Evrim Ağacı
Reklamı Kapat

"Ölümsüz" Canlılara Bir Diğer Örnek: Platyhelminthes (Yassısolucanlar) ve Ölümsüzlük Hakkında Açıklamalar

Reklamı Kapat

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, Canlıların Evrimi yazı dizisinin 38. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Belki bileceğiniz üzere Şubat 2012 ayı içerisinde, Nottingham Üniversitesinden bilim insanları, yassısolucanlar üzerine yaptıkları araştırmalar sonucunda, bu canlıların bireysel olarak sonsuza kadar yaşayabildiklerini, çünkü her seferinde kendilerinin yeni kopyalarını üretip, bu kopyaların doğal bir ölüm ile karşılaşmayacak şekilde telomer dediğimiz gen yapılarını yenilediğini gösterdiler.

Ölüm, insanların, özellikle de bilim insanlarının uzun yıllardan beri incelemekte oldukları bir alan. Şimdiye kadar ölümle ilgili birçok şey yazılıp çizildi. Ancak özellikle Evrimsel Biyoloji'nin güçlenmesiyle birlikte yükselen modern bilim sayesinde artık ölümün neden var olduğunu, mekanizmalarını, nasıl ortaya çıktığını ve bilimsel olarak ne demek olduğunu gayet iyi bir şekilde bilmekteyiz. Bu konuda, halihazırda yazılmış detaylı bir yazımız olan "Ölüm Nedir? Doğuma, Yaşama, Yaşlanmaya ve Ölüme Bilimsel ve Evrimsel Bir Bakış..." başlıklı makalemizi okuyabilirsiniz.

Bu yazımızı okuduğunuzda göreceksiniz ki, insanların ölüme ve sonrasına yükledikleri anlamlar son derece makul bir insan davranışı (telkin ve teselli) olmakla birlikte, bilimden tamamen uzaktır. Çünkü ölüm, son derece sıradan bir doğa mekanizmasıdır ve doğadan alınan maddelerin, doğa içerisindeki dönüşümü içerisindeki basit bir süreçtir. Ölümden "sonra" diye bir şeyden bahsedilemez, çünkü beynin ölmesiyle birlikte o canlı için artık "canlılık" kalmaz ve "ölümü", "sonrasını", "zamanı" algılamasına ve yorumlamasına sebep olan her şey biter. Dolayısıyla zaten ölümden "sonrasını" hissetmenin, deneyimlemenin, yaşamanın herhangi bir yolu yoktur. Son derece basit bir şekilde anlaşılacağı üzere ölüm sonrası yaşam da, insanın salt korkularından doğan bir teselliden ibarettir, kulağa her ne kadar hoş gelse de...

İşte bilimsel bağlamda bakıldığında, ölümün gayet normal bir doğal süreç olduğu görülecektir. Üstelik sadece Evrimsel Biyoloji ve Popülasyon Genetiği gibi bilim dallarının incelenmesi ve anlaşılmasıyla kavranılabilecek bir süreçtir. Zira ölüm, evrimsel süreçte canlılar arasındaki mücadeleyi dengeleyici roldedir. İlkin atalarımızda, yani tek hücreli koaservatlar ve bakterilerde bile, mücadele sonucu "mekanik ölüm" dediğimiz durumla karşılaşmaktayız. Ancak yine Evrimsel Biyoloji'nin açıklamalarıya tamamen uyuşacak bir şekilde, prokaryotların neredeyse hiçbirinde "doğal ölüm" olayından bahsedemediğimizi görmekteyiz. Yani bunların hiçbiri bizler gibi "yaşlanma sonucu" ölmüyorlar.

Bu da son derece anlaşılır bir durumdur, zira yaşlılık ve bunun sonucunda doğal olarak yaşamdan çekilme, evrimsel süreçte edinilmiş, dengeleyici bir adaptasyondur. Evrimsel Biyoloji'nin bize öğrettiği üzere yaşamın biyolojik olarak sadece 2 amacı vardır: hayatta kalmak ve üremek. Dolayısıyla bunu başarmış bir canlının varlığını sürdürerek, yeni doğan canlıların kaynaklarını tüketmesi, türün devamlılığı açısından tehdit edici bir durumdur. Bu sebeple, evrimsel süreçte, kulağa hiç hoş gelmese de "ölüm" dediğimiz hücrelerin dağılması (dekompozisyonu) sonucu canlılığı yitirme durumu gelişmiştir.

Bu sürecin elde edilmesi de çok basit bir mekanizmaya dayanır - ki yukarıdaki bağlantıda verdiğimiz yazımızda bunu detaylıca anlatmıştık: Kısaca "ölüm" dediğimiz olgu, hücrelerimizin her bir bölünmesi sırasında DNA'nın kısımlarında bulunan telomer yapılarının eşlenemeyerek, her bir bölünme sonucunda canlının hücrelerindeki DNA'nın kısalması ve bunun sonucunda bir süre sonra hücrelerin artık kendilerini eşleyememeleri sonucu canlılığın (enerjiyi kullanarak aktif olarak entropiye karşı koyma halinin) sonlanmasıdır.

Bu bağlamda incelediğimizde, "ölümsüzlük" kavramı çok daha anlaşılır olacaktır. Her ne kadar birçok inanış ve düşünce sistemi gelişimleri sırasında ölüm gibi doğal bir olayı dahi tekellerine almaya çalışmışlarsa da, ölüm inançların değil, doğanın bir gerçeğidir ve sadece doğal mekanizmalarla gerçekleşir. Benzer şekilde bazı canlıların ölümsüzlüğü de, tamamen doğal süreçlerden ibarettir. Zaten yukarıda da açıkladığımız üzere aslında ölüm, ölümsüzlükten evrimleşmiş bir durumdur.

Bilimsel haberlerde gördüğümüz bu ölümsüz canlılar da, zaten doğanın normalde olan özelliğini sürdüren canlılardır. Ölüm, dediğimiz gibi dengeleyici bir unsurdur ve evrimsel süreçte, doğada var olan kaynakların en verimli şekilde tüketimini sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Bu sebeple, eğer ki çevresel baskılar altında zaten bir türün kaynakları tüketimi dengeliyse, ölümsüz olmasında hiçbir doğaüstü durum gözükmemektedir.

Şimdi, bilimsel bir bakış açısı edindiğimize göre, ölümsüzlüğü bilimsel bir çerçevede tanımlayabiliriz:

Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Ölümsüzlük, canlının tekil bir bireyinin kendisini çoğaltarak, ölümüne sebep olacak olan telomerlerini yenilemesi sayesinde asla doğal ölüm ile karşılaşmamasıdır. Bu tıpkı şuna benzer: 60 yaşına gelip yaşlandığınızda, tek bir hücrenizi kendinizden bağımsız hale getirip, o hücreden tüm bireyi (kendinizi) yeniden üretip (tıpkı zigotta olduğu gibi), bu bireyin sizin kaldığınız yerden yaşamınızı sürdürmesi gibidir. Ancak buradaki durum, tek bir hücre ile sınırlı değildir. Yassısolucanlardaki duruma girmeden önce, bir diğer ölümsüz canlı örneği görmek isterseniz, "Turritopsis nutricula (Ölümsüz Denizanası)" başlıklı makalemize göz atmanızı tavsiye ederiz.

Şimdi, yassısolucanlara gelecek olursak, yukarıda verdiğimiz denizanasından pek de farklı bir durum olmadığını görürüz. Sadece metotları biraz farklılık taşımaktadır.

Yassısolucanlar, omurgasızların en ilkin örneklerini temsil ederler. Çok ilkin bir sinir sistemine sahiptirler. Dolaşım sistemleri karmaşık değildir. Adeta çok hücreliliğe yeni atılmış bir adım gibidirler. Ancak bilim dünyasında bu kadar büyük heyecan yaratmalarının sebebi, çok hücreli canlılarda ölümsüzlük örneklerinin görülmesidir. Yukarıda da değindiğimiz üzere, tek hücreli prokaryotlarda ölümsüzlük sıradan bir olaydır. Ancak çok hücrelilerde bunu görmek şaşırtıcıdır; çünkü çok hücrelilerin karmaşık yapılarının sürerliliğinin sağlanması güçtür ve ayrıca çok hücrelilerin kaynakları çok daha kısıtlı olmaya meyillidir.

Tüm bunlara rağmen çok hücrelilerde de kendilerini yenileyip ölümsüzlüğe sahip olan canlılar görmek ilgi çekicidir. Peki bu canlılar bunu nasıl yapıyorlar?

Aslında yukarıda olayı bütün açılarıyla ele aldık ve aktardık. Yassısolucanlar da, ortadan ikiye kesildiklerinde, kendilerinin kesik taraflarını tamamlayabilmektedirler. Üstelik yeni üretilen bu kısım, sanki yeni doğmuş bir yassısolucanmış gibi genç hücrelerden oluşmaktadır. Dolayısıyla bir yassısolucan, sürekli ikiye bölünecek ve eksik kısmını tamamlamasına izin verilecek olursa, her seferinde genç ve diri hücreler üretilmiş olacak, birey asla ölmeyecektir. İşte biyolojik ölümsüzlük basitçe budur.

Burada önemli bir nokta olarak karşımıza "Kopyanın yaşaması, bireyin kendisinin yaşaması mıdır?" sorusu çıkabilir. Bu soru, beyin yapısı gelişmiş türlerde bir nebze sorulabilir (ki onlarda da aslında tartışılacak pek bir şey yoktur; ancak burada girmeyeceğiz). Fakat bu şekilde sinir sisteminden neredeyse tamamen yoksun, tamamen genlerin kontrolünde davranışlar sergileyen, ilkin canlılarda kopyaların davranışları, orjinal bireyinkiyle neredeyse tamamen aynı olacaktır. Bu da teorik olarak iki kopyanın birbirinin aynısı olması demektir.

Kaldı ki burada bahsedilen kopyalar değildir! Burada bahsedilen, kesilen (mitotik bir bölünmeden bahsetmiyoruz!) bir canlının kendisini tamamlayıp yaşamını sürdürmesidir. Eğer ki dilinizin 3'te 1'ine kadarı kesildiğinde yerine geri çıkan dil parçasının kendinize ait olmadığını, başka bir canlı olduğunu iddia ediyorsanız, evet, bu canlılar size göre birbirinin aynısı değillerdir. Ancak yeni çıkan dil parçası tamamen size aittir. Bu örnekte de, kesilen yassısolucanın kendini tamamlaması sonucu oluşan iki canlı, ana canlının tıpatıp aynısıdır. Bu durumda kopya, orjinal ile tamamen aynıdır diyebiliriz rahatlıkla. 

Elbette, bilim dışı kaynaklar bu fikir kendi görüşleriyle çeliştiği için bunu da saptırma merakındadırlar. Dolayısıyla gülünç yöntemlere başvurarak "E kafasını ezin bakalım yaşıyor mu?" gibi düşük seviyeli yaklaşımlar göstermektedirler. İkiye bölündüğünde yaşamayı başaran bu canlıya bu şekilde yaklaşmak bile anlamsızken, henüz biyolojinin ne olduğunu anlamadıklarını da göstermektedirler. Elbette ki mekanik ölüm ile doğal ölüm arasında farklar vardır. Bir darbe sonucu bütün hücrelerin anında işlevini yitirmesi sonucunda bu canlı elbette ki ölecektir. Veya bir avcı, bu yassısolucanları yiyip sindirdiğinde, canlı elbette ki ölecektir. Burada bahsedilen, bu tip bir ölüm değildir. Hücrelerin yaşlanması sonucu, artık kendilerini kopyalama özelliklerini yitirerek ölmeleridir. Ve ancak bu açıdan bakıldığında bu canlılar ölümsüzdür.

Bu konuda bir diğer sıkıntı da, yine bilimden uzak kişilerin bu gerçekleri "safsata" olarak değerlendirmeleridir. Unutmamak gerekiyor ki bir konuyu aklımızın almıyor olması, o konunun gerçek olmadığı anlamına gelmez; olsa olsa kapasitemizin bunu anlayacak kadar geniş olmadığı anlamına gelecektir. Bu haberlerin hepsi bilimsel makaleleriyle birlikte, uluslararası komitelerden geçerek yayınlanan haberlerdir. Üstelik denemesi de bedavadır. Evinizde, alacağınız bir yassı solucan ile, gerekli mikrobiyoloji ve genetik bilgisini edinerek bu deneyleri tekrar edebilirsiniz. Aksi bir gerçeğe ulaşacak olursanız, siz de bilimsel bir başarı elde etmiş olursunuz. Ancak oturulan yerden atıp tutmak, "tartışma" örneği değil, "cehalet" örneğidir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 2
  • Tebrikler! 2
  • Bilim Budur! 1
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 1
  • Umut Verici! 1
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 13/07/2020 15:17:54 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/307

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Reklamı Kapat
Kategoriler ve Etiketler
Tümünü Göster
Güncel
Öğrenme Alanı
Kozmik Mikrodalga Arkaplan Işıması (Cmb)
Nöron
Yumurta
Bebek Doğumu
Sağlık Personeli
Uçma
Dünya Sağlık Örgütü
Dünya
Hücre
Makina
Hız
Jeoloji
Cinsellik
Mitler
Evrim Teorisi
Teyit
Gelişim
Yiyecek
Çocuk
Beslenme Davranışları
Evrim
Bilgi
Sperm
Hayvan Davranışları
Daha Fazla İçerik Göster
Daha Fazla İçerik Göster
Reklamı Kapat
Reklamsız Deneyim

Evrim Ağacı'nın çalışmalarına Kreosus, Patreon veya YouTube üzerinden maddi destekte bulunarak hem Türkiye'de bilim anlatıcılığının gelişmesine katkı sağlayabilirsiniz, hem de site ve uygulamamızı reklamsız olarak deneyimleyebilirsiniz. Reklamsız deneyim, Evrim Ağacı'nda çeşitli kısımlarda gösterilen Google reklamlarını ve destek çağrılarını görmediğiniz, daha temiz bir site deneyimi sunmaktadır.

Kreosus

Kreosus'ta her 10₺'lik destek, 1 aylık reklamsız deneyime karşılık geliyor. Bu sayede, tek seferlik destekçilerimiz de, aylık destekçilerimiz de toplam destekleriyle doğru orantılı bir süre boyunca reklamsız deneyim elde edebiliyorlar.

Kreosus destekçilerimizin reklamsız deneyimi, destek olmaya başladıkları anda devreye girmektedir ve ek bir işleme gerek yoktur.

Patreon

Patreon destekçilerimiz, destek miktarından bağımsız olarak, Evrim Ağacı'na destek oldukları süre boyunca reklamsız deneyime erişmeyi sürdürebiliyorlar.

Patreon destekçilerimizin Patreon ile ilişkili e-posta hesapları, Evrim Ağacı'ndaki üyelik e-postaları ile birebir aynı olmalıdır. Patreon destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi 24 saat alabilmektedir.

YouTube

YouTube destekçilerimizin hepsi otomatik olarak reklamsız deneyime şimdilik erişemiyorlar ve şu anda, YouTube üzerinden her destek seviyesine reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. YouTube Destek Sistemi üzerinde sunulan farklı seviyelerin açıklamalarını okuyarak, hangi ayrıcalıklara erişebileceğinizi öğrenebilirsiniz.

Eğer seçtiğiniz seviye reklamsız deneyim ayrıcalığı sunuyorsa, destek olduktan sonra YouTube tarafından gösterilecek olan bağlantıdaki formu doldurarak reklamsız deneyime erişebilirsiniz. YouTube destekçilerimizin reklamsız deneyiminin devreye girmesi, formu doldurduktan sonra 24-72 saat alabilmektedir.

Diğer Platformlar

Bu 3 platform haricinde destek olan destekçilerimize ne yazık ki reklamsız deneyim ayrıcalığını sunamamaktayız. Destekleriniz sayesinde sistemlerimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz ve umuyoruz bu ayrıcalıkları zamanla genişletebileceğiz.

Giriş yapmayı unutmayın!

Reklamsız deneyim için, maddi desteğiniz ile ilişkilendirilmiş olan Evrim Ağacı hesabınıza üye girişi yapmanız gerekmektedir. Giriş yapmadığınız takdirde reklamları görmeye devam edeceksinizdir.

Destek Ol
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Sorgulanamayan cevaplardansa, cevaplanamayan soruları tercih ederim.”
Richard Feynman
Geri Bildirim Gönder