Keşfedin, Öğrenin ve Paylaşın
Evrim Ağacı'nda Aradığın Her Şeye Ulaşabilirsin!
Paylaşım Yap
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Bugün bilimseverlerle ne paylaşmak istersin?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.
Size Özel
Makaleler
Arya Elçi
Arya Elçi
63.3K UP
Yazar 2 gün önce 4 dk.

Dünyada bilinen ilk üniversiteyi, günümüzde bildiğimiz anlamda bir üniversite değildi bu, Platon kurmuş ve kesin olmayan bir bilgiye göre girişine şöyle yazdırmıştı: "Ageometretos medeis eisito!". Türkçe karşılığı "Geometri bilmeyen giremez!" Böyle bir söz yazılı mıydı değil miydi bilinmez ama bu anlayışın Antik Yunan filozofları ve sonrası bilim insanlarında kabul gördüğü bir gerçekliktir. Çünkü kendisinden önce ve sonra gelen filozoflar mantığın önemini iyice kavramış, düşünce sistemlerinin temeline oturtmuşlar ve bu sayede modern bilimin temelini atmışlardı. Pisagor, Euclid, Eratosthenes geometriyi kullanarak ellerindeki kısıtlı imkânlara rağmen harikalar yaratan bu matematikçilere yalnızca birkaç örnektir.

Geometriyle dönemin teknoloji adına zor şartlarına meydan okuyan başka bir bilim insanı Edmond Halley'dir. Halley'i en çok adının verildiği kuyrukluyıldız ile tanıyoruz. Ancak tabii ki Halley'i kuyrukluyıldız ile özdeşleştirmenin ötesine geçmek zorundayız çünkü bilime katkısı oldukça fazla. Kendisinin güney yıldızlarından Ay'ın çekim alanına, Dünya'nın manyetik alanından geometriye birçok konuda çalışması bulunuyor. Bunların hepsinden tek bir yazıda bahsetmek mümkün olmadığından eski Yunan filozoflarından bu yana birçok insanın merak ettiği astronomik birimin (AB) yani Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığın nasıl hesaplanabileceğine dair metodundan bahsedeceğiz.

9
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Önder Altunlu
Önder Altunlu
50.2K UP
İnceleyen8 3 gün önce
12 angry man vibe i verdi, tek mekanda geçmesi falan. film ölümsüzlük ve ölebilmemiz arasında git gel yaptırdı bana, hangisi daha az kötü¿
Film
9.7/10
(67 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : The Man from Earth
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
0
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 29 Şubat 2012 27 dk.

Evrimsel süreçle ilgili anlaşılması en güç kavramlardan biri, bir özelliğin nasıl değiştiği ve türlerin nasıl farklılaştığıdır. Örneğin ortalama boyu 20 santimetre olan bir canlının boyu nesiller içerisinde nasıl 2 katına, 40 santimetreye çıkabilir? Daha kritik bir soru, eğer ki popülasyon içerisinde yeterince çeşitlilik olmaması durumunda, bu tür bir evrimin gerçekleşip gerçekleşemeyeceğidir. Yani boy ortalaması 20 santimetre olan bir popülasyonun içerisindeki en uzun bireyler 22 santimetreyse ve daha uzun bireyler yoksa, nasıl olur da popülasyonun boy ortalaması 40 santimetreye çıkabilir? Diyelim ki yeterli çeşitlilik var, bu durumda evrim nasıl meydana gelir? İşte bu makalemizde bu konuları inceleyerek, evrensel olarak evrimin nasıl işlediğini anlamanızı sağlamayı hedefleyeceğiz. Eğer ki bu yazımızı tam olarak sindirebilirseniz, evrimin nasıl işlediğini ileride karşınıza çıkabilecek herhangi bir örnek dahilinde, rahatlıkla yorumlayabileceğinizi umuyoruz. Fakat bu yazıyı okumadan önce, evrimin temel mekanizma ve işleyişini öğrenmek adına bu dizimizin ilk yazısı olan "Evrim'in İşleyişi - 1: Genel Kavramlar, Mekanizmalar ve Yöntemler" başlıklı makalemizi okumanızı tavsiye ederiz. Hemen konuya girelim:

Evrimin nasıl meydana geldiği üzerinde kafa yorarken insanların düştüğü temel hatalardan birisi, evrimi türümüz üzerinden düşünmektir. Esasında bunu elbette yapabilirsiniz, zira insan türleri de evrimsel süreç sonunda var olmuş hayvan türleridir; ancak insan üzerinde düşünmenin ufak bir sıkıntısı vardır: türümüz, vahşi doğadan izole bir yaşam stiline geçtiği ve buna adapte olduğu için, istisnasız olarak geriye kalan tüm türlerin geçirdiği evrimsel değişimlerden bir miktar uzaklaşmıştır. Elbete türümüz halen, her nesilde evrim geçiriyor; ancak söz konusu Homo sapiens olduğunda bu evrim daha çok mikroevrim düzeyinde, fiziksel değişimlerin çok çok daha yavaş yaşandığı bir evrim olmakta. Bu yüzden bir türün dış görünümünün evrim sebebiyle değişimi görülmek isteniyorsa, insan türü üzerinden gitmek pek de mantıklı bir "ilk adım" olmayacaktır. Yine de, bu konuyla ilgili olarak "İnsanların evrimi sona mı ermiştir? İnsan üzerinde Evrim Mekanizmaları nasıl işler?" başlıklı makalemizi okuyarak, bu yazımızda vereceğimiz örnekleri nasıl insanlara genişletebileceğinizi öğrenebilirsiniz. Uzun lafın kısası, tıpkı genetik deneylerinde yaptığımız gibi, gözlemlemek istediğimiz unsuru (evrimi) kolaylıkla görebileceğimiz, uygun bir model organizma seçmek, incelememizin kolay ve sıkıntısız gerçekleşebilmesi için önem arz eder. Bu sebeple, insan gibi bir tür üzerinden evrimi incelemek yerine, vahşi yaşam dahilinde bulunan bir türü ele almak çok daha kolay olacaktır.

95
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Gözlemi
Reinatr48 Reinatr48
Gözlemi Yapan 9 Mayıs 2024 Türkiye, Ankara
Bilkent Üniversitesi kampüsü
39.86701, 32.74797
9 Mayıs 2024 16.27
2
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Hero Hero
İnceleyen10 5 gün önce
Kuzey şençiçek isimli şahsiyetsiz şahsın dediği her şey yanlıştır utsuro >Dr doom
Dizi
5.9/10
(11 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : 銀魂 (Gintama)
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 1 Ekim 2020 31 dk.

Daha önceden detaylıca izah ettiğimiz gibi (aşağıdaki videodan da izleyebilirsiniz), insanlar, kuyruksuz maymunlar olarak bilinen bir taksonomik gruba üye bir hayvan türüdür. Kuyruksuz maymunlar, tıpkı "memeli hayvanlar" veya "omurgalı hayvanlar" gibi, çok sayıda türü barındıran bir taksonomik gruptur. Kuyruksuz maymunlar, kuyrukları olan maymunlarla (genel hatlarıyla, Yeni Dünya Maymunları ve Eski Dünya Maymunları olarak iki diğer grup ile) bir araya gelerek "Maymunlar" (Simiiformes infratakımını) oluşturur. Maymunlar da, ön maymunlar ile bir araya gelerek Primatlar takımını oluşturur.

Yani maymun, primat, kuyruksuz maymun, hayvan gibi sözcükler, aşağılama sözcükleri değildir; bilimsel terimlerin halk arasındaki karşılıklarından ibarettir. Bu sözcükler, türleri kategorize etmemize yardımcı olan çatı terimlerdir. Aynı zamanda, kimi zaman o gruptaki canlılara dair önemli bilgiler verebilirler. Örneğin "omurgalılar" (Vertebrata) altşubesinden olan bir hayvandan söz ediyorsanız, o canlının sırt ekseni boyunca uzanan bir omurgası olduğundan emin olabilirsiniz. "Memeliler" sınıfından olan bir hayvandan söz ediyorsanız, memeleri ve süt bezleri olduğundan ve yavrusunu süt ile beslediğinden emin olabilirsiniz. İşte "kuyruksuz maymunlardan" söz ederken, yani kuyruksuz maymunlar süperailesine mensup bir türden söz ederken de emin olduğumuz şey, diğer maymunların aksine, bu maymunların kuyruğunu yitirmiş canlılar olmasıdır.

182
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ögetay Kayalı
Yazar 5 gün önce 4 dk.

3D yazıcı, bilgisayar ortamında oluşturulan tasarım dosyalarını alıp elle tutulur gerçek nesnelere çeviren bir tür makinedir. Çok çeşitli tipleri bulunsa da günümüzde en yaygın olarak kullanılanı Fused Deposition Modeling (FDM) tipi yazıcıdır. Bu tür yazıcılar basit bir şekilde, verilen plastik materyali alır ve sıcak bir uçta eriterek arzu ettiğiniz nesneyi katman katman yazarak bir bütün haline getirir. Bu yazıda yazıcılardan bahsederken FDM tipi olanları kast ediyor olacağız.

Öncelikle yapılması gereken, elde bir tasarım dosyasının bulunmasıdır. Bunu SolidWorks gibi CAD programları kullanarak kendiniz tasarlayabileceğiniz gibi, 3D tarayıcı kullanarak bir nesneyi taratarak da elde edebilirsiniz. Yani ya gerçek bir nesneyi taratmanız ya da sanal bir nesneyi kendiniz bilgisayarda oluşturmalısınız. Buna bir diğer alternatif ise başkalarının yaptığı tasarımları ilgili platformlarda (GrabCad, Thingiverse gibi) aratarak indirmektir. Özetle, elinizde bir tasarım dosyası bulunmalıdır. Dosyanın formatı ise STLolmalıdır.

15
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 20 Ocak 2017 6 dk.

İnsan beyninin evriminin ne kadar önemli olduğu aşikardır. Gezegenimiz üzerinde bugüne kadar evrimleşmiş en yüksek zekaya sahip türüz. Bu evrimsel değişim asla kolay olmadı; ancak her evrimsel değişim gibi kademeli ve birikimli bir şekilde oldu. Bu durum, doğal olarak, birçoklarının aklına bir sorunun takılmasına neden olmaktadır: Neden sadece insan türünde beyin ve dolayısıyla zeka bu kadar evrimleşmiştir? Bu sorunun detaylı bir cevabını buradaki makalemizden okuyabilirsiniz.

Ancak çenemizi çalıştıran kasların körelmesiyle ilgili olarak, şunu belirtmekte fayda var: Her türün evrimi eşsizdir. Yani "kendine özgü"dür. Evrim tarihinde; benzer özelliklerin, benzer şartlar altında, kimi zaman benzer süreçlerden geçerek ortaya çıktığını görebilsek de (bkz: yakınsak evrim); çoğu zaman türlerin popülasyonları başından geçenler (çevre şartları, bu çevrenin değişimi, popülasyon içindeki genetik çeşitliliğin yapısı, bu çeşitliliğin çevreyle etkileşimi, vs.) eşsiz bir özgünlükte olduğu için, türlerin evrimi de kendilerine özgü olmaktadır. Bir diğer deyişle, "Neden diğer maymunlar da insanlar gibi zekileşmiyor?" sorusu, "maymun" (Simiiformes) olan her türün birebir aynı evrimsel patikayı takip etmesi gerektiğini varsaymaktadır. Evrimde böyle bir zorunluluk yoktur!

119
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Gizem Çoban
Gizem Çoban
58.5K UP
Yazar 22 Mart 2020 7 dk.

Yüzyıllardır insanların merak konusu olan gökyüzü ve uzay, toplumları bu yönde çalışmaya itti. Uzaya seyahat edebilmenin yolunun roketlerle mümkün olabileceğini zaman içerisinde keşfettiler ve roketin icat edilme süreci de uzay seyahatlerinin tarihi temelini oluşturdu.

Dolaylı kaynaklara göre ilk roket, basit biçimde barut doldurulan bambu boruları ile ‘ateş oku’ denilen bir şekilde 1045 yılından önce Çinliler tarafından icat edildi. Sonradan 1650 yılında Polonyalı ateşli silah uzmanı Kazimierz Siemienowicz bir roket planının çizimi yaptı.

52
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı Akademi

Evrim Ağacı Akademi'yi kullanarak kendini Sosyal Bilimler konusunda geliştirebilirsin.

Evrim Ağacı
Yazar 3 gün önce 54s

Son birkaç gün içinde bazı "gazete"ler (!) de dahil olmak üzere sosyal medyadaki birtakım hesapların, Evrim Ağacı olarak 2013 yılında Richard Dawkins ile ilişkili bir ismi Türkiye'de ağırlamış olmamızdan ve Richard Dawkins'in bilimsel çalışmalarından bahsetmemizden yola çıkarak ve Dawkins'in de Epstein'le (o yönde hiçbir kanıt olmamasına rağmen) kriminal bir bağlantısı olduğu varsayımıyla, Evrim Ağacı olarak bizim de Jeffrey Epstein ile bir bağlantımız olduğu yönünde abesle iştigal ve çocukça bir iddiası, artık tetikçilik boyutuna ulaşacak seviyede paylaşıldığı için, bu açıklamayı yapmak elzem olmuştur.

Bunu açıklamak zorunda kalmak bile utanç verici olsa da Jeffrey Epstein adlı canavar veya onunla işbirliği yaptığı bilinen herhangi bir kişiyle herhangi bir maddi veya manevi işbirliğimiz bulunmamaktadır. Benzer şekilde, Richard Dawkins'den veya vakfından hiçbir şekilde para almadığımız gibi, herhangi bir dernek, vakıf, örgüt, devlet vb. kurumla hiçbir ilişkimiz bulunmamaktadır.

23
1
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Söz
Evrim Ağacı
Alıntıyı Ekleyen 10 Temmuz 2021
Okyanusun önemli olmadığını düşünüyorsanız, Dünya'yı okyanussuz hayal edin.
Bu alıntı Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
17
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Yaşam Ağacı Gözlemi
Ebru Tuba Ölçücü
Gözlemi Yapan 4 gün önce Türkiye, İstanbul
Ölü odun veya canlı odun üzerinde ara sıra parazitik olarak yaşar. Çoğunlukla sık ve kümelenmiş bir şekilde büyürler. Çürüyen sert ağaç çubukları ayrıca kütüklerde yıl boyunca gözlenebilirler. Nemden yoksun kaldığında şapkaları büzüşür ve kendilerini korurlar. Yağmur ve nem oluştuğunda eski haline dönebilirler.
9
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Batuhan Piren
Batuhan Piren
207.8K UP
3 gün önce
Güney Koreli bilim insanları sayesinde kanser hücreleri artık normal hücrelere dönüşebiliyor.

Kanser hücrelerini öldürmek yerine normal, sağlıklı hücrelere dönüştürmek için çığır açan bir yöntem. Ekip, gen ağlarını simüle etmek için "dijital ikiz" teknolojisini kullanarak, özellikle MYB, HDAC2 ve FOXA2 gibi genleri hedef alan ve manipüle edildiğinde kolon hücrelerindeki kanserli büyümeyi tersine çeviren anahtar moleküler anahtarları belirledi.

Daha iyi anlamanız için bunun ne anlama geldiğinin açıklaması:

Bazen midemizdeki minik hücreler çok inatçı hale gelir ve kanser adı verilen kötü adamlara dönüşürler. Çok hızlı büyürler ve vücudun kurallarına uymazlar.

Bilim insanları o üç tehlikeli düğmeyi kapattılar.

Ve işte böylece ne oldu biliyor musunuz? İnatçı kanser hücreleri sanki "Ahhh... Şimdi hatırladım!" der gibi sakinleştiler, düzgün bir şekilde büyüdüler ve tekrar güzel, normal karın yardımcı hücrelerine dönüştüler. Artık kötü büyüme yok.

Daha sonra bunu fareler üzerinde denediler ve fareler iyileşti. Kötü tümörler küçüldü çünkü hücreler eskisi gibi saldırgan olmaktan vazgeçtiler.
49 görüntülenme
1
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
İnceleme
Görkem Öge
Görkem Öge
585.5K UP
İnceleyen 16 Nisan 2024
Dune, Frank Herbert'in 1965 yılında yayınladığı ve toplam 6 kitaptan oluşan, bilimkurgu edebiyatının gelmiş geçmiş en güçlü eserlerinden biri olan roman serisinin sinema uyarlaması.

Şu an gündemde olan Bölüm 2 ise, bu kitapların birincisinin ikinci yarısı. 2021'de gösterime giren ilk bölüm, ilk kitabın ilk yarısıydı ve bu iki film aslında ilk romanın tamamının sinemaya aktarılmış hâli.

Seri, Uzay Operası olarak adlandırılan, hayli bilindik bir bilimkurgu alttürünün pek de geleneksel olmayan bir örneği. Uzay Operaları, adları üzerinde uzayda süregiden, kahramanların birden çok gezegende ve devasa uzaklıkları içeren bölgelerde özgürce gezindiği, maceradan maceraya atıldığı, genellikle eğlenceli ve sürükleyici öykülerdir. Dune ise alttürün temel gerekliliklerini içeriyor olsa da sürükleyici ve eğlenceli olmaktan çok öncelikle politik içeriğiyle, devamında da felsefi ve düşündürücü öyküsüyle türün Star Wars, Star Trek gibi geleneksel örneklerinden ayrılıyor.

Serinin şimdilik ilk iki filmini yönetmiş ve üçüncü bölümünü de yöneteceği açıklanmış olan Denis Villeneuve, Dune Serisinin içerdiği bu ayrıcalığı, sinema diline ve anlatımına da aynen tercüme etmiş ki ortaya çıkan filmin bu kadar sevilmesinin yanı sıra saygı görmesinin sebebi de bu. Ki aslında bu başarının payesini, Villeneuve kadar bu projenin başına Villeneuve'ü getirmeyi akıl eden yapımcılara yazmak gerekli. Çünkü Villeneuve zaten, daha önce yaptığı filmlerde sinema dilini netleştirmiş ve kendi tarzını inşa edebilmiş bir yönetmen. İşte bu sinema dilinin Dune Serisinin tavrı ile örtüştüğünü görmek gerçekten tam olarak parlak bir yapımcının yapabileceği bir hamle.

Peki nedir bu fark? İçinde bulunduğumuz sinema dönemi, daha çok Christopher Nolan, Michael Bay gibi isimlerin başını çektiği, "hızlı kurgu" olarak adlandırılabilecek bir anlatım tarzının zirve yaptığı bir dönem. Bu anlatım tarzının da sinema tarihinde hayli belirgin bir geçmişi var. 80'lerde alan Parker, Adrien Lyne, Tony Scott gibi İngiliz yönetmenlerin Hollywood'a taşıdığı "Video Klip Estetiği", 70'lerde George Lucas ve Steven Spielberg'ün formüle ettiği tarihin en başarılı örneklerini karşımıza getirdiği gişe sineması ve "Blockbuster" formülü, onun da öncesinde 1927'de Fransız Yönetmen Abel Gance'ın keşfettiği (ondan öncesi yok gerçekten. :) ) bir anlatım yöntemi. Villeneuve ise bu hızlzı kurgu ve akıcı anlatım formülünün tam tersi yönde bir sinemasal anlatım diline sahip. Daha ağır akan, hızlı kurgudan çok fotoğrafa öncelik veren, filmin bütününün bir anlam sunduğu değil her bir planın ve sahnenin kendi anlamını yarattığı bir anlatım. Kimine göre sıkıcı olabilecek bu tercih aslında Dune serisinin, yukarıda özetlediğimiz politik, felsefi ve düşünsel içeriği ile tam bir uyum içinde.

Ki şunu da belirtmek lazım ki Uzay Operası alttürünün örnekleri genellikle içerisinde bulundukları sinema döneminin genel sinema tarzının taşıyıcısı hatta belirleyicisi, yani lokomotifi olurlar. İşte Villeneuve bu tercihiyle Uzay Operası gibi hayli gişeye hitap eden bir türde çalışırken Kubrickimsi, Tarkovskimsi, Antonionimsi bir anlatımla gişe sinemasının bir örneğini değil, aksine bir sanat sineması örneği sunarmış gibi davranıyor. İşte filmin esas gücü, esas ayrıcalığı da bu.

Bu kadar kuram, tarih, teknik yeterli ise sonuca bakalım: Gerçekten göz kamaştırıcı. Villeneuve, hem elindeki enfes öyküyü en ince detayına kadar sunuyor, hiç bir yan öyküsü ya da alt metni atlamadan, tüm karakterlere ayrı alanlar açarak ve hem düşünsel hem duygusal tüm anlara hak ettikleri değeri vererek dopdolu ve sakin anlatımına rağmen hiç de sıkıcı olmayan bir tansiyon tutturuyor.

Filmin görseli ise muhteşem. Villeneuve sakin bir kurguyu ve akıcıdan çok durağan bir anlatımı benimserken haliyle kurguya değil fotoğrafa ağırlık veriyor ve sunduğu fotoğraflar ise yine (akıcılıktaki gibi) beklenenin aksine son derece sade hatta minimalist. İLk nokta filmin renkleri. Hiç bir kadrajda, 2'den fazla renge rastlamıyorsunuz. Tüm kadrajlarda tek renk ve o rengin tonları var. İmgeleme olarak da yine fotoğraflar hayli az nesne ile doldurulmuş. Bir karakter, bir kum tepesinin çizgisi, arkada çöl ve gökyüzü... O kadar. Türün örneğini verdiğimiz diğer filmlerindeki (Star Wars, Star Trek) gibi bol renk, bol nesne, karmakarışık bir görsellik yok filmde. Sadelik var. Bu da tıpkı kurgu tercihindeki gibi hayli sıradışı ve cesur bir tercih.

Öyküyü inceleyecek olursak yine karşımıza hayli bilindik bir formül çıkıyor aslında. Adına "seçilmiş kişi öyküsü" diyoruz. Benzerlerini defalarca kez izlediğimiz bir yapı bu. Star Wars/Luke Skywalker, Matrix/Neo, Yüzüklerin Efendisi/Frodo, Harry Potter/Harry... "Bir kahraman gelecek, kötüleri yenip hepimizi kurtaracak" cümlesine indirgenebilecek olan bu yapı, aslında çoğumuzun çoktan sıkıldığı bir çizgi. Ama işte Herbert bu yapıyı pek derin politik, felsefi, mistik, fantastik altmetinlerle ve detaylarla doldurunca karşımıza çıkan tabloya klişe demek mümkün olmuyor. Aksine sıradışı bir seçilmiş kişi öyküsü izliyoruz. Buradaki farklılık ise şu:

Bilindik seçilmiş kişi öykülerinde kahraman, ya Star Wars'taki Luke gibi seçilmiş kişi olgusunu fazla incelemez, sadece kendisine biçilen payeyi üstlenir hatta tadını çıkarır. Ya da Matrix'teki Neo gibi seçilmiş olmaya şüpheyle bakar, biraz tedirgindir ve üstlendiği misyon onu biraz korkutsa da elinden geleni yapar. Hatta belki de Harry'deki gibi ortada bir intikam durumu vardır ve bazen yolunu kaybeder ama yine de başarır. Dune'un seçilmişi olan Paul, benzerine rastlanmayacak biçimde özgüvenli, güçlü bir genç kişilik. Seçilmiş kişi ne demek biliyor, anlamını biliyor, o konuma gelirse neler olacağını da biliyor, olacakların hiç de iyi olmayacağını da biliyor ve bu nedenle o payeyi hak etse de, o yeterlilikte olduğunu biliyor olsa da bunu istemiyor. Ancak yapmak zorunda kalıyor çünkü bir bireyi olup arasına katıldığı, Arrakis'in yerel halkı olan Fremenlerin ondan beklediği bu. Paul'un bu farkındalığı ve tercihi, son derecede zengin bir öykü ve altmetin yumağı sunuyor.

Dune, her ne kadar bir seçilmiş kişi öyküsü sunsa da ana çizgisini, sadece Paul'ün öyküsüyle sınırlı tutmamış. Çok sayıda yan karakter, çok sayıda güç odağı var filmde. Tüm bu odaklar, çok değerli bir şeyin çevresinde toplanmış durumda: Baharat... Filme adını veren Çöl Gezegeni Arrakis'in barındırdığı baharat, Dune'un evreninde son derecede değerli bir madde ve imparator, farklı gezegenlerde hüküm süren yayılmacı hatta sömürgeci yönetimlere, bu baharatı hasat etmeleri için izin veriyor. Kendisi de payını alıyor, hasadı yapan hanedanlık da zengin oluyor. Ama bu yapı her şekilde Arakis'in ve oranın yerel halkı olan Fremenlerin sömürülmesi demek ki Fremenler, kadim kültürleri, çöle karşı duydukları saygı ve onunla kurdukları sıkı bağ ile her ne kadar ilkel bir toplum gibi görünseler de son derecede saygı uyandırıyorlar.

Çölde bulunan değerli bir şey ve onu almaya gelen zengin ülkeler... Neyi hatırlattı? Elbette Ortadoğu petrolleri ve Avrupa-Amerika... Dune, İslam coğrafyasını sömüren Avrupa ve Amerika'yı anlatıyor. Yani bu benzetime altmetin bile denemez, filmin üst ve pek açık metni bu zaten. Politik içeriği de buradan geliyor. Roman 1965'te yazılmış olsa da, günümüzden 8000 yıl sonrada geçiyor olsa da bugünü anlatıyor. Son derecede güncel bir öykü Dune.

Son olarak şu noktaya vurgu yapmak lazım: Filmin bence gerçekten hiç bir zayıflığı yok. Başyapıt seviyesinde bir iş ancak şaşırtıcı olmayacak biçimde romanın hayranları tarafından, genel olarak sadık olsa da bazı noktalarda romana sadık olmaması sebebiyle eleştiriliyor. Ben bu eleştirilere katılmıyorum. Çünkü temel olarak hiç bir uyarlama, romana tamamen sadık olmak zorunda değildir zaten. Edebiyat ve sinema farklı sanatlar. Yöntemleri, tavırları, bileşenleri, malzemeleri farklı. Bir roman sinemaya uyarlanırken elbette belirli ölçüde sadeleştirilir ve hatta bazen değiştirilir. Hiç bir roman uyarlaması film, romanın kendisi kadar metin zengini olamaz. Romanda istediğiniz kadar yazar, istediğiniz kadar detay ekler, istediğinizi istediğiniz kadar anlatırsınız. Ancak sinema bu serbestliğe sahip değildir. Sinemada senaryo, her sayfası 1dk'lık görüntüye denk gelmesi gereken bir metindir. Bu nedenle de sayısız ayrıntıyı yazamazsınız. Eğer bunu yaparsanız filmin, en önemli (ve yukarıda belirttiğimiz) bileşenlerinden biri olan akıcılığını, öykü kurgusunu, tavrını sekteye uğratmış olursunuz.

Ama buna karşılık da sinemada her şeyi inşa eder, görsel olarak var edersiniz. Bu nedenle de yazıyla anlatmanız zaten gerekmez. Metni sadeleştirmek bu nedenle zayıflama, fakirleşme demek değildir. Ama temel olarak filmde romandaki zenginliği aramak, romanda oyunculuk aramak gibi beyhude bir çabadır. O nedenle Dune Bölüm 2, romanın tüm detaylarını içermiyor olsa da kendi içinde hayli bütünlüklü, ikna edici bir yapı kurmuş ve Herbert'in bu eşsiz eserini kusursuz biçimde sinemaya tercüme etmiş bir film olarak saygıyı ve her türden övgüyü hak ediyor bence. İlk bölüm de çok iyiydi ancak tek bir kusuru vardı: Filmin bir finali yoktu ya da var olan final hem dramatik, hem duygusal hem de teknik olarak ikna edici sayılmazdı. Ancak burada bu açık da kapatılmış ve karşımıza uzun yıllar hatırlanacak çok iyi bir film çıkmış. İnanıyorum ki gelecek nesiller bizi, "Dune'u sinemada izlemiş şanslı nesil" olarak anacaklar. Keyfini çıkaralım.

Daha belirtilebilecek çok şey var aslında. Peygamberlik miti, filmin mistik tarafı, hanedanlıkların temsil ettikleri, filmin oyunculukları, efektleri vs. bir çok şey söylenebilir. Ama her şekilde övgülere devam etmek gerekeceği için bu kadarı da yeterlidir diye umuyorum.

Sağlıcakla, iyi seyirler...
9.3/10
(52 Kişi)
Puan Ver
Orjinal Adı : Dune: Part Two
İnceleme Yaz
Sonra İzleyeceklerime Ekle
5
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Ece Müker
Ece Müker
598.5K UP
2 gün önce
Bilim dünyası, 2023 yılında Dünya’ya çarpan ve "imkansız" olarak nitelendirilen aşırı enerjili bir parçacığın (neutrino) sırrını çözmeye yaklaştı. University of Massachusetts Amherst araştırmacıları, bu parçacığın Büyük Patlama sırasında oluşan "ilkel kara deliklerin" patlamasından kaynaklanmış olabileceğini öne sürüyor.

LHC gibi dünyanın en güçlü parçacık hızlandırıcılarından 100.000 kat daha fazla enerjiye sahip olan bu neutrino, doğal kozmik olaylarla açıklanamayacak kadar güçlüydü. Araştırma ekibi, "karanlık yük" (dark charge) adını verdikleri hipotezle, bu kara deliklerin standart modellerden farklı davrandığını ve bu sayede devasa enerji patlamaları yarattığını savunuyor. Bu model, aynı zamanda Güney Kutbu'ndaki IceCube dedektörünün neden bu sinyalleri yakalayamadığını da açıklıyor. Bilim insanları, bu ilkel kara deliklerin evrendeki tüm karanlık madde miktarını açıklayabileceğine ve evrenin yapısını anlama yolunda devrim yaratabileceğine inanıyor.

168 görüntülenme
Bu gönderi Evrim Ağacı tarafından öne çıkarılmıştır.
6
0 Yorum
  • Şikayet Et
  • Mantık Hatası
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
EtkinlikKültürel Etkinlik
Okan Nurettin Okur
Etkinliği Ekleyen 3 gün önce ÇevrimiçiÜcretsiz15 Şubat
Stoacılıkta Doğaya Uygun Yaşamak
15 Şubat 2026 13:00 tarihinden 15 Şubat 2026 15:00 tarihine kadar.

Doç. Dr. Melike Molacı ile Stoacı felsefede doğaya uygun yaşama üzerine konuşacağız Ankara Felsefe Radyosu’nun yeni yayınına davetlisiniz! Daha fazla felsefe yayını için YouTube kanalımızı ziyaret edebilirsiniz

 https://youtube.com/@AnkaraFelsefeRadyosu


 

Devamını Göster
3
0 Yorum
0
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Çağrı Mert Bakırcı
Yazar 2 Nisan 2012 28 dk.

Sinir sisteminin evrimi de diğer tüm sistemler gibi çok eskilere, tek hücreli canlılara kadar gitmektedir. Çoğu kimse bunu ilk duyduğunda şaşırabilecektir: "Bir sistemin evrimi nasıl olur da daha dokuları ve organları dahi olmayan, hatta tek başına, tek hücreli olarak yaşayan canlılara kadar gidebilir?" Bu, birçok insanı afallatmaktadır. Bilim insanları da evrimsel biyoloji ortaya çıkana ve gelişene kadar sistemlerin evrimsel değişimlerinin bu kadar eskiye gidebileceğini düşünmüyorlardı. Fakat artık evrimsel biyolojinin bütünleştirici ve birleştirici yapısı sayesinde her sistem gibi sinir sisteminin temellerinin de tek hücrelilere gittiğini biliyoruz.

Başlangıçta, sinir hücreleri yoktu. Her canlı, varlığını sürdürebilmek için çevresiyle iletişim içerisinde olmak zorundaydı. Birçok kaynakta bu iletişim, canlılığın temel kriterlerinden biri olarak görülür. Çünkü canlı çevresiyle hangi çapta olursa olsun bir iletişim halinde olmayacak olursa, besin, enerji, dinlenme, tehlike gibi unsurları kaçırabilecek ve varlığı ciddi miktarda tehlikeye girecektir. Bu sebeple, canlılığın ilk oluşumundan beridir sadece çevresiyle en aktif şekilde iletişim kurabilen canlılar avantaj sağlamışlardır.

236
3
  • Paylaş
  • Alıntıla
  • Alıntıları Göster
Evrim Ağacı'ndan Mesaj

Evrim Ağacı'nı sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! Yeni paylaşımlarımızı görmek için bizi aşağıdaki sosyal medya hesaplarımızdan takip edebilirsiniz.

Psy-Q

ZEKÂYI SİMGELEYEN IQ’YU DUYDUNUZ. PEKİ YA PSY-Q, PSİKOLOJİK ZEKÂNIZ?

SAHİDEN, KENDİNİZ HAKKINDAKİ GERÇEĞİN NE KADARINI BİLİYORSUNUZ?

Eş seçiminden “bir dilim daha yesek mi?” gibi nispeten basit kararlara; komplo teorilerine yatkınlığımızdan tuvalet kağıdı rulosunu hangi yönde taktığımıza kadar tüm duygu, düşünce ve davranışlarımız gözlem altında. Araştırmacılar insan psikolojisini anlamak için her gün birbirinden yaratıcı deneyler, testler geliştiriyor.

Sadece bu araştırmaların hazmı zor sonuçlarını paylaşmak bile bir kitabı ilginç kılmaya yetecekken, Ben Ambridge bir adım öteye gidiyor ve bu testleri kendi üstümüzde deneyebilmemizi sağlıyor. Ünlü araştırmaların sonuçlarını interaktif testler, akıl oyunları ve illüzyonlar eşliğinde sunarak, psikolojik zekâmızı test etme ve “psikolojik rütbemizi” öğrenme şansı sunuyor.

PSY-Q “ev tipi” bir psikoloji laboratuvarı. Sizi şaşırtacak, sinirlendirecek ve eğlendirecek. Daha da önemlisi, sizi sizle tanıştıracak.

Devamını Göster
₺260.00
Psy-Q
Akın Karahasan
Seslendiren 10 Şubat 2022 3:59
Avrupa Birliği ülkelerinde sürdürülen her türlü hayvan deneyini durdurmak için başlatılan itiraz süreci, Avrupa Komisyonu tarafından bu adımın biyomedikal...
39
Evrim Ağacı'na Destek Ol
Daha Fazla İçerik Göster
Popüler Yazılar
30 gün
90 gün
1 yıl
Evrim Ağacı'na Destek Ol

Evrim Ağacı'nın %100 okur destekli bir bilim platformu olduğunu biliyor muydunuz? Evrim Ağacı'nın maddi destekçileri arasına katılarak Türkiye'de bilimin yayılmasına güç katın.

Evrim Ağacı'nı Takip Et!
Keşfet
Ara
Yakında
Sohbet
Agora
Aklımdan Geçen
Komünite Seç
Aklımdan Geçen
Fark Ettim ki...
Bugün Öğrendim ki...
İşe Yarar İpucu
Bilim Haberleri
Hikaye Fikri
Video Konu Önerisi
Başlık
Kafana takılan neler var?
Gündem
Bağlantı
Ekle
Soru Sor
Stiller
Kurallar
Komünite Kuralları
Bu komünite, aklınızdan geçen düşünceleri Evrim Ağacı ailesiyle paylaşabilmeniz içindir. Yapacağınız paylaşımlar Evrim Ağacı'nın kurallarına tabidir. Ayrıca bu komünitenin ek kurallarına da uymanız gerekmektedir.
1
Bilim kimliğinizi önceleyin.
Evrim Ağacı bir bilim platformudur. Dolayısıyla aklınızdan geçen her şeyden ziyade, bilim veya yaşamla ilgili olabilecek düşüncelerinizle ilgileniyoruz.
2
Propaganda ve baskı amaçlı kullanmayın.
Herkesin aklından her şey geçebilir; fakat bu platformun amacı, insanların belli ideolojiler için propaganda yapmaları veya başkaları üzerinde baskı kurma amacıyla geliştirilmemiştir. Paylaştığınız fikirlerin değer kattığından emin olun.
3
Gerilim yaratmayın.
Gerilim, tersleme, tahrik, taciz, alay, dedikodu, trollük, vurdumduymazlık, duyarsızlık, ırkçılık, bağnazlık, nefret söylemi, azınlıklara saldırı, fanatizm, holiganlık, sloganlar yasaktır.
4
Değer katın; hassas konulardan ve öznel yoruma açık alanlardan uzak durun.
Bu komünitenin amacı okurlara hayatla ilgili keyifli farkındalıklar yaşatabilmektir. Din, politika, spor, aktüel konular gibi anlık tepkilere neden olabilecek konulardaki tespitlerden kaçının. Ayrıca aklınızdan geçenlerin Türkiye’deki bilim komünitesine değer katması beklenmektedir.
5
Cevap hakkı doğurmayın.
Aklınızdan geçenlerin bu platformda bulunmuyor olabilecek kişilere cevap hakkı doğurmadığından emin olun.

Bize Ulaşın

ve seni takip ediyor

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close