Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Dürüstlük ve sahtekarlık uygarlığın ortaya çıkışından itibaren farklı bakış açılarıyla ele alınmıştır. İnsan doğasına yönelik felsefi akımlar bu konudaki düşünceleri de etkilemiştir. Filozoflar tarihin bazı dönemlerinde insanı doğuştan dürüst, bazı dönemlerinde doğuştan sahtekar ve bazı dönemlerinde de nötr bir varlık olarak değerlendirmiştir. Günümüzde ise neoliberalizmin yükselişe geçmesiyle birlikte liberal ekonomistlerin hararetle savunduğu, sadece kâr-zarar hesabıyla hareket eden, tamamen rasyonel, robotumsu bir insan modeli benimsenmiştir. Bu fikir daha sonra Chicago Üniversitesi’nden ekonomist Gary Becker tarafından Rasyonel Suçun Basit Modeli (RSBM) adıyla formülleştirilmiştir. Becker’a göre insanlar belirli bir toplumsal kurala uyarken o kurala uymakla elde edecekleri kazanç ve kayıpları o kurala uymamakla elde edecekleri kazanç ve kayıplarla karşılaştırıp en kârlı olan seçeneği seçerler. Amerika ve Türkiye gibi birçok ülke suç ve ceza sistemlerini bu düşünce temelinde kurmuştur: Daha fazla polis gücü ve daha ağır cezalarla suçluların yakalanma olasılığı ve çekecekleri cezalar artırılmış, böylece insanların mantıklı bir şekilde suçtan cayacağı öngörülmüştür. Ne var ki istatistiklerin gösterdiği üzere bu girişimler pek başarılı olmamıştır, bunun nedeni de temel aldıkları RSBM’nin gerçeklikten uzak oluşudur.

Dan Ariely ve Matris Deneyleri

Duke Üniversitesi’nin prestijli James B. Duke Profesörü unvanına sahip, psikoloji ve davranışsal ekonomi profesörü Dan Ariely’ye göre insanlar tamamen akılcı varlıklar değillerdir ve bu yüzden RSBM insan hareketlerini doğru bir şekilde betimlemez. Ariely’nin liderliğini yaptığı ve aşağıda bahsedilen birçok deneyle de insanın akıldışılığı ve bu akıldışılığın dürüst olmama üzerindeki etkileri gösterilmiştir.

Dan Ariely ilk olarak insanlardaki sahtekarlığın salt varoluşunu gözlemlemek için matris görevi adını verdiği bir deney düzeneği geliştirmiştir. Bu deney düzeneğinde katılımcılara üzerinde 20 farklı matris bulunan bir kağıt verilmiş ve her matriste toplamları 10 eden 2 sayı bulmaları istenmiştir. Görevi tamamlamak için katılımcıların 5 dakika süreleri vardır ve bulunan her doğru sonuç için katılımcılara 50 sent ödül vaat edilmiştir. Birinci gruba, süre bittikten sonra cevap kağıtlarını görevliye teslim etmeleri ve çözülen matris sayısına göre ödüllerini almaları söylenmiştir. İkinci gruba ise cevap kağıtlarını kağıt öğütücüye atıp görevliye kaç matris çözdüklerini söyleyerek ödüllerini almaları söylenmiştir, böylece hiçbir yakalanma şansı olmadan hile yapabilme şansı tanınmıştır. Çok şaşırmayacağınız üzere kağıt öğütücü grubu 20 matris içinden ortalama 6 matris çözdüğünü söylerken kontrol grubu yalnızca 4 matris çözebilmiştir. İstatistiksel olarak aynı popülasyondan gelmelerine rağmen iki grup arasında oluşan bu fark birkaç bireyin yüksek düzeyde hile yapmasıyla değil, herkesin düşük oranda hile yapmasıyla ortaya çıkmıştır. RSBM’ye göre ise kâr-zarar analizi yapan bireylerin en kârlı seçenek olan tüm matrisleri çözdüklerini iddia etmeleri beklenirdi, fakat hiçbir katılımcı 20’de 20 çözdüğünü söylememiştir. Bunun yerine neredeyse tüm katılımcılar kendi iç hesaplaşmaları sonunda kabul edebilecekleri ölçüde sonucu abartmıştır.

Kazanılacak Ödül ve Yapılan Hile Miktarı

İkinci deney düzeneğinde ise kazanılacak ödül miktarının yapılan hile oranı üzerindeki etkisini görmek için farklı katılımcı gruplarına çözülen matris başına 25 sent, 50 sent, 1 dolar, 2 dolar, 5 dolar ya da 10 dolar ödül vaat edilmiştir. Düşünülenin aksine elde edilecek ödül miktarı yapılan hile oranını etkilememiş, hatta en yüksek ödül vaat edilen gruptaki katılımcılar diğerlerine göre biraz daha sayıda az matris çözdüklerini belirtmişlerdir. Eğer bireyler kâr-zarar analizine göre hareket etselerdi ödül miktarı arttıkça yapılan hilenin de artması gerekirdi, fakat böyle bir sonuç ortaya çıkmamıştır.

Gelecek Zarar ve Yapılan Hile Miktarı

Dan Ariely ve ekibi kâr artışının sahtekarlık seviyesinde bir değişiklik yaratmadığını gördükten sonra zararın hile oranına etkisini incelemek istemişlerdir. Bunu da yakalanma şansının değişkenlik gösterdiği farklı gruplar yaratarak test etmişlerdir. İlk gruptan matris cevap kağıdının yarısını yok etmeleri ve görevliye çözdükleri matris sayısını söylemeleri istenmiştir, böylece geride bir miktar kanıt bırakılmış olacaktır. İkinci gruba kağıdın tamamını yok etmeleri ve çözülen sayıyı belirtmeleri, üçüncü gruba ise kağıdı tamamen yok etmeleri ve ayrıca ödüllerini para dolu bir kaseden kendileri almaları söylenmiştir. Sizce hangi durumda daha fazla hile yapılmıştır? Üç gruptaki katılımcılar da önceki koşullarla benzer şekilde ortalama 6 matris çözdüklerini söylemiştir, yani bütün katılımcılar sonuçlarını biraz abartmıştır. Bu da gösteriyor ki RSBM teorisi zararın sahtekarlığa etkisi hakkında da zannedildiği kadar doğru değildir.

Katılımcıların “Bir iki matris fazladan çözdüğümü söylersem benden şüphelenilmez.” mantığıyla hareket ettiğini düşünebilirsiniz. Araştırmacılar da bunu test etmek için yeni bir deney düzeneği hazırlamış ve katılımcıların bir kısmına ortalama bir bireyin matris görevinde 20 üzerinden 4 matris çözdüğünü, diğer kısmına ise ortalama bir bireyin 6 matris çözdüğünü söylemişlerdir. Öğrendikleri grup normundan bağımsız olarak iki gruptaki katılımcılar da önceki koşullarla benzer olarak ortalama 6 matris çözdüklerini belirtmişlerdir. Bu bulgu da göze batma korkusunun hile miktarını etkilemediğini göstermiştir. Yukarıda da belirtildiği gibi herkesin ufak miktarlarda hile yapması dürüst olmama olgusunun kişinin kendisine kabul ettirebileceği düzeyde ortaya çıktığını destekler.

Ahlaki Muhasebe ve Kar-Zarar Hesabı

Negev Üniversitesi’nden görme engelli akademisyen Maharanabi Eynav’ın yaptığı bir araştırma (2007) ise RSMB’nin geçersizliğini bir başka yönden göstermektedir. Araştırma asistanı Tali’yle birlikte İsrail’deki bir pazar alanında deney yürüten Eynav, araştırmasının sonucunda esnafların yakalanma ve herhangi bir zarar etme şansları olmasa bile görme engelli kişilere daha kaliteli mallar verdiklerini ve aldatma girişiminde bulunmadıklarını göstermiştir. Araştırmacılar benzer bir deneyi taksi şoförleri üstünde yaptıklarında da şoförlerin görme engelli insanları daha az dolaştırarak varış noktalarına ulaştırdıklarını gözlemlemişlerdir. Bu sonuçlar da yine insanların kâr-zarar hesabından önce bir ahlaki muhasebe yaptıklarını ve bunun sonucunda kendileriyle barışabilecekleri derecede sahtekarlık eğilimi gösterdiklerini işaret etmektedir.

Ariely’nin bulgularını Sigmund Freud’un tanımlarıyla anlatmaya çalışırsak benliğimizin rasyonel karar verme mekanizması olan "ego"muz, kendi öz-imajımızı oluşturan "süperego"muz ve dürüst olmamanın getireceği kazançlar arasındaki çatışmayı dengeleyip iki taraftan da bazı tavizler vererek eyleme geçmemizi sağlar.

Uydurma Faktörü

Ariely eğlence amaçlı yaptığı bir başka deneyinde ilk aşamada Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) yurtlarındaki ortak buzdolaplara 6’lı kola paketlerinden yerleştirmiş ve ikinci aşamada ise buzdolaplarının yanına 1’er dolarlık banknotlar bırakmıştır. Belli bir süre sonunda bütün kolalar öğrenciler tarafından gizlice alınmıştır, fakat kimse dolar banknotlarına dokunmamıştır. Ariely bu tecrübeden yola çıkarak kontrollü bir deney yapmaya karar vermiş ve sonuç kağıdının yok edildiği matris deney düzeneğine bir de çözülen matris sayısı kadar jeton vaat edilen ve sonrasında bu jetonları aynı miktarda parayla takas etmesi gereken bir grup eklemiştir. Deney sonucunda jeton vaat edilen gruptakilerin 2 kat daha fazla hile yaptığı ortaya çıkmıştır. Bu bulgular ışığında Ariely uydurma faktörü (fudge factor) adını verdiği bir kavram ortaya atmıştır. Ariely’ye göre bireyler dürüst olmayan bir eylem yaptıklarında, yapılan eylem ve eylemin sonuçları arasındaki mesafe arttıkça hile yapma oranları da artar, çünkü sonuçlarıyla direkt olarak hesaplaşılmayan eylemlerde bireylerin kendi öz-imajlarını koruyabilecekleri bir alan yaratılmış olur.

Sahtekarlığın yaygınlığını gördükten sonra Ariely bunun nasıl engellenebileceğine dair araştırmalara başlamıştır. Kendi öğrencilerinden birinin bir çilingirden dinlediği şu nasihat, sonraki araştırmalarına da ilham kaynağı olmuştur: “İnsanların yüzde biri her zaman dürüst olacak, hiçbir zaman hırsızlık yapmayacaktır; diğer yüzde biri her zaman sahtekar olacak, kilidinizi açmaya ve televizyonunuzu çalmaya çalışacaktır; geri kalanlar ise şartlar uygun olduğu sürece dürüst olacak ve yeterince kışkırtıldıklarında hırsızlık yapacaklardır. Kilitler sizi, gerçekten istese evinize her ihtimalde girebilecek hırsızlardan koruyamaz, onlar sizi genelde dürüst olan fakat kapınızın kilidi olmasa kışkırtılabilecek insanlardan korur.”

Ahlaki Kurallar

Ariely sahtekarlığı engellemek için ilk olarak basit ahlaki değerlerin işlevselliğini ölçmek istemiş ve klasik matris testinden önce katılımcılara On Emir’in hangi dizelerini hatırladıklarını ve hatırladıkları dizeleri tekrarlayıp tekrarlayamayacaklarını sormuştur. Dizeleri ne kadar hatırladıklarından bağımsız olarak matris testi öncesi kendilerine On Emir'den bahsedilen ve üzerine düşünmeleri istenilen katılımcıların (ateistler ve farklı dinlerdeki insanlar bile) yaptıkları hile miktarı sıfıra inmiştir. Bu bulguları seküler ahlaki yargılarda test etmek için Ariely bir başka grup MIT ve Yale Üniversitesi öğrencisine de matris testi öncesinde “Bu araştırmanın üniversitemin ahlaki kurallarına dahil olduğunu anlıyorum.” şeklinde bir beyan imzalatmış (aslında bu iki üniversitenin de böyle kuralları olmamasına rağmen) ve aynı şekilde beyan imzalayan grubun hiç hile yapmadığını gözlemlemiştir. Fakat bu sistemi gerçek hayatta da uygulayan Princeton Üniversitesi’nin öğrencilerinden gözlemlendiği üzere bu tarz ahlak kuralları uzun vadede etkilerini kaybetmiş ve öğrencilerin hile yapmasını herhangi bir şekilde azaltmamaya başlamıştır. Ayrıca ahlak kurallarını test öncesinde hatırlatmanın test sonrasında hatırlatmaya göre matris testinde yapılan hile miktarını %15 daha fazla azalttığı gözlemlenmiştir.

Çıkar Çatışmaları

Avukatlar, satış ve pazarlama elemanları, finansal danışmanlar, muhasebeciler, dişçiler, doktorlar ve lobiciler gibi çeşitli meslek gruplarından kişiler üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda Ariely, mesleki çıkar çatışmalarının sahtekarlığı artırdığını gözlemlemiştir. Ariely bu çatışmaların ilk örneğini diş sağlığı kliniklerinde yeni yeni yaygınlaşan ve son teknoloji ürünü dişçilik makineleri olan Bilgisayar Destekli Tasarım ve Bilgisayar Destekli Üretim (BDT/BDÜ) ekipmanları üzerinden verir. Bu ekipmanlar dişlerin 3 boyutlu taramasını yapıp bilgisayara aktarmaya yarar ve fiyatları epey yüksektir. Yapılan araştırmalarda bu ekipmanları alan dişçilerin diğer dişçilere göre daha fazla diş köprüsü ve diş kronu tedavisi uyguladığı ve bu tedavilerin çoğunun ihtiyaç duyulmayan durumlarda uygulandığı tespit edilmiştir. Yani ekipmanı satın alan dişçiler istemsizce ekipmanın yüksek fiyatını onu daha çok kullanarak karşılamaya çalışmış ve bu durumda hastaların çıkarlarıyla kendi çıkarları çatışmıştır.

İyiliklere Karşı Zaafımız

Tıp ve ilaç sektöründe ise bu çıkar çatışmaları örtülü hediyeler ve iyiliklerle ortaya çıkar. Bilindiği üzere dünyanın neredeyse her yerinde ilaç firmaları, satış temsilcileri aracılığıyla doktorlara hediyeler göndererek, para teklif ederek ya da karşılıksız iyiliklerde bulunarak doktorlardan kendi firmalarının ilaçlarını hastalarına vermelerini isterler. Buradaki önemli soru bu uygulamayı desteklemeyen doktorların da bundan etkilenip etkilenmeyeceğidir. Araştırmacılar bu soruyu bir başka deneyle incelemiştir (Harvey, Kirk, Denfield & Montague, 2010). Deneyde katılımcılardan 2 sanat galerisinden gelen resimleri değerlendirmeleri istenmiş ve katılımcıların bir kısmına deneyin birinci galerinin bağışlarıyla yürütüldüğü, diğer kısmına ise ikinci galerinin bağışlarıyla yürütüldüğü söylenmiştir. fMRI (bir çeşit manyetik beyin taraması) taramasına alınan katılımcılara rastgele bir şekilde tablolar gösterilmiştir ve her tablonun köşesine resimlerin geldiği galerinin küçük bir logosu koyulmuştur. Deney sonucunda katılımcılar bağışı yaptığı söylenen galerinin tablolarını daha yüksek puanlarla değerlendirmiş ve fMRI taramasında bağışı yaptığı söylenen galerinin tablolarına bakarken beynin zevkle ilişkilendirilen kısımlarından ventromedial prefrontal kortekslerinde daha yüksek aktivite gözlemlenmiştir. Katılımcılara galeri logosunun tercihlerini etkileyip etkilemediği sorulduğunda ise hepsi “Hayır” cevabını vermiştir. Araştırmacılar deney düzeneğini değiştirerek başka katılımcı gruplarına galerilerden birinin deneye katılmaları için sırasıyla 30, 100 ve 300 dolar gibi para ödülü verecekleri söylenmiştir. Vaat edilen para miktarı arttıkça ödülü vaat eden galerinin değerlendirme puanları da yükselmiş ve katılımcıların ventromedial prefrontal korteksindeki aktivite de artmıştır. Bu bulgular bize bireylerin istemsizce de olsa yapılan iyiliklere karşı olumlu bir ön yargı geliştirdiklerini ve bu ön yargıların tercihlerini etkilediğini göstermektedir.

Bilişsel Yük ve Ahlaki Kararlar

Araştırmacıların üzerinde çalıştığı bir başka konu ise yorgunluğun, bir başka deyişle bilişsel yükün, ahlaki kararlarımız ve kontrol mekanizmalarımız üstündeki etkisidir. Stanford Üniversitesi'nden Profesör Baba Shiv ve Indiana Üniversitesi'nden Profesör Sasha Fedorikhin bu olguyu incelemek için geliştirdikleri deney düzeneğinde önce katılımcıların bir kısmına 2 basamaklı, diğer kısmına ise 7 basamaklı bir sayıyı ezberleyerek akılda tutma görevini vermişlerdir. Katılımcılara, eğer yandaki odaya geçip deneyi yürüten diğer görevliye ezberledikleri sayıyı doğru bir şekilde iletebilirlerse ödül kazanacakları söylenmiş ve katılımcılar tam diğer odaya geçerlerken “şans eseri” koridorda güzelce donatılmış bir çikolata tabağıyla sağlıklı bir meyve tabağı taşıyan bir başka görevliyle karşılaşmışlardır. Bu görevli onlara deney sonunda istedikleri bir tanesini yiyebileceklerini ve hangisini istediklerini sorar. Deney sonunda görülmüştür ki 7 basamaklı sayıyı aklında tutması gereken grup, yani daha fazla bilişsel yük altındaki grup, cezbedici çikolata tabağını daha çok tercih etmiştir.

Ego Tükenmesi

Florida Üniversitesi profesörlerinden Roy Baumeister’a göre gün içinde karşılaştığımız ayartıcı durumlara her direnişimizde zihnimizin akılcı karar alma mekanizması olan "ego" daha çok yorulur ve üstümüzdeki bilişsel yük artar. Birey art arda irade savaşları verdikçe "ego tükenmesi" ortaya çıkar ve birey akılcı karar verme yetisini geçici olarak kaybederek arzularına göre hareket eder. Baumeister, Ariely ve meslektaşlarının hazırladığı bir başka deneyde ise ego tükenmesinin sahtekarlık üzerindeki etkisi incelenmiştir. Araştırmacılar katılımcıların bir kısmından klasik matris görevini yapmadan önce "x" ve "y" harflerini kullanmadan bir paragraf yazmalarını, diğer kısmından ise "a" ve "n" harflerini kullanmadan bir paragraf yazmalarını istemişlerdir. İstatistiksel olarak "x" ve "y" İngilizcedeki nadir kullanıma sahip harflerken "a" ve "n" en çok kullanılan harflerdir, bu yüzden de ilk koşul kolayca yerine getirilebilecekken ikinci koşul için katılımcıların bir hayli bilişsel çaba harcamaları gerekmektedir. Deney sonucunda görüldüğü üzere matrisleri çözerken matematik yetenekleri sabit kalsa da daha fazla ego tükenmesi yaşayan ikinci grup ilk gruba ve toplumun kalanına göre ortalama 3 tane daha çok matris çözdüklerini belirtmişler ve ödül olarak daha fazla para talep etmişlerdir. Bu bulgular da ego tükenmesinin sadece akılcı kararları etkilemediğini aynı zamanda bireyin ahlaki normlarını da esnettiğini göstermektedir. Ego tükenmesiyle ilgili bu bulgular ışığında diyet yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli faktör aşırı tükenmeyi engelleyecek bazı uygulamalar yapmaktır. Örnek olarak "cheat days" ve dolap boşaltma uygulamaları diyetisyenler tarafından yaygınca tavsiye edilen tekniklerdir.

Hile Yaparken Bunun Her Zaman Bunun Farkında mıyız?

Dürüst olmamayla ilgili bir başka önemli soru "Hile yaparken bunun ne kadar farkındayız?" sorusudur. Dan Ariely ve meslektaşları bu soruyu cevaplamak için bir başka deney düzeneği hazırlamışlardır. Katılımcılara önce IQ testi benzeri 8 soruluk bir test verilmiş, testteki ortalama başarı ölçülmüş ve sonra testin altına cevap anahtarı ekli hali bir başka gruba verilerek bunu sadece cevaplarını kontrol etmek için kullanmaları istenmiştir. Böylece yapılan ortalama hile miktarı bulunmuştur ve bu miktar matris testiyle aynı oranda çıkmıştır. Deneyin asıl önemli kısmında ise katılımcılardan cevap anahtarı olmayan bir sonraki testte kaç tane soru çözebileceklerini tahmin etmeleri istenmiştir ve tahminleri gerçekten çözecekleri soru sayısıyla tutarlı olduğu ölçüde ödüllendirilecekleri söylenmiştir. Katılımcılar eğer hile yaptıklarından haberdar iseler cevap anahtarsız çözebilecekleri gerçek soru sayısını tahmin olarak göstermeleri beklenmektedir ve eğer hile yaptıklarından haberdar değilseler abartılmış cevap sayılarını tahmin olarak göstermeleri beklenmektedir. Deney sonucunda görülmüştür ki katılımcılar cevap anahtarını farkında olmadan kullanmışlar ve cevap anahtarıyla çözdükleri soru sayısına kendileri de inanmışlardır.

Deneyi bir aşama daha ilerleterek başka bir grup katılımcıya ilk aşamadan sonra test skorlarının ne kadar iyi olduğuna dair bir sertifika verilmiştir ve sertifika alanların ikinci aşamadaki skor tahminlerinin daha da abartılı olduğu görülmüştür. Kendini kandırma olgusunun kişisel farklılıklarını görmek için başka bir katılımcı grubuna önce bireylerin kendini kandırma miktarlarını ölçecek "Ben hiçbir zaman hatalarımı örtmem.", "Kişiler hakkındaki ilk izlenimlerim genelde doğrudur." gibi ifadeleri kendilerine göre oylamaları gereken bir test verilmiştir. Bu testin sonucunda kendini daha çok kandıran bireylerin IQ benzeri testte de çözebilecekleri soru miktarlarını daha çok abarttıkları görülmüştür. Bir sonraki deney düzeneğinde ise IQ benzeri test katılımcılara bilgisayar üzerinden verilmiş ve cevap anahtarını görmek için sayfayı bilinçli bir şekilde aşağı kaydırmaları sağlanmıştır. Böylece hile yapma eylemi daha bariz ve kontrollü gerçekleşmiştir. Deney sonucunda bariz şekilde hile yaptıklarında katılımcıların tahmini skorlarını abartmadıkları ve gerçekte yapabilecekleri skora yakın tahminler yaptıkları görülmüştür.

Hikayeci Beyin

Michigan Üniversitesi profesörü Richard Nisbett ve Virginia Üniversitesi profesörü Tim Wilson'ın 1977'deki bir çalışması kendini kandırma olgusuna farklı bir bakış açısı getirmiştir. Araştırmacılar halka açık bir alanda kurdukları stantlarına birbirinin tamamen aynısı olan 4 iç çamaşırını koymuş ve yoldan geçen bireylere hangi iç çamaşırını en çok beğendiklerini sormuşlardır. Katılımcıların büyük çoğunluğu en sağdaki iç çamaşırını seçmiş ve nedeni sorulduğunda "Dokusu daha iyi.", "Kalitesi daha yüksek" ya da "Rengi daha güzel." gibi gerçekle alakası olmayan cevaplar vermişlerdir oysaki gerçek neden sadece en sağdaki çamaşırın en son dikkatin toplandığı seçenek olması ve tercihi kolaylaştırmasıdır. Bu deneydeki gibi tercihlerimize mantığa yatkın hikayeler uydurmamız beynimizin hikaye anlatıcı sol tarafı sayesinde ortaya çıkan bir eylemdir. Bu olgu ise "ayrık-beyin" hastaları (beynin sağ ve sol lobunu birbirine bağlayan corpus callosum adlı sinir demetinin kopması durumu) üzerinde uzun yıllar yürütülen deneyler sonucunda keşfedilmiştir. Örnek olarak corpus callosum'u kopuk olan hastaların beyinlerinin sağ ve sol lobları arasında iletişim olmadığı için hastaya sadece sağ lobunun algılayabileceği bir şekilde “gül” komutu verildiğinde hasta gülmeye başlar ve neden güldüğü sorulduğunda ise hasta gerçekle ilgisi olmayan "Yaptığınız iş çok komik geldi." gibi hikayeler uydurur, çünkü hikayeci sol beyin olaydan habersiz olduğu için mantığa sığabilecek bir cevap uydurmaya çalışır. Bu hepimizde günlük hayatta bilinçdışı gerçekleşen kendi kendimizi inandırma olayının aşırı bir örneğidir, ama aynı mekanizmayla işler.

Sahtekarlık ve Beyindeki Kaynakları

Yaling Yang ve meslektaşları ise sahtekarlığın nörolojik nedenlerini incelemek için bir deney yürütmüşlerdir. Öncelikle sahtekarlığa yatkın olabilecek kişileri gözlemlemek için patolojik yalancı bireyleri (bireyin yalan söylemeyi kontrol edememesi hastalığı) hedef denek kitlesi olarak seçmişlerdir. Bunları toplumda tespit edebilmek içinse geçici iş bulma kurumlarından sürekli işlerden atılan kişilerin listesini bulmuşlardır. Bulunan bu kişilere, patolojik yalancılığı tespit etmek için bazı psikolojik testler uygulamışlar ve röportajlar yapmışlardır. Süreç sonunda patolojik yalancı profiline uyan 12 katılımcı tespit edilmiş ve bu katılımcılara çeşitli beyin taramaları yapılmıştır. Beyin taramalarının gösterdiği üzere patolojik yalancıların prefrontal kortekslerinde (üst düzey bilişsel becerilerin yanında beynin ahlaki yargı ve karar almadan sorumlu bölgesi) toplumun kalanına göre %14 daha az gri madde (nöronların gövdeleri) ve %22-26 arası daha fazla beyaz madde (nöronları diğer nöronlara bağlayan hücresel kablolar) bulunmaktadır. Araştırmacılar bu bulguları, prefrontal korteksteki beyaz madde fazlasının bireye anılar ve düşünceler arasında daha kolay bağlantı kurabilme ve yüksek çağrışım yeteneği kazandırdığı, aynı zamanda gri madde azlığının ahlaki kararlarda esneklik sağladığı şeklinde yorumlamışlardır.

Sahtekarlık ve Yaratıcılık

Dan Ariely bu deney sonuçlarından yola çıkarak beyindeki yüksek bağlantısallığın yaratıcılık ve sahtekarlıkla ortak bir ilişkisi olabileceğini öne sürerek kendisi bir dizi deney gerçekleştirmiştir. Kendi deneyleri sonucunda ise yaratıcılık testlerinde yüksek puan alan bireylerin sahtekarlığı ölçmek için tasarlanan testlerde daha fazla hile yaptığını görmüştür. Bütün bu sonuçları göz önünde bulundurarak Ariely daha yaratıcı olmanın ahlaki kurallarla çatışma yaşandığında daha kolay bahane bulmaya yardımcı olduğunu öne sürmüştür. Yaratıcılıkla sahtekarlık arasında ilişki olması tam olarak bu iki faktörün birbirini etkilediği anlamına gelmez, bu iki faktörü ortaya çıkaran zekâ gibi bir üçüncü faktör de olabilir. Ariely zekâ, yaratıcılık ve sahtekarlık arasındaki ilişkiyi incelemek için yaratıcılık testleri, klasik matris testi ve IQ testine benzer zekâ testini birleştirerek yeni bir deney tasarlamıştır. Deneyin sonuçları ise zekânın bu iki faktör üzerinde bir etkisi olmadığını göstermiştir.

İlginç olan bir başka nokta ise yaratıcı olmak bir yana sadece yaratıcı hissetmenin bile sahtekarlığı artırmasıdır. Ariely klasik matris görevini vermeden önce bir katılımcı grubu üzerinde sosyal bilimlerde “hazırlanma” ya da “ön hazırlama etkisi” olarak bilinen bireyin örtük belleğine belirli kavramları birey fark etmeden sokarak o kavramlar üzerindeki bilişsel işlem hızının artırılması prosedürünü uygulamıştır. Yani katılımcılara deney başlamadan kurmaca bir kelime düzenleme testiyle kendileri farkında olmadan yaratıcılık üzerinde düşünmeleri sağlanmış ve deney sonunda bu prosedür uygulanan grubun kontrol grubundan daha fazla hile yaptığı gözlemlenmiştir. Bu da daha yaratıcı hissetmenin bile sahtekarlığı artırdığını göstermektedir. Son olarak yaratıcılıkla ilgili bu bulgular toplumun genelinde de test edilmek istenmiş ve daha yaratıcı olmaları beklenen yazarlık ve tasarımcılık gibi meslek gruplarındaki kişilerin sahtekarlık testlerinde daha fazla hile yaptığı görülmüştür.

Sahtekarlık Bulaşıcı mıdır?

Ariely'nin bir sonraki araştırma konusu ise sahtekarlığın bulaşıcılığı üstüne olmuştur. Bu olguyu incelemek için önce basit bir gözlemsel deney yürütmüştür. Deney için MIT kampüsündeki bir içecek otomatının ayarlarıyla oynayarak atılan parayı geri vermesi sağlanmıştır ve bir araştırma görevlisi makinenin yakınlarında konumlanıp öğrencilerin davranışlarını kaydetmiştir. Görevlinin gözlemlediği ve önceki deneylerden tahmin edebileceğimiz üzere makinenin arızasını fark eden bireyler 2 ya da en fazla 3 tane ekstra içecek almış, ama kimse daha fazlasını denememiştir. Ayrıca bireylerin yarısı etrafta tanıdık birisini aramış ve birini bulurlarsa onu da bedava içecek için makineyi kullanmaya çağırmıştır. Bu pek bilimsel olmayan yöntem elbette Ariely'i tatmin etmemiştir ve klasik matris deneyine bazı eklemeler yapmıştır.

Deneyin bu formatında araştırmacılar katılımcılara 10 dolarlık zarflar vermiş ve deney sonunda zarfın içinden kazandıkları miktarı kendi kendilerine ödemelerini istemişlerdir. Sonra deney görevlisi kalın bir kitabı okumaya dalmış gibi davranarak katılımcılara dikkat etmediğini açıkça belirtmiştir. Ayrıca özel olarak görevlendirilen bir öğrenci her grupla birlikte deneye girerek deneyi 60 saniyeden kısa sürede bitirip deney görevlisine "Ben her soruyu çözdüm ve tüm parayı aldım, zarfı ne yapmalıyım?" diye sormuştur. Deney görevlisi ise zarfı çöpe atabileceğini söyleyip sahte katılımcıyı sakin bir şekilde uğurlamıştır. Kendileri daha ilk matrisi bitirmemişken 20 matrisin tamamını çözdüğünü iddia eden birini gördüklerinde katılımcılar hile yapıldığını net bir şekilde görebilmişlerdir. Deney sonunda görülmüştür ki katılımcılar hile yapılamayan matris testi ortalamasının yaklaşık 2 katı kadar matris çözdüklerini iddia etmişlerdir. Bu rakam klasik hile koşulundan da 3 matris fazladır. Bu bulguların gösterdiği üzere bireyler hile yapan başkalarını gözlemlediklerinde kendilerini daha kolay ikna edip yeni sosyal normlar geliştirebilmekte ve bunun sonucunda daha esnek bir ahlaki yargı çerçevesi şekillendirebilmektedir. Ancak bu sonuçlar katılımcıların hile yapmanın herhangi bir yaptırım getirmediğini görmesi olarak da yorumlanabilir.

Böyle olmadığını test etmek için Ariely "soru koşulu" adını verdiği bir sonraki deney düzeneğini tasarlamıştır. Burada özel olarak görevlendirilen öğrenci deney görevlisine "Verdiğiniz talimatlara göre bütün matrisleri çözdüğümü iddia edip tüm parayı alsam ne olacak?" şeklinde bir soru sorar ve deney görevlisi her şeyi yapmakta serbest olduğunu, kendisine herhangi bir ceza veremeyeceğini belirtir. Bu deney koşulunun sonuçlarında katılımcıların klasik hile koşulundan bile daha az hile yaptıkları görülmüştür. Ariely hile oranındaki bu düşüşü, katılımcıların hile yapmanın mümkün olduğu üzerine düşündüklerinde kendi ahlaki kurallarını devreye sokmaları şeklinde yorumlamıştır.

Ayrıca Ariely biraz önceki düzeneği ufak bir detayla değiştirerek önemli bulgular keşfetmiştir. Aynı sahte katılımcı bu sefer deneyin yürütüldüğü Carnegie Mellon Üniversitesi'ne (CMU) rakip bir üniversite olan Pittsburgh Üniversitesi'nin tişörtünü giymiş ve yukarda bahsedilen 60 saniyede deneyi bitirip tüm parayı alma prosedürünü takip etmiştir. Bu deney koşulunun sonucunda ise CMU öğrencileri sahte katılımcıyı bir yabancı ya da kendi gruplarına dahil olmayan biri olarak gördükleri için bütün matris deney koşulları içinde en düşük oranla hile yapmışlardır. Ariely bunun nedeninin kendimizle dış grup arasına mesafe koymak şeklindeki doğal yatkınlığımız olduğunu söylemektedir.

Grup Çalışmaları ve Sahtekarlık

Sahtekarlığın bulaşıcı olması grup dinamikleri hakkında da bazı düşüncelere yol açmaktadır. Örneğin iş birliği ve grup çalışmaları günümüz iş dünyasında çok büyük öneme sahip kavramlardır. Grup çalışmasının gerçekten faydalı olmadığı hakkında ikna edici deneysel kanıtlar bulunmasına rağmen (Nijstad, Stroebe ve Lodewijkx, 2006) bu yöntem hala çok yaygın olarak kullanılmaktadır.

Ariely ise tahmin edebileceğiniz gibi grup çalışmasının sahtekarlık üstündeki etkilerini öğrenmek istemiştir. Deneylerle test etmeden önce bu etkiler üzerine 2 tane olası açıklama sunmuştur. İlk teorisi, bireylerin gruptaki sevdikleri kişilerin de faydasını gözeterek onların daha fazla kazanmasını istedikleri için sahtekarlık yapmaları ve yapılan sahtekarlık eylemi sonrasında kendileriyle daha kolay hesaplaşabilmeleri şeklindedir. Diğer teorisi ise, gruptaki diğerlerinin varlığı bireye izlendiğini hissettirdiği için bireyin çekinerek daha az hile yapması yönündedir.

New Castle Üniversitesi'nden Melissa Bateson, Daniel Nettle ve Gilbert Roberts'ın üniversite mutfağında yürüttükleri bir deney izlenme teorisini desteklemektedir. Öğretim görevlileri için mutfağa koyulmuş kahve malzemelerinin masrafları malzemelerin yanındaki bağış kutusundan karşılanmaktadır, önce bu kutunun üstünü çiçek desenleriyle süsleyerek bir kontrol koşulu yaratan araştırmacılar 5 hafta boyunca biriken ortalama para miktarını kaydetmiştir. Sonraki 5 haftada ise değiştirilen tek şey kutunun üstündeki çiçek desenlerini göz desenleriyle değiştirmek olmuş ve biriken para miktarının 3 katına çıktığı gözlemlenmiştir. Bu da sadece izlenildiğini hissetmenin bile bireylerin davranışlarındaki etkisini göstermektedir.

Ariely kendi hazırladığı yeni düzenekte ilk olarak birinci teorisini test etmek istemiştir: "Katılımcılar başkalarının iyiliği için daha fazla hile yapacak mı?" Öncelikle deney görevlisi katılımcılara 2 kişilik bir grubun parçası olduklarını ve diğer grup üyesiyle puanlarının toplanıp ikiye bölünmesiyle çıkan miktarı ödül olarak kazanacaklarını söylemiştir. Ardından klasik matris hile koşulunda olduğu gibi katılımcılardan matrisleri çözüp kağıtlarını imha edince kendilerine verilen grup numarası yardımıyla gidip diğer grup üyesini bulmaları ve puanlarını toplamaları istenmiştir. Burada amaç hiç tanınmayan ve daha önce iletişimde bulunulmamış bir kişi için ne kadar hile yapılacağını görmektir. Deney sonucunda katılımcıların klasik matris hile koşulundan daha fazla hile yaptığı ve diğer grup üyesinin kazancını gözettiği gözlemlenmiştir.

Sonraki deney koşulunda da gözetlenmenin etkisini öğrenmek için katılımcılar yine 2 kişilik gruplara ayrılmıştır. Grubun bir üyesi kendi matris testini çözerken diğer üye onu yakın bir mesafeden izlemiş ve ilk üye matrisi bitirince aynı süreç ikinci üye için de uygulanmıştır. Önemli bir detay ise grup üyelerinin herhangi bir etkileşimine izin verilmemiş olmasıdır. Katılımcılar sadece birbirini gözlemlemiş, testleri çözmüş ve sonrasında da puanlarını toplayarak deney görevlisine iletmişlerdir. Bu koşulun sonunda katılımcıların hiç hile yapmadıkları görülmüştür ve gözetlenmenin hileyi azaltıcı etkisi bir kez daha kanıtlanmıştır. Fakat gerçek hayattaki grup dinamikleri bu iki koşuldaki gibi yalıtılmış halde işlememektedir ve grup üyeleri aktif etkileşim içerisindedirler.

Gerçek hayatın bu yönüne daha benzeyen bir koşul yaratmak için bir sonraki deneyde katılımcılar önce birbiriyle tanışıp bir süre sohbet etmiş, ardından sırayla birbirini gözetleyerek matrisleri çözmüşlerdir. Deney sonunda katılımcıların klasik matris hile koşulundan daha fazla hile yaptığı, yani karşıdakinin faydasını düşünmenin gözetlenmenin caydırıcılığına baskın çıktığı görülmüştür. Bu da grup çalışmasının ve iş birliğinin sahtekarlığı artırdığını göstermektedir. Bu sonuçlara ek olarak yürütülen bir sonraki deneyde de bireyin kendisinin kazanmayıp sadece partnerine kazandırması sağlanmış ve yapılan hile miktarı daha da fazla bir seviyeye çıkmıştır. Hepsi birden göz önünde bulundurulduğunda bu bulgular grup çalışmasının sahtekarlık üzerindeki artırıcı etkilerini açık bir şekilde göstermektedir ve ayrıca ideolojik grupların ahlaki kuralları esnetmedeki rahatlığı hakkında da güzel fikirler vermektedir.

Sahtekarlık Her Yerde Aynı mı?

Eklememiz gereken bir diğer nokta da Ariely'nin çalışmaları birçok ülkede tekrar edilmesine rağmen yapılan hile miktarları arasında ulusal bir fark çıkmamasıdır, fakat matris deneyleri kültürel bağlamdan bağımsız deneyler olduğu için kültür ve sahtekarlığın gerçek hayattaki ilişkisini yansıtmamış da olabilir. Hile miktarlarında kültürel farklar çıkmasa da bazı mesleki farklar çıkabilmektedir, örnek olarak bankacılar matris testinde politikacılardan 2 kat daha fazla, yazarlar ve tasarımcılar ise toplumun genelinden daha fazla hile yapmışlardır. Bu da grup farklarının var olabileceğine ve bireyler arası aktarılan değerlerin değişebileceğine işaret etmektedir.

Sonuç olarak Ariely'nin araştırmalarının bize gösterdiği en önemli gerçek hepimizin içinde belli bir dereceye kadar sahtekarlığa yatkınlık olduğu, fakat bu sahtekarlıkları kendi kendimizi affedebileceğimiz bir derecede tutmak istediğimizdir. Hepimiz hile yapmanın getirdiği kazançları isterken aynı zamanda kendimizi ahlaklı insanlar olarak görmek de isteriz, bu yüzden RSBM’nin kâr-zarar hesaplarını her zaman uygulamayız. Matris deneylerini yürütürken Ariely'ye asıl finansal zararı, tek tük çıkan ve 20 matris çözdüğünü iddia eden agresif hileciler değil, az az hile yapanlar yani katılımcıların tamamı vermiştir. Bu olgu toplumdaki gerçeği de çok iyi yansıtan bir olgudur, kitlelerin yavaş yavaş fakat topluca yozlaşması topluma bireysel dolandırıcılardan daha çok zarar vermektedir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • D. Ariely. (2012). The Honest Truth About Dishonesty. ISBN: 978-0-06-218361-3. Yayın Evi: Harper Perennial.
  • A. Harvey, et al. (2010). Monetary Favors And Their Influence On Neural Responses And Revealed Prefrences . The Journal of Neuroscience, sf: 9597-9602.
  • B. Shiv, et al. (1999). Heart And Mind In Conflict: The Interplay Of Affect And Cognition In Consumer Design Making. The Journal of Consumer Research , sf: 278-292.
  • R. Baumeister, et al. (2011). Willpower: Rediscovering The Greatest Human Strength. ISBN: 978-0143122234. Yayın Evi: Penguin Press.
  • R. Nisbett, et al. (1977). Telling More Than We Can Know: Verbal Reports On Mental Processes. Psychological Review, sf: 231-259.
  • Y. Yang, et al. (2005). Prefrontal White Matter In Pathological Liars. The British Journal of Psychiatry, sf: 320-325.
  • B. Nijstad , et al. (2006). The Illusion Of Group Productivity: A Reduction Of Failures Explanation. European Journal of Social Psychology, sf: 31-48.
  • M. Bateson, et al. (2006). Cues Of Being Watched Enhance Cooperation In A Realworld Setting . Biology Letters .

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim Gönder