Gece Modu

Bu yazı, Evrim Ağacı'na ait, özgün bir içeriktir. Konu akışı, anlatım ve detaylar, Evrim Ağacı yazarı/yazarları tarafından hazırlanmış ve/veya derlenmiştir. Bu içerik için kullanılan kaynaklar, yazının sonunda gösterilmiştir. Bu içerik, diğer tüm içeriklerimiz gibi, İçerik Kullanım İzinleri'ne tabidir.

Bu yazı, Fizik: Newton'dan Kuantuma yazı dizisinin 3. yazısıdır. Dizinin ilk yazısına gitmek için buraya, dizideki tüm yazıları görmek için buraya tıklayınız. Yazı dizileri, EA Akademi'nin bir parçasıdır.

Yazı dizisi içindeki ilerleyişinizi kaydetmek için veya kayıt olun.

Işık hızı (fotonların hızı), kusursuz vakumda saniyede 299.792.458 metredir (m/s). Bu, kabaca saatte 1.079.250.000 kilometreye eşittir. Yani saatte 300 kilometre hız yapabildiğiniz bir arabayla çıkabileceğiniz maksimum hızın 3.597.500 katına... Fotonları bu hızda gidiyor gibi görüyoruz, çünkü fotonların kütlesi yoktur. Buna rağmen kinetik enerjileri vardır; ancak buna az sonra geleceğiz.

Einstein ışık hızı için "Evren'in hız limiti" demişti. İddiasına göre ışıktan hızlı gitmek nedensellik prensibini ihlal etmek demekti. Bu konularla ilgili derin bilgisi olmayan okurlarımız için, "nedensellik" ilkesi basitçe bir neden ile sonucu arasında ilişki olması demektir. "Neden-sonuç ilişkisi" olarak da bilinir. Nedensellik ilişkisinin bozulması ise mantık hatalarına neden olur. Buna bir örnek olarak, henüz tetiği çekmemişken, silahınızdan çıkacak merminin hedefi vurması örneğini verebiliriz. Işık hızını aşmak, bazı temel enerji yasalarını ihlal etmek anlamına gelir. Ancak bu yapılabilecek olursa, zamanda yolculuk bile mümkün olacaktır.

Özer Aydoğan

Neden Hiçbir Şey Işıktan Hızlı Gidemez?

Buna dalmadan önce, ışık hızının ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Böylece "evrensel hız sınırı" ile ilgili bazı yanlış anlaşılmaları düzeltebiliriz.

Fotonlar da dahil olmak üzere evrenimizdeki her parçacık, "Higgs alanı" dediğimiz bir alan içerisinde hareket ederler. Bunu su içerisinde yüzmeye benzetebilirsiniz; ya da sert rüzgarlı bir havada, rüzgara karşı yürümeye. Nasıl ki su içerisinde veya rüzgara karşı ilerlemek zorsa, parçacıklar da Higgs alanından geçerken zorlanırlar ve bu onlara kütle kazandırır. Farklı parçacıklar Higgs alanıyla farklı şiddetlerde etkileşime geçerler. İşte bu sebeple bazı cisimler daha ağırdır, bazı diğerleri daha hafiftir. Fotonlar da Higgs alanından geçerler; ancak onunla hiç etkileşmezler, olduğu gibi içinden geçer giderler.

Bu ne anlama gelir? Fotonlar bu alanla etkileşmedikleri için, onların hızını kesecek hiçbir unsur yoktur. Bir diğer deyişle, serbest bir şekilde, hiçbir engele takılmaksızın uzayda hareket ederler. Dolayısıyla tek sınırları, halihazırda var olan sabit hızları gibi gözükmektedir. Bu hız fotonun, dolayısıyla herhangi bir diğer parçacığın da çıkabileceği en yüksek hızdır. Çünkü kütlesiz olup, hiçbir kütle kazandırıcı alanla etkileşmeden gidip de, daha yüksek bir hıza çıkmanız bu evren şartlarında mümkün değildir; mümkün olsaydı, fotonlar o hıza çıkabilirlerdi. Çünkü kütlesizden daha kütlesiz bir yapı var olamaz; dolayısıyla fotondan daha "hafif" olup da, daha hızlı gitmesini hayal edebileceğimiz bir parçacık var olamaz. Evren'imiz bu hızla sınırlanmıştır.

Yani kim olursa olsun ve ne kadar yüksek teknoloji geliştirirsek geliştirelim, bu hıza asla ulaşamayacağız. Bunun sebebi ise çok basit: Kütlemiz var! Kütleli bir nesneyi istediğiniz gibi hızlandırabilirsiniz. Ancak şunu söylemeliyiz ki, "c"ye (Latince'de "celeritas", yani "hız") ulaşabilmeniz için sonsuz enerjiye gerek duyarsınız. Üzülerek söylüyoruz ki, evrende sınırlı bir enerji var. 

Ne var ki bu, ''c''nin %90'ına, %99'una ya da %99,9999'una razı olacağımız anlamına da gelmiyor. Bizler her zaman, enerjiden ekstra bir parça daha ekleyerek, hızı ''c''ye yaklaştırıyoruz; ancak ulaşmamızın olanağı bulunmuyor. Buna, yani ışık hızına yaklaşma deneyimlerine en fazla, Higgs bozonunu bulduğumuz CERN'de tanık olduk. 

İki protonu birbiriyle, saniyede 299.792.447'şer metre hızlarla çarpıştırarak (ışık hızından yalnızca 11 m/s düşük), yani iki protonu da zıt yönlerde, aynı hıza çıkararak gerçekleştirdiğimiz çarpışmalarda bizler, Einstein'ın E=mc2E=mc^2'sinin sınırladığı enerji aralığında, inanılmaz enerjik parçacıklar elde edebiliyoruz. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'ndaki güncellemeler tamamlandığında ise söz konusu çarpışma hızı, saniyede 299.792.455 metreye çıkarılacak (yani ışık hızından sadece 3 m/s düşük) ve şimdiye kadar Dünya üzerindeki en hızlı protonlar elde edilecek. Ancak buna ''hemen hemen'' parametresini de eklemeliyiz. 

Sonuçta proton, 1836 katı kadar ağır olduğu, atom çekirdeği etrafındaki elektrona nispeten ağır bir parçacık. Protonları, elektronlardan yüksek enerjilerde elde etmiş olsak bile, elektronları aynı hızlara çıkarmamız için gereken enerji, protonları bu hızlara çıkarmamız için gereken enerjinin 1836'da 1'i olur; yani %0,054'ü. Aradaki oran açık: kütleler, yani enerjiler. Yani E=mc2E=mc^2; diğer bir deyişle, bir miktar kütlenin enerji olarak karşılığını, kütleyi, çok büyük bir sayı olan, ışık hızının karesi ile çarparak bulabiliriz. Atom bombalarında da bu prensip işler; çok az bir madde (atomik boyutlardaki izotoplar), inanılmaz bir enerji açığa çıkarır. Konumuza dönelim. 

Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın öncülü olan Büyük Elektron-Pozitron Çarpıştırıcısı, 104,5 GeV'luk (1 GeV, yani ''1 Gigaelectronvolt'': Kabaca bir protonun kütlesinin enerji olarak ifadesi) hızıyla rekoru hâlâ elinde bulundursa da, güncellemeden sonra Büyük Hadron Çarpıştırıcısı için beklenen 6500 GeV'luk enerjinin yanında heyecan verici duruyor. Aslında 6500 GeV heyecan verici; fakat ilk deneyden elde ettiğimiz veriler, iki enerji için de heyecanı artırmaya yetiyor. 

Esasında çıkılması beklenen hız, saniyede 299.792.457,9964 metre; diğer bir deyişle, ışık hızının %99,9999999988'i. Bu hız, vakumda; yani prensipte hiçbir madde parçacığının olmadığı boşlukta, ışık hızından saniyede 3,6 milimetre yavaş. Tabii bunlar, bizim enerji kaynakları kısıtlı Dünya'mızdan çıkan sonuçlar. Evrenden bu bağlamda ne gelir; bilemiyoruz, fakat bizim elektromıknatıslı hızlandırıcılarımızdan yüksek enerjilerde bir şeyler olduğu kesin gibi görünüyor. 

Dış uzay, çöken yıldızlarla, süpernovalarla (yıldız kalıntılarıyla) ve süper kütleli kara deliklerle dolu. Özellikle büyük galaksilerin, süper kütleli kara delikler bulunan aktif merkezleri söz konusu olduğunda, manyetik alanlar, Dünya'mızın manyetik alanıyla veya rutin alanlarla karşılaştırılamayacak derecede, milyarlarca kat daha fazla gözlenir. Uzayda her yönden gelen ve adeta evreni kat eden kozmik ışınlar (yüksek enerjili parçacıklar; genellikle protonlar), bizim dünyada ürettiğimiz her makineyi adeta gözümüzde küçültüyor. 

Evet, daha yüksek enerjilere çıktıkça daha az parçacığa rastlıyoruz; fakat en yüksek enerjiler, artık GeV ile ölçülmüyorlar. GeV'in 1000 katı olan TeV (Teraelectronvolt), hatta TeV'un 1000 katı olan PeV (Petaelectronvolt) söz konusu! Tüm bu rakamların yerine şunu söyleyebiliriz: bu enerjilerin hepsini, 10 milyar GeV'a kadar çıkarabiliyoruz; burada sınırlanıyoruz. 

İşte buradaki sayı oldukça ilginç! Çünkü 40 veya 50 milyar GeV'un üzerine çıkıp o enerjilerde kalmanıza, evren izin vermiyor! "Sorun nerede?" öyle değil mi? İster inanın, ister inanmayın, parçacığınız ne kadar yüksek enerjilere çıkarsa çıksın, Büyük Patlama'dan kalan bir radyasyon banyosunun içinden geçmek zorunda! Bu radyasyon, 2.725 Kelvin (-270 Santigrat derece) değerine karşılık gelen bir sıcaklığa sahip, yani bizler için çok soğuk. Eğer bizler her bir fotonun uzaydaki ortalama enerjisini hesaplarsak, 0,00023 electronvolt gibi çok küçük bir enerjiye ulaşırız. Her zaman, bir yüksek enerjili ve yüklü parçacık, bir fotonla etkileşme olasılığına sahip olur. Bu, etkileşen tüm parçacıkların sahip olduğu olasılıkla aynı olasılıktır: eğer E=mc2E=mc^2 izin veriyorsa, yeni bir parçacığın oluşabilmesi olasılığı var demektir. 

Şu işe bakın ki, gözlemler de 50 milyar GeV sınırının üzerinde, kozmik ışın bulunmadığını ortaya koyuyor! Protonlar bu enerjiyle hareket ettiği sürece hızlarının ne olacağını tahmin edebilir misiniz? Hızları bu durumda tam olarak, saniyede 299.792.457,999999999999918 metre olurdu. Bu, en yakın galaksiye göndereceğimiz proton ve fotonun yarışında, fotonun, Dünya'mıza sadece 22 mikronluk (mikron: milimetrenin 1000'de 1'i) bir farkla önce ulaşacağı demek. 

Sonuç: evrendeki tüm yüklü parçacıklar (her kozmik ışın, her atom çekirdeği, her proton) ışık hızı ile sınırlanmıştır. Aslında Büyük Patlama'nın kalıntısı sebebiyle, "Tam olarak ışık hızıyla bile değil; ışık hızına çok yakın bir hızla sınırlanmıştır." demek, daha doğru olur. 

Neden Bir Evrensel Hız Sınırı Var?

Peki bu hız neden bu şekildedir ve saniyede 300.000 kilometre civarındadır? Bu, evrenimizin dokusuyla ilgili bir şey. Belirttiğimiz gibi, "evren bu şekilde olduğu için" böyle. Bir başka evrende, bu sınır tamamen başka bir sayı olabilirdi. Ancak şu anda var olduğumuz evrenden söz ediyorsak, sınırımız budur. Bu tür evrenimize has sabitlere "evrensel sabit" adı verilir.

Bunu anlamanın bir diğer yolu şudur: Işığın neden bir başka hızda hareket etmediğini sormak, yerçekiminin neden gökyüzüne doğru değil de yere doğru olduğunu sormak gibidir. Veya neden 2 ya da 4 konumsal boyutlu bir evrende değil de, 3 konumsal boyutlu (en-boy-derinlik) bir evrende yaşadığımızı sormak gibidir. Eğer o evrende yaşıyor olsaydık, "başka bir evrende" yaşıyor olurduk. Tüm bu sayılar, Büyük Patlama anında sabitlenmiş olan sayılardır. Başka şekillerde de sabitlenebilirlerdi ve bu durumda başka bir evrende yaşıyor (veya yaşamıyor) olurduk. 

Işık hızı...
Işık hızı...

Parçacıklar hızlanabilmek için kütleye ihtiyaç duyarlar. Kütle yoksa, ivme de yok demektir. Bunu Newton meşhur "F = ma" formülüyle ifade etmiştir. "F" cisme etkiyen kuvvetlerin toplamıdır, "m" kütledir, "a" ise ivmedir, yani zaman içerisinde hızın değişimi. Kütle olmazsa, kuvvet ve ivme de yok demektir. Bir parçacık ışık hızına yaklaştıkça, hızlanmak için daha da fazla enerjiye ihtiyaç duyar. Bunun sebebi, parçacıklar hızlandıkça toplam enerjilerinin de katlanarak artmasıdır. Bu durum, ışık hızının civarlarına ulaştığınızda giderek sonsuza yakınsar. 

İşte tam olarak bu sebeple eğer ki ışık hızında giden bir elektronu ışık hızından bir gıdım öteye geçirmek isteseydiniz, sonsuz kuvvete (veya sonsuz enerjiye) ihtiyacınız olurdu. Ancak evrende sonsuz enerji yoktur. Dolayısıyla ne yaparsanız yapın, ışık hızına ulaştığınız andan sonra uygulayacağınız enerji hızı arttırmaya yetmez. Bu sebeple ışık hızı, evrenimizin hız sınırıdır.

Fotonun Gözlerinden...

Einstein, Özel Görelilik Teorisi'ni formüle etmek için ilginç bir yöntem kullandı: evreni, bir fotonun gözlerinden görmeye çalıştı. Fark etti ki, işler bir fotonun gözünden çok çok farklıydı. Örneğin eğer ki bir fotonsanız, zamanın sizin için hiçbir anlamı yoktur. Var olan her şey, bir anda var oluyormuş gibi gelir.

Diyelim ki 4 milyar ışık yılı ötede bulunan bir yıldızda üretilen mutlu, küçük bir fotonsunuz. Biz de Evrim Ağacı ekibi olarak Dünya'da bulunan kişiler olalım. Bize göre sizin gözümüze ulaşmanız tam 4 milyar yıl sürmüştür. Çünkü o yıldızdan çıkıp bizim gözümüzün retinasına düşmeniz için 4 milyar yıl boyunca yol almanız gerekir, aradaki mesafeyi kat etmek zorundasınız. Öte yandan bir foton olarak sizin gözünüzde işler başkadır: siz, bir anlığına yıldızda var oldunuz ve aynı an içerisinde bizim gözlerimizin içine ulaştınız. Hiçbir zaman geçmedi. Doğumunuz ve ölümünüz aynı anda oldu.

Fotonlarla ilgili sanatsal bir çalışma...
Fotonlarla ilgili sanatsal bir çalışma...
The Register

Bu nasıl olabilir? Bunun sebebi, ışık hızına yaklaştıkça zamanın yavaşlaması ve nihayetinde, tam ışık hızına ulaşıldığında durmasıdır. Tabii ki dikkat edilmesi gereken, gözlemcinin gözlerinden böyle olmasıdır. Yani bir foton için zamanın var olmaması, bizim için zamanın var olmadığı anlamına gelmez. Zaman vardır, çünkü biz kütleli cisimleriz ve ışık hızında hareket etmiyoruz. Bunları yapabilecek olsaydık, o zaman siz veya biz olmaz, "foton" olurduk. Fotonların devasa yapıda olmamasının, devasa cisimlerinse foton gibi hareket edememesinin nedenlerinden biri de budur. İşte gözlemcilere göre her şeyin değişiyor olmasından ötürü Einstein'ın o meşhur teorisi "görelilik" adını almıştır. Her şey birbirine görelidir.

Işık hızına yaklaşınca zamanın yavaşlaması ve nihayetinde durması, hiçbir şeyin ışık hızını aşamıyor oluşunun bir diğer nedenidir. Çünkü ışık hızına ulaştıktan sonra daha fazla hızlanmaya çalışmak, en başta belirttiğimiz gibi mantık hatalarını doğurmaya başlatır. Zaman durduktan sonra daha fazla yavaşlayamaz; ancak eğer ki daha da hızlanacaksanız, zamanın daha da yavaşlaması gerekir. Bu mümkün değildir. Bu durum, bir arabayı yavaşlatıp tamamen durdurduktan sonra daha da yavaşlatmaya çalışmaya benzer. Frene ne kadar basarsanız basın, durduktan sonra "daha da" yavaşlamanız mümkün değildir.

Tüm bunları algılamak için ışığı "sonsuz hızda gidiyor" gibi düşünebilirsiniz. Çünkü aksi takdirde insan ister istemez ışık hızını "herhangi bir diğer sınırlı hız" gibi düşünmektedir; bu tamamen yanlıştır. Işığın hızı, yalnızca ona dışarıdan bakan bir gözlemci için sınırlıdır. Siz, o "dışarıdan bakan gözlemci" olduğunuz için ışığın sınırlı bir hızı olduğunu görürsünüz. Ancak evrende her şey görelidir. Fotonun gözlerinden bakacak olursanız, kendisi sonsuz bir hızda ilerlemektedir. Bu durum, bize ilginç bir gerçeği verir: eğer ki fotonlar gibi sonsuz hızda ilerleyebilirseniz, evren içerisindeki herhangi bir noktadan, herhangi bir diğerine, tam olarak 0 (sıfır) saniyede ulaşabilirsiniz.

Işığı Yavaşlatabilir Miyiz?

Günümüzde ışıktan hızlı (süperlüminal) hareket edebilmenin bilinen tek bir örneği vardır. Bunu mümkün kılmak için hile yapmamız gerekir: madem biz ışık hızına çıkamıyoruz, ışığı yavaşlatabiliriz. Bu durum, ışık su içerisinden geçerken olur.

Unutmayın: evren içerisinde hiçbir şey saniyede 300.000 kilometreden hızlı gidemez. Ancak bu hızda giden fotonlar, önlerindeki engeller arttırılarak yavaşlatılabilirler. Bunun en tipik örneğini su içerisinde görürüz: suyun içerisinde ışık, tüm hızının 3/4'üne kadar yavaşlar. Yani %25 hız kaybeder. 

Bu konudaki bir diğer hile, aslında fotonların hızlarının yavaşlamıyor oluşudur. Unutmayın, fotonlar kütlesizdirler ve evrenimiz içerisindeki en yüksek hızda hareket ederler. Ancak bu, tek bir fotonla ilgili bir durumdur. Burada bilmemiz gereken bir diğer önemli gerçek, ışığın hem parçacık, hem de dalga olarak davranıyor oluşudur. Bu ikilik henüz tam olarak anlaşılamamıştır; ancak ışık duruma göre sanki birbirini takip eden bilyeler gibi parçacıklar halinde hareket eder; kimi zamansa tıpkı su yüzeyindeki çalkalanma sonucu oluşan dalgalara benzer bir harekette bulunur. İşte ışığı yeni bir ortamda yavaşlatan, bu dalgasal özelliğidir. 

Işığın 2 tip hızı bulunmaktadır: faz hızı ve grup hızı. Çok detay olacağı için bu terimlerin anlamlarına girmeyeceğiz; ancak dalga halinde yayılan ışık, su veya katı gibi vakuma göre aşırı yoğun bir ortama girdiğinde, grup hızı yavaşlar; faz hızı ise değişmez. Grup hızını dalganın genel hızı olarak düşünebilirsiniz; faz hızı ise tekil bir ışık dalgasının (fazının) genel dalga içerisindeki hızıdır. Bir ışık huzmesi içerisinde birbirinden farklı dalgaboyları ve frekanslarda, farklı ışık dalgaları bulunabilir. Bunların toplam yayılım hızını "grup hızı", tekil hızlarını ise "faz hızı" olarak düşünebilirsiniz. Bu noktayı kavraması birazcık güç olabilir; ancak burada işin kuantumuna girmekten ziyade, temel bilgileri alabilmenizi hedefliyoruz; bir başka yazımızda bunun detaylarını açabiliriz.

Su içerisinde ışık...
Su içerisinde ışık...

Işığın yavaşlamasını anlamak için, belirttiğimiz gibi dalga özelliğini anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca ışık hızının vakumlu ortamda, yani etkileşecek neredeyse hiçbir şeyin var olmadığı bir ortam için tanımlandığını hatırlayınız. Şimdi bu bilgileri kullanarak, ışığın neden yavaşladığını algılayabiliriz: ışık, yoğun bir ortama girdiğinde, o ortamın atomlarıyla etkileşmeye başlar. Her cismin atomik yapısı birbirinden farklıdır, dolayısıyla ışıkla olan etkileşimi de farklı farklı olacaktır. Örneğin "opak" olarak bildiğimiz cisimler, ışığı tamamen soğururlar ve neredeyse hiç geçirmezler. "Transparan" cisimlerse ışıkla çok az etkileşirler, onu çok az soğururlar ve ışığın içlerinden geçmesini mümkün kılarlar. Bu opaklık seviyesi, bir dizi atomun sıralanmasıyla oluşan cisimlerin fiziksel bir özelliğidir. Farklı sıcaklıklarda bu opaklık değişecektir, çünkü atomların cisim içerisindeki titreşme frekansı değişir ve bunun, ışığın dalga boyuyla etkileşimi değişir. Tıpkı birbiriyle çakıştığı zaman birbirini güçlendiren ya da sıfırlayan dalgalar gibi düşünebilirsiniz bunu. Cisimlerin atomik yapısının titreşme frekansına fonon adı verilir.

Eğer ki ışığın geçmeye çalıştığı cismin fonon yapısı ışığın kendi fiziksel özellikleriyle uyumlu değilse, onu emmeye çalışır; ancak ememeyerek hemen geri bırakır. Fakat bu kısa etkileşim, ışığın grup hızında düşmeye neden olur. Tam olarak bu sebeple ışık yoğun ortamdan geçerken yavaşlar. Yani aslında faz hızı değişmemektedir; ancak ışık dalgası grubunun ortamla etkileşimi ona ufak bir gecikme katmaktadır. Ortam yoğunlaştıkça, bu etkileşimin yoğunluğu da artar ve ışığın hızı daha da düşer. Bu noktada sizi daha da şaşırtmak adına, 15 Temmuz 2013'te Harvard Üniversitesi'nden Lene Vestergaard Hau'nun ışığı geçici olarak tamamen durdurup, sonra hareketine normal şekilde devam etmesini sağlamayı başardığını söyleyebiliriz. Tabii ki buna burada girmeyeceğiz, meraklılar kaynaklarımıza giderek söz konusu makaleyi okuyabilirler. Durmuş bir ışık! 

İşte nükleer reaktörlerde radyoaktif çubuklardan saçılan yüklü parçacıklar, su içerisinde bu şekilde yavaşlatılan ışığın hızını aşabilirler. Fotonların aksine radyoaktif parçacıklar yüklü cisimler oldukları için, ışığın hızından daha hızlı hareket ettikleri sırada Cherenkov Işıması denen elektromanyetik bir ışıma yaparlar. Bunun basit anlamı şudur: çarptıkları her cismi radyoaktif hale getirirler. İşte bu yüzden nükleer reaktörlerin içerisindeki sular ürpertirici bir şekilde mavi bir renge sahiptir. Işığın hızından hileli bir ortamda da olsa daha hızlı giden bu parçacıkların ışıması sayesinde nükleer reaktörlerde yüksek enerjili yüklü parçacıkların özellikleri test edilebilir. Böylece harcanan yakıt çubuklarının ömürleri hesaplanabilir. Yani mühendisler ve bilim insanları, ışığın bu özelliğinden faydalanarak reaktörlerde tespitlerde bulunabilirler.

Peki Ya Kütleçekim Hızı?

Işığın hızını ve sınırını anladık, sıkıntı yok. Peki ya kütleçekimin bir hızı var mı? İki cismi yan yana koyduğumuzda, birbirlerine aynı anda mı etki ederler, yoksa tıpkı ışıkta olduğu gibi, aşırı küçük de olsa, dış gözlemci tarafından fark edilebilen bir zaman farkıyla mı etki ederler? 

Yanıt evet, kütleçekimin de bir hızı vardır. Teknik olarak bu hız, ışık hızıyla birebir aynıdır. Çünkü nedenleri aynıdır: kütleçekimine neden olduğu düşünülen parçacıklar da fotonlar gibi kütlesizdir ve Higgs alanından etkilenmezler. Bu yüzden ışık hızına kadar hızlanabilirler; aynı sebeplerden ötürü bunu geçemezler. Bu durum da uzay-zamanın ana özelliklerinden birisidir.

Birbiri etafında dönen iki karadelikten etrafa yayılan kütleçekim dalgaları...
Birbiri etafında dönen iki karadelikten etrafa yayılan kütleçekim dalgaları...

Güneş'in ışığı Dünya'ya 8 dakika 20 saniyede ulaşır. Çünkü ışık, dışarıdan bakan gözlemciye göre saniyede 300.000 kilometre hızla ilerler (tabii kendisi için hız sonsuz, süre sıfırdır). Kütleçekim de birebir aynı hızla ilerler. Bu durumda çok ilginç bir gerçekle karşılaşırız: ola ki Güneş bir anda yok olacak olsa, Dünya tam 8 dakika 20 saniye boyunca bunun farkına varmadan yörüngesinde dönmeye devam eder. Çünkü 8 dakika önce Güneş'ten çıkan kütleçekim alanı, halen Dünya'yı aynı yörüngede tutmaktadır. Güneş'in kaybolmasıyla birlikte birden dalgalanan uzay-zamanın Dünya'ya kadar ulaşması 8 dakika 20 saniye sürer. Bu noktadan sonra Dünya'nın yörüngesine etki eden kütleçekim kuvveti ortadan kaybolur ve Dünya savrulmaya başlar.

Sonuç

Bu yazımızda ışığa dair çok ilginç bazı özellikleri olabildiğince yalın bir şekilde anlatmaya çalıştık. Ne yazık ki teorik olarak ışık hızını aşmamız imkansızdır; çünkü bu evren ona izin vermemektedir. Belki öncelikle bir başka evrene geçer, ondan sonra ışık hızını aşabiliriz; ancak muhtemelen o evrenin de kendi sınırları olacaktır. Bunlar, doğanın "dokusundan" kaynaklanan durumlardır.

Cisimlerin kütlesi arttıkça, onları hızlandırmak da zorlaşır. Zaten bu sebeple CERN gibi araştırma kurumları çarpıştırma deneylerinde ufacık protonları kullanırlar. Aynı şeyi bir demir bilye ile yapmaya çalışacak olsanız, binlerce kat güçlü mıknatıslara ihtiyaç duyarsınız, muhtemelen ışık hızına yaklaşmak mümkün olmaz, çünkü bir bilyenin kütlesini o hıza çıkarmak aşırı zordur. Protonları bile %100 ışık hızına çıkarmamız mümkün değildir; ancak ona çok yakın bir hıza eriştirebiliriz. İşte zaten o sebeple ışık hızı aşılamaz. Bilyeyi bile o hıza çıkaramazken, ışık hızına yaklaşan cisimlerin kütlesinin sonsuza yaklaşıyor olması, o "bir gıdımlık daha" hızlanmayı imkansız kılmaktadır.

Eğer ışığın doğası ile ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz, buradaki makalemizi okuyabilirsiniz.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • 17
  • 20
  • 13
  • 6
  • 1
  • 6
  • 3
  • 10
  • 0
  • 0
  • 0
  • 1
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • G. Heinze, et al. (2013). Stopped Light And Image Storage By Electromagnetically Induced Transparency Up To The Regime Of One Minute. Physical Review Letters.
  • M. Fowler. The Speed Of Light. (2019, Mart 10). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: University of Virginia
  • H. University. Light Changed To Matter, Then Stopped And Moved. (2007, Şubat 01). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: Photonics Media
  • N. T. Redd. How Fast Does Light Travel? | The Speed Of Light. (2018, Mart 07). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: Space
  • ZidBits. Why Can’t Anything Go Faster Than The Speed Of Light?. (2011, Mayıs 18). Alındığı Tarih: 10 Mart 2019. Alındığı Yer: ZidBits
  • J. Uzan, et al. (2010). The Natural Laws Of The Universe: Understanding Fundamental Constants. ISBN: 0387740813. Yayın Evi: Springer New York.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 16/10/2019 11:13:09 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/402

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!

Atom Teorisinin Evrimi - 2: Rutherford ve Sonrası (20. Yüzyıldan Günümüze)

Işığa Dair Temel Bilgiler: Doğası, Hızı, Görelilik ve Geri Kalan Her Şey...

Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Hayvanların oyun oynama nedeni, oyunun yaşam mücadelesindeki önemidir. Oyun sayesinde pratik yapar, yetişkinlikte gereken yetenekleri edinirler.”
Susanna Millar
Geri Bildirim Gönder