'de 90 milyar dolarlık bir endüstri haline geldi. 2005'teki 12 milyar dolarlık seviyesinden beridir müthiş bir hızla büyüyor. Organik endüstrisinin başını "organik meyve ve sebzeler", "organik süt ürünleri", "organik içecekler", "organik ekmek ve unlu mamüller", "organik atıştırmalıklar", "organik et, balık ve kümes hayvanları" ve "organik soslar" çekiyor. Dolayısıyla sanılanın (ve sıklıkla iddia edilenin) aksine, GDO gibi son derece etkili teknolojiler günümüzde marketleri domine etmiş ve organik ürünlerin yerini almış değil. 

Burada organik-GDO tartışmasına girmeyeceğiz; bununla ilgili bir yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Ancak halk arasında GDO karşıtlığı sanıldığı kadar büyük de olmayabilir: 2011 yılında yapılan bir araştırma, 35-64 yaşları insanların %60.6'sının, genel toplamın ise %57.6'sının "eğer kendilerine bir seçenek sunulacak olursa organik besinler tüketeceklerini" söylüyorlar. Yani halk, organiğe daha sıcak bakıyor olsa da halen neredeyse yarı yarıya bir bölünme var diyebiliriz. Tabii ki GDO ve organik tarım konusunda halkın ne kadar doğru bilinçlendirildiğine bağlı olarak bu oranlar değişebilir.

Doğaya Başvurma Safsatasından Kurtulun!

Son olarak, bu konuda felsefede yaygın bir şekilde işlenen "Doğaya Başvurma Safsatası" konusuna değinmek istiyoruz. Mantıkta, doğaya başvurma safsatası denen bir safsata bulunmaktadır. Bu safsata çerçevesinde bir şeyin "doğal" olmasının, otomatik olarak o şeyin "iyi" olması anlamına geldiği düşünülür. Benzer şekilde, bir şey "doğal" değilse, "kötü" olması gerektiğine inanılır. 

Yani bu mantık safsatası, "Bir şey doğada varsa, iyi olmalıdır!" şeklinde genellenebilecek bir mantık safsatasıdır. GDO'ya karşı "Doğada GDO diye bir şey yok; dolayısıyla GDO sağlıklı olamaz." şeklinde yapılan çıkışların her birinin arkasında da bu safsata yatıyor ve bu argümanların hepsinin geçersiz olmasına neden oluyor.

The Walking Dead'de Bu Hafta...
The Walking Dead'de Bu Hafta...

Halbuki bu "doğallık" tanımı son derece şaibelidir. Örneğin, vahşi bir kaplan sanıyoruz ki birçoklarının "doğal" tanımına uyacaktır; ancak onun yanında "doğal olmayan" teknolojiler (çitler, zırhlı araçlar, vs.) olmaksızın bulunmak istemezsiniz. Sıtma mikrobu "doğal"dır; ancak yine de doğal olmayan ilaçları kullanmak istersiniz. Keza baş ağrısı da doğaldır... Benzer şekilde, bir otomobil hiç de "doğal" bir şey değildir; ancak kimse bunlardan kurtulmamızı istememektedir.

Kasırgalar, ölümcül vebalar, tarantula zehri, Hepatit B veya AIDS gibi hastalıklara sebep olan mikroplar, canlıların kendi çocuklarını diri diri yemesi tamamen "doğal" şeylerdir. Ancak bunların hiçbirini "iyi" olarak nitelendirmeyiz. Buna karşılık arabalar, internet, evlerimiz, cep telefonlarımız, sağlık kurumlarımız hep "yapay" oluşumlardır. Ancak aklı başında kimse çıkıp da bunların "zararlı" olduğunu söylemeyecektir. Elbette ki doğal olduğu için faydalı, yapay olduğu için zararlı şeyler vardır. Ancak bir şey, "doğal" ya da "yapay" olmasına bağlı olarak otomatik bir şekilde "faydalı" veya "zararlı" olarak etiketlenemez. 

Her canlı yaşadığı ortamı belli sınırlar çerçevesinde değiştirir, bulunduğu bölgeyi etkiler. İnsanlar bu konuda aşırı gelişmiş, hiçbir hayvanın yapamayacağı kadar çevresini etkilemeyi başarmış canlılardır. Bunu sadece telefon, internet, uzay yolculukları gibi "uçuk" teknolojilerde değil, basit tarım ürünlerinin baştan yaratılması gibi daha "sıradan" işlerde bile görebilmekteyiz. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta görülen atasal muz ile günümüzde tüketilen muz arasındaki fark, bunlardan en belirgin olanıdır. 

Promusa

Muzlar, daha önceden de işlediğimiz üzere, bildiğimiz haliyle değillerdi. Son derece çekirdekli ve yemesi güç meyvelerdi. Ancak insanlar, evrimin mekanizmalarından biri olan Yapay Seçilim'i kullanarak, sadece istediği özellikte olanları birbiriyle çiftleştirdi, diğerlerini ise eledi. Bunu her yaptığında, her nesilde canlılar azıcık değiştiler. Çekirdekler ufaldı, etli kısım çoğaldı, kabuklar inceldi, boyutlar büyüdü, vs. Bunu uzun vadede sürdürdüğünde, atasal muza hiç de benzemeyen yepyeni bir meyve yaratılmış oldu.

Muz, bu açıdan incelendiğinde tamamen "yapay" bir meyvedir; ancak kimse "kötü" olduğunu iddia edemez. Çünkü bu iddia edildiğinde doğallık safsatasına düşülmüş olur.

Özetle şunu söyleyebiliriz ki, bir şeyin doğada bulunuyor olması onun "geçerli" veya "doğru" olduğu anlamına gelmez. Benzer bir şekilde, bir şeyin doğada bulunmaması da, onun "geçersiz" ya da "yanlış" olduğu anlamına gelmez. Evet, olguların doğada bulunması veya bulunmaması bize bazı bilgiler veya çıkarım noktaları verebilir; ancak sadece doğada bulunmaya bağlı olarak genel yargılara varmak, kararlarınızda hataya düşmenize neden olacaktır. "Organik ürün" endüstrisinin halk üzerinde yarattığı algı manipülasyonunun temelinde de bu yatmaktadır.

Sonuç olarak, "doğal" olan şeyler de, "yapay" olan şeyler de bizler için iyi ya da kötü olabilirler. Bu değerleri belirleyenler, onların nasıl kullanıldığıdır. Doğal olan bir şey içsel olarak iyi olmak zorunda değildir. Yapay olan bir şey de, içsel olarak kötü olmak zorunda değildir.

Son Sözü Söylemek İçin Erken...

GDO-organik tartışmasında henüz son sözü söylemek için belki biraz erken olabilir. Ancak şu anda, organiklerin genel olarak dikkate değer bir miktarda GDO'dan daha üstün, sağlıklı, başarılı olduğunu gösteren hiçbir kabul edilir, bilim insanları tarafından genel geçer olarak kullanılan veri olmadığını söyleyebiliriz. Tam tersine, GDO ile ilgili 21 yıllık verileri inceleyen akademik çalışmalar, hem tarım hem de sağlık üzerinde olumlu etkileri olduğunu gösteriyor. GDO üzerinde o kadar büyük bir toplum baskısı var ki, kimi raporlar GDO'ların geçmesi gereken test sayısının, biçiminin, seviyelerinin, doğal ürünlerinkinden kat kat fazla olmasından ötürü GDO'nun genel olarak daha bile güvenilir olabileceğini ileri sürüyor! 

Muhtemelen şu anda alınabilecek en "güvenli" tutum şu: Halka GDO ile doğal besin arasında seçim yapma hakkı verilmeli; dolayısıyla düzgün ve net etiketleme yapılmalı. Ancak GDO'ların "evrensel olarak kötü ve kabul edilmez" olduğunu iddia edenlerin de her zaman karşısında durulmalı. Geleceği şekillendirecek en önemli teknolojilerden biri olan GDO'ların üzerindeki araştırmaların asla sonlanmaması sağlanmalı. GDO'ları da, "doğal" etiketiyle pazarlanan ürünlerin de üzerinde yapılan araştırmalar yakından takip edilmeli, karşıt araştırmalar kritik olarak değerlendirilmeli ve aceleci yargılardan kaçınılmalı... 

Uzun lafın kısası, kilisenin Galileo'ya verdiği tepkileri GDO'ya ve GDO araştırmacılarına vermediğimizden emin olunmalı...

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 0
  • Tebrikler! 8
  • Bilim Budur! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 2
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 2
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 30/03/2020 20:05:24 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/2944

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“İnsanlık, doğru teknolojileri tamamen yanlış amaçlar uğruna edinmektedir.”
Buckminster Fuller
Geri Bildirim Gönder