Evrim Ağacı Logo Evrim Ağacı
Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

Tanrı'nın Varlığına Yönelik Teleolojik Argümanlar ve David Hume'un Bu Argümanlara Yönelik Eleştirileri

Tanrı'nın Varlığına Yönelik Teleolojik Argümanlar ve David Hume'un Bu Argümanlara Yönelik Eleştirileri Master Thyself
Damla Şahin Editör Damla Şahin
25 dakika
7,094 Okunma Sayısı
Notlarım
Reklamı Kapat

Felsefe, ilk ortaya çıktığı andan itibaren farklı dönemlerde, farklı problemlerle uğraşmış, onların üzerine yoğunlaşmış ve problemleri çözmeye çalışmıştır. Bu problemlerden biri de din felsefesinin ana sorunlarından biri olan Tanrı'nın varlığı meselesidir. Bu sorunun farklı dönemlerde ön plana çıktığı ve konu ile ilgili soruşturma yapıldığı söylenebilmektedir. Özellikle Orta Çağ felsefesine bakıldığında bunun örnekleriyle sıkça karşılaşmak mümkündür. Bu dönemde birçok Tanrı kanıtlaması yapılmış, Tanrı'nın varlığı, felsefi olarak temellendirilmek istenmiştir. Anselmus'un ortaya koyduğu "Ontolojik Argüman" ve Thomas Aquinas'ın ortaya koyduğu "Kozmolojik Argüman" bunun en önemli örnekleridir.

Ontolojik Argüman ve Kozmolojik Argümanın Bir Özeti

Ontolojik argüman, kısaca, insanın zihninde, “en yüksek derecede mükemmel varlık” fikrinin olduğunu belirterek, aynı zamanda mükemmelliğin de varlığı gerektirdiğini söyleyerek Tanrı'nın varlığını temellendirme amacındadır. Bu görüş, elbette eleştiriye açıktır; insanın zihninde böyle bir kavramın olması, onun var olduğu anlamına gelmemektedir. Buna örnek olarak, varlığı gösterilemez bir kavram olan "adalet" idesi verilebilir.

Burada gösterilememesinden kasıt, nesneler gibi gösterilememesidir. Örneğin, masayı net bir şekilde, bulunduğumuz yerde varsa göstermek mümkündür. Fakat adalet idesini "İşte bu adalettir!" şeklinde göstermek mümkün değildir. Adalet yalnızca eylemlerde kendini göstermektedir, bu eylemlere de "adil eylem" adı verilmektedir. Ama buradan yine de adaletin ne olduğu sonucu çıkarılamamaktadır; çünkü eylemler, adaletin kendisi değil, yalnızca bir örneğidir. Başka bir şekilde söyleyecek olursak burada yalnızca eylem betimlenir, adaletin ne olduğu ve nerede olduğu soruları cevapsız kalır.

Aynı zamanda zihinde bazı kavramları birleştirerek yeni, içi boş kavramlar elde etmek mümkündür. Sözgelimi, “altın” kavramı ve “dağ” kavramı birleştirilerek, “altın dağ” kavramı elde edilebilir. Bu kavramlar, her ne kadar insanın zihninde ide olarak bulunsalar da olgusal olan dünyada gösterilememektedir. Bu kısımda aynı zamanda, bu idenin zihinde doğuştan olduğu gibi bir izlenim de çıkmaktadır. Ama küçük çocuklara ve delilere baktığımızda, bunun empirik olarak çürütülebileceği görülebilir. Açıktır ki bu ide, zamanla insanların zihnine yer etmiştir, hiçbir doğuştanlığı yoktur.

Reklamı Kapat

Kozmolojik argümanda ise evrenin var oluşundan, Tanrı'nın varlığına ulaşmak amaçlanmaktadır. Sözgelimi her şeyin bir nedeni olduğu öne sürülerek, her şeyin nedeni olarak görüldüğü söylenen Tanrı'ya ulaşmak istenmektedir. Ama bu argümanı da mantıksal olarak incelediğimizde, temellerinin sağlam olmadığı görülecektir.

Teleolojik Argüman: Gaye ve Nizam Delili

Tanrı'nın varlığını ispatlamak için öne sürülen, bizim de bu makalede üzerinde duracağımız bir diğer argüman ise "teleolojik argüman"dır. Bu sözcük, "ilahiyat" anlamındaki "teolojik" sözcüğü ile karıştırılmamalıdır. "Teleolojik" sözcüğü, "amaca yönelik" anlamına gelmektedir. Zaten bu nedenle bu argümana "Gaye ve Nizam Delili" adı da verilmektedir.

Bu argüman, en genel anlamda Tanrı'nın varlığını, evrende ve yeryüzündeki amaç ve düzenlilik örneklerine dayanarak açıklama girişimidir. Bu ve bunun gibi argümanlarda, ilk olarak Dünya hakkındaki düzen ve gayeyle ilgili önermeler ortaya konulmaktadır; buradan yola çıkılarak da akıllı, ezeli ve ebedi bir yaratıcı figürünün varlığı öne sürülmektedir.

Kütleçekimi, teleolojik bir çıkarım örneği olarak burada verilebilir: Eğer kütleçekimi olduğundan biraz daha fazla olsaydı, Dünya üzerinde yaşam mümkün olmayabilirdi. Benzer şekilde kütleçekimi, şu anda olduğundan biraz az olsaydı, Dünya'nın parçaları ve Dünya üzerindeki cisimler belki parçalanarak uzaya saçılacaktı ve yine yaşam olanağı ortadan kalkacaktı. Buradan, kütleçekiminin tam olması gerektiği gibi olduğu sonucu çıkarılabilmektedir. Bunun da kendi kendine olması olanaksızdır; o halde bunu yapan bir yaratıcı, akıllı bir varlık vardır ve bu varlık Tanrı'dır. Genellikle "hassas ayarlar" ve "tam da olması gerektiği gibi olan şeyler"den söz eden teleolojik argümanların genel yapısını bu şekilde özetlemek mümkündür.

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Bu argümana ilk ciddi eleştiriyi, 18. yüzyıl empiristlerinden David Hume yapmıştır. Bu makalenin amacı da argümanın temel tezlerini ortaya koyarak Hume'un bunlara yaptığı eleştirileri ele almaktır. Sonuç kısmında ise Hume'un eleştirilerinin haklılığı tartışılacaktır.

1. Teleolojik Argümanın Farklı Formları

Argümanın temel kavramları ele alınmadan önce, argümanın tarihsel sürecine kısaca bakmakta yarar vardır. Bu süreci Klasik Dönem, Orta Çağ Dönemi ve Modern Dönem olmak üzere üç başlık altında incelemek mümkündür.

1.1. Klasik Dönem: Platon ve Aristoteles

Teleolojik argümanın en eski örneklerine Platon'un "Timaios" ve "Yasalar" adlı diyaloglarında ulaşmak mümkündür. Timaios diyalogunda Platon, dünyanın duyularla kavranabilir olmasına ve ezeli-ebedi olmamasına dikkat çekerek onu Tanrı ya da Tanrıların yarattığını söylemiştir. Duyuların bilgisi, Platon’un güvensiz kabul ettiği bir bilgi türüdür; bunun sebebi, duyuların bizi yanıltabilir oluşudur. Dünyanın duyular yoluyla kavranması demek, onun bilgisine güvenilemeyeceğini göstermektedir. Dünyadaki nesneler, ideaların bir yansımasıdır; yani idealar, onların varlık sebebidir. Buradan hareketle, onların yaratılmış olduğu sonucu çıkarılabilmektedir.

Aynı zamanda Platon'a göre düzensizliği düzene çeviren de Tanrı'dır; bu düzen, tam bir uyum içerisinde meydana gelmiştir. Buradan hareketle, dünyanın bir amaca ve düzene uygun olarak yaratıldığı sonucunu çıkarmak mümkündür. Buna ek olarak, "Yasalar" adlı diyalogda bu argümanın en eski örneğini net bir şekilde görmek mümkündür. Bu diyalogun “10. Bölüm”ünde, Kleinias ve Atinalı arasında şöyle bir sohbet geçmektedir:

Reklamı Kapat

  • Kleinias: Tanrıların var olduğu hakkında gerçeği göstermek sence kolay değil mi yabancı?
  • Atinalı: Nasıl?
  • Kleinias: Her şeyden önce, yeryüzü, güneş, yıldızlar ve tüm evren, sonra yılları ve ayları birbirinden ayıran mevsimlerin bu kadar güzel düzenlenmiş olması ve bütün Yunanlılarla barbarların*** buna inanmaları. [6]

Burada ufak bir parantez açmakta fayda var: "Barbar" kelimesi, bugün kullanıldığı anlamıyla, "ilkel", "cahil", "vahşi" gibi anolamlara gelmemektedir. Kelimenin kökeni Yunanca "barbaros" kelimesine dayanmaktadır ve "Yunanlı olmayan, yabancı" anlamına gelmektedir. Platon'un yaşadığı döneme bakıldığında, bahsetmek istediği kesimin "ilkel" olanlar değil, "yabancı" olanlar olduğu net bir şekilde görülmektedir. Ayrıca, bu kelimeyi gündelik popüler anlamıyla burada ele aldığımızda, Platon'un bu görüşü desteklemekten çok eleştirdiği gibi bir anlam çıkmaktadır. Ayrıca kitabın çevirmeni, kelimeyi aslına sadık kalarak çevirdiğini söylemiştir.

Platon, teleolojik argümanın ilk formlarından birini ortaya koymuştur.
Platon, teleolojik argümanın ilk formlarından birini ortaya koymuştur.

Konumuza dönelim: Bu diyaloglardan yola çıkarak Platon açısından, evrenin bir düzen içinde ve bir amaca yönelik olarak yaratıldığı sonucunu çıkarmak mümkündür. Platon; Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketleriyle birlikte yeryüzünde aylar, mevsimler gibi zaman dilimlerinin şaşmaz bir şekilde, düzen içinde ilerlediğini söylemiştir. Bu sebeple evrende, ona göre bu düzenden sorumlu olan Tanrı ya da Tanrılar olmalıdır. Düzen ve Tanrı/Tanrılar arasında kurulan bu nedensellik ilişkisi, kısaca "düzen, bir düzen koyucuyu gerektirir" prensibi olarak görülebilir.[3] Bu anlayıştan hareketle Platon için düzenliliğin veya yasalılığın rastlantısal bir şekilde ortaya çıkmadığını söylemek mümkündür.

Aristoteles felsefesinde ise teleolojik argümanı "dört neden öğretisi" ile ilişkilendirmek mümkündür. Aristoteles açısından, bir şeyin varlığa gelmesi için dört nedene ihtiyaç vardır:

  • İlki maddi nedendir,
  • ikincisi formel neden,
  • üçüncüsü hareket ettirici neden ve
  • sonuncusu ereksel nedendir.

Buna örnek olarak, vazonun yapılışı verilebilir. Öncelikle madde gereklidir, vazo camdan yapılmaktadır, yani cam, maddi nedendir; ikinci olarak maddenin bir forma (eidos) sahip olması gerekmektedir ki bu da formel nedendir; üçüncü olarak vazonun bir yapıcısı olmalıdır; son olarak da vazonun bir yapılış amacı, bir ereği olmalıdır. Varlıklar, bu dört neden sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Reklamı Kapat

Bunu genellersek, doğada var olan her şeyin bu dört nedene göre var olduğunu söylemek mümkündür. O halde tüm bunların nedeni olan, başka bir deyişle bunları yapan bir zanaatkâr gereklidir; işte bu zanaatkâr, "hareket etmeyen hareket ettirici"dir (İng: "prime mover" veya "ununmoved mover"), başka bir deyişle "Tanrı"dır.

Aristoteles, doğayı ereksel bir çerçevede değerlendirmiştir, yani var olan her şeyin bir amacı vardır. Örneğin yerçekimi olgusunu Aristoteles, ağır cisimlerin doğal yerlerine gitme isteği olarak açıklamıştır. Cisimlerde ereksellik olduğu ve ağır cisimlerin doğal yeri yer olduğu için ağır cisimler bırakıldıklarında düşmektedir. 17. yüzyılda Newton fiziğiyle birlikte bu açıklama modeli yerini daha bilimsel bir açıklamaya bırakmıştır.

Aristoteles'e göre evrendeki düzen ve uyumun en büyük göstergesi ise “Ay-üstü alem”dir, yerin etrafında dönen gezegenler, en ufak bir değişiklik olmadan, yani sapmadan düzgün dairesel biçimde hareket etmektedir. Dairesel hareket ise mükemmeldir. Aristoteles'in evren modeli, yer merkezli bir modeldir. Bu anlayışa göre evrenin merkezinde Dünya vardır, diğer gezegenler ve Güneş, Dünya'nın etrafında dönmektedir. Günümüzde Dünya'nın merkezde olmadığını, gezegensel yörüngelerin ise neredeyse hiçbir zaman dairesel olmadığını (bunun yerine neredeyse her zaman eliptik olduğunu) biliyoruz.

Özünde, Aristoteles için evrendeki şeylerin sergilediği manzara, bir ordunun sahip olduğu düzenden farksızdır ve ordunun düzeni ancak bir komutanın varlığıyla açıklanabilir.[3], [1]

Doğal varlıklar gibi bilgiden yoksun şeylerin bir amaca doğru hareket ettiklerini görüyoruz. En iyi sonucu elde etmek için ortaya koydukları eylemlerden anlıyoruz ki onlar, amaçlarını gerçekleştirirken tesadüfe değil, düzene bağlıdır. Öyleyse bütün doğal şeylerin, amaçlarına kendisi tarafından yönlendirdiği akıl sahibi bir varlık vardır. Biz buna Tanrı diyoruz.

"Beşinci Yol"daki başlangıç noktası, doğal varlıkların amaçlı hareketidir.[5] Örneğin bitkileri gözlemlediğimizde, herhangi bir bilinçleri olmamasına rağmen, fotosentez yapmak için ışığa yöneldikleri gözlemlenmektedir. Bunu yapabilmelerini sağlayan şey ise doğalarıdır, yani doğaları böyle olduğu için bu davranışı gösterirler. Buradan hareketle, onların bu hareketi rastlantı sonucu yapmadıkları söylenebilmektedir.

Aquinas'a göre, doğaya bakıldığında, açık bir şekilde ereksellik görmek mümkündür. Cansız olan doğanın bu erekselliği kendiliğinden geliştirdiğini söylemek ise pek mümkün gözükmemektedir. Bu sebeple ona erekselliğini veren bir varlık olmalıdır; bu varlık Tanrı'dır, yani Tanrı vardır. Aquinas'ın bu düşünceleri irdelendiğinde, aslında Aristoteles’in görüşlerini alarak daha ileriye taşıdığını söylemek mümkündür.

Thomas Aquinas'a göre Tanrı tektir. Bu Tanrı salt ruhtur ve yetkindir. Tanrı her şeyin yaratıcısı ve varlıkta tutanıdır. O evrendeki varlık kümesinin bir üyesi değildir. O ve yaratılmış olanların doğası birbirinden farklıdır ve yaratılanlar ile Tanrı’nın tabiat olarak herhangi bir kesişim kümesi bulunmamaktadır.
Thomas Aquinas'a göre Tanrı tektir. Bu Tanrı salt ruhtur ve yetkindir. Tanrı her şeyin yaratıcısı ve varlıkta tutanıdır. O evrendeki varlık kümesinin bir üyesi değildir. O ve yaratılmış olanların doğası birbirinden farklıdır ve yaratılanlar ile Tanrı’nın tabiat olarak herhangi bir kesişim kümesi bulunmamaktadır.

İslam felsefesinde bu argümanı en geniş anlamda kullanan düşünür İbn Rüşd'dür. O, Allah’ın varlığına ispat olarak ilkin inayet delilini, yani teleolojik delili öne sürmüştür. İlk olarak İbn Rüşd, evrende var olan her şeyin insanın varlığına uygun olduğunu dile getirmiştir.[5] Yani insan ve evren arasında bir düzen, bir ahenk olduğunu söylemek mümkündür. İkinci olarak bu uygunluğu ve uyumluluğu isteyen ve amaçlayan bir varlık vardır. Bu uyumun ve ahengin tesadüfi bir biçimde olması ise imkânsızdır.[8] Ona göre mevsimlerin düzenli bir şekilde işlemesi, evrenin mükemmel işleyişi, doğanın mükemmel uyumu ve bunların insan için hayati öneme sahip olması sebebiyle yüce bir yaratıcının var olduğu kanıtlanmış olur. Tüm bunlar, Tanrı'nın var olduğunun göstergesidir. Bahsedilen bu şeylerden bir tanesinin bile bozulması ile evrendeki düzenin tehdit altına gireceği açıktır; bu sebeple tüm bunların rastlantı sonucu olduğunu söylemek ona göre güçtür. Tüm bunları belirli bir amaca yönelik düzenleyip ilerleten bir varlığa ihtiyaç vardır, bu varlık Tanrı'dır.

İbn Rüşd
İbn Rüşd

1.3. Modern Çağ: William Paley'in Analojik Argümanı

18. yüzyılda bilimden de yararlanarak kanıtlama yapmaya çalışan Paley, bu argümanın ilk modern versiyonunu ortaya koymuştur. Paley'in teleolojik argümanı saat, teleskop ve göz arasında kurduğu analojiden dolayı "analojik delil" olarak da anılmaktadır. Bu örnekler, rastgele seçilmiş örnekler değildir; saat mekanik bir şekilde ilerleyen evreni, teleskop astronomik keşifleri, göz ise işleyişteki mükemmelliği temsil etmektedir.[3]

Analoji, Paley'in ayağına takıldığını varsaydığı bir taş parçasıyla başlamaktadır. Burada sorgulanan şey, o taşın oraya nasıl geldiğiyle ilgilidir. Bu kısımda taşın orada sürekli bulunduğu, kendiliğinden olduğu gibi fikirler, hiçbir çelişki içermemektedir. Burada ayağına takılanın taş değil de saat olduğunu varsaydığında, ilk cevabın kendini tatmin etmediğinin ve bu olayı bu şekilde geçiştiremeyeceğinin farkına varmıştır.[7] Çünkü saat ve taş arasında belirli bir fark vardır, taşın sıradan olduğu söylenebilirken, saat daha yakından incelendiğinde onun belirli bir amaç için oluşturulduğu ve çok küçük parçalardan bir araya geldiği net bir şekilde görülmektedir. Bu parçalardan bir tanesinin bile işlevini yerine getirmemesi, saatin çalışmasına engel olacaktır; bu sebeple saati yapan birinin olduğunu söylemek mümkündür.[7]

William Paley
William Paley

Bu aşamadan sonra Paley, göz ve teleskopu karşılaştırma tercihinde bulunmuştur. Bunun sebebi, ikisinin de fonksiyonları bakımından yakın oluşudur. Göz, teleskopa oranla daha karmaşık bir yapıya sahiptir ve daha iyi gözlemleme yeteneğine sahiptir. Teleskopa baktığımızda, onun belirli bir amaç için oluşturulduğunu söylemek mümkündür. Yani göz kadar mükemmel olmayan teleskopun bir tasarımcısı varsa, gözün de bir tasarımcısı olmalıdır. İşte bu tasarımcı, Tanrı’dır.

Sonuç olarak Paley, Tanrı’nın var olduğuna delil olarak saat, teleskop ve göz örneklerini kullanarak bir analoji oluşturmuştur. Saat ve teleskopun tasarımından yola çıkarak, canlılar dünyasının da tasarımlanmış olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Reklamı Kapat

2. Teleolojik Delilin Temel Kavramları: Düzen ve Amaç

Teleolojik argümanların bütün çeşitlerinin ortak noktası, evrenin akıl sahibi bir varlık tarafından yaratılmış olduğu düşüncesidir. Bu düşünceden hareketle, evrenin belirli bir düzene ve amaca uygun işlediği söylenebilmektedir. Bu düzen ince bir şekilde, içinde hayatı barındırma imkânına sahip olarak düzenlenmiştir. Bu durumu, evrenin en ufak bir değişikliğe uğramasında hayata olanak vermemesinden çıkarmak mümkündür.[1] Bu ince ayarlanmışlık olgusu, genellikle evrenin kozmik yapısı ve karbona dayalı hayat arasındaki ilişkiye dayanmaktadır, aynı zamanda modern teleolojik argümanlar matematiğe dayandırılıp geliştirilebilmektedir.[1]

Sözgelimi Ay'ın Dünya'ya uzaklığı 384.000 kilometredir. Hassas ayar argümanını savunanlar, bu mesafenin 380.000 veya 390.000 kilometre olması halinde, Dünya'da medcezirlerin daha fazla olacağına ve karaların su altında kalmasına sebep olacağına inanmaktadırlar. Bu, doğru bir inanç değildir; zira Ay, Dünya'dan her yıl 3.78 santimetre kadar uzaklaşmaktadır. Ancak evrene dair başka konulardan örneklere bakarak, analojiyi doğru hale getirmek mümkündür. Bu duruma Leslie, şöyle bir örnek vermiştir:

Yerçekimi, elektromanyetizmadan yaklaşık 1039 kat daha zayıftır. Söz gelimi yerçekimi elektromanyetizmadan 1033 kat daha zayıf bir değere sahip olsaydı, yıldızlar bir milyar kat daha ağır hale gelecek ve bir milyon kat fazla ışık saçacaktı. Nükleer zayıf kuvvet yerçekimi gücünün 1028 katı bir değere sahiptir. Eğer bu kuvvet daha zayıf olsaydı, bütün hidrojen helyuma dönüşecekti ve suyun oluşması mümkün olmayacaktı. Daha güçlü bir nükleer kuvvet protonların şekillenmesine izin vermeyecekti ve atomlar oluşmayacaktı. Proton ve nötron arasındaki kütle farkı yaklaşık olarak elektron kütlesinin iki katı olmalıdır. Söz konusu fark olmasaydı sadece nötron ya da proton ortaya çıkacaktı.[1]

Bu örnekler çoğaltılabilmekle beraber, modern teleolojik argümanların en fazla başvurduğu uslamlamalar bu şekildedir.

Teleolojik argümana göre evrende oturmuş, belirli bir düzen vardır.
Teleolojik argümana göre evrende oturmuş, belirli bir düzen vardır.

Teleolojik argümanın bir diğer önemli kavramı "amaç (erek)" kavramıdır. Bu, evrenin doğal olarak ortaya çıkan özelliklerinin amacı olan bir yapıcı tarafından kurgulandığı anlamına gelmektedir.[1] Buna örnek olarak Hume'un "Din Üstüne" adlı kitabındaki Cleanthes'in şu sözlerini gösterebiliriz:

Dünyaya şöyle bir bakın, tümünü de her bir parçasını da düşünün; onun bir tek büyük makineden başka bir şey olmadığını anlayacaksınız, bu makine sonsuz sayıda daha küçük makinelere bölünmüştür, bunların her birinin de daha küçük makinelere bölünmesi gide gide insan duyu ve yetilerinin izleyebileceği ve açıklayabileceği ölçünün ötesine varır. Bütün bu çeşitli makineler ve hatta en küçük parçaları bile, bir kez olsun onları derin derin düşünen bütün insanları hayranlığa salan bir dakiklikle birbirlerine uyarlanmıştır. Doğanın tümünde, araçların amaçlara pek ilginç bir biçimde uygun olması, insan aklının, insan tasarımının, düşüncesinin, bilgeliğinin ve zekâsının ürünlerine -onları çok aşmakla birlikte tıpkısı tıpkısına benzemektedir... Bu a posteriori kanıtlamayla ve yalnızca bununla hem Tanrısal bir varlığın olduğunu hem de onun insan zihin ve zekâsına benzerliğini bir çırpıda göstermiş oluyoruz.[2]

Bu tür açıklamaların hepsinin merkezinde insan olduğu söylenebilir, başka bir deyişle evrenin insan için olduğu anlayışının hakim olduğu söylenebilir. Örneğin tavuk, yumurtalarıyla; inekler süt sayesinde insanı beslemektedir, aynı şekilde bitkiler de insanı beslemektedir. Bu anlayışın temelinde ise, Tanrı'yı yalnızca insanın kavrayabilmesi yatmaktadır.

3. Hume'un Teleolojik Argümana İlişkin Eleştirileri

Hume'un teleolojik argümana yönelik eleştirilerini "Din Üstüne Diyaloglar" adlı metninde bulmak mümkündür. Eleştiriye geçmeden önce, kitap hakkında kısaca bilgi vermekte yarar vardır. Kitap Philo, Demea ve Cleanthes adında üç kişinin karşılıklı tartışma sürecini aktarmaktadır. Cleanthes, teleolojik delili savunan taraftır, Demea ise teolog olan taraftır ve Tanrı'nın varlığının akıl yoluyla temellendirilebileceğini iddia etmektedir. Genel olarak incelendiğinde, Hume'un burada Philo'nun ağzından eleştirilerini dile getirdiğini söylemek mümkündür.

Reklamı Kapat

Analoji Hatası

Teleolojik delil, insan yapımı olan şeylerle evren arasında kurulan ilişkiye dayandığı için, Hume ilk olarak bu konuyu eleştirmiştir. Hume'a göre kurulan bu analoji, zayıf yapılı bir analojidir; bu sebeple analojinin geçersiz olduğu söylenebilir. Analojilerde, benzeyen ve benzetilen taraf vardır; kurulan ilişkinin geçerli olması için ise her iki taraf arasında tam bir uyum olması gerekir.[4] Buradan hareketle evrende tasarımcı olduğu fikrine ulaşılsa bile, bu tasarımcının Tanrı olduğu sonucunu çıkarmak mantıksal olarak mümkün gözükmemektedir. Evrenin bir tasarımcısı vardır” önermesinden, mantıksal olarak “Tanrı vardır” önermesi çıkmamaktadır. Bir diğer deyişle, insan yapımı nesnelerin insanlar tarafından yapılmış olması, yapılmış gibi gözüken nesnelerin bir yapıcısı olduğunu garanti etmemektedir. Zira bu tür bir genelleme, olası bir açıklamadan fazlası değildir; rasyonel bir gerçek olduğu ileri sürülemez.

Bunun bir başka sebebi, insanın Tanrısal özellikleri belirlemiş olmasıdır. Başka bir deyişle insan, antropomorfizm hatasına düşmektedir; kendi özelliklerini Tanrı'ya dayatmaktadır. Tasarımlanan Tanrı, insani özelliklere sahip bir Tanrı'dır. Analoji ise bize Tanrı'nın yaratıcılık özelliği hariç hiçbir özelliğini söylememektedir. Yani analojinin bahsettiği Tanrı, dinlerin bahsettiği Tanrı değildir.

David Hume, teleolojik argümana ilk ciddi eleştiriyi yapan filozoftur.
David Hume, teleolojik argümana ilk ciddi eleştiriyi yapan filozoftur.

Hume ilk olarak kurulan bu analojiyi evren ve ev örneği benzetmesi üzerinden eleştirmiştir. Bir ev gördüğümüzde onun bir yapıcısı, bir mimarı olduğu sonucunu rahat bir şekilde çıkarmak mümkündür. Bu çıkarımı yapmamızı sağlayan şey, evin tam olarak böyle yapıldığını deneyimlememizdir.[2] Burada ortaya çıkan sorun, evrenin de eve benzetilmesidir. Daha açık bir şekilde söyleyecek olursak evren, insan tasarımı olan ürünlere benzememektedir. Yani yine insan, antroporfomizme düşerek, kendi özelliklerini evrene dayatmaktadır. Sözgelimi bu ikisi arasında ilişki kurduğumuzda, ev için çizen bir mimar ve mühendis, evi yapan işçiler olduğu vb. söylenebilmektedir. Yani sonuç olarak evin ekip çalışması yoluyla ortaya çıktığını söylemek mümkündür.

Hume bu kısımda bir evi kurmak, bir gemiyi yapmak, bir kenti meydana getirmek vb. için bir sürü insanın bir araya geldiğini belirterek neden evreni meydana getirmek için birçok tanrısal varlığın bir araya gelmiş olmadığını sormuştur. Bu yolla kurulan analojideki benzeşme daha çok artmaktadır fakat bu düşünce, ol deyince olduran, tek olan Tanrı fikrinin sarsılması anlamına gelmektedir.

Tümevarım Hatası

Hume'a göre aynı zamanda, kurulan bu argümanda "tümevarım hatası" vardır. Çünkü yola çıkılan sınırlı örnek üzerinden, evrenin tamamı hakkında yargıda bulunulmaya çalışılmıştır. Bu aktarımdaki sorun, parça ve bütün arasındaki orantısızlıktan kaynaklanmaktadır:[2]

Bir kılın büyümesini gözlemlemekten, insanın türeyişine ilişkin bir şey öğrenebilir miyiz? Bir yaprağın dalında nasıl bittiği iyice bilinse de bize bir ağacın serpilmesi üstüne herhangi bir şey öğretebilir mi?

Burada Hume'un söylemeye çalıştığı şey, parça hakkında ulaştığımız yargının, bütün için her zaman geçerli olmayacağıdır. Bu eleştiriyi aynı zamanda nedensellik eleştirisi olarak da görmek mümkündür. Nasıl ki ekmeğin altı gün beslemesinden yedinci gün de besleyeceği, Güneş'in her zaman doğmasından yarın da doğacağı sonucu kesin bir şekilde çıkarılamıyorsa, evrenin bir kısmından hareketle tümü hakkında kesin bir yargı vermek de olanaksızdır.

Bu olanaksızlık, dilsel olanaksızlık değildir. Pekâlâ dilde böyle bir şey ortaya konulabilir. Ama bunu haklandırabilecek, onun zorunlu olduğunu gösteren herhangi bir gerekçe yoktur. Evrenin bir yaratıcısı ya da tasarımcısı olduğu fikri ne kadar düşünülebilirse, aynı şekilde olmadığı da düşünülebilmektedir. Sonuç olarak, evreni bir resim olarak düşünürsek bu resmin ufak bir parçasından hareketle, tamamı hakkında verilen yargının, geçerliliği ve zorunluluğu olmadığı söylenebilmektedir. Bu tarz argümanlar, bu önemli detayı göz ardı etmişlerdir; bu sebeple Hume’a göre çıkarımları sağlam bir temel üzerinde değildir.

Reklamı Kapat

Evren'deki Düzen Hatası

Hume bir diğer eleştirisini, evrenin düzeni olduğu görüşüne yöneltmiştir. Ona göre evrende düzen olduğu kadar, düzensizlikler de mevcuttur. Örneğin Dünya'ya sıklıkla göktaşları düşerek, orada patlamalar meydana getirmektedir; hatta kimi zaman milyonlarca türün yeryüzünden silinmesine bile neden olmuşlardır. Yıldızların patlayarak içe çökmesi sebebiyle oluşan kara delikler, etrafındaki her şeyi yutarak yok etmektedir. Bunlar, evrendeki düzensizliğe verilebilecek sadece birkaç kozmolojik örnektir.

Bu olayların bir de antropolojik boyutu vardır. Mükemmel ve mutlak iyi olan bir Tanrı'nın, yarattığı her şeyin de mükemmel olması gerekir. Çünkü mükemmel olmayan bir şey bile onun kudretine gölge düşürecektir. Burada engelli olan bireyler, Tanrı'nın bu yaratma edimiyle çelişmektedir. Hastalıklar, küçücük bebeklerin daha doğmadan ölmelerine, annelerin acı çekerek can vermesine ve yetişkin erkeklerin gözlerinde ve beyinlerinde kurtçukların yetişmesine neden olmaktadır. Bunlar bizi, ya düzeni yaratanın düzensizliği de yarattığını ya da evrenin düzenden ibaret olmadığını kabul etmeye zorlamaktadır.

Teleolojik argümanlara baktığımızda, yaratım sürecinin mükemmel olduğu, aynı zamanda evrende düzen olduğu iddia edilir. Burada şu soru sorulabilir: Gözü en mükemmel derecede yaratan Tanrı, neden bazı insanları bu mükemmellikten mahrum bırakmıştır? Hume'un eleştirileri bu noktada yoğunlaşmaktadır. Ona göre teleolojik deliller, evrendeki düzeni delil olarak öne sürerken evrendeki düzensizliği göz ardı etmekte, görmezden gelmektedir:[2]

(...) bu dünya üstün bir ölçütle karşılaştırıldığı zaman çok kusurlu ve yetkinlikten pek uzaktır: Bir çocuk tanrının ilk kaba denemesi olabilir, aksak işçiliğinden utanıp belki onu yüzüstü bırakmıştır. Yalnızca bağımlı aşağı düzeyde bir tanrısal varlığın da eseri olabilir, öyle ki belki üstlerinin alay konusudur...

Sonuç olarak bu kısımda, teleolojik argümanı savunanlar için, sadece evrendeki düzen ve estetiği gördükleri, bunları dikkate aldıkları ve onlardan yola çıkarak argümanlarını ispatlamaya çalıştıklarını söylemek mümkündür. Ama dikkatli bir şekilde incelendiğinde, evrende düzen olduğu kadar düzensizliklerin de olduğu görülecektir. Bu sebeple teleolojik argümanların bu düzensizliği göz ardı ettiklerini söylemek mümkündür. Bu hâliyle teleolojik kanıtlamalar tek taraflı yapılan kanıtlamalardır, bu sebeple mantıksal olarak temelleri sağlam değildir.

Kötülük Problemi

Yukarıda yapılan alıntıyla birlikte, aynı zamanda bir başka sorun daha gün yüzüne çıkmaktadır; bu sorun “kötülük problemi”dir. Tanrı her zaman mutlak iyi ve mutlak kudretli bir varlık olarak anılmıştır. Ama onun yarattığı iddia edilen Dünya'ya baktığımızda, içinde birçok acı ve kötülüğün olduğu görülmektedir. Tanrı'nın içinde kötülük ve acının olmadığı bir Dünya yaratması mümkündür. Aynı zamanda söylendiği gibi Tanrı mutlak iyiyse bunu istemiş olması gerekmektedir. Burada üç sonuç çıkarmak olanaklıdır:

  • Ya Tanrı mutlak iyi değildir,
  • ya Tanrı mutlak kudretli değildir
  • ya da bizim kötülük dediğimiz şeyler, kötülük değildir.

Tanrı, iyi ve acıdan yoksun bir Dünya yaratmak isteyip yaratamıyorsa, buradan mutlak kudretli olmadığı sonucu çıkmaktadır. Buna kudreti yetiyor da yaratmıyorsa, mutlak iyi olmadığı sonucu çıkmaktadır. Her halükârda bu üç sonucun, dinsel Tanrı anlayışına uymadığı görülecektir. Yani teleolojik argümanlar, Tanrı'nın varlığını kanıtlayacak kadar güçlü argümanlar değildir; zayıf yapılı argümanlardır.

Sonuç

Hume'un teleolojik delile yönelik eleştirilerini sonuç olarak beş başlık altında toplamak mümkündür. Hume, ilk olarak analojinin zayıflığını göstermeye çalışmıştır. Daha sonra analojideki benzeşmenin zayıflığından faydalanarak analojiye göre bir Tanrı değil birden çok Tanrı olabileceği fikrini öne sürmüştür. Üçüncü olarak teleolojik delildeki tümevarım hatasını göstermiş ve burada aynı zamanda nedensellik eleştirisini ortaya koymuştur. Dördüncü olarak evrene düzenin olduğu kadar düzensizliklerin de hakim olduğunu söylemiştir. Son eleştiri ise teleolojik delilin ahlaksal yönden eksikliğine yönelik olmuştur. Sonuç olarak bakıldığında Hume açısından teleolojik argümanların temelleri sağlam değildir, bu sebeple geçerli oldukları söylenemez.

Hume'un eleştirilerinin ilk olarak haklı eleştiriler olduğunu belirtmek gerekir. İlk olarak teleolojik argümanlar, "nedensellik ilkesi"ni yanlış bir biçimde kullanmaktadır. Çünkü görünen olgusal gerçeklikten, görünmeyen, algılayamadığımız bir şeyin varlığı ispatlanmaya çalışılmaktadır. Bu da nedensellik ilkesinin yanlış kullanıldığının göstergesidir.

Aynı zamanda nedensellik, varlıksal olarak aynı derecede olan iki şey arasında ilişki kurmak için vardır. Örneğin, "Yerler ıslak ise yağmur yağmıştır." gibi bir çıkarım, iki olgusal durum arasında ilişki kurmaktadır, herhangi bir zorunluluk içermemekle birlikte, alışkanlık sonucu kurduğumuz bir önermedir. Ama "Teleskopun tasarımcısı varsa ondan daha mükemmel olan gözün de tasarımcısı vardır." gibi bir çıkarım, haklı bir çıkarım değildir. Böyle bir çıkarımın hiçbir zorunluluğu yoktur. Yani, buradan hareketle zorunlu olarak gözün bir tasarımcısı olduğu sonucu çıkmamaktadır.

Reklamı Kapat

Burada, yola çıktığımız yer olgusal dünyayken ulaşmaya çalıştığımız yer olgusal olmayan, kavramsal bir yerdir. Bu sebeple bu girişimin başarısız olması kaçınılmazdır. Bilgisel olarak baktığımızda açık olmayan bir şeyin, daha açık bir şeyle açıklaması yapılmaktadır. Burada şu sorunun sorulması gerekir: Olgular açık değilse, onları Tanrı’ya dayanarak nasıl açıklayacağız? Açıktır ki böyle bir açıklama hatalı bir yaklaşımdır; çünkü olgular, kendisinden daha açık olmayan bir şeyle açıklanamamaktadır.

Diğer bir eleştiri, tümevarımsal bir eleştiridir; sadece gözden hareketle, tüm evrenin tasarımcısı olduğu fikri de yanlış bir fikirdir (zaten Hume ve kendinden önce gelenlerin zamanında değil ama, günümüzde gözün nasıl var olduğu bilimsel ve doğal sebeplerle açıklanabilmektedir). Hume’un dediği gibi resmin belirli bir parçasından, tamamı hakkında yargıda bulunmak yanlıştır. Bu yargı, eksik bir yargıdır. Mantıksal açıdan bakıldığında, belirli bir parçadan yola çıkarak bütün hakkında yapılan bir çıkarım, geçerli sayılmamaktadır. Başka bir deyişle tikel önermelerden yola çıkarak tümel önermeler hakkında yargıda bulunmak, geçerli bir çıkarım türü değildir. Böyle bir şey reddedilip, analojinin geçerli olduğu savunulsa dahi ortaya şöyle bir sorun çıkar: Sonuç olarak ulaştığımız tasarımcı fikri, dinlerin bahsettiği tasarımcı mıdır?

Bu soruya verebileceğimiz cevap, Hume'un cevabıyla aynı olacaktır. Çünkü dikkatli bir biçimde incelendiğinde, sonuç olarak ulaştığımız tasarımcının, dinlerde bahsedilen Tanrı olmadığı görülecektir. Çünkü teleolojik argümanlar, bize Tanrı’nın hiçbir özelliğini söylememektedir. Buna itiraz olarak "Tanrı, her şeyi insanın hizmetine sunmuştur; bu sebeple buradan Tanrı’nın iyi olduğu sonucuna ulaşabiliriz." denilebilir. Burada da teleolojik argümanların bir diğer sorunu olarak görebileceğimiz "kötülük problemi" karşımıza çıkmaktadır.

Teleolojik argümanlar, Hume'un dediği gibi tek taraflı argümanlardır. Yani, evrendeki düzenden yola çıkmışlardır, evrendeki düzensizliği ise göz ardı etmişlerdir. Ama evrene baktığımızda, düzen olduğu kadar düzensizliğin de olduğunu gözlemlemek mümkündür. Bunlardan biri de kötülük problemidir. Burada şu soru sorulabilir: Tanrı iyiyse, kötülük neden vardır? Teleolojik argümanlar, bu sorunun yanıtını vermemektedir. Bu sebeple ahlaksal açıdan da eksik oldukları söylenebilir. Teleolojik argümanlar, daha önce de söylediğimiz gibi tasarımcının olduğunu ispatlasa bile, bu tasarımcı, dinlerin bahsettiği tasarımcı değildir.

Tüm bunlara rağmen teleolojik argümanların teolojik önemi, Hume'a getirilen eleştiriler ve onlara verilen cevaplar üzerinden 21. yüzyıla kadar ulaşmıştır ve halen felsefeciler ve bilim insanları arasında hararetli bir şekilde tartışılmaya devam edilmektedir.

Okundu Olarak İşaretle
Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Tebrikler! 25
  • Muhteşem! 6
  • Merak Uyandırıcı! 6
  • Bilim Budur! 3
  • Umut Verici! 1
  • İğrenç! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • ^ a b c d e A. Çetin. (Yüksek Lisans Tezi, 2005). Teleolojik Argüman ve Richard Swinburne.
  • ^ a b c d D. Hume. (1995). Din Üstüne. Yayınevi: İmge Kitabevi.
  • ^ a b c F. Özgökman. (Doktora Tezi, 2009). Teleolojik Delil ve Evrim Teorisi.
  • ^ Ed. V. Kamer, et al. (2018). Viii. Mantık Çalıştayı Kitabı. Yayınevi: Mantık Derneği Yayınları. sf: 1-23.
  • ^ a b İ. Oğuz. (, 2020). Thomas Aquinas'ta Teleolojik Kanıt.
  • ^ Platon. (2007). Yasalar. Yayınevi: Kabalcı Yayınları.
  • ^ a b W. Paley. (2009). Natural Theology. Yayınevi: Cambridge University Press.
  • ^ M. Şanverdi. (Yüksek Lisans Tezi, 2021). İbn Rüşd'e Göre İnâyet ve İhtirâ Delilleri.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 09/03/2021 14:37:02 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/10095

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Güncel
Karma
Agora
Fizik
Ekonomi
Tarih
Çocuk
Dünya Dışı Yaşam
Mikrobiyoloji
Genetik Müdahale
Yörünge
Acı
Akciğer
Canlılık Cansızlık
Yapay Zeka
Viral Enfeksiyon
Elektrik
Evrimsel Biyoloji
Tehlike
Nobel Ödülü
Deri
Kadın
Saç
Sağlık Bakanlığı
Evrimsel Psikoloji
Ecza
Araştırma
Robot
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Yazı Geçmişi
Okuma Geçmişi
Notlarım
İlerleme Durumunu Güncelle
Okudum
Sonra Oku
Not Ekle
Kaldığım Yeri İşaretle
Göz Attım

Evrim Ağacı tarafından otomatik olarak takip edilen işlemleri istediğin zaman durdurabilirsin.
[Site ayalarına git...]

Filtrele
Listele
Bu yazıdaki hareketlerin
Devamını Göster
Filtrele
Listele
Tüm Okuma Geçmişin
Devamını Göster
0/10000
Reklamı Kapat
Soru Sor
Not Ekle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Yapmayı düşündüğünüz işlerle nam salamazsınız.”
Henry Ford
Geri Bildirim Gönder
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Takipçi UP İçerik Soru Cevap

Devamını Oku