''Tesadüf'' Geliyor, Kaçın!

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bir şey bizim için neden ''tesadüf'' olabilir? Diğer türlü soracak olursak, ''Bir sürece dair yorum yaparken 'tesadüf' kelimesini kullanabilmemiz için, o sürecin hangi özellikleri taşıması gerekir?

Günlük yaşantımızda, en son 15 yıl önce gördüğümüz arkadaşımızı gördüğümüzde (15 yaşından küçük okurlarımızdan özür diliyoruz) ''ne büyük tesadüf!'' diyerek kahkaha atmışlığımız vardır. Bu olayda ''tesadüf'' olarak değerlendirilen, bunca yıl sonra arkadaşımızı tekrar görmemizden başka bir şey olmasa gerek. Şimdi Dünya'nın yarıçapını 10 metreye düşürdüğümüzü hayal edelim; arkadaş buluşmalarında ''tesadüf'' kelimesi geçer miydi? Kullanım yüzdesinin alabildiğine azalacağını düşünüyoruz. Şu halde, uzay boyutu, ilk örneğimizde kilit rolü oynamış bulunuyor.

İkinci örneğimizi zaman boyutundan verelim: tam fakültemizden ya da okulumuzdan çıkış saatimizde telefonumuz çalsın ve arkadaşlarımız, bizi naif bir mekâna, yemeğe davet etsin. Ne kadar da karnımız acıkmıştı; tam yerine geldi galiba. Günü 10 dakikaya sıkıştırdığımızda, elbette ''tesadüf''ler ya da ''tam yerine gelen davetler'' söz konusu olmayacaktır. Sorun, biraz da ölçek sorunudur.

Ya doğada rastladığımız ''harikalar''? Ya doğanın kendisi? Ya evren? Bu kavramları ele alan bilimsel yazılarda karşımıza çıkan ''tesadüf'' sözcüğünden ürpermemizin sebebi nedir? Elbette ölçektir; ''mükemmelliğin'' ölçüleridir. Entegrasyonda en üst düzeye ulaşmış bir sistemin ölçüleridir; yıldızların, ölürken arkalarında belli başlı kalıntılar bırakması, ardından bu kalıntıların tekrar bir araya gelerek karbon temelli bir yaşam formunun yolunu açmasıdır. Şimdi ne yapacağız? Elbette hiçbir çifte standarda yer vermeden, yukarıda yaptıklarımızı yapacağız; evreni sıkıştıracağız.

Bu taktiği, genelde Büyük Patlama kozmolojisi üzerine çalışan bilim insanları kullanırlar. Hatta başlı başına bir terimi bile vardır: ''filmi geriye sarmak''. Bizler de filmi geriye sardığımızda, varlığa sebep olan faktörlerin çalışma alanlarını daraltarak etkileşim yüzdelerini/sıklıklarını/''verim''lerini artırmış oluyoruz. Bu, bilhassa doğanın kendisinin evrilmesinde gözleyebileceğimiz bir olguyu ortaya çıkarır: deneme-yanılma. Dünya'mızın soğumadan sonraki evrelerinde, bünyesinde sıvı su barındıracak hale gelmesiyle birlikte, artık canlılığın evrilmesi için belli moleküllerin, sıvı ortam içinde, belli açılarla, belli enerjilerde karşılaşmaları, bir istatistik sorunu haline gelir. Esasında, evrenin kendisinin meydana gelmesinden sonra canlılığın oluşması bir istatistik sorunu haline gelmiştir; ancak ölçekler, bizlerin ikna olmasına direnen en büyük etkenlerdir.

13,7 milyar yaşında bir evrenimiz var ve hızlanarak genişliyor. Bu kadar büyük ölçeklerde düşünebilmemiz için, belki de ışık hızına yakın hızlarda hareket edebilen bir araçla, uzayın derinliklerine kendimizi bırakmamız gerekir. Düşündüğümüzde ise ''Bu evren; bu olağanüstü ölçeklere genişleyen evren, bir zamanlar bir 'sıfır noktası'na sahipti.'' deriz. Bu ölçeklerde genişlemenin başlaması için, ''simetri kırınımı'' dediğimiz olgunun kendisini göstermesi gerekliydi ve gösterdi de. Göstermeseydi, 13,7 milyar yıl sonra orada devam eden bir tekillik ya da sıkışmışlık olmayacaktı; zira 13,7 milyar yıl gibi bir zaman dilimi, -henüz- anlamsız olacaktı.

Simetrinin kırılma mekanizması, belli başlı fiziksel sabitleri de doğrudan belirlemiştir. Planck sabiti, Büyük Patlama'dan kalan ve antenli televizyonlarımızda karıncalanmalar olarak kendisini gösteren kozmik mikrodalga fon ışımasının sıcaklık eğrisi, evrenimizdeki madde yoğunluğuna dair Ω (omega) sabiti gibi birçok fiziksel sabit, simetrinin kırıldığı anda bebek evrene hakim olan fiziksel şartların denetimindeydi ve bu andan sonra, bir önceki olaylar dizisi, bir sonraki olaylar dizisini etkilemeye başladı.

''Tesadüf'', görüldüğü gibi korkunç bir ifade değildir. Canlılığın evrilmesi konusunda ise belirttiğimiz gibi, sadece bir istatistiki sorunu, milyarlarca metreküplük okyanuslarda, trilyonlarca molekülün, katrilyonlarca kez dene-yanıl yöntemini kullanarak çözmesi söz konusudur. Tekrar söylüyoruz: bu, başlı başına bir istatistiki sorundur. Ancak evrenin oluşması konusunda ''tesadüf'' ifadesini kullanmamızın sebebi, simetriyi neyin kırdığını bilmememizdir; bu konuda daha fazla cahil kalmayacağımızı da söyleyelim; zira takip ettiğimiz kaynaklara göre bu sorunun çözümü, yakın.


Not: Konuyla ilgili detaylı bir makalemiz için evrimagaci.org/makale/13">buraya tıklayınız.

NASA, Evrenin Genişlemesini Ölçtü!

Hologram Evren Görüşü Üzerine...

Yazar

Emre Oral

Emre Oral

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim