Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Ateş, insanlık tarihinin en önemli unsurlarından biri olmuştur. Yapılan çalışmalar, türümüzün atalarının ve kuzenlerinin ateşe hükmedişi sayesinde çok farklı evrimsel patikalara girdiğini göstermektedir. Bir diğer deyişle, eğer ki ateşe hükmetmemiş olsaydık, belki de şu anda burada bizler bunları yazıyor, sizler de bunları okuyor olamazdınız.

Böylesine önemli bir araç, insanlık tarihinde birçok farklı anlama gelmiştir. Kimisi bu ilginç kimyasal süreci kutsallaştırarak tapınmış, kimisi oldukça sıradan ve bilimsel yaklaşmıştır. Kimisi ise özünde tarafsız olan bu aracı alıp, insanlık tarihinde çokça gördüğümüz gibi bir imha silahı haline getirmiştir. Ateşi ve genel olarak yanma tepkimelerini kullanan, akıl almaz patlayıcılar üretilmiş ve bunlarla milyonlarca insan yeryüzünden silinmiştir. Kimi zamansa, patlayıcılar olmaksızın ateş, insanları diri diri yakma ve katletme aracı olarak kullanılmış, masum birçok insanın, aydının, düşünürün, bilim insanının, kısaca gerici düşüncenin (ve genelde gücü ve kontrolü elinde bulunduranların) korktuğu ve çekindiği kim varsa onların acı içerisinde ölmelerine sebep olmuştur.

Tüm bu vahim ve insanlık açısından acınası durumlar bir yana, genel olaraksa ateş, insanlığın vazgeçilmez bir unsuru olarak her zaman hayatlarımızda yerini almıştır: Basit bir sigara yakmaktan tutun da, neredeyse istisnasız tüm besin maddelerimizi pişirmeye kadar... İşte bu yazımızda, ateşe, ateşin hayatımızdaki ve evrimimizdeki önemine değineceğiz. 

Ateş Nedir? Nasıl Yanar?

Ateşin oluşabilmesi için oksijene ihtiyaç olduğunu duymuşsunuzdur. Aslında bu, tam olarak doğru değildir. Eğer amacınız "yanan bir şeyler görmek" ise, flor veya karbondioksit ile de bir şeyleri yakabilirsiniz. Bir örneğini aşağıdan görmek mümkün:

Oksijen, çok özel bir tepkime için gereklidir: Oksijenli oksidasyon tepkimesi. Yani bir kimyasal maddenin elektron kaybetmesi... Aslında oksidasyon tepkimesi için illa oksijene gerek yoktur; ancak genellikle oksijen ile girilen tepkimelerde oksidasyon yaşandığı için bu tepkime, bu element ile özdeşleşmiştir.

Nikonites

Oksidasyon tepkimesi çok yavaş veya çok hızlı olabilir. Çok yavaş olduğu bir örnek, bir demirin paslanmasıdır. Açık havada bıraktığınız bir demir parçasının zamanla üzerinde turuncumsu kırmızı pas tabakası, aslında oksidasyon tepkimesinin sonucunda oluşur. Tıpkı ateşte olduğu gibi, bu kısım da henüz okside olmamış diğer metal kısımlara göre daha sıcaktır; ancak bu tepkime öylesine yavaş olur ki, aradaki sıcaklık farkı sadece 1 santigrat derece kadardır. Oksidasyon çok hızlı meydana geldiğindeyse... Ateş oluşur. 

En basit tanımıyla ateş; ışık ve bazı diğer yan ürünler çıkaran, dışarıya ısı veren (egzotermik), oksijenli ve hızlı bir yanma sürecinin adıdır. Bu durumda, ateş olan yanma türleriyle, paslanma veya biyolojik sindirim gibi ateş olmayan oksidasyon tepkimelerini ayırt edebilmemiz için bir terime ve olguya ihtiyacımız vardır. İşte bu, tutuşma sıcaklığıdır.

Video Blocks

Genel olarak tutuşma sıcaklığı, bir kimyasalın ısı ve ışık yayarak yanması için ulaşması gereken sıcaklıktır. Daha teknik tabiriyle ise yanma tepkimesinin başladığı sıcaklık olarak tanımlanabilir. Örneğin bir kibrit oldukça kolay yanar, çünkü kibritin yanan kısmı olan "baş" bölgesinde bulunan kimyasalların tutuşma sıcaklığı ortalama olarak 180 santigrat derece civarındadır. Kibriti, pürüzlü bir yüzeye hızla sürttüğünüzde, sürtünme sebebiyle bu kimyasalların sıcaklığı 180 dereceye eriştiği anda kibrit alev alarak yanar. Bir başka örnek olarak odun için bu sıcaklık 150 derece civarındadır; bu yüzden yakacak olarak sıklıkla odun kullanılır.

Duman

Peki, ateş olmayan yerden duman çıkmaz derler. Peki ateş olan yerden neden duman çıkar? Genellikle gri veya siyah olarak gözüken ve duman dediğimiz gazlar, aslında tam olarak yanmamış veya yanamamış maddenin ufak katı parçacıklar, sıvı veya gaz halinde havaya karışmasının bir sonucudur. Duman, genellikle yanma tepkimesi için yeterli oksijen bulunmadığında oluşur ve çoğu zaman zehirli içeriktedir. Oksijenin bol bulunduğu durumlarda, yanıcı maddenin tamamı yanar ve sadece su ve karbondioksit üretilir. Su da, karbondioksit de renksizdir, dolayısıyla iyi bir yanma tepkimesinde duman görülmez. Evlerimizde genelde kullandığımız kömürler de, işte bu şekilde saf yanma tepkimesi verebilmesi için çıkarılan işlenmemiş kömürlerin fırınlarda 540 santigrat derece civarında pişirilmesi sonucu elde edilen kömürlerdir. Kömür ne kadar kaliteli işlendiyse, o kadar az duman çıkaracaktır, çünkü o kadar iyi yanacaktır.

Kül ve Yanık

Yanma tepkimesi sona erdiğinde, yaktığımız unsurdan geriye siyah artıklar kalır. Buna kül, yanık veya kavruk gibi isimler veriyoruz. Aslında bunlar farklı kavramlardır: Kül, yanan cismin içerisinde bulunan ve kolay kolay yanamayacak düzeyde yüksek tutuşma sıcaklığına sahip olan, kalsiyum ve potasyum gibi minerallerdir. Yanık ise, yanmamış olsa da buharlaşabilecek olan hidrokarbonların tamamen buharlaşması sonrası geriye kalan, neredeyse tamamen saf karbona verilen bir isimdir. Aşağıda, tipik bir yanma tepkimesinin kimyasal denklemi görülmektedir:

En solda odunun kabaca kimyasal denklemini görüyoruz. Odunu ısıttığımızda, belli bir sıcaklıktan sonra yanma tepkimesi başlıyor ve sonunda yanmış kömür ve formaldehit oluşuyor. Ancak tepkimenin bu kadar basit olmadığından bahsetmiştik. Örneğin oluşan formaldehit, anında havadaki oksijenle tepkimeye girer ve şöyle bir süreç başlar:

Görüldüğü gibi formaldehitin oksijenle tepkimesi sonucu su, karbondioksit, karbonmonoksit, karbon ve azot açığa çıkar. Bunlar da, ortama göre daha ileri tepkimelere girebilir, daha karmaşık süreçleri başlatabilirler. Ancak şimdilik bu kadar temel bilgi yeterli olacaktır. Bu noktada bir önceki tepkimeye dönecek olursak: sadece formaldehit değil, yanmış odun da oksijen ile tepkimeye girebilir. Ancak bu tepkime, yukarıdaki formaldehit tepkimesine göre son derece yavaştır. İşte tam olarak bu sebeple mangal yaparken kullanılan kömür çok daha uzun süre sıcak kalır ve yanar. Formaldehit ise hızla tepkimeye girerek ortamdan uzaklaşır, farklı ürünlere dönüşür.

Ateş ve Isı...

Tabii ki burada bahsedilmesi gereken bir diğer ürün de ısıdır. Yanma tepkimeleri sırasında yüksek miktarda ısı açığa çıkar ve bu sebeple etraftaki ortamın sıcaklığı giderek artar. Birkaç tipik yanma tepkimesi sırasında oluşan ateşin etrafındaki sıcaklığa göz atalım:

  • Kaynak Ateşi (Oksihidrojen alevi): 2000 derece ve üzeri
  • Bunsen Ocağı: 1300-1600 derece
  • Pürmüz Lambası: 1300 derece
  • Mum: 1000 derece
  • Sigara: İçe çekilmediği zamanlarda ortalama 500 derece, içe çekildiği zamanlarda 700 derece

Bu sıcaklıkların ne kadar yüksek olduğu ve basit bir sigara alevinin bile oldukça can yakıcı olmasının sebebi sanıyoruz ki şimdi daha anlaşılır olmuştur.

Peki, bu "ateş" dediğimiz şeyin etrafındaki "alev" nedir? Yani ateşi nasıl "görebiliyoruz"? Eğer bir tepkime ise, neden göze görünür haldedir?

Alev Nedir?

Alev, yanma tepkimesine giren gazlar ve katıların karışımının yaydığı görünür, kızılötesi ve bazen de morötesi ışınımın tamamıdır. Alevin içereceği elektromanyetik dalgaların aralığı (görünür ışık mı olacağı, kızıl ötesi mi olacağı, mor ötesi mi olacağı, vs.), yanan cismin kimyasal yapısına bağlıdır. Alevin en tipik rengi, bilindiği gibi sarımsı beyaz olan ve akkor olarak isimlendirdiğimizı ışık yayılımından kaynaklanır. Özellikle alevin içerisinden çıkan, is (kurum) adı verilen ufak katı parçacıkları akkor olarak etrafa saçılabilir. Ancak normalde alevin yaydığı ışığın kesintisiz bir spektrumu (dalga aralığı) vardır. Örneğin bir gazın tam yanması sonucunda oluşan alev genelde soluk mavi olmaktadır. Bu durumun en güzel örneği mumdur:

YouTube

Bunun haricindeyse, yanma bölgesinden uzaklaştıkça alevin rengi değişebilir. Bu değişim, termodinamik ve ısı biliminde siyah cisim ışıması olarak bilinen ışımanın sıcaklığına bağlıdır. Örneğin bir orman yangınında, yere en yakın bölgelerde alev beyaz veya açık sarı renktedir. Bu renk, organik bir maddenin yayacağı en "sıcak" renktir. Bu bölgeden uzaklaştıkça, renk önce turunculaşır, sonrasında daha da soğuyarak kırmızılaşır. En üst bölgedeyse, neredeyse hiç yanmamış parçacıklar siyah bir duman olarak göğe karışır. Dolayısıyla alevin rengi, incelenen bölgenin sıcaklığına bağlıdır. Aşağıda bir orman yangını görülmektedir:

Fox News

Yangının en "ürkütücü" tarafı, kendi kendine varlığını sürdüren nitelikte olmasıdır. Yani bir defa yanma tepkimesi gerçekleştiğinde, ateşin sıcaklığı cismi sürekli olarak tutuşma sıcaklığının üzerinde tutar. Bu sebeple ortamda yanacak malzeme (yakıt) ve oksijen bulunduğu müddetçe yanma sürecektir, yani yeterli enerji daima bulunacaktır. İşte bu sebeple yakıt-oksijen-enerji üçlemesine kimyasal bilimlerde yanma üçgeni adı verilir.

Eğer bir yanma durdurulmak isteniyorsa, bu yanma üçgeninin bir unsuru ortamdan uzaklaştırılmalıdır. Yani bir yanmanın durması için, yakıt kaynağı ortadan kaldırılmalı veya yanma bölgesi tamamen kaplanarak oksijenle bağı kesilmeli veya su gibi soğutucu unsurlar eklenerek enerji düşürülmelidir. Bir diğer yöntem de tepkimeyi yavaşlatıcı kimyasallar kullanmak olabilir.

Yangın Ekolojisi: Ateş, Bitkiler İçin Neden Önemlidir?

İyi ama, burada sizce bir anormallik yok mu? Kara bitkileri, günümüzden 500 milyon yıl öncesinden beri var ve yangınlar da en az bu kadar süredir ekolojik döngünün bir parçası. İnsanlar, son 300.000 yıldır varlar ve yaklaşık o kadar süredir; hadi bilemediniz Homo erectus'a ait bazı ateş kalıntılarını da dahil edersek 1-1.5 milyon yıldır ateşe hükmeden bir canlı grubu. Dolayısıyla bizim yangınlara sebep oluşumuz ve bunların önüne geçişimizin birkaç bin yıllık tarihi, bitki tarihi ve yangın ekolojisinin yanında bir zerre bile olamaz.

Bu durumda yangınlara neden müdahale ediyoruz? Ve yangınlar, bitkilerin üreme ve yaşam döngüsünde nasıl bir role sahip?

Evrenin Karanlığında Evrimin Işığı isimli kitabımızı okumuş olanlar bunu iyi bilecektir; ancak bitkiler, bulundukları ortama uyum sağlamak için evrimsel süreçte 3 farklı adaptasyon mekanizması geliştirmişlerdir: Kaçınma, tolerans ve toparlanma. Bu yazımızda bunların tüm detaylarına girmeyeceğiz. Ama yangınlarla ilgili olan adaptasyon, genellikle bunlardan sonuncusu, yani toparlanma adaptasyonları başlığında incelenmektedir. Bu adaptif evrimi, bitkinin "küllerinden doğmasına" benzetmek mümkündür. Ne demek istediğimizi birazdan çok daha iyi anlayacaksınız.

Neredeyse her şeyin yaşam döngüsü olduğu gibi, elbette ormanların da bir yaşam döngüsü vardır. Ormanlara özgü bu döngüde, tıpkı hayvanların döngüsünde yalın bir gerçeklik olan ölüm gibi, kimi zaman son derece yalın (ve bir o kadar da ürkütücü) bir gerçek olan yangınlar da bulunmaktadır. Örneğin Akdeniz ormanlarının çoğu, kendi yaşam döngüleri içinde yanmaya mahkûmdur! Yangın, Akdeniz ormanları için sıradan bir gerçekliktir ve aslına bakarsanız bu ormanlar normal döngüleri içinde ortalama 50 yılda bir yanarlar. Ve bu olmadığında, kulağa inanılmaz gelecek ama, ormanın yaşam döngüsü bozulur ve hatta ormandaki bazı ağaç türleri yok olma tehdidiyle yüzleşir. Yani ekosistemin yangınlara ihtiyacı vardır ve bitkilerin yangınla ilgili evrimsel adaptasyonları öyle yüzeysel veya az buz değildir. Bazı örneklere bakalım.

Yangını Kolaylaştıran Bitkiler!

İlk önce şunu öğrenmek sizi şaşırtabilir: Bazı bitkiler, yangınların başlamasına yardımcı olur! Örneğin Ardıç ağacının kozalaklarında ve yapraklarında bolca bulunan eterik ve terpenik yağlar, yanıcı özelliktedir. Bu yapılar kurak/sıcak ortamlarda kolayca tutuşurlar. Böylelikle yangının başlamasına neden olurlar.

"Aman canım, o kozalaklar yanmak istedikleri için öyle değildir, istenmeden yanıyorlardır." diye mi düşünüyorsunuz? Şunu dinleyin: Kartal ve şahinler gibi ekosistemin önemli parçaları olan yırtıcı kuşların bilerek ormanları ateşe verdikleri gözlenmiştir! Alevşahini Yırtıcıları olarak bilinen kara çaylak, ıslık çaylağı ve kahverengi doğan gibi türler, aslında yangına dönüşemeyecek kadar ufak çer çöp ateşlerini gagalarıyla ormanın farklı bölgelerine, özellikle de yanmaya uygun ardıç ağaçları ve diğerlerinin civarına götürüp, yangını başlatır veya büyütürler. Böylece yangından korkarak kaçan avları kolaylıkla avlayabilmektedirler.

Tabii sadece bitkiler değil, hayvanların da birçoğu yangından kaçabilecek şekilde özelleşmişlerdir: Memeliler genellikle iyi koşucu veya kazıcılardır. Böylece ya ateşlerden hızlıca kaçarlar ya da kendilerini toprağa gömerek yangının geçmesini beklerler. Birçok sürüngen de kendini gömer, amfibiler su kaynaklarına kaçarlar. Mantarlar ise yangın bittikten sonra alevlerden kaçamayan canlıları yiyerek eskisinden bile başarılı hale gelirler!

Ormanlar Neden Kendini Yakıyor?

“İyi de ormanlar kendilerini neden yaksınlar ki?” diye sorabilirsiniz. Aynı soru, şöyle de sorulabilirdi: “Hayvanlar neden ölecek biçimde evrimleşsinler ki?” Bunu daha önceki bir yazımızda ve aşağıdaki videomuzda konuşmuştuk, mutlaka izlemenizi tavsiye ederiz.

Ölüm, yaşamın en büyük itici güçlerinden birisidir ve birçok avantajının yanında, özellikle de alttan gelen nesillere bol miktarda alan ve kaynak açması sayesinde evrimsel avantaj sağlar. Bitki ekolojisinde yangının yeri de budur. Bitkiler yaş veya hastalık nedeniyle de ölürler; ancak yangınlar da yaşam döngülerinin önemli bir parçasıdır ve yaşamın bu gerçeğiyle başa çıkacak biçimde evrimleşmişlerdir. Bunu yapamayanlar elenmişlerdir. Yani bitkilerin doğal seçilim yoluyla evrimi, yani adaptasyonları, hayvanlardan pek de farklı değildir.

Üremek İçin Yangınlara Muhtaç Bitkiler!

Ama bitkilerin yangınla ilişkisi sandığınızdan bile derin olabilir. Öyle ki bazı çamlar, okaliptüs ve Banksia gibi bazı bitkiler, üreyebilmek için yangına muhtaçtırlar! Yangın ve aşırı yüksek sıcaklıklar olmaksızın bu bitkilerin tohumları aktive olamaz ve üreme döngüsü başlayamaz. Ateş, tohumlarını saran reçineyi eriterek, tohumu açığa çıkarır ve çoğalmasını mümkün kılar. Pirisens adını verdiğimiz özellikteki bazı diğer bitkiler ise, az önce bahsettiğimiz yangın dumanını kimyasal bir sinyal olarak kullanır ve üreme döngüsünü başlatır; çünkü toprağı işgal eden ufak bitki ve çalıların yanarak yok olduğu mesajı olarak değerlendirilir. Bu, büyümek için harika bir fırsattır. Yangın sırasında açığa çıkan karikin isimli proteinler, bitki tohumlarındaki KAI2 proteinlerini aktive ederek büyümeyi tetiklerler.

Benzer şekilde, bazı bitkiler yangın sonrasında özellikle güçlü çimlenir ve büyürler. Öyle ki, bazı bitkilerin tohumları yüzeyde yangın ile ilişkili kimyasallar oluşmadan çimlenmeye başlamaz ve deaktif bir şekilde on yıllar boyu bekler! Bunların başında Laden (Cistus sp.) bitkisi gelir. Hatta bir bölgede yoğun bir laden popülasyonu görülüyorsa, daha önceden bu bölgenin bir çam ağacı yangını geçirmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Yangın geçiren bölgeyi yaklaşık 2 hafta sonra ateş zambakları (Lilium bulbiferum) sarar. Yangını seven bu bitkiler, yangından sadece 9 gün sonra çiçek verebilir! 9 gün! Sonrasında bu zambaklar yaklaşık 10 yıl sürecek olan bir uykuya yatarlar, adeta onları yeniden uyandıracak olan yeni yangınları beklercesine... 

Hatta bazı bitkiler bunun da ötesine geçerek, yangını bir avantaj olarak kullanabilirler. Örneğin çam ağaçlarının henüz açılmamış kozalakları, yangın anında adeta bir “tohum mermisi” gibi davranır. İçlerinde çam tohumları taşıyan bu kapalı kozalaklar yangın etkisi ile ısınır ve iç basıncı artar. Daha sonra bir bölümün basınç ile parçalanması ile ivme kazanan bu kozalaklar, 100 metreyi aşan mesafelere kadar fırlayabilir. Bu şekilde çam ağaçları, yangınlar sırasında daha uzak coğrafyalara yayılarak çoğalmayı başarırlar!

Küllerinden Doğan Bitkiler: Toparlanma Adaptasyonları Nasıl İşler?

Peki, diyelim yangın oldu ve bir ormanı kasıp kavurdu. Bitkiler, yangın sonrasında nasıl toparlanırlar? Yani az önce bahsettiğim toparlanma adaptasyonları nasıl işler? Örneğin Akdeniz'de bulunan bitkiler, yangınlarla fazlasıyla içli dışlı oldukları için toparlanma mekanizmasının gelişkinliği Dünya’da eşsizdir. Çünkü bu ormanlar sürekli bir yangın müdahalesi altındadır. Bunun sebeplerinden birisi, bölgenin kendi iklimsel özelliklerinin sebep olduğu ve sık sık meydana gelen yangınlardır. Başka bir sebep olarak da sayısız medeniyete ev sahipliği yaptığı için, fazlaca maruz kaldığı insan etkisi sayılabilir. Ancak Akdeniz ikliminin görüldüğü yerlerdeki flora (bitki örtüsü) bu yangın stresine karşı evrimleşmiş bitkiler ile doludur. 

Bu bitkilerden birisi hepimizin çok yakından tanıdığı zeytin ağacıdır (Olea europaea). Bu bitki küllerinden yeniden doğarak “toparlanma” mekanizmasının belki de en ilgi çekici örneğini sergilemektedir. Zeytin ağacı, önce kalın kabuğu sayesinde yangına karşı koymaya çalışır. Ancak kabuk kalınlığının işe yaramayacağı durumlarda onu kurtaracak ek bir mekanizması daha vardır: Zeytin ağacı, ilk bakışta yangına teslim olmuş gibi görünür. Çünkü ağaç epey bir yanar ve adeta kül olur. Toprak üstü organlarının hemen hemen hepsi ölür. Son derece özel olan bir yapısı hariç: “Lignotüber”. Bu yapı, ağaç gövdesinin en alt kısmındaki şişlik olarak göze çarpar. Neredeyse yanması imkânsız olan bu bölge, yoğun miktarda nişasta depo eder ve yeni sürgünleri verecek olan sürgün gözlerini içerir. Nişastanın bulunması çok kritiktir; çünkü bu sürgün gözlerinden yeni dallar ve yapraklar oluşup yeniden fotosentez ile besin üretimi sağlanana kadar, depo nişastası besin olarak kullanılır. Yangın ile üst gövdesi ölen bir zeytin ağacı, bir sonraki dönemde akıl almaz bir hız ile lignotüberlerin sürgün gözlerinden çıkan 3-4 yeni gövde ile bizleri selamlar.

“Küllerinden yeniden doğmak” derken ne kastettiğimizi şimdi anlıyor musunuz?

Yangına Toleranslı Bitkiler

Tabii yangınlarla mücadelede bitkiler sadece toparlanma adaptasyonlarını kullanmazlar; tolerans adaptasyonları da önemlidir. Örneğin melez ağacı veya dev sekoyalar gibi bazı bitkilerin kabuklarında görülen kalın termal yalıtım tabakası veya nemli dış kabuk adaptasyonları, yangın direncini arttırır. Bitkiler arasında yangın direncini artıran bir diğer adaptasyon ise yüksek ağaç taçlarıdır. Yani yaprakların ve meyvelerin yerden çok yüksekte bulunmasıdır. Örneğin Ökaliptüs bitkilerinin ve birçok çam ağacının yaprakları yerden metrelerce yukarıda bulunur, böylece çalı yangınlarından pek etkilenmezler.

Kontrollü Yangın: Ormanların Sağlığı İçin Onları Yakmak!

Yangınlar bitkilerin gelişimi için öylesine önemlidir ki, Avustralya Çim Ağacı gibi ateş seven bitkilerin yetiştirildiği bazı seralarda ve hatta devasa ormanlarda itfaiyeciler ve yangın uzmanları pürmüs lambası gibi araçlar kullanarak bilinçli, yani isteyerek yangınlar çıkarılmaktadır. Kontrollü yangın adı verilen bu uygulama, aşırı kuru ve istenmeyen bitkilerin ve hatta işgalci türlerin elenmesini sağlamakta, ormanın kendini yenilemesini mümkün kılmaktadır. Bu uygulama, ateşe muhtaç ve ormanın belkemiği olan ağaçların üreyebilmesini sağlamaktadır.

İşte makalenin başında orman yangınlarına verdiğimiz tepkinin mantıklı bir şekilde değerlendirilmemesi halinde neden hataya düşeceğimizden bu nedenle bahsettik. Duman gibi, insanlar tarafından istenmeyen ve bizler için zararlı olan olgular ile ateşi ilişkilendirdiğimiz ve ormanlara yakın bölgelere inşa ettiğimiz evlerimiz, park ettiğimiz arabalarımız, çocuklarımızın koşuşturduğu yaşam alanlarımız yok olmasın istediğimiz için, yangınların da "mutlak kötülük" olması gerektiğine yönelik bir yanılgıya sahibiz. Buna bağlı olarak, nasıl ki ocağımızdaki ateşi kontrol edebiliyorsak, orman yangınlarını da mutlak kontrolümüze sokmak istiyoruz ve mümkünse tamamen ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. 

Bu, daha büyük sorunların önünü açabilir. Örneğin ABD'de Smokey Bear isimli yangınla mücadele konusunda halkı bilinçlendirme projesi, yangınlarla ilgili o kadar negatif bir görünüm çizdi ki, günümüzde yapılan çalışmalar son 100 yıl boyunca ufacık yangınların bile ne pahasına olursa olsun baskılanması sonucunda, günümüzde önüne geçilemeyen büyüklükte yangınlar yaşanmaktadır. Çünkü ufak yangınlar, az miktarda yanıcı maddeyi yakarak temizler. Ancak bunları bile baskılarsak, ormanlarda durmaksızın kuru ağaç gövdeleri ve diğer yanıcı maddeler birikir ve asla kontrol edemeyeceğimiz büyüklükte yangınların önünü açar. Sırf bu nedenle ABD, halkı yangına karşı bilinçlendirme konusundaki mesajlarını değiştirerek, yangınların ekolojik anlamda sağlıklı süreçler olduğunu da anlatmaktadır.

Bu konuda ihtiyacımız olan şey bilim, bilgi ve ateş ekolojisi konusunda donanımlı uzmanlar yetiştirmek... Elbette ormanlara insan müdahalesinin ne düzeyde olması gerektiği oldukça karmaşık bir felsefi problem de... Evrimin sıradan bir ürünü olarak biz ve tüm faaliyetlerimiz halen "doğal" ve "normal" olarak nitelendirilebilir mi, yoksa insanların doğaya her türlü müdahalesi "yapay" ve "istenmeyen" olarak mı görülmelidir? Bunu bir düşünün...

Orman Yangınlarında Ne Yapmalı?

Peki bu durumda orman yangınları için ne yapmalı? Dokunmayalım mı? Ormanları kendimiz mi yakalım? Elbette hayır! İnsanların sebep oldukları yangınlar doğal yangınlar olarak bilinmemektedir; çünkü insanlar, kamp ateşi ve kundaklama faaliyetlerini Akdeniz ormanlarının ihtiyacı olan 50 yıldan çok daha sık, sadece birkaç yılda bir yaparlar!

Güneybatı Anadolu Orman Araştırmaları Enstitüsü'nden Coşkun Güney ve ekibinin Uluslararası Yaban Arazi Yangınları Derneği'nde Mart 2019'da yayınladıkları bir incelemeye göre ülkemizin %28 civarı ormandır ve Türkiye'de son 8 yılda, toplamda 7000 hektar araziyi yakan 2500 civarında orman yangını yaşanmıştır. Yani her yıl 310'dan fazla yangınla boğuşmaktayız ve bunların her biri 3 hektar civarı bir alanı yok etmekte! Bunlardan en büyüğünü 31 Temmuz 2008'de Serik-Taşağıl bölgesinde yaşadık ve neredeyse 16.000 hektar ormanımız yandı. Bu yangınların sadece %11'i yıldırımlar nedeniyle başlamıştır; geri kalan %89'u insan kaynaklıdır ve bunların %60'ının nedeni bilinmemektedir.

2004 yılına ait orman yangını istatistiklerine göre insanlar tüm yangınların %94-97'sinden sorumlu ve bunların %14'ü kundaklama, %58'i ihmal, %5'i yanlışlıkla, %23'ü ise bilinmeyen nedenlerle çıkıyor. Doğal nedenlerle başlayan yangınların oranı sadece %3-6 civarı!

Buna rağmen ülkemiz, ormanla mücadelede diğer ülkelerin birçoğundan çok daha etkili ve hızlı. 2003 yılında ortalama 40 dakika olan yangına müdahale süresi, 2018'de 14 dakikaya kadar indi. Hatta Amerika'dan Yunanistan'a, İsrail'den Kazakistan'a kadar birçok ülkeden yangın uzmanları ülkemizdeki Orman Genel Müdürlüğü eğitim merkezine gelerek bilgiler edinmekte, bu ülkelerin uzmanlarıyla işbirliği yapılmakta ve hatta bazıları bizzat ülkemizde eğitilmektedir.

Günümüzde bir orman, 50 yıllık döngü yerine ortalamada 5-7 yılda bir yakılabilmektedir. Şu grafiğe bir bakın:

UNISDR

Yangın sayısındaki artışta bir anormallik var, onu söyleyelim. Bu anormalliğin bir sebebi insanların orman alanlara daha fazla yerleşmesi, piknik gibi faaliyetlerin daha riskli bölgelerde yapılması ve belki tahmin edebileceğiniz gibi, küresel ısınma. Yaz aylarının ortalama sıcaklığı arttıkça, ormandaki malzemelerin tutuşma sıcaklığına erişmesi giderek kolaylaşıyor. 2018 yılında Bartın Üniversitesi'nden Mertol Ertuğrul ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir makalede de vurgulandığı gibi, küresel ısınma nedeniyle çok daha geniş arazilerde çıkan yangınlarla mücadele etme riskiyle karşı karşıya kalmamız çok olası.

Normalden çok daha sık yanan Akdeniz ormanlarının, böylesine güçlü bir seçilim baskısına ve strese daha ne kadar kaldırabileceği meçhul. Orman yangınları, ormanın doğal bir parçası olsa bile, eğer ormanlarımıza toparlanma adaptasyonlarının işleyeceği kadar süreyi bile tanımazsak, bizi sonsuza dek terk edebilirler. Bu, doğaya karşı açtığımız savaşta işlediğimiz en aptalca, en kabul edilemez savaş suçu olurdu. Bu suçu işlememenin tek yolu da halkı bilimsel gerçeklerle donatmak, güçlü yasal denetim mekanizmaları işletmek ve ormanlarımızın sağlığını yakından takip etmektir. 

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 5
  • 4
  • 6
  • 2
  • 0
  • 1
  • 3
  • 5
  • 4
  • 1
  • 0
  • 3
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • M. D. Peck. (2011). Epidemiology Of Burns Throughout The World. Part I: Distribution And Risk Factors. Burns, sf: 1087-1100.
  • C. H. Wellman, et al. (2018). The Microfossil Record Of Early Land Plants. Philosophical Transactions of the Royal Society B, sf: 717-731.
  • Science Learn. What Is Fire?. (2009, Kasım 19). Alındığı Tarih: 25 Temmuz 2018. Alındığı Yer: Science Learn
  • C. Adams. What Exactly Is Fire?. (2002, Kasım 22). Alındığı Tarih: 25 Temmuz 2018. Alındığı Yer: Straight Dope
  • T. Harris. How Fire Works. (2018, Temmuz 25). Alındığı Tarih: 25 Temmuz 2018. Alındığı Yer: How Stuff Work
  • How Stuff Work. Why Does Smoke Come From A Fire?. (2018, Temmuz 25). Alındığı Tarih: 25 Temmuz 2018. Alındığı Yer: How Stuff Work
  • A. M. Helmenstine. What Is Fire Made Of?. (2017, Eylül 08). Alındığı Tarih: 25 Temmuz 2018. Alındığı Yer: Thought Co
  • Wikipedia. Fire. (2018, Temmuz 01). Alındığı Tarih: 25 Temmuz 2018. Alındığı Yer: Wikipedia
  • Science Learning Hub. What Is Smoke?. (2009, Kasım 19). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Science Learning Hub
  • M. Petruzzello. Playing With Wildfire: 5 Amazing Adaptations Of Pyrophytic Plants. (2019, Ağustos 17). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Britannica
  • Nature Conservation Council of NSW. Primer On Fire Ecology. (2019, Ağustos 17). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Nature Conservation Council of NSW
  • C. O. Güney, et al. Fire Globe: Wildfire In Turkey. (2019, Mart 01). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: International Association of Wildland Fire
  • UNISDR. Country Report: Turkey. (2007, Ocak 01). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: The Global Wildland Fire Network
  • M. Ertuğrul, et al. (2018). The Analysis Of The Forest Fires In Turkey With Statistical Quality Control Method. Modern Management Forum.
  • T.C. Orman ve Tarım Bakanlığı. Orman Genel Müdürlüğü Basın Açıklaması. (2019, Temmuz 13). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: T.C. Orman ve Tarım Bakanlığı
  • J. Bloom. Fluorine: The Element From Hell. (2016, Şubat 14). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: American Council on Science and Health
  • U.S. Forest Service. Sharing Fire Ecology Expertise With Turkey. (2019, Ağustos 17). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: U.S. Forest Service
  • Pacific Biodiversity Institute. Fire Ecology. (2009, Ocak 01). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Pacific Biodiversity Institute
  • Salk University. Smoke Signals: How Burning Plants Tell Seeds To Rise From The Ashes. (2013, Nisan 29). Alındığı Tarih: 17 Ağustos 2019. Alındığı Yer: Salk University

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 16/09/2019 18:44:02 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/371

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Bilim, en üst düzey sağduyudur. Sağlam bir gözleme dayanır ve mantıksal safsatalara karşı acımasızdır.”
Thomas Huxley
Geri Bildirim Gönder