İnsanlar Bilimsel Gerçeklerle Yüzleştirildiklerinde Neden Savunmaya Geçerler?

Bilime Karşı Saçma Argümanlara Nasıl Yaklaşmalı?

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

İnternetteki bilimin de dâhil olabildiği tartışmaların vazgeçilmezi, insanların bilime ve bilimsel araştırmalara saldırması, bilim insanlarının da yanıldığını vurgulaması, bilimin zırt pırt kendini düzeltmek zorunda olduğuna işaret etmesi, bilimsel gerçeklere sırtını dayayanları "bilimcilikle" suçlaması, Evren'i açıklamak için "bilimden fazlası gerektiği" gibi argümanlara sığınmasıdır. Eğer hayatınızda bu tartışmalara bir kere bile girdiyseniz, bunun bir benzeriyle mutlaka karşılaşmışsınızdır.

Bu, ister istemez düşünmeye sebep oluyor: İnsanlar bilimsel gerçeklerle yüzleştirildiklerinde neden duygusallaşıyorlar, öfkeleniyorlar, gerçeklere odaklanmak ve veri ışığında fikir değiştirmek yerine kendi statüko pozisyonlarını yüceltecek savunmalara giriyorlar?

İlk olarak şunu anlamalıyız: Dünya'da bizim gibi 7.7 milyar insan var ve bu sayı her geçen gün artıyor. Bunların her birinin her şeyi bizimle aynı şekilde düşünmesi imkânsız. Ne kadar çok insan varsa, o kadar çok anlaşmazlık olacaktır. Bu her zaman kötü bir şey de değildir; anlaşmazlıklardan yola çıkarak orta yollar bulabilir, daha önce fark etmediğimiz noktaları fark edebiliriz.

Ancak bazı anlaşmazlıklar bu şekilde "daha iyiye ulaşmak" amacıyla olan veya bununla sonuçlanabilen anlaşmazlıklar değillerdir. Örneğin din ve politikanın işin içine girdiği tartışmalar, "Hmm, hakikaten yanılmışım, bana yanlışımı çok güzel gösterdin." gibi bir cümleyle çok nadiren biter; hatta en son bu tip bir sonuçla ne zaman karşılaştığımızı hatırlamak güçtür. Çünkü bu alanlar, insanların görüşlerinin fikir olmaktan çıkıp, tutku olduğu sahalardır. Bu alanlardaki tartışmalarda amaç, gerçeğe bir adım daha yaklaşmak veya doğruya ulaşmak değil; bulunulan pozisyonu ne pahasına olursa olsun savunmaktır.

Bilimdeki Kusursuz Arabulucu: Doğa (ve Veri)

Bilimde de bu tarz tartışmalara rastlarız. Bir alana onlarca yılını vermiş bir kişi, o alandaki argümanlarının tamamen veya büyük oranda yanlış olduğu kendisine gösterildiğinde savunmaya çekilir. Öfkelenir. Üzülür. Hatta karşı tarafa saldırır, iddialarının altını oymaya çalışır. Akademi dünyasında da bugüne kadar sayısız "çirkeflik" görülmüştür; bundan sonra da muhakkak görülecektir.

Ancak diğer alanlarda olanın aksine, bilimde bir arabulucu vardır. Ve bu arabulucu, bu işi neredeyse kusursuz olarak yapar: Doğa!

Bilim insanlarının bir araya gelip, bir şeyler yapma çabası ortak bir gayeye dayanır: Doğa (Evren, Dünya, insanlık, vs.) ile ilgili gerçekleri öğrenmek. Sonuçta bunlara dair önceden edindiğiniz önyargıların kusursuz ve mutlak olduğuna inanıyorsanız 4 sene üniversite, 2 sene yüksek lisans, 4-9 sene doktora, 1-3 sene doktora-sonrası çalışma, onlarca sene profesörlük peşinde koşturmanıza gerek yoktur. "Benim dediğim mutlaktır." der, işinize bakarsınız. Ancak bu yollardan geçmeyi ve hayatın tüm güzelliklerini ötelemeyi göze alan ve akademide kalmayı seçen biri, en nihayetinde gerçeğe ulaşmak isteyen birisidir. Pek az insan akademisyen maaşlarının erişilmez olduğunu düşünecek ve bu işi "para için" yapacaktır.

Dolayısıyla bilim insanları, en nihayetinde doğadan elde edilen veriler karşısında boyun eğmek zorunda olduklarını bilirler. Anlık öfke nöbetleri insani ve anlaşılırdır; ancak veriler bariz bir sonuca işaret ederken, onun aksi yönde argüman üretmenin makul bir anlamı bulunmayacaktır. Dolayısıyla bilimde doğa (ve doğadan elde edilen veriler), argümanın kazanını ve kaybedenini belirler.

Eğer veride bir hata olduğunu düşünüyorsanız, kendiniz aynı yöntemleri takip ederek (ki bu yöntemler akademik makalelerde açık bir şekilde ilan edilir) verileri kendiniz toplar, gözden geçirirsiniz. Yöntemde bir hata varsa, ağlayıp bağırmak yerine kendi metodolojinizi geliştirir, diğer metodolojiye neden daha üstün olduğunu izah eder, gelen yeni veriler ışığında karşı tarafın neden hatalı olduğunu izah edersiniz.

Yani bilimdeki açık ve net metodoloji, herkese eşit bir tartışma zemini sağlar. Din ve siyaset tartışmalarında bunu göremeyiz; çünkü eğer felsefi veya siyaset bilimi gibi bir perspektifte incelendiği durumlar haricinde bu sahalarda taraflar eşit değildir. Örneğin dini argüman geliştiren kişiler "ispat yükü" kavramına inanmazlar; çünkü tek bir kitaptan veya içine doğdukları kültürden edindikleri dinin mutlak, sorgulanamaz, sorgulansa bile çürütülemez olduğuna kanaat getirmişlerdir. Siyasetteki tartışmalarda ise veriler pek az anlam ifade eder; çünkü politik ilişkiler öylesine karmaşıktır ve öylesine art niyetli olabilir ki, tek bir tarihi olay veya politik argüman onlarca farklı açıdan ele alınıp, bambaşka sonuçlara varmakta kullanılabilir.

Yani sorun şudur: Bilim harici bilgi türlerinde sırtımızı dayadığımız kaynaklar mutlak objektifliğe sahip değildir. Art niyetli olabilirler. Dahası, güvenilir ve tarafsız olduğunda tüm tarafların net bir şekilde hemfikir olacağı kaynak ve verileri bulmak güç olabilir. Bilimin sırtını dayadığı doğa ise art niyetli değildir; hatta niyete sahip bile değildir! Bir taraf veya öteki taraftan yana değildir. Ne ise odur. Bilim insanları ise onu anlamaya çalışan kişilerdir. Öte yandan din ve siyaseti işleyen kişiler, aynı zamanda onu değiştirmeye çalışan, onu kendi anladığı formda zafere ulaştırmaya çalışan kişilerdir.

İşte bu dinamik, bu alanlardaki tartışmalara bilimsel veriler dahil edildiğinde çok ilginç bir tepkiye neden olur: Taraflardan en azından biri duygusallaşır, verileri "pozitivizm" ile, "mutlakçılık" ile, hatta taraflı olmakla suçlarlar. Bilim insanlarının ne kadar aptalca hatalar yaptıklarına, bilimin sürekli değişmek zorunda olduğuna, dolayısıyla bilimi savunanlara güvenmenin mümkün olmadığına işaret edebilirler. Bu kişilerin kendi dayandıkları kaynaklar bilimden çok daha güvenilmez, çok daha fazla defa hatalı çıkmış, çok daha muğlak olması bir yana; bilim ve bilimsel metodoloji sayesinde üretilerek hayatlarımıza giren teknolojilerin başarısı tekrar tekrar ispatlanmışken, bu yöntemin diğerlerinden daha zayıf olduğu, gerçeklere bilim-harici yollarla daha güvenilir ve net bir şekilde ulaşabileceğimiz iddiası absürttür.

Statükonun Değişmesi Korkusu

İnsanlar bir süpernovanın patlama dinamiklerinin detaylarından söz edildiğinde bilime hayrandırlar; çünkü süpernova gibi bir konuda statükonun değişme riski büyük bir tehdit değildir. Kişiler, kendilerini korunmuş ve mutlak hissettikleri güven balonlarının dışına çıkmak zorunda değillerdir. Süpernova şöyle veya böyle patlamış, şu kadar veya bu kadar sürmüş, şu veya bu sonuç olmuş, onları pek ilgilendirmez. Dolayısıyla ilgileri, bu bilgilerin ne kadar baş döndürücü olduğu ile ilgilidir. Belki bu olayların muhteşemliklerinden kendi inanç ve önyargılarına malzeme bile çıkarabilirler! Fakat bir süpernovanın patlama biçimi, politikayı veya varsayılan dini görüşümüzü etkilemeyecektir. Bu nedenle hayranlık-temelli bir ilgi beslemekte sakınca yoktur.

Fakat iş klimatoloji (iklimbilim) veya evrimsel biyoloji (evrim) gibi alanlara geldiğinde, işler değişir. Bu alandaki bilim insanları, süpernovaları araştıran kozmologların kullandığı yöntemlerin aynısını kullanırlar. Aynı metodolojiyi takip ederler, aynı standartlara tabidirler, aynı mekanizmaların parçasıdırlar. Ancak bu alandan gelen verilerin toplumda yarattığı etki bambaşkadır. Çünkü klimatoloji, enerji üretim yöntemlerimizle ilgili politikaları şekillendirir. Evrimsel biyoloji, insanlığın var oluşsal kökenleriyle ilgili inançlarımızı şekillendirir. Bu olduğunda, ola ki diğer bilgi türlerini bilimin önüne geçiren bir ekolün parçasıysanız, kırmızı çizgiler aşılmış demektir. Artık mantığa yer yoktur. Duygular hükmedecektir!

Bu, açık bir şekilde statükonun, yani halihazırda var olanın değişecek olmasına verilen içgüdüsel bir tepkidir. Kimi insan değişime daha açıktır ve bunu gelişimin bir parçası olarak görür. Kimisi için "gelişmek için değişmek" sadece laftadır; sohbet ederken öğrenmeye ve değişime ne kadar açık olduklarını söylerler ancak iş pratiğe geldiğinde bunu yapmazlar. Bazıları muhafazakardır, yani var olanı muhafaza etmek isterler; bu kişiler için bir işin en doğrusu, şu anda işleyen olmalıdır. Bazı insanlar ise düpedüz gericidir; yani gerinin, eskide olanın daha iyi olduğuna inanırlar. Bu ölçeğin neresinde yer aldığınız, bilimden gelen veriler hayatlarımızı değiştirme potansiyeline sahip olduğunda bilime ne kadar sıcak yaklaşacağınızı da dikte etmektedir.

Öznel Alanları Nesnel Olarak Tartışmak...

Dini inançlara ve hatta siyasi pozisyonlarımıza deneysel verilerden yola çıkarak ulaşmayız. Dolayısıyla bu tarz konularda bilim insanlarının alışageldiği bilimsel münazara kuralları geçersiz hale gelir. Karşı tarafı veri ile ikna edemezsiniz; çünkü karşınızdaki kişi bulunduğu pozisyonu objektif veriler ışığında edinmemiştir.

İşin bir de imaj problemi bulunmaktadır: Din ve politika gibi çok daha öznel (bireyden bireye değişebilen) alanlardaki tartışmalara bilim gibi nesnel (bireyden bireye değişmeyen ya da çok daha az değişen) alanlardan gelen veriler, tartışmaları alevlendirebilmektedir. Bir tartışmaya veri ve kanıtlarla giren biri, otomatik olarak daha zeki ve üstün gözükecektir. Kimse böyle bir durumda kalıp, aptal gibi gözükmek istemez. İşte bu durumda duygular ortaya çıkar; çünkü fikirsel, nesnel ve objektif olarak alt edilemeyen argümanları alt etmenin en iyi yolu, öfke, tehdit, aşağılama, alaya alma gibi duygusal yöntemler kullanarak geçiştirmektir.

Bu durumda sormak gerekir: Akıl, mantık ve verinin hiçbir zaman bir parça olmadığı bir durumda; akıl, mantık ve veri kullanarak gerçeklere nasıl ulaşabiliriz?

İşte bilim insanlarının veya bilimseverlerin çoğu zaman zorlandığı nokta budur. Karşınızdaki kişi gerçeğe ulaşma amacını gütmezken, siz veri ve bilimsel gerçekleri sunduğunuzda, bu veri ve bilimsel gerçekler kişinin zihnine ulaşmaz. Karşı tarafın amacı, veriler kendisine ulaştıkça onları çarpıtmanın, altını oymanın, görmezden gelmenin bir yolunu bulmaktır. Hatta bu kişiler, daha da ileri giderek tartışmaya bol miktarda hatalı veri, hatalı bilgi, uydurma iddia saçarlar, böylece sizin veri-odaklı argümanlarınız bulanık ve çamurlu su içinde kayboluverir. Yani bu tarz tartışmalarda niyet/amaç problemi de bulunmaktadır. Bu problem, belki de diğer tümünden daha büyük bir sorundur!

Halk ile iletişim kurma veya eşit olmayan zeminde tartışmaya girme konusunda eğitimi veya deneyimi olmayan bir bilim insanının böyle bir tartışmadan zaferle (yani karşı tarafı gerçeğe ikna etmekle) çıkması neredeyse imkansızdır. Bilim insanları bir tartışmanın bütüncül olmasını isterler. Bilim, kendisinden önce gelen verilere dayanarak inşa edilir ve bu veriler (ve o verilere yönelik asırlar boyu süren araştırmalar) görmezden gelinerek, sadece son ürünle ilgili yarım yamalak bilgilerden yola çıkarak geliştirilen argümanlarla ilerleme sağlanamaz. Dolayısıyla bilim insanları tartışmalarda karşı tarafa arka plan bilgisi de kazandırmaya çalışırlar; ancak bu, karşı tarafın öğrenmeye niyetli olduğu bir konu değildir!

Bunu bilimden anlayan kişilerin, anlamayan kişilerle girdikleri tartışmalarda görebilirsiniz: Bir taraf, durmaksızın aklına gelen ilk şeyi gerçekmiş gibi sunarken, bilim insanı bu noktaların her birini tek tek analiz etmeye, doğruysa doğru olduğunu, yanlışsa neden yanlış olduğunu anlatmaya çalışırlar. Bu süreçte veriler, makaleler, araştırmalar sunarlar. Bu, aşırı yorucu, çok uzun zaman alan ve her bir kaynağın tek tek zaman ayrılarak incelenmesini gerektiren bir durumdur. Gündelik bir tartışmada bunların yapılması için hiçbir zaman yeterince vakit bulunmaz. İşin kötü tarafı, karşı taraf sizin kanıtlarınız ve verilerinizle dürüstçe ilgilenmemektedir! Amaç laf sokmak, kötü göstermek, üstünlük kurmaktır. Duyguları, mantığa üstün getirmektir. Zaten bu nedenle sürekli lafınız kesilir, cümleleriniz yarıda kalır, fikirlerinizi tam olarak karşı tarafa aktaramazsınız.

Ne Yapmalı?

Böyle bir durumda yapılabilecek tek bir şey yoktur ve ne yapmak istediğiniz, amacınıza ve isteklerinize kalmış bir durumdur. Bu tarz bir konuda birkaç farklı yöntem tavsiye edebiliriz:

Odaklı İnatçılık

Eğer tartıştığınız konu petrol tüketiminin zararları ise, bu konuda bilimsel verileri ileri sürdükçe karşı taraf konudan sapacak yorumlar getiriyorsa, ısrar ve inatla orijinal noktaya döndürmeyi deneyebilirsiniz. Bu konuda net bir tavır takınabilirsiniz: "Dilersen o konuyu da sonra tartışabiliriz; ancak şimdi bu konuyu konuşacağız!" Karşı tarafı inatla veriye ve objektif gerçeklere çekmeye çalışabilirsiniz.

Bu yaklaşımın en büyük avantajı, eğer izleyiciler varsa (yani bu tartışmadan faydalanabilecek kişiler mevcutsa), sizin azimle ve tüm gücünüzle konuyu tek bir noktaya odaklama çabanız ve bu alanda yaptığınız kendini tekrar eden, karşı taraf tarafından çürütülemeyen (dolayısıyla saptırılmaya çalışılan) noktalar izleyicilerin aklında kalacak yegâne şey olacaktır. Diğer bulanık iddialar, kişilerin kendi kavga gürültüsü içinde unutulup gidecektir.

Dövüşleri İyi Seçmek

Kimi zaman insanlarla tartışmaya girmek gerçekten zaman kaybıdır. Şunu düşünün: Bu kişiyi ikna etmek bana ne kazandıracak? Eğer o kişiye değer veriyorsanız ve fikrinin değişmesi sizin için önemli ise belki uğraşmak iyi bir fikir olacaktır. Ancak eğer karşınızdaki kişi hayatınızda hiç karşılaşmadığınız, internette denk geldiğiniz, pek bir etki alanı olmayan biriyse, belki de kendinizi strese sokmak anlamsızdır. Eleme kriterlerinizin ne olacağı tamamen size kalmış!

İt Dalaşında Uzmanlaşmak

Askeri bir terim olan "it dalaşı", savaş uçaklarının birbiriyle mücadelesine verilen bir isimdir. Aslen köpeklerin dövüştürülmesinden türetilmiştir. Bilimsel olmayan ve veriye dayanmayan bir münazara, büyük oranda kaotik bir köpek dövüşüne benzetilebilir. Kirlidir, dağınıktır, düzensizdir. Ama bazıları bu işte çok iyidir. Çok çok iyi! Siz de bunlardan birisi olabilirsiniz. Mantık safsatalarını ve bilimsel veri analizini öğrenebilir, hafızanızı geliştirerek daha çok bilgiyi hatırlamayı sağlayabilir, her alanda daha çok okuyarak daha çok bilgi edinebilir, daha çok tartışmaya girerek ne tür stratejiler olduğuna daha aşina hale gelebilirsiniz. Bu masraflı ve çoğu zaman yıllar alan bir iştir; ancak sonunda bu alanda uzmanlaşarak, "karşı tarafı kendi oyunuyla yenebilecek" noktaya gelebilirsiniz. Böylece tartışmaya girdiğiniz birinin zayıf taraflarını tespit edebilir, oralara oynayarak kötü hissetmesini ve geri çekilmesini sağlayabilirsiniz. Bu "bilime yakışmaz"; ancak karşı tarafın bilim ve gerçek istediğinden emin miyiz?

Sonuç

Şunu unutmayın: Herkesi memnun etmek imkansızdır. Yazının başında da söylediğimiz gibi, Dünya'daki milyarlarca insanın hayat görüşleri, önyargıları, bilgi ve eğitim düzeyleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla herkesi birebir aynı noktaya çekmek çok ama çok zordur; hatta muhtemelen imkansızdır. Eğer amacınız herkese gerçeği göstermekse, muhtemelen onlar gerçeğe ulaşamadan siz çoktan tükenmiş olacaksınız.

Amaç aydınlanma, ilerleme, gelişme ise, belki de herkesten ziyade daha spesifik gruplara odaklanmalıdır. Bir şeyleri değiştirme gücü olan kişiler, zihinleri henüz bulandırılmamış olan gençler, vb. gruplara odaklanmak, toplumsal eğitimin ve aydınlanmanın anahtarı olabilir. Bu kişiler, onlara ne düşünmeleri gerektiğini değil, gerçeklere ulaşmak için nasıl düşünmeleri gerektiğini öğretmeye çalıştığınızı gördüklerinde, bundan memnun olacak ve hayatlarının diğer alanlarında da bu öğrendiklerini uygulayacaklardır.

Pozitif yönde yaşanan değişim, aydınlanma, ilerleme sancılı bir süreç. Ancak herkes üzerine düşeni yapacak olursa, bundan önceki her asırda geldiği gibi, önümüzdeki her asırda da yaşanmaya devam edecektir. Çünkü değişmeyen tek şey değişimdir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 12
  • 15
  • 7
  • 5
  • 0
  • 3
  • 6
  • 7
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 21/08/2019 15:35:27 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/432

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Felsefe, bütün bilimlerin anasıdır.”
Marcus Tullius Cicero
Geri Bildirim Gönder