Hızla Yükselen Bir Beslenme Bozukluğu: Ortoreksi

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Ortoreksi (orthorexia), oldukça yeni bir beslenme bozukluğu ve bu sebeple, henüz resmi olarak psikolojik hastalık sayılmıyor (DSM-V içerisinde yer almıyor). Anoreksiya ve bulimiyanın küçük kardeşi olarak görebilirsiniz. Ancak ortoreksi, ikisinden de azgın ve diğer tüm beslenme bozukluklarından daha sinsi.

Her şey, daha iyi ve sağlıklı yemekler yeme isteğiyle başlıyor. Birçok insan, süpermarketlerde daha mantıklı yiyecekleri tercih ediyor ve birkaç alışkanlıklarını değiştirerek, daha sağlıklı olmayı hedefliyor. Ortoreksik olan insanlar, bir süre sonra yedikleri yiyeceklerin miktarı ve saflığına kilitlenip kalıyorlar. Böylece, ağızlarından giren şeylere ve miktarlarına çok katı kurallar koymaya başlıyorlar. Yemiyorlar değil, yiyorlar. Ancak ne yedikleriyle ve ne kadar yedikleriyle ilgili müthiş takıntılar geliştiriyorlar. Kısa sürede, bununla ilgili o kadar takıntılı hale geliyorlar ki, tüm hayatları zincirleme olarak etkilenmeye başlıyor: ekonomik, sosyal, ailevi ve hatta, ironik bir şekilde, sağlık durumları hızla çakılmaya başlıyor. Anoreksiya veya bulimiya gibi sinsi bir hastalık; ancak çok temel bir farkı var: bu ikilinin aksine, ortoreksi hastaları yemek yiyorlar. Dolayısıyla bir şeyler yedikleri için, sağlıklı olduklarını düşünüyorlar. Ancak aslında doğru beslenmiyorlar ve takıntıları, zarar verici bir boyuta ulaşıyor. Bu da, hastalığı daha da korkutucu yapıyor.

Ortoreksik hastalar, ne yiyip ne yiyemeyecekleriyle ilgili bir dizi, kendi kendine belirlenmiş ama çok katı "kurallar" listesi oluşturuyorlar. Hayatlarının giderek artan miktarda bir kısmını bu kurallara nasıl daha iyi uyabileceğine kafayı takmakla geçiriyorlar. Başaramadıkları her seferde giderek daha büyük üzüntüler yaşıyorlar. Kısa sürede, bu kendi kendine belirledikleri kuralların kölesi haline geliyorlar ve kendilerini yıpratmaya başlıyorlar. Bu da, yine ortoreksinin temel belirtilerinden biri olan, kendi kendine cezalandırmayı beraberinde getiriyor: daha katı kurallar geliyor, olmaması gereken düzeyde oruçlar başlıyor, halk içerisinde kendisini küçük görme davranışları baş gösteriyor, abartılı düzeylerde egzersiz yapmaya başlanıyor. Daha katı kurallar, daha az besin demek oluyor. Bu da, bireyin sağlık dengesinin hızla bozulması anlamına geliyor.

Ortoreksi hastalarının hayatı, yiyeceklerinin kalitesi, saflığı/doğallığı ve kaynağı etrafında dönüyor. Öyle ki, normalde hiçbir zararı olmayan besinler, sırf kalitesindeki en ufak olası düşüklükten ötürü diyetin dışında bırakılıyor. Bu insanlar, öyle saplantılı hale geliyorlar ki, yanlarında "acil durum beslenmesi" taşıyorlar. Böylece, besin fobilerini tetikleyecek herhangi bir durumda, buna başvurabiliyorlar. Bir başkası tarafından hazırlanmış yiyecekleri asla yememeye başlıyorlar. İçeriği %100 ilan edilmeyen hiçbir besinden tüketmiyorlar.

Bu durum, ilk etapta normal gibi gelse de, psikolojik semptomlarla birleştirildiğinde sorunun boyutları ortaya çıkıyor: bu kişiler, kendilerini diğerlerinden üstün görüyorlar ve sadece kendi yediklerinin sağlıklı olduğuna inanmaya başlıyorlar. Etraflarındaki insanları, kendileri gibi beslenmek konusunda "eğitmeleri" gerektiği konusunda bir sanrıya kapılıyorlar. Kendilerini, etraflarındakilerin beslenme uzmanı ve danışmanı olarak görüyorlar. Kendileri haricindeki her türlü beslenme tipinin hatalı, sağlıksız, ölümcül olduğuna kanaat getiriyorlar. Bu durum, hem ailevi, hem de sosyal izolasyonu beraberinde getiriyor.

Tabii bu durumun zincirleme olarak birçok sıkıntısı da beraberinde geliyor: ilk etkilenen, birinci derece aile oluyor. Eşler ve çocuklar, ortoreksi hastalarının takıntılarının kurbanı oluyorlar. Tüm aile, bir bireyin saplantılı beslenme tipini takip etmek zorunda bırakılıyor. Bu durum, aile içi şiddeti, aldatmalar, boşanmaları doğuruyor. Kurallar sıkılaştıkça, hem takip etmesi zorlaşıyor, hem de daha pahalı hale geliyor. Çok daha özel seçilmiş besinler, normalde hiçbir avantajları olmamasına rağmen, çok daha yüksek meblağlar ödenerek satın alınıyor. Alışveriş süreleri uzuyor.

Bu hastalığın, genellikle yaşamda yapılan köklü bir değişikle tetiklendiği düşünülüyor: yeni bir din, felsefe, işten çıkarılma, gelirde hızlı düşüş, yeni bir egzersiz rutini, yeni arkadaşlar veya eş, vb. değişimler, bu saplantıları tetikliyor. Çünkü birey, bu "yenilik" içerisinde kendisini yeterince iyi bulmuyor. Bu nedenle, yediği besinlere yönelerek onları kontrol altına alma yolunu tercih ediyor. Kendi diyetinin en doğrusu olduğunu göstermek için, kendi kendine bulduğu, çoğu zaman temelsiz ve güvenilmez olan kanıtlar topluyor. Bu diyetini, diğerlerine ispatlama zorunluluğu olduğu sanrısına kapılıyor. Bu durumun, son zamanlarda giderek artan "diyet uzmanları" nedeniyle de katlanarak arttığı düşünülüyor.

Eğer ki sadece kendinizin yediğiniz besinlerin doğru olduğuna, diğer herkesin yanlış olduğuna inanıyorsanız muhtemelen bu yönde bir paranoya geliştiriyorsunuz demektir. Elbette her spesifik diyet türü, ortoreksiye işaret etmiyor. Dolayısıyla aşağıdaki soruları cevaplayarak, kendinizde bu tür bir sorun olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

1. Ara sıra, keşke öylesine bir şeyler yiyip, yediğiniz şeyin kalitesini umursamamak istediğiniz ama bunu yapamadığınız oluyor mu?

2. Yemeğe daha az, hayata ve sevgiye daha çok zaman ayırmak istediğiniz oluyor mu?

3. Başkası tarafından hazırlanan bir yemeği, tek bir öğün dahi olsa, isteyerek yemekte güçlük çekiyor musunuz?

4. Gözünüz sürekli sizin için sağlıksız olduğunu düşündüğünüz yiyecekleri arıyor mu? 

5. Kusursuz bir diyete sahip olmak için zamanınızın büyük bir kısmını harcıyor musunuz?

6. Eğer diyetinize sadık kalamazsanız, kendinizi harap ediyor musunuz?

7. Kendinizi sürekli "doğru diyeti" ararken mi buluyorsunuz?

8. Diğer insanlara bakıp, o yedikleri şeyleri nasıl yediklerine inanamadığınız oluyor mu?

9. Gününüzün 3 saat ya da daha fazlasını ne yemeniz gerektiğini düşünerek geçiriyor musunuz?

10. Bazı günlerin öğünlerini, günlerce önceden planlıyor musunuz?

11. Yemek kaliteniz arttıkça, yaşam kaliteniz düştü mü?

12. Yemek tercihleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızdan uzak kalmanıza neden oluyor mu?

 

Eğer bu soruların çoğuna ya da tamamına "evet" diyorsanız, en kısa sürede bir diyetisyene ve psikologa gözükmenizi tavsiye ederiz.

 

Kaynaklar ve İleri Okuma: 

  1. National Eating Disorders
  2. CNN
  3. The Cut
  4. Wikipedia
  5. This Week In Pseudoscience

Adet Görmenin Evrimsel Nedeni ve Avantajı Nedir?

Bilimle Aşık Atılmaz...

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim