Evrim Ağacı Soru & Cevap
Reklamı Kapat
Puan Ver
4
Puan Ver

Neden öjeni uygulamıyoruz? Bariz genetik hastalığı olanların ve bunu nesilden nesile aktaracaklarını bile bile neden üremelerine izin veriyoruz?

2
Teşekkür (4)
Hatırla (1)
Takip (1)
Paylaş
Reklamı Kapat
2 Cevap

Evrim son derece kaotik mekanizmalarla işleyen, anlaşılması zor bir teoridir. İlk bakışta, hatalı olarak sadece en uyumluların hayatta kalmasını amaçlayan bilinçli bir yapıyla benzeştirilir. Her ne kadar bir bilinçle benzeşimde bulunmak çoğunlukla işe yarasa ve hatta kolaylık sağlasa da evrimin karmaşık sonuçlarını açıklamaya çalıştığımızda, bu yaklaşımın yetersiz olduğunu sorduğunuz sorudan anlayabilmekteyiz.

Evrim anlaşılması gerçekten zor bir mekanizmadır. Evrimin bu özelliği bizim için (göreceli) çok fazla sayılabilecek yılları gerektirmesinden gelir. Bir olayın olma olasılığını küçük gördüğümüzde, o olasılığın gerçekleşemeyeceğini varsayarız. Aslında çokta haksız sayılmayız çünkü bazı olasılıklar o kadar küçüktür ki gerçekleşmesinin mümkün olabileceği zaman aralığı yaşam süremizi epeyce aşmaktadır. Hatta bu durum bizde, mümkün olan olasılıklara karşı büyük bir ön yargıya sebep olur. İki kurşunun havada çarpışması olasılığı düşük gelir mesela. Fakat yine de gerçeklik bizi şaşırtır ve olmaz dediklerimiz olur hale gelir. Çünkü anlamsız gördüğümüz küçük değişiklikler(rüzgarın hızı vs.) büyük garipliklere sebep olabilir. Şimdi bu önyargıdan kurtulduğumuza göre durumu izah etmek için küçük bir seçilim olayını düşünelim.

Not: Vereceğim örnek gerçek durumun bir benzeridir. Sadece durumun anlaşılması için kolaylık sağlama amacıyla gerçeğinden uyarlanmıştır.

Zürafanın atası olan kısa boylu bir polülasyon hayal edelim. Bu popülasyonda bildiğimiz üzere evrim olması için bir seçilim baskısı gerekmekte. Bu seçilim baskısı bu durumda yiyecek kıtlığı olacaktır. (seçilim baskısının aslında cinsel seçilim olduğu daha sonradan anlaşıldı ancak durumun anlaşılmasının kolay olması için burada yiyecek kıtlığını seçilim baskısı olarak vermek istiyorum) Yiyecek kıtlığında popülasyondaki uzun bireyler hayatta kalacaktır ama sadece uzun oldukları için mi hayatta kalacaklardır?

Bu canlılar sadece uzun boya erişmekle kalmadılar. Uzun olmak seçilim baskısını yenmek için kritik bir özelliktir fakat bu seçilim baskısı birden olsaydı muhtemelen pek bir işe yaramayabilirdi zira uzun olmanın bazı problemler getireceği aşikardır.

Beyin denen masraflı ama bir o kadar da önemli organ uzun boyunlu bir vücutta yeterince beslenemez. Kalbin gücü pek yeterli gelmez bu vücudu işletmeye. Boyun uzamasıyla birlikte bazı başka özellikler de gerekir. Bu başka özelliklerin ayrıntılarında boğulmadan kabaca aynı anda nasıl kazanıldıklarını şu şekilde açıklayabiliriz;

İlk başta kısa ve seçilim baskısı olmayan popülasyonda, baskı olmasa da çeşitlilik vardır. Bu çeşitliliklerin arasında biraz uzun olanlar, biraz kısa olanlar ve ilk başta pek bir faydası olmayan özellikler de bulunur. Bu faydasız görünen özelliklerin içinde uzun olunduğu zaman faydalı olabilecek o ayrıntı dediğim özelliklerden kalbin fazla kuvvetli çalışması da vardır.

Kalbin büyük olması normalde zararlıdır ve beyin kanamalarına sebebiyet verebilir. Zaten bu sebeple popülasyonda sayıları pek fazla değildir fakat yinede vardırlar. Sonra gün gelir devran döner ve uzun olmaları için yiyecek kıtlığı gibi bir seçilim baskısı gelir. Bu koşullarda uzun olanlar daha fazla hayatta kalır ama kısa olupta kalbin daha büyük olması için gerekli genleri taşıyanlar da az da olsa yaşarlar. Kısa oldukları için ortamla uyumsuz görünebilirler ama kalbin büyük olması için gerekli genleri taşıyorlardır. Bu iki biyoçeşitliliğe sahip canlılar çiftleştiğinde hem uzun hem de kalbi buna uygun olanlar, uzun olupta kalbi yetersiz olanlara göre avantajlı olacaklardır. Yani ilk başta faydası yok gibi görünen genler ileride faydalı diyebileceğimiz başka avantajlar sağlayabilecektir.

Burada son derece basit görünen bir seçilim olayında bile karmaşık genetik mekanizmaların nasıl önemli roller üstlendiğini umarım idrak edebilmişsinizdir. (hatta cinsel seçilimle birlikte durum çok daha karmaşıktır)

Şimdi geldiğimiz noktada öjeni işleminin, bu karmaşık ve uzun vadede faydalı olan genleri nasıl yok ettiğini fark edeceksinizdir. Bu sebeple aslında evrimsel çeşitliliğe zarar verdiği için öjeninin, evrim geçirme yeteneğimizi kısıtladığı bile söylenebilir. Ayrıca hiç etik değil. Bu arada ahlakın da evrimsel süreçlerle oluştuğunu belirtmek isterim.

192 görüntülenme
Puan Ver
3
Puan Ver
Teşekkür (5)
Paylaş
3

Kaynaklar

  1. Evrim Ağacı Zürafa evrimi
  2. Evrim Ağacı Ahlak'ın evrimi yada dolaylı evrimi

Bu konuyu yakın sayılabilecek bir tarihte yaşanan bir olaya benzeterek bir kamuyou bildirisini aktarmak istiyorum:

Kısa süre önce katıldığı bir programda Prof. Dr. Ali Demirsoy, COVID-19 salgını ile ilgili olarak talihsiz, kanımızca bilim insanı kimliğine yakışmayan, ama her şeyden önce de insanlığın sahip olduğu akli birikimle vicdanı birleştiren kültürel ve insani kazanımlarımızla uyuşmayan sözler sarf etmiştir. Demirsoy’a kalırsa, virüsün salgına yol açmaya başladığı yerde, hastalığı kapmış belirli sayıda insanı bir adada tecrit etmek, hatta öldürmek salgının küreselleşmesini önleyecekti. Bu akla ve insanın kendi varlık birikimine aykırı fikirleri savunmakla kalmayıp, bu fikirleri “İşte buna bilim diyoruz.” diye meşrulaştırmaya da çalışan Demirsoy, ne var ki, iki temel hatayı aynı anda işlemektedir.

Öncelikle bilim, zannedildiği gibi “kolay çözümler” üreten mekanik bir yapı ve bir kesme biçme işi değildir. Bilimin temelinde doğayı derinden ve geniş bir açıdan kavrama ve anlama çabası yatar. İnsan da tüm ilişkileri çerçevesinde bu anlayışa dahil edilmesi gereken bir varlıktır. Örneğin, “COVID-19 salgınını doğuran koşullar nelerdir?” diye sormak ve ardından özellikle düşük gelirli insanların yetersiz ve dengesiz beslenme alışkanlığına, uygunsuz yaşama koşullarına itilmesiyle ya da böyle bir kültürü benimsemesiyle hayvandan insana geçen bu salgın üzerine düşünüp toplum temelli radikal çözümlere yönelmek, kapsayıcı yordamlar yapabilen, bunun için eğitim almış bir aklın faaliyeti ve bilimsel bir yaklaşımın gereği olurdu. Yine, salgına yol açan virüsün moleküler biyolojisi ve genetiğine odaklanarak, toplumların özgün yapıları üzerinden oluşturulacak epidemiyoloji modelleri ışığında aşı geliştirmek de bilimsel yaklaşımın önemli bir parçasıdır.

Yukarıda özetlediğimiz, sosyal sorumluluk ilkesine dayanan geniş bilimsel ufuk bir bütün oluşturur. Bilim, laboratuvara kapanıp dünyayla her türlü ahlaki ve insani bağı koparan bir ilişki kurma, çözümleme ve akıl yürütme biçimi değildir; tam tersine bilimsel etkinlik, bu bağların güçlendirilmesiyle başlayan, doğanın tahrip edilmeden kavranmasına ve kendi türümüz dahil bütün türlerin yararını gözeterek doğanın, insanın ve toplumun keşfedilmesine yarayan titiz bir uğraştır. Öte yandan, “insanları salgın yayılmasın diye öldürmek” bilimsel bir yaklaşım değil, tam tersine, bilim kisvesinin arkasına saklanmış bağnazlıktır. Bu bağnazlık, bilimin felsefi doğasından ve saf amacından tamamen koparılarak sadece belli çevrelere ve zihniyetlere hizmet eden popülist bir çığırtkanlığa dönüşmesine yol açar; giderek yükselen bu sahne ve bu sahnede rol alan “şöhretler”, hakikatin karmaşıklığını ve çeşitliliğini birkaç cümlelik dogmalar halinde, “Bilim böyle diyor!” diyerek veya hakikatin temsilcisinin bizzat kendileri ve sözleri olduğunu topluma dayatacak bu ortamdan istifade ederek aslında ve sadece (kendilerine) inanan hayranlar ("fan"lar) yaratırlar.

Bilim sözden çok eylem işidir. Bu eylemin vazgeçilmez parçaları, daima şüphe etmek ve bir sonuca ulaşmaya en yakın olunduğu anda bile bu şüpheden vazgeçmemektir. Bu şüpheye eylemi gerçekleştirenin kendisi de dahildir. Bilim, aynı yere bakanların gördüğü, saptadığı ve kanıtlar yoluyla sonuçlar çıkardığı belirlemeleri birbiriyle konuşturarak, birbiriyle tartıştırarak yürütülebilecek bir etkinliktir. Bu yüzden söylediğinden şüphe etmeden, tartışmaya açmadan ve “Hakikatin temsilcisi bu sözlerdir!” diyerek yol yürüyenler (ki ne yazık ki bugün bilim adına en çok ortalıkta görünenler onlardır), bilimin en çok dışında duranlardır.

Bilimi yapanlar bir toplumun en fazla eleştiriye açık ve eleştirel düşünen üyeleri olmalıdır; dolayısıyla onlar insanlığın geldiği ahlaki ve vicdani gelişimin bir bakıma hem temsilcisi hem de pratisyenleridir. Bu yüzden bilim, etikten ve söz konusu birikime karşı duyulacak sorumluluktan bağımsız bir faaliyet olarak görülemez. Doğaya, insana ve topluma karşı sorular sorarak, merak ederek bu yolda yürüyenler bu temel ilkelere uydukça yaptıkları iş bakımından erdemli olurlar.

Dolayısıyla, insanları tedbir amaçlı öldürmeyi savunmak, ilkel, kaba-bilimci ve çoktan çöpe atılmış bir ideolojiye dayanmanın yanı sıra, insan hayatını hiçe sayan etik dışılığın da açık bir dışavurumudur. Bir insan bireyini yalnızca bir rakam, nesne veya bir işlem parçası olarak kabul etmek, o insanın bireysel tarihini, bütün deneyimini, bütün yönlerini, ve o tarihi ve yönleri çevreleyen diğer tüm insanlarla birlikte hiçe indirgemek demektir. Bilimci olsun olmasın, herkesin sakınması gereken, cehaletle beslenen asıl karanlık budur.

COVID-19 salgını muhtemelen yüzyılımızın en önemli felaketlerinden biri olacaktır. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de salgına yakalanmış çaresiz insanların yanında hekimler, biyologlar, her türlü sağlık çalışanı ve emekçisi bütün güçleriyle canları pahasına mücadele etmektedirler. Salgından bizi koruyacak aklı ve erdemi sergileyecek davranış biçimi böyle bir fedakârlık üzerine kurulu olmalıdır. Salgın yayılacak diye insanların “itlaf” edilmesi gibi utanç verici “çözümler” önermek ise, ne insanlığın ortak aklının ürünü olan bilimin kavrayış yeteneğiyle ne de insanın her şeye rağmen ayakta tutması gereken ahlaki ve vicdani sorumluluklarıyla bağdaşır.

Aşağıda imzası olan bizler salgın karşısında çözüm olarak “insan öldürme”yi önermenin bilimsel akılla ve insani vicdan ve sorumlulukla ilgisi olmadığını güçlü biçimde vurgular, biyoloji ve bilim adına sarf edildiği söylenen bu ve benzeri sözlerin geçerliliğinin olmadığını, savunulan bu tür fikirlerin biyoloji ve bilimle ilişkisinin kesinlikle bulunmadığını kamuoyuna beyan ederiz.

Puan Ver
1
Puan Ver
Teşekkür (2)
Paylaş
1
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Johannes Kepler, kendisinin yaptığı son derece hassas gözlemlerin, uzun yıllardır beslediği inançları ile uyuşmadığını gördüğünde, rahatsız edici olan gerçekleri kabul etti. Zorlu gerçeği, en kıymetli hayallerine tercih etti. Bilimin kalbinde yatan budur.”
Carl Sagan