Gece Modu

Bu türev bir içeriktir. Yani bu yazının omurgası, Science News for Students isimli kaynaktan alınmıştır; ancak anlatım ve konu akışı gibi detaylar Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından güncellenmiş, değiştirilmiş ve/veya geliştirilmiştir. Yazar, kaynaktan alınan metin omurgası üzerine kendi örneklerini, bilgilerini, detaylarını eklemiş, içeriği zenginleştirmiş ve/veya çeşitlendirmiş olabilir. Bu ek kısımlarla ilgili kaynaklar da, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu konuyla ilgili teolojik görüşlere gelirsek... Bu hep bana acı verici gelmiştir. Beni şaşkına çeviriyor. Aslında ateist bir dilde yazmaya hiç niyetim yok. Ancak dört bir yanımızın dizayn ve mutlak iyiliğe dair kanıtlarla çevrili olduğuna dair izleri diğerlerinin görebildiği gibi doğrudan göremiyorum, keşke görebilseydim. Dünya'da çok fazla gizem var gibi. Mutlak iyi olan ve her şeye gücü yeten bir Tanrı'nın, canlı tırtılların vücudundan beslenen Ichneumonidae yaban arılarını ya da fareyle oynayan bir kediyi yarattığına kendimi ikna edemiyorum. Buna inanmayan biri olarak, gözün de açık bir şekilde tasarlanmasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Öte yandan bu harika evrenin ve özellikle de insan doğasının saf kaba kuvvetin bir sonucu olduğuna inanmak zorunda olduğumuzu da düşünmüyorum. Her şeyin tasarlanmış yasaların etkisi altında olduğunu; detayların ise iyi veya kötü, şans diyebileceğimiz bir sürecin sonucu olduğunu düşünmeye eğilimliyim. Bu nosyon beni tamamen tatmin ediyor değil. Tüm bu konunun insan zekası için çok derin olduğunu hissediyorum. Bir köpek de Newton'un zekası hakkında spekülasyonda bulunabilir. Bırakın herkes istediğini umsun ve istediğine inansın.

Charles Darwin; 22 Mayıs 1860 tarihinde Asa Gray'e attığı bir mektubunda bunları yazıyordu. Doğada herhangi bir tasarımın olduğu konusunda son derece şüpheciydi. Evet, kendini tekrar eden yasaların olduğu kesindi: kütleçekimi veya evrim gibi... Ancak bunların sonuçları pek de tasarlanmış gibi değildi. Nasıl olurdu da iyiliğin en üst doruğu olarak nitelendirilen bir güç, daha yavru tırtılların vücuduna larvalarını bırakarak onları diri diri, hem de içlerinden yiyen canlıları var edebilmişti? Bu tasarımın eseri olabilir miydi? Tıpkı insanın organlarını içeriden, canlı canlı yiyen halka solucanları gibi... Parazitizmin mide bulandıran ve iç burkan sonuçlarından doğan bu sorular Darwin'in "şaşkına çeviriyordu". Hatta bunları "Doğa bir savaş alanıdır." sözleriyle ifade etmişti. Ancak Darwin'i daha da şaşkına çevirecek, belki de onu allak bullak edecek bir diğer gerçek vardı: hiper parazitlik!

Soldaki fotoğraf Nina Fatouros, ortadaki Hans Smid, sağdaki Harald Süpfle tarafından çekilmiştir. Evrim Ağacı'ndan Çağan Çelik tarafından dilimize kazandırılmıştır.
Soldaki fotoğraf Nina Fatouros, ortadaki Hans Smid, sağdaki Harald Süpfle tarafından çekilmiştir. Evrim Ağacı'ndan Çağan Çelik tarafından dilimize kazandırılmıştır.
Discover Magazine

Darwin'in belirttiği gibi bazı yaban arıları larvalarını canlı tırtılların vücuduna bırakırlar. Bu tırtıllar, hiçbir şeyden habersiz, kendilerini beslemeye ve büyümeye çalışırlar. Ancak kendileri cüsselenip etli dokuları arttıkça, içinde istemeden taşıdığı larvalar için de ziyafet çanları çalar. Larvalar aktive olurlar ve yavaş yavaş tırtılın iç organlarını yiyerek kendilerini beslerler ve büyürler. Nihayetinde o kadar irileşirler ve tırtılın o kadar büyük bir kısmını bitirirler ki, tırtıl daha fazla dayanamaz ve ölür. Tırtılın ölümüyle birlikte larvalar da "bir peçete gibi kullanıp attıkları" konaklarını terk ederler ve büyüyerek gelecekteki kendi yavruları için yeni tırtıl yavruları ararlar. Bu, bildiğimiz, klasik parazitizmdir. Yani yaban arısı tüm menfaatleri kendine saklar, tırtıl ise bu ilişkiden tamamen zarar görür. 

Ancak doğa bundan da acımasız olabilmektedir: Hiper parazitoidler olarak bilinen bir diğer yaban arısı grubu, parazitik olan yaban arılarının vücutlarını hedef alırlar. Öncelikle tırtılların lahana yaprakları üzerinde bıraktıkları kimyasal izleri takip ederler ve tırtılları bulurlar. Sonrasında, parazitik yaban arıları tarafından enfekte edilmiş tırtılları özellikle seçerler. Larvalarını bu zaten enfekte olmuş, bahtsız tırtılların içerisine bırakırlar. Bu hiper parazit larvaları, sadece tırtılın vücudundan beslenmekle kalmaz, diğer parazitlerle de beslenirler.

Doğanın acımasızlığı bu kadarla kalıyor mu? Elbette hayır. Doğada, hiperparazitleri hedef alan hiperparazitler de var! Bu da rekabetçi evrimin kaçınılmaz bir sonucu. Bazı hiperparazitler, diğer hiperparazitlerle mücadele ederek onlarla aynı tırtılı paylaşan parazitleri paylaşıyorlar. Ancak daha güçlü olan hiperparazitler diğerlerini elimine ediyorlar ve mücadeleyi kazanıyorlar.

Ancak hiperparazitlik, doğadaki vahşi mücadelenin tek sonucu değil. Bazı türler, bazı diğer türleri kelimenin tam anlamıyla zombileştirebilmektedir!

Doğanın Gerçek Zombileri

Bir zombi ormana doğru sürünerek gidiyor. İyi bir noktaya ulaştığında, orada donup kalıyor. Kafasından yavaşça bir sap büyümeye başlıyor. Sonrasında bu sap dışarıya diğerlerini zombiye dönüştürecek sporlar yayıyor.

Bu bir Cadılar Bayramı hikayesi değil. Hepsi gerçek. Her ne kadar zombi, sanılanın aksine bir insan değil, fotoğraftaki gibi bir karınca olsa da... Kafasından çıkan sap ise, bir mantar. Bu mantarın sporları diğer karıncalara bulaşıp zombi döngüsünü yeniden başlatıyor!

Bu mantar, büyümek ve yayılmak için karıncanın beynini gasp etmek zorunda. Ne kadar tuhaf gözükse de olağan dışı değil bu olay. Doğa, zihin kontrollü birçok zombiyle dolu. Zombi örümcekler ve arı larvalarına çocuk bakıcılığını yapan hamam böcekleri... Tabii bu "çocuklar", yani arı larvaları, doğar doğmaz hamam böceklerini içten dışa doğru yemeye başlıyor! Yüzeydeki kuşlar tarafından yenmeye çalışıyormuşçasına 180 derece dönüp, su yüzeyine ok gibi fırlayan zombi balıklar... Kendilerini suda boğan zombi cırcır böcekleri, böcekler ve peygamberdeveleri... Kendilerini bir lokmada yutabilecek kedilerin idrar kokusunda boğulan zombi fareler...

Bu “zombiler”in tek bir ortak noktası var: parazitler. Parazitlerin içinde yaşadığı diğer canlıya konak adı verilir. Bir parazit; mantar, solucan veya başka bir küçük canlı türü olabilir. Tüm parazitler eninde sonunda konak canlıyı ya güçsüzleştirir ya da hasta eder. Bazen parazit, konak canlısını öldürür ve hatta yer. Ama konak canlının ölümü en ürkütücü amaç değil. Bir parazit, konak canlısının belirli bir yerde ölmesini veya başka bir canlı tarafından yenilmesini amaçlayabilir. Bu amaçları başarıyla sonuçlandırabilmek için bazı parazitler, konak canlının beynini ele geçirip bazı davranışlarını kontrol edebilmek için özel yollarda evrimleştiler.

Parazitler böcekleri ve diğer hayvanları nasıl yürüyen yarı-ölülere çeviriyor? Her parazitin kendine has metodu var; ama bu, genellikle kurbanın beyninde bulunan kimyasalları değiştirme yoluyla sağlanıyor. Araştırmacılar, bunların hangi kimyasallar olduğunu belirlemek ve bu kimyasalların konak canlının beynini etkiledikten sonra olayın nasıl sonlandığını bulmak için çalışmalara devam ediyorlar. 

Kordiseps Mantarı Nedir?

Bir mantarın beyni yoktur. Solucanlar ve tek hücreli canlılar da açıkçası pek akıllı değiller. Buna rağmen, ne yapıp edip daha akıllı ve büyük hayvanların beyinlerini hâlâ kontrol ediyorlar. Texas’ta Houston Rice Üniversitesi’nde parazitler üzerine çalışan ve özellikle “zombi” canlılarla ilgilenen bir biyolog olan Kelly Weinersmith şöyle diyor:

Bu akıl almaz bir olay! Zombilerin gerçek hayattaki versiyonları aslında korku hikayelerindeki gibi değil. Bu hayvanların ölümden geri gelme gibi bir ihtimali yok. Gerçek zombiler, ölmeye mahkum ve bazıları hareketlerinde çok az kendi kontrolüne sahip. 

Örneğin, atkılı solucanları suyun içinde doğmak zorundadır. Bunu yapabilmek için, konak canlılarını suya veya yüzme havuzuna girmeye zorlarlar. Genellikle konak canlı boğulur.

Toxoplasma gondii adlı tek hücreli canlı, hayat döngüsünü ancak bir kedinin içinde tamamlayabilir. Ama ilk önce fare gibi başka bir canlının içerisinde yaşamak zorunda. Farenin kedi tarafından yenileceğini garantiye almak için, fareyi kedi seven bir zombiye çevirir.

Tayland’da bir mantar türü olan Ophiocordyceps, bir karıncayı bir bitkinin üzerine yaklaşık 20 santimetre boyunca tırmanması ve yaprağı ısırıp, orada tutunması için zorlayabilir. Ve bunu Güneş gökyüzündeki en yüksek noktadayken yaptırır. Bu, mantarın büyümesi ve sporlarını üretmesi için uygun koşulları sağlar. Bu mantar ve karıncaları nasıl zombileştirdiğiyle ilgili detaylı bilgiyi buradaki yazımızdan alabilirsiniz.

Biyolog Charissa de Bekker bu mantarların karıncalar üzerindeki beyin kontrolünü nasıl yaptığını daha iyi anlamak istiyor. Bu yüzden ekibiyle beraber bir süredir Tayland’daki Ophiocordyceps mantar türü üzerinde çalışıyor. Bu ABD kuzeni, South Carolina eyaletine özgü bir mantar. Bu mantar da karıncaları kolonilerini bırakmaya ve tırmanmaya zorluyor. Oysa bu karıncalar yapraklar yerine dallara asılı kalıyor. Bu durum ağaçların ve bitkilerin kışın yapraklarını kaybetmesinden kaynaklanıyor. 

De Bekker bu çalışmalara University Park’taki Pensilvanya Eyalet Üniversitesi’nde başladı. Burada, onun ekibi bazı karınca türlerine South Carolina mantarını bulaştırdı. Parazit, tüm karınca türlerini öldürebilirdi ama mantar, yalnızca doğal bir şekilde bulaşmış olduğu karıncaları bitki-tırmanıcı zombilere dönüştürdü.

Bekker’in takımı ne olduğunu ortaya çıkarmak için her türden yeni, parazitlenmemiş karıncalar topladı. Sonrasında, araştırmacılar böceklerin beyinlerini çıkardı. Bekker şöyle diyor:

Bunu yapmak için kıskaç ve mikroskop kullanmak gerekiyor. Bir nevi, "Operasyon" isimli oyuna benzer bir süreç işliyor.

Araştırmacılar karınca beyinlerini petri kaplarında canlı tuttu. Mantar, en sevdiği beyin türlerine (doğal olarak bulaştığı türlerin beyinlerine) bulaşınca, binlerce kimyasal üretti. Bu kimyasalların birçoğu bilim için yeni kimyasallardı. Mantar, ayrıca alışmadığı beyinlere bulaştığında da kimyasallar üretti. Bu kimyasallar tamamen farklıydı. Araştırmacılar sonuçlarını 2014’te yayınladılar.

Bekker’in ekibinin Pensilvanya Üniversitesi’nde yaptığı deneyler laboratuvarda yaratılmış zombi karıncalar için bir ilkti. Ve araştırmacılar sadece zombiler ve parazitleri için olan 24 saatlik yapay ışık ve karanlık döngülerinin kurulmasından sonra başarılı oldular. Bu konuda detaylı bilgiyi buradan alabilirsiniz.

"Ruh Emici" Arılar

Tüm parazitler içerisinde en ürpertici olanlarından bazıları arılarda görülür. Reclinervellus nielseni adlı arı türü, yumurtalarını yalnızca Araneidae örümceklerinin üzerine bırakır. Arı larvalarından biri yumurtadan çıktıktan sonra yavaşça konak canlının kanını yudumlar. Örümcek, bir ağ örebilecek kadar canlı kalıyor. Ama sıradan bir ağ değil! Sırtına bağlı kalmış kıpır kıpır solucanımsı bebek arı için, yuva gibi ağ örer.

Örümcek larvaya yeni bir ağ örebilmek için eski ağını bile bozabilir. Keizo Takasuka, “Yeni ağ eski ağdan daha güçlü.” diye açıklıyor. Takasuka; Japonya, Kobe Üniversitesi’nde böcek davranışları ve ekoloji çalışıyor. Ağ tamamlandığında larva, konak canlı olan örümceği yer.

Sonrasında larva ağın ortasına bir koza örer. Ekstra güçlü iplikler, larva 10 gün sonra kozasından çıkana kadar güvenli kalmasını sağlar. İğnesi zehirli olan arı, menüye bir böcek koyar ve onu hamam böceğine sunar. Ama arı larvası yemeden önce, annesinin onun iki katı bir böcek yakalaması gerekir. Nörobiyoloji uzmanı olan ve beynin davranışları nasıl kontrol ettiği üzerine çalışan Frederic Libersat, arıların bunu yapabilmek için hamam böceğini zombiye dönüştürdüğünü söylüyor.

Arının zehirli iğnesi hamam böceğinin kendi kendine hareket edebilme yetisini ortadan kaldırır. Ama arı, antenlerinden çektikçe, tasmalı bir köpek gibi itaat eder. Arı, hamam böceğini yuvasına yönlendirir ve içine bir yumurta yerleştirir. Yumurtayı akşam yemeğiyle beraber yuvaya mühürledikten sonra, oradan ayrılır. Yumurta çatlayınca, larva konak canlıyı yavaşça sömürür. Bir zombi olarak, bu hamam böceği karşı koymaya veya kaçmaya çalışmaz. 

Bu senaryo o kadar ürkütücü ki bunun ardından biyologlar benzer bir arı türüne Harry Potter serisindeki doğaüstü bir düşmanın adını verdiler: Ruh Emici Ampulex ya da Amulex dementor. Okumayanlar için bu kitapta "ruh emiciler", insanların zihinlerini "emebiliyor". Bu kurbanı bilinçten yoksun bir halde bırakır. Ruh Emici Ampulex, zehirli iğneli arıyla yakın akraba olmasına rağmen Libersat, araştırmacıların Ampulex’in de hamam böceklerini veya başka böcekleri zihinsiz kölelere çevirdiğinin henüz ispatlanmadığının altını çiziyor.

Libersat’ın ekibi zehirli iğneli arının hamam böceğinin zihnine ne yaptığını açığa çıkarmaya odaklanmıştır. Anne arı, adeta beyin ameliyatı gibi bir işlem yapar. Kurbanının beyninin doğru kısmını bulmak için iğnesini kullanır. Bulduktan hemen sonra, zombileştirici zehrini bırakır.

Libersat hamam böceğinin beyninden hedeflenmiş kısımları çıkarmayı denemiştir. Bunu yaptığında arı, 10-15 dakika boyunca hamam böceğinin beyninden geri kalan kısımlara dokunarak doğru yeri bulmaya çalışmaktadır. Libersat, “Eğer beyin mevcut olsaydı, arının eylemi bir dakikadan az sürerdi.” diyor. Bu deney, arının zehrini enjekte edebilmek için doğru yeri belirleyebildiğini gösteriyor.

Libersat, bu zehrin hamam böceğinin beyninde bulunan oktopamin (İng: octopamine) adlı kimyasala müdahale ediyor olabileceğini düşünüyor. Bu kimyasal, hamam böceğinin tetikte beklemesine, yürümesine ve diğer görevlerini yapmasına yardımcı olmaktadır. Araştırmacılar, zombi hamam böceklerine oktopamin'e benzer bir madde enjekte ettiğinde böcekler tekrar yürümeye başlamıştır.

Libersat, bunun yapbozun sadece bir parçası olduğu konusunda uyarıyor. Hamam böceğinin beyninde yaşanan kimyasal süreci anlamak için hâlâ yapılacak çok fazla iş bulunmaktadır. Ancak, araştırmaya katılmamış olan Weinersmith; Libersat ve ekibinin bu kimyasal süreçle ilgili bulgularının, zombi beyin kontrolü konusunda bilim insanlarının bildiğinden çok daha detaylı olduğunu vurguluyor.

Beyin Solucanları

Weinersmith’in uzmanlık alanı zombi balıklar. Euhaplorchis californiensis adlı solucan tarafından enfekte edilmiş Kaliforniya yıllık balıkları üzerine çalışıyor. Tek bir balığın beyin yüzeyinde, bu solucanlardan binlercesi bulunabilir. Beyinde daha fazla solucan bulundukça, balıklar daha değişik davranıyorlar. Weinersmith şöyle diyor:

Onlara zombi balıklar diyoruz; fakat bu balıklar karınca, örümcek ve hamam böceği örneklerdekine göre zombilere daha az benziyor.

Enfekte edilmiş bir balık, normal şekilde yemek yemeye devam edip, sürüdaşlarıyla bir grupta kalabilir. Ama yine de su yüzeyine doğru fırlar, kendi etrafında döner veya kayalara sürtünür. Tüm bu eylemler, avcı kuşların bu balığı görmesini kolaylaştırır. Gerçekten de enfekte edilmiş balıklar, yenmek istiyormuş gibi davranırlar!

Weinersmith; solucanın amacının tam da bu olduğunu söylüyor. Bu parazit, sadece bir kuş içinde üreyebilmektedir. Böylece parazit, balıkların davranışlarını kuşları cezp edecek şekilde değiştirmektedir. Enfekte edilmiş balıkların av olma ihtimali diğerlerine göre 10 ila 30 kat daha fazladır.

Weinersmith ve Norveç Üniversitesi Yaşam Bilimleri’nden Øyvind Øverli, zombi balıkların kuş arama davranışlarının ardındaki kimyasal süreç üzerinde çalışmaktadırlar. Araştırmacılar, yıllık balıklarının tehdit altında daha düşük bir stres tepkisi verdiğini göstermişlerdir. Sanki balıklar, avcı kuşu gördüklerinde olması gerektiği gibi korkmamaktadırlar.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 7
  • 2
  • 2
  • 1
  • 0
  • 1
  • 1
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • Türev İçerik Kaynağı: Science News for Students
  • K. Hulick. Zombies Are Real!. (2016, Ekim 27). Alındığı Tarih: 01 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Science News for Students
  • E. Yong. Enter The Hyperparasites – Wasps That Lay Eggs In Wasps That Lay Eggs In Caterpillars. (2012, Kasım 27). Alındığı Tarih: 01 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Discover Magazine
  • S. Mongkolsamrit, et al. (2012). Life Cycle, Host Range And Temporal Variation Of Ophiocordyceps Unilateralis/Hirsutella Formicarum On Formicine Ants. Journal of Invertebrate Pathology, sf: 217-224.
  • M. Pontoppidan, et al. (2009). Graveyards On The Move: The Spatio-Temporal Distribution Of Dead Ophiocordyceps-Infected Ants. PLOS One.
  • H. C. Evans, et al. (2011). Hidden Diversity Behind The Zombie-Ant Fungus Ophiocordyceps Unilateralis: Four New Species Described From Carpenter Ants In Minas Gerais, Brazil. PLOS One.
  • G. Sung, et al. (2007). Phylogenetic Classification Of Cordyceps And The Clavicipitaceous Fungi. Studies in Mycology, sf: 5-59.
  • H. C. Evans, et al. (2011). Ophiocordyceps Unilateralis. Communicative & Integrative Biology, sf: 598-602.
  • D. P. Hughes, et al. (2011). Behavioral Mechanisms And Morphological Symptoms Of Zombie Ants Dying From Fungal Infection. BMC Ecology.
  • D. P. Hughes, et al. (2011). Ancient Death-Grip Leaf Scars Reveal Ant–Fungal Parasitism. Biology Letters, sf: 67-70.
  • S. B. Andersen. (2012). Disease Dynamics In A Specialized Parasite Of Ant Societies. PLOS One.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 17/10/2019 00:26:29 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/3764

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Esasında hayatta iki şey vardır: bilim ve şahsi düşünceler. İlki bilgiye yol açar, ikincisi cehalete.”
Hipokrat
Geri Bildirim Gönder