Bilimsel Tartışma - 9: Begging The Question / Soruya Yalvarmak ya da Circular Reasoning / Dairesel Akıl Yürütme

Yazdır Bilimsel Tartışma - 9: Begging The Question / Soruya Yalvarmak ya da Circular Reasoning / Dairesel Akıl Yürütme

Merhaba arkadaşlar,

 

Bugün oldukça önemli bir mantık hatasından bahsedeceğiz. İsminde "yalvarmak" geçse bile, bu mantık hatası, önceki Başvurma/Yalvarma tipi mantık hatalarından değildir. Hemen konumuza girelim:

 

Begging The Question / Soruya Yalvarma

 

Bu tip mantık hatasının bazı diğer isimleri de vardır: Dairesel Akıl Yürütme (Circular Reasoning) ya da Latince olarak Petitio Principii denmektedir.

 

Soruya Yalvarma, bilimsel tartışmaların en sık karşılaşılan hatalarından birisidir. Ne yazık ki, özellikle de şahsi inançları ile bilimi karıştırıp, sonrasında da biriyle ötekisini ispatlamaya çalışan insanlarda çok sık görülür. 

 

Bu mantık hatasının arkasında yatan temel sebep, din veya felsefi görüş gibi düşünce sistemlerinin içeriklerinin hiçbirinin bilimsel olarak ispatlanamaz olmasından; ancak insanların inatla din ve felsefeyi bilime karıştırmaya çalışmasından kaynaklanmaktadır. Felsefe, bir noktaya kadar bilimle elbette karışabilir ve karışmalıdır da; ancak felsefe ile bilimsel veriler açıklanmaya çalışılamaz. Bu yapılmaya çalışıldığı anda, hataya düşülür. Felsefe, olaylara bakış açısının geliştirilmesi için çok önemli olabilmektedir; ancak hiçbir bilimsel veriye açıklama yapabilecek güçte değildir. Ancak bilimsel verileri kullanarak, kendisini daha da geliştirebilir ki filozofların bilim ile alıp veremedikleri olmadığı için, felsefe kolay bir şekilde geliştirilmeye açık bir bilgi türüdür ve bilimde de sıklıkla kullanılmaktadır. Bu konuda genellikle bir sıkıntıya rastlanmaz.

 

Öte yandan din ve bilim, birbirine taban tabana zıt ve birbirleriyle hiçbir ortak yanları olmayan iki bilgi türüdür. Din, insanların zihinsel dengelerini korumalarıyla ilgili bir gelenektir. Dinin içeriği ile ilgili yorum yapmak istemiyoruz ve burada Tanrı kavramını deistik (Tanrılı ama dinsiz inançlar) bir şekilde dinden ayrı tutuyoruz (deist olduğumuzu iddia etmiyoruz, bkz: Genel Sayfa Kuralları). Din, tamamen dogmatik bir bilgiler bütünüdür. Bilim ise dogmaya tamamen karşı bir bilgi türüdür. Bu ikisi, temel nitelikler bakımından bile bu kadar zıtken, birbirine karıştırılmaları pek çok soruna sebep olmaktadır.

 

Eğer bir kişi, bilimi din ile açıklamaya çalışacaksa her zaman Soruya Yalvarma mantık hatasına düşecektir. Çünkü din, bilimin metotlarına uygun olmayan bir bilgi türüdür ve hiçbir şekilde, tıpkı felsefe gibi, bilimsel verileri açıklayacak akıl yürütme tekniklerine sahip değildir. Bilimde, şahsi inançlara yer yoktur çünkü inançlar; kişiden kişiye, mekandan mekana ve zamandan zamana değişebilmektedir. Bilimi üreten kişiler insanlar olduğu için, dini görüşlerinin bu alana dahil olması, bilimin taraflı yorumlanmasına sebep olacak ve ilk ilkesine, objektiviteye ters düşecektir. Kısaca bilimin, az sonra da açıklayacağımız mantık hatasından ötürü, din ile açıklanması çok yanlıştır ve bilimin buna ihtiyacı da yoktur.

 

Dinin bilim ile açıklanması ise iki farklı sonuç doğurabilir. Bunlardan ilki, eğer dini açıklamaya çalışan bilim insanları gerçekten bilimin ilk ilkesi olan tarafsızlık ilkesine uyacaklarsa, sonuçlar son derece olumlu ve gerçekçi olacaktır. Örneğin Antropoloji ve Sosyoloji, dini konu edinir ve tarafsız bir şekilde dinlerin kökenlerini inceler ve insanların neden bu tip kavramları var ettiğini ortaya çıkarmaya çalışır. Eğer ki dinlerin insan tarafından var edilmediğini bulabilselerdi, bu yöndeki hipotezleri çürüyecekti. Ne var ki günümüzde, dinlerin insanların korkusundan doğan Tanrı inancını sistematik bir şekilde yüceltip düzene sokmak için yine insanlar tarafından var edildiğini bilimsel olarak biliyoruz ve bu veri son zamanlarda genetik, anatomik ve fizyolojik verilerle de destekleniyor.

 

İkinci durumda ise, eğer kişi bilimin tarafsızlık ilkesine uymayarak, şahsi inançlarını bilime alet edecek olursa ve bu şekilde dini bilimle açıklamaya çalışacak olursa, her gün televizyonlarda meşhur edilmeye çalışılan "Kutsal Kitapların Şifresi", "Doğanın Mucizeleri", "Evren'in Gizemli Enerjisi" gibi saçmalıklar ortaya çıkmaktadır. İşte buna, sahte-bilim diyoruz. Çünkü kişi, a priori dediğimiz ve daha sonraki bir yazımızda açıklayacağımız "öncül" bir varsayım ile yola çıkar ("dinler ve Tanrılar gerçektir" varsayımı) ve bunun üzerine, bu varsayımını ispat etmeden, üzerine başka kavramları inşa etmeye başlar. İşte bu, bilime karşıdır ve tarafsızlığı güvence altına alan bilimsel metodun ihlalidir. Bu sebeple televizyonlarda gördüğünüz "Dr." Ömer Çelakıl gibi insanlar, herhangi bir bilimsel geçerliliği olmayan, sahte-bilim ile prim yaparak para kazanmaya çalışan insanlardır.

 

Öte yandan Tanrı iddiası ile ilgili olarak, daha önceki bilimsel inceleme yazımız haricinde şunlar söylenebilir: Günümüzde, doğaüstü bir gücün Dünya veya Evren'in bildiğimiz kısmıyla ilgili bir etkisi olmadığını biliyoruz. Çünkü bilimsel olarak Neden-Sonuç İlişkileri içerisinde günümüzden geçmişe doğru gittiğimizde, Dünya ile ilgili her basamağı bilimsel süreçlerle açıklayabiliyoruz: Dünya'nın oluşumu, canlılığın oluşumu, canlılığın çeşitliliği, vs. Daha geriye gidip, Evren'in kökenlerine indiğimizde, bilim uzun bir süredir Evren'in nasıl var olduğunu açıklayamamaktaydı. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalarla, doğanın kendiliğinden ve bir başlangıca ihtiyaç duymadan Evren'in var olabileceği anlaşılmaya başlandı. Henüz kesinleşmiş bir şey yok elbette; ancak er ya da geç bir sonuca ulaşılacak. 

 

İşte Evrim Ağacı olarak biz, Tanrı'nın ve dinlerin hiçbir bilimsel geçerlilikleri olmadığını kabul ediyoruz. Ancak bu, kişilerin "inanmaması" için bir engel değildir. Zaten bu yüzden bilim ve din birbiriyle ilgisiz kavramlardır diyoruz. Bir şeyin bilimsel olarak ispatlanmamış olması, o şeyin gerçek olmadığına dalalet olabilir de, olmayabilir de. Ancak iki durumda da, insanın inanmaması için bir sebep teşkil etmek zorunda değildir. Her insan, %100 mantık ile hareket edecek diye bir kaide söz konusu değildir ve bir din ile bir Tanrı inancı, kişiyi zihinsel olarak daha dengeli kılıyorsa, elbette inanacaktır. Ancak unutmamak gerekir ki, bir kişinin inancına bağımlılığı veya bağlılığı, o inancın bilimsel ya da evrensel olarak gerçek olduğu anlamına da gelmez. İnsanların gerçeklere ulaşmak için ellerindeki tek tarafsız araç bilimdir ve bilim bu konuda son sözü söylemeye kadir tek bilgi türüdür. Ancak yineliyoruz: Bilim ne derse desin, insanların inancının değişmesi şart değildir; zira bilim ile din tamamen zıttır ve ancak kişinin kendisi, hangisine daha çok değer vereceğine ve hangisini daha çok dinleyeceğine karar verebilir.

 

Şimdi, bu ön açıklamalardan sonra mantık hatamıza dönelim ve neden bilim ile dinin zıt olduğunu görelim. Bu mantık hatasının temel formu şu şekildedir:

 

  1. Varılan bir sonucun önceden belirlenen sınırları varsayımlara dayanmaktadır ve ispatsızdır.
  2. Dolayısıyla varılan sonuç olan C İddiası doğrudur.

Dediğimiz gibi bu iddiayı geçersiz kılan, iddianın temellerini oluşturan varsayımların ispatlanmamış olması ve sonucun, bu ispatlanmamış sınırlar üzerine kurulmasıdır. Şu şekilde daha da basitleştirilebilir:

 

  1. X doğrudur.
  2. X'in doğru olduğunun kanıtı, X'in doğru olmasıdır.

Gördüğünüz gibi burada dairesel bir akıl yürütme vardır. X ispatlanmamıştır ama X'in doğruluğu, yine kendisinin ispatlanmamış olmasına rağmen doğru olduğu iddiası ile ispatlanmaya çalışılmaktadır. Bu zincir, mantık hatasını doğurur.

 

Şimdi çok temel bir örneğe geçelim:

 

Kostas: "Tanrı var olmalıdır."

Yorgi: "Nereden biliyorsun ki?"

Kostas: "Çünkü İncil öyle söylüyor."

Yorgi: "Neden İncil'e inanayım ki?"

Kostas: "Çünkü İncil, Tanrı tarafından yazılmıştır/gönderilmiştir."

 

Bu örneği Kuran, Tevrat, Uçan Spagetti Canavarı'nın Kutsal Kitabı veya bir diğer dini kaynak için genelleyebilirsiniz. Görüldüğü üzere dini tüm veriler, bu temel mantık hatası üzerine kuruludur. Tanrı'nın var olduğu varsayımına dayanırlar, ancak bu varsayım hiçbir şekilde ispatlanmamıştır. Daha sonra bu varsayım üzerine katrilyonlarca iddia ile sonuçlara varılır, bilime sataşılır, yaşama amaçları yaratılır, pek çok imge (cennet, cehennem, kıyamet, mahşer, şeytan, melekler, vs.) yaratılır ve bunların, Tanrı varsayımının doğru olması kabulünden ötürü doğru olduğu iddia edilir. Ancak Tanrı varsayımı ispatsız olduğu için, bunların hiçbirinin bilimsel geçerliliği yoktur ve bu bir mantık hatasıdır. Ancak tekrar edelim, bu, halen sizin inançlarınızın değiştirilmesi gerektiğine işaret etmeyebilir. Ancak bilim insanlarının neden genellikle inançlarından uzaklaştığı ile ilgili bir fikir edinmenize de yarayabilir. Çünkü bilim, tarafsızlığı gerektirir. Ancak bilim insanları arasında çok inançlı olanlar da vardır. Ne var ki, söz konusu bilim olduğunda, bu inançlar bir tarafa bırakılmalıdır; Pasteur'ün sözünü hatırlayın. Ve unutmayın ki her hakem aslında bir takım tutar, ancak maça çıkıldığında, o takımın ne olduğu önemsiz olmalı, bir tarafa bırakılmalıdır, çünkü hakemlik de tarafsızlığı gerektirir.

 

Başka örneklerle konuyu noktalayalım:

 

  • "Eğer bu hareketler yasadışı olmasaydı, yasa tarafından yasaklanmazlardı."

Burada görüldüğü gibi, bir hareketin/davranışın/durumun yasadışı olması, onun yasa tarafından yasaklanmasıyla desteklenmeye çalışılmaktadır. Ancak yasanın geçerliliği ispatsız olduğu için, dairesel mantık yürütme hatasına düşülmektedir. Tabii güvenlik söz konusu olduğu için mantık hatası göz ardı edilebilmektedir, daha önceki mantık hatalarında değindiğimiz gibi.

 

Son bir örnek:

 

Mülakatçı: "Özgeçmişiniz harika gözüküyor ama bir referansa daha ihtiyacımız var."

Murat: "Hasan benim için iyi bir referans olabilir."

Mülakatçı: "Güzel. Peki Hasan'ın güvenilir olduğundan emin olabilir miyiz?"

Murat: "Kesinlikle! Ben onun için referans olurum!"

 

Görüldüğü gibi, zaten Murat'ın güvenilirliğinin kanıtlanması için bir referans aranmakta; ancak referansın güvenilirliğini Murat, kendisinin ona referans olmasıyla ispatlayamaya çalışmaktadır. Burada da dairesel mantık yürütme hatası, yani Soruya Yalvarma bulunur.

 

Umarız açık ve net olmuştur.

 

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)


6 Yorum