Puan Ver
-1
Puan Ver

Doğada tasarım yasası var mı? Evrim benim düşünce deneyimi açıklayabilir mi? Artık fosiller yerine mikro dünyadaki fabrikaya mı yönelmeliyiz?

Dusunce deneyi:bir arabanin yarişi kazanmasi icin. Önce piston sayisi artsa motora sigmaz kaybeder. Once blogu buyutse benzin yetersiz kalir kaybeder. Bir sekilde hizlansa fren sistemi yetersiz kalir kaza yapar. Once fren dese bu muhendislik olur. Yani tum islemler ayni anda planli yapilmalidir. Tasarim!

2
2 Cevap

Merhabalar,

Düşünce deneyiniz biyolojiyle ilgili olmadığı için, bunun biyolojik evrim kuramıyla açıklanmasını beklemek doğru mu emin değilim.

Fakat vurgulamak istediğiniz noktaları dahil ederek farklı bir düşünce deneyi kurgulayabiliriz. Biyolojiyle ilgili durumda elimizde ne var?

  • Bir popülasyondaki bireyler arasındaki genetik çeşitlilik.
  • Bu genetik çeşitlilikten doğan, farklı özelliklerin farklı derecelerde kendini göstermesi durumu.
  • Çevresel faktörlerin belirli özelliklerin lehine işlemesi.
  • Genetik özelliklerin sonraki nesillere aktarılabilmesi.
  • Genetik çeşitliliğin sürekliliğini sağlayan mutasyonlar ve rekombinasyon gibi mekanizmalar:

Düşünce deneyimiz şu şekilde olabilir:

"Normalde hızın ve iriliğin önemli olmadığı bir ortama adapte iki ayağı üzerinde yürüyen bir canlı için bir süre sonra hızlılık ve irilik bulunduğu çevrede avantaj sağlamaya başlıyor, fakat bunun yanında iriyken hızlılık, alt uzuv eklemleri için tehlike arz ediyor. Hızlı ve eklemleri sağlıklı olması ancak daha ince yapılıysa mümkün oluyor. Yani bu canlı hızlı koşarsa ve iriyse, eklemlerine zarar veriyor, iriyse ve eklemleri sağlıklıysa bu yavaş koşması ve dezavantajlı konuma düşmesi demek oluyor."

Bu durumda evrimsel süreçte hem daha hızlı, hem iri, hem de eklemleri daha az zarar gören bir canlının ortaya çıkması, ya da daha doğru şekilde ifade etmek gerekirse, başlangıçta bu özellikleri birbiriyle çatışan bir grubun torunlarının daha hızlı, daha iri ve eklemleri daha az zarar gören hale gelmesi olası mı?

Cevap: evet.

Bahsettiğimiz durumda, doğal seçilim her üç özellik üzerinde de etkili görünüyor:

  • Hızlılık
  • İrilik
  • Dolaylı olarak eklem sağlığı

Bu durumda hızlı bireyler (çok ince yapılı olmadıkları sürece) avantajlı olduğu için daha fazla üreyebilecekler ve yavrularına hızlılığı sağlamaya yarayan özelliklerin genetik altyapısını aktaracaklar, iri olanlar da (çok yavaş olmadıkları sürece) aynı şekilde. Fakat burda ekstra olan durum, bu bireyler bu avantajı eklemleri sağlıklı olduğu süre boyunca koruyabilecek, yani eklem sağlığı da irilik ve hızlılığın avantaj olma süresini artırdığı için, daha uzun süre eklemi sağlıklı kalan bireyler daha fazla üreme fırsatı bulacaklar. Dolayısıyla eklemleri daha sağlıklı kalabilen bireyler de genlerini aktarabilecekler. Belki bu bireyler, başlangıçta en hızlıları veya en irileri olmayacak, ama eklem sağlıklılığına yarayan genler, popülasyonda baskın hale geldikçe, hem eklemi sağlıklı hem daha hızlı ve iri bireylerin de önünü açmış olacak. Bireyler arasındaki farklar ilk başta çok büyük olmak zorunda da değil.

Sonuç olarak, biyolojik evrim "bir parçayı alıp yerine yenisini takmıyor.", eldeki özellikler arasındaki çeşitli derecelerde kendini gösterme durumu üzerinden seçilimle işliyor.

Bu popülasyondaki bireyler ortalama olarak atalarından daha hızlı, iri ve sağlıklı bir hale geldiklerinde veya bu süreçte, daha fazla besin ihtiyacı duyacaklar, eğer çevrede bunu karşılayabilecek kaynak yoksa, denge durumuna geçebilirler, daha küçük yapılı bireyler avantajlı hale gelebilir veya besin kaynaklarında ani bir düşüş, onların adapte olamadan yok olmalarına da neden olabilir.

Vurgulamak gereken bir diğer nokta da evrim, sizin düşünce deneyinizdeki gibi "yarışı kazanmak için" ya da "irileşmek, hızlanmak için" veya herhangi bir amaç için işlemez. Doğal seçilimle evrim süreci, basitçe avantajlı özelliğin seçilmesidir, aynı zamanda çevrenin de etkisiyle avantajlı özellikler sürekli değişebilir. Hızlı koşmak ne kadar ilgi çekici görünse de her zaman avantaj getirmeyebilir. Bu da aynı zamanda evrimin "ilerleme" olmadığını da vurgulamak açısından ilgili bir örnek olabilir.

Arabalar, hız vesaire işin içinde olunca örneği de benzetmeye çalıştım, umarım çok karışık olmamıştır. :)

2

Bu düşünce deneyi, akıllı tasarım isimli bir sahtebilim formunun sıklıkla başvurduğu bir örnektir. Akıllı tasarımın öncüsü konumundaki yaratılışçılık akımınca da bolca kullanılmıştır. Her iki akımın argümanları da, William Paley tarafından ileri sürülen Saat Argümanı'na dayanır ve bilimsel değil, teolojik (ve teleolojik) argümanlardır. Bunun modern bir versiyonu Hassas Ayar Argümanı'dır. Bir özeti ve güçlü bir eleştirisi buradan okunabilir. Ayrıca bu argümanın neden bilimsel olmadığının bir Amerikan mahkemesi karşısında ispatlanışını içeren şu belgeseli de izlemenizi tavsiye ederim.

Bu ön bilgiden sonra, konuya gelecek olursak: Hayır, doğada tasarım olduğuna dair bir iz yok; çünkü tasarıma ait olan her iz için, bir o kadar fena, ahlaki yargılarımızla aykırı düşecek kötülük, fenalık, ölüm, katliam, hata, eksiklik, problem, sorun, vs. var. Dahası, eldeki olumlu, güzel, harika, yapıcı, büyüleyici, vb. özellikleri de ele alacak olduğumuzda, bunlar için herhangi bir planlanmışlığa veya tasarıma ihtiyaç olduğunu görmüyoruz. Bunu anlattığım bir videoyu buradan izleyebilirsiniz.

Tüm bu iyilik ve kötülüklere, güzellik ve fenalıklara bütüncül olarak baktığımızda, natüralist açıklamaların eldeki veriye daha çok uyduğunu görüyoruz (Sean Carroll da, yukarıdaki linklerdeki videoda izleyebileceğiniz gibi bunu çok güzel bir şekilde anlatıyor).

Ama tabii ki doğadaki tüm sorunları ve kusurları görmezden gelirseniz veya onların da "Bize bir ders vermeye çalışan, bilerek konmuş hatalar; o hatalar olmasa güzellikleri nasıl anlardık?" (ya da Hristiyanlık'ta yaygın görülen "Tanrı gizemli şekillerde çalışır.") gibi ispatsız dayanakları ileri sürerseniz, sadece ve sadece doğanın/Evren'in hoşunuza giden taraflarına odaklanırsanız, tabii ki her türlü akımı/düşünceyi/inancı meşru ve makul kılmanız mümkün olabilir. Tabii bunu yaptığınızda, objektif tartışma zemini ve veriye/kanıta/gözleme dayalı münazara ihtimalini ortadan kaldırmış olursunuz. Çünkü elbette her şey mümkün olabilir; düşünsenize, belki de Tanrı şakacı bir çocuğun mizacına sahiptir ve tüm fosilleri öylesine, eğlencelik olsun diye yerleştirmiştir ve fosillerin aslında hiçbir anlamı veya değeri yoktur! Kim bilir? Ancak "Eldeki verilere en çok uyan açıklama nedir?", peşinde olmamız gereken budur. Bunu yaptığımızda, birçok bireysel inancın, modern bilimdeki genel natüralist algıya dikkate değer bir alternatif sunamadığını, bu çabaların her seferinde öznel yargıların nesnel gerçeklerin önüne geçirilmesiyle sonuçlandığını görüyoruz.

Düşünce deneyinize de değinecek olursak: Hayır. Pek tabii bir arabanın motor hacmi, geri kalan hiçbir şeye dokunmaksızın büyütülebilir. Benzin biraz yetersiz kalsa da pek tabii işlevini sürdürebilir. Hızlanmayı başarırsa pek tabii frenleri daha uzun sürede bile olsa durdurmaya yeter. Yani verdiğiniz örnekler abartılı; gerçeği yansıtmıyor. Değişimler belli başlı kayıplara neden olabilir olabilir (yükün artması sonucu torkun düşmesi gibi mesela); ancak önemli olan bu kötü tarafın varlığı değil, aracın içinde bulunduğu şartlar altında yeni formunun önceki formuna göre avantajlı olup olmadığıdır. Çünkü evrim, sizin de bahsettiğiniz gibi önceden planlanarak işleyen bir süreç değildir. Kadir'in de kendi cevabında anlattığı gibi, türlerin içinde çeşitlilik vardır: Bazı araçların motoları azıcık daha büyük, diğerlerininki azıcık daha küçüktür. Eğer çevre daha geniş motor hacmini avantajlı kılacak şekilde (ve öngörülemez bir biçimde) değişirse; daha iri hacimli araçlar daha çok yavru üretecek ve onların yavruları da kendileri gibi daha iri hacimli olacaktır. Böylece popülasyonda motor hacmi her nesilde birazcık, uzun vadede dikkate değer miktarda artmış olur. Bunu sadece motor hacmi için değil, yüz binlerce parametre için eş zamanlı olarak düşünecek olursanız, birkaç yüz nesil geçtikten sonra atasal arabadan çok farklı görünümlü ve nitelikte araçlara ulaşabilirsiniz. Bu araçların ne yönlerde evrimleşeceğini bir tasarım değil, kaotik bir şekilde değişen çevre ve bu çevre ile etkileşen "araç genleri/özellikleri" belirlemektedir.

Şunu da söylemek gerek: Bugüne kadar evrimleşmiş tüm türlerin %99'undan fazlasının soyu tükenmiştir. Başlı başına bu bile, yukarıdaki teolojik/teleolojik argümanlar için büyük bir sorun teşkil etmektedir. Halbuki natüralist açıklamalar bakımından son derece makuldür: Yok oluş, evrimsel süreç için sıradan bir gerçektir; hatta norm, yok oluştur. Bu büyük bir israftır; ancak öngörüsüz bir süreçte de bu tarz bir israfı ve plansızlığı görmeyi bekleriz. Doğada olan da aynen budur! Dolayısıyla sizin düşünce deneyinizin gerçeğe uygun versiyonunda ("araç popülasyonlarının" düşünüldüğü durumda), birçok aracın soy hattı tükenecektir; çünkü uyumsuz olacaklardır (gerçekten de araçların tasarımsal/memetik evrimini düşünecek olursanız, birçok araç tasarımının soyunun tükendiğini görürsünüz).

Hücre içi moleküler motorlara ve benzerlerine gelerek bitirelim: Evet, yaşam karmaşık bir sistemdir; çünkü milyarlarca yıllık fiziksel, yüz milyonlarca yıllık kimyasal evrimin sonucunda ortaya çıkmıştır. Daha basit yapılı formlar süreğen ve yeterince çeşitliliğe sahip olamadığı için "cansız" kalmışlardır - ki etrafımızdaki maddenin ezici çoğunluğunun cansız olması da tam da beklenen bir durumdur. Cansızlık, statik bir varlığa sahip olabilir; ancak kalıtsal niteliklerden yoksun olduğu için evrim geçirerek uyum sağlayamaz. Bu nedenle de karmaşıklaşmakta zorlanır ve biyolojik evrim örnekleri ile tam uyumlu olamaz. Bu nedenle cansız dünyadan (veya insan tasarımlarından) verilen evrim analojileri her zaman hatalı olacaktır; çünkü organik biyokimya (canlılığın yapısına katılan baskın kimya) ile inorganik kimya (arabalar, evler, uçaklar, fabrikalar, ressam çizimleri, iğneler, vb. ile ilgili olan biyokimya) çok farklıdır. Bunların inşa edebilecekleri yapılar bambaşkadır; fiziksel kuvvetlere verdikleri tepkiler bambaşkadır. Bu nedenle biri, diğerini doğurabilse de, bu doğum yaşanana kadar bu iki farklı kimyanın aynı sonuçları vermesi beklenemez. Birçok "tasarımcı" argümanın düştüğü en temel hatalardan sadece birisi de budur.

Tüm bunların tabii birçok detayı var; ancak genel bir özet geçmeye çalıştım (Kadir de güzel örneklemiş zaten). Uzun lafın kısası, evrimi büyük sıçramalar olarak değil, ufak değişimlerin uzun vadede birikimi olarak görmelisiniz (bir yazı ve bir video tavsiyesi daha).

1
Cevap Ver
Bu soruya cevap vermek için lütfen
Evrim Ağacı Soru & Cevap Platformu, Türkiye'deki bilimseverler tarafından kolektif ve öz denetime dayalı bir şekilde sürdürülen, özgür bir ortamdır. Evrim Ağacı tarafından yayınlanan makalelerin aksine, bu platforma girilen soru ve cevapların içeriği veya gerçek/doğru olup olmadıkları Evrim Ağacı yönetimi tarafından denetlenmemektedir. Evrim Ağacı, bu platformda yayınlanan cevapları herhangi bir şekilde desteklememekte veya doğruluğunu garanti etmemektedir. Doğru olmadığını düşündüğünüz cevapları, size sunulan denetim araçlarıyla işaretleyebilir, daha doğru olan cevapları kaynaklarıyla girebilir ve oylama araçlarıyla platformun daha güvenilir bir ortama evrimleşmesine katkı sağlayabilirsiniz.
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“...ama ben biliyorum ki Dünya küreseldir. Çünkü ben, Dünya'nın Ay üzerindeki gölgesinin şeklini gördüm.”
Ferdinand Magellan
Geri Bildirim Gönder