İnsansı Maymunlar Sucul Olarak Mı Evrimleşti?

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Bugün antropoloji dünyasına şüpheci bir gözle bakacağız ve insanın evrimini açıklayan en teorilerden birini bilimin ışığıyla aydınlatacağız. Bu teoriden 2009’da bir TED konuşmasında bahsedildi, Animal Planet’in 20011’deki Denizkızları: Bulunan Beden (Mermaids: The Body Found) adlı belgeselinin dayandırıldığı teori bu teoriydi ve hatta bundan Desmon Morris’in 1967 tarihli ünlü, kurgusal olmayan Çıplak İnsansı-Maymun (The Naked Ape) adlı kitabında bile bahsedilmişti. Bu teori suda yaşayan insansı-maymun teorisiydi, ilk defa 1930’lu yıllarda Allister Hardy tarafından geniş kitlelere ulaştırıldı. Teorinin amacı insanların neden diğer büyük insansı-maymunlardan bu kadar farklı olduğunu açıklamaktı. Diğer büyük insansı-maymun türleri karada kalır, kürklerini, elleri üzerinde yürüyüşlerini ve yağsız vücutlarını korurken, insanlar 2 milyon yıl kadar bir süredir kılsızlar, dikler ve suda yaşamaya bir adaptasyon olarak yağlı bir vücut kütlesine sahipler.

Suda yaşayan insansı-maymun teorisi insanların diğer insansı-maymunlardan niye bu kadar uzaklaştığını anlatmaya çabaladı. Tüm insansılar ortak atalardan uzaklaştı ama Homo sapiens’ler daha da uzaklaştı. Sürekli dik yürüyoruz, bir kürkümüz yok, daha büyük beyinlerimiz var ve daha zindeyiz ve farklılıklarımız böyle devam ediyor. Tarih boyunca bir grup insan evrimsel sürecimizde diğerlerinde olmayan bir faktör olduğunu belirtti. Bunu detaylı olarak ele alan ilk kişilerden biri Allister Hardy idi; onun fikrine göre tüm bu büyük farklılıklar en iyi Homo cinsinin (şempanzelerden evrimsel olarak ayrılmamızdan sonraki kısım) sucul ya da en azından çift yaşamlı bir evreden geçtiği düşünülürse açıklanabilirdi. Hardy’den beri bu düşüncenin en büyük destekçisi İngiliz senaryo yazarı Elaine Morgan oldu, kendisi suda yaşayan insansı-maymunun, Homo cinsinin farklılıklarını en iyi açıklayan teori olmasa da en azından insanlardaki bu değişiklikleri ağaçlardan savanlara geçmeye bir adaptasyon olarak açıklayan standart modele alternatif ve  geçerli bir teori olduğunu anlatan 6 kitap yazdı.

Aranızdan teknik terimlere önem veren bazılarınız suda yaşayan insansı-maymun düşüncesinin bir teori olmadığını ve bu yüzden teori tanımlamasını hakketmediğini düşünebilir. Bir hipotezin teori olabilmesi için birçok delil ile desteklenmesi gerekmektedir. Suda yaşayan insansı-maymun düşüncesi ise en iyi ihtimalle bir hipotezdir ve onu eleştirenlerin çoğu onu bir hipotez olarak ele alır; ama yaygın kullanım suda yaşayan insansı-maymun teorisi şeklindedir. Bugün ben de bu terimi kullanacağım çünkü yaratıcıları bu şekilde kullandılar; ama şunu da belirtmek isterim ki bugüne kadar suda yaşayan insansı-maymun’u teori seviyesine yükseltebilmek için antropoloji alanında herhangi bir çalışma yapılmadı.

Şimdi suda yaşayan insansı-maymun’u destekleyenler tarafından ortaya atılmış 5 iddiayı inceleyelim ve kulağa ne kadar mantıklı geliyor görelim.

 

Lehine Argümanlar

İlk olarak; bizim kürkümüz yok. Sadece suda yaşayan yunus ve balina gibi memelilerin ve hipopotam, domuz ve fil gibi çamurda yuvarlanan canlıların kürkü yoktur. Kürkün yokluğu daha verimli yüzmeyi sağlar ve sudaki hızı artırır. Standart model insanların kürklerini kaybetmesini, ormanların gölgesinden sıcak savanlara geçişe bir adaptasyon olarak görür; ama bu sıkıntılı bir açıklamadır; çünkü güneş altında çok zaman geçiren diğer hayvanlar güneşten korunmak için kürklerini korumuşlardır. En iyi suda yaşayan insansı-maymun kürksüz bir insansı-maymun olurdu.

İkinci olarak; diğer büyük insansı-maymunların aksine deri altı vücut yağına sahibiz, tıpkı yunuslar ve balinalar gibi. Standart model savanlarda avlanmak ve hayatta kalmak için hıza ihtiyaç duyan canlıları neden kalın bir yağ tabakası ile kaplasın? Aksine vücut yağlarımızın soğuk sudan korunmak ve kaldırma kuvvetimizi artırmak maksadıyla var olduğunu düşünmek kulağa çok daha mantıklı geliyor. En iyi suda yaşayan insansı-maymun yağlı bir insansı-maymun olurdu.

Üçüncüsü; biz insanlar bipedal hayvanlarız, yani iki ayağımız üzerinde duruyoruz. Bu suda daha derinlere gidebilmemizi ve yüzerken kol ve bacaklarımızı köpeklerin yüzüşü gibi değil de daha koordineli bir şekilde hareket ettirebilmemizi sağlamaktadır. Standart modele göre bu savanlarda yaşamak içindir; ama savanlarda yaşayan diğer hayvanların kaçı böyle bir adaptasyon geliştirdi? Hiçbiri. Aslan gibi avcılardan antilop gibi kurbanlara kadar dört ayak üzerinde hareket etmek savanlar için en idealidir. En iyi suda yaşayan insansı-maymun iki ayaklı olurdu.

Dördüncüsü; neredeyse diğer tüm hayvanların otonom soluk alış-verişinden farklı olarak biz nefesimizi bilinçli olarak kontrol edebiliriz. Peki başka hangi memeliler bunu yapabilir? Doğru tahmin ettiniz, suda yaşayanlar. Suda yaşayan memeliler derinlere dalarken derin bir nefes alırlar, normal zamanlarda ise daha az miktarda nefes alırlar. En iyi suda yaşayan insansı-maymun nefesini kontrol edebilen bir insansı-maymun olurdu.

Beşincisi; derimizi yağlı tutmak için yağ bezlerine sahibiz. Yağlı bir deri yüzeyi savanlarda işlevsizdir; fakat bilinen tek işlevi olan su geçirmezlik açısından oldukça iyidir. Bu nedenle en iyi suda yaşayan insansı-maymun sudan korunmak için yağlı bir deri yüzeyine sahip olurdu.

Bunların hepsi epey ikna edici görünüyor, değil mi? Eğer insan cinsi şempanzelerden ayrıldığımız zamandan başlayan ve Afrika’nın kuruduğu 5 milyon yıl öncesinde biten 2 milyon yıllık bir süre zarfı boyunca sucul bir evreden geçtiyse, o zamandan bu yana 2 ayaklı karasal yaşama ayak uydurmak için yeterli bir zaman vardı. Ve zaman insanlarla diğer büyük insansı-maymunlar arasında bugün görebildiğimiz geniş boşluğu oluşturdu. Buna rağmen, bilimin bir çok dalında olduğu gibi antropolog olmayanlara (deniz biyologu Hardy ve senaryo yazarı Morgan gibi)  çok açık görünen şeyler her zaman hikayenin tamamı olmayabilir. Standart model dart atarak ya da bir göz atıp hızlı tahminlerde bulunarak oluşturulmadı; aksine, antropoloji, paleontoloji, primatoloji, insan biyolojisi ve  paleoantropoloji alanlarında yapılan çalışmalardan elde edilen deliller sonucunda oluştu. Hayatlarını bu alanlara adamış olan insanlar çok daha geniş bir bakış açısına sahipler ve çoktan bundan çok daha ayrıntılı ve sağlam teoriler oluşturdular ve oluşturmaya devam ediyorlar. Onlar adına konuşmak gerekirse:

 

Aleyhine Argümanlar

İlk olarak; insanların kürklerinin olmadığı doğru; ama kürksüzlüğün suda yaşamanın bir göstergesi olduğu doğru değildir. Yunuslar ve deniz ayıları gibi sucul memeliler on milyonlarca yıldır yüzme konusunda radikal adaptasyonlar geçirmiş uzman yüzücülerdir. Hipopotam gibi diğerleri ise irileşmek yönünde adaptasyonlar geçirmiştir. Geriye kalan fok, su samuru ve kunduz gibileri ise hala bir kürke sahip.

İkinci olarak; suda yaşayan insansı-maymunun destekçileri tarafından ortaya atılan vücut yağı ile ilgili iddialar ise aslında doğru değildir. İnsanlar diğer büyük insansı-maymunların sahip olduğuna benzer bir şekilde ve kürksüz sucul memelilerin yağından farklı olarak deri altı vücut yağına sahiptir. Suda yaşayan bir insansı-maymunun deri altı yağı balinanın yalıtıcı ve yüzdürücü vücut yağından farklı olurdu.

Üçüncü olarak; iki ayak üzerinde yürümek sadece kara hayvanlarında görülen bir adaptasyondur, suda yaşamaya yarayan bir adaptasyon değildir. Bazen ya da her zaman iki ayağını kullanan memelilerin – kangurular, primatlar ve ayılar gibi- hepsi kara hayvanlarıdır. Tüm sucul memelilerin hepsi ya hipopotamlar gibi dört ayaklı ya da uzman yüzücüler olan yunuslar gibi hiç ayakları yoktur. Suda yaşayan bir insansı-maymun 2 ayaklı olmazdı.

Dördüncüsü; sadece insanların ve suda yaşayan memelilerin nefeslerini kontrol edebildiği doğru değildir. Birçok primat türü ve köpekler nefesini tutabilir. Biz insanlar çok daha iyi bir nefes kontrolüne sahibiz; ama nefesimizi aynı zamanda konuşmak için ve yunuslar da dahil tüm hayvanlar aleminde bulunmayan yeteneklerimiz için de kullanıyoruz. Suda yaşayan bir insansı-maymun insanın üst düzeyde gelişmiş nefes kontrolüne ihtiyaç duymazdı.

Beşincisi; biz insanlar gerçekten de derimizi yağlı tutmaya yarayan büyük yağ bezlerine sahibiz. Bunu yapan tek bir memeli daha var ve o da suda yaşayan bir memeli değildir. Lemur. Neden insanların ve lemurların bu özelliğe sahip olduğu tam olarak anlaşılmış değil; ama büyük yağ bezlerinin yüzmekle alakasız olduğu açık. Suda yaşayan bir insansı-maymun büyük yağ bezlerine ihtiyaç duymazdı, en azından hayvanlar aleminde buna işaret eden herhangi bir delil yok.

Suda yaşayan insansı-maymunun gerçekten ilginç yanlarından biri neden bu kadar uzun süredir ortalıkta olduğu ve insanların bugün hala onu ciddiye aldığıdır. En önemli sebeplerden biri basit olması ve görünürde şıkça insanlar ve büyük insansı-maymunlar arasındaki farkları ayrıntılı bir şekilde açıklaması. Balıkları tüysüz ve yağlı olarak düşünürüz, insanlar da tüysüz ve yağlı, o zaman yüzmeye uyum sağlamış olmalılar, yüzeysel olarak mantıklı ve ikna edici görünüyor. Bu yüzden kolayca yaklaşılabilir. Düzenli, bir lokmalık, sıradan insanın tüketimine hazır anlaşılabilir bir parça bilim. Birçok uç teori gibi suda yaşayan insansı-maymun da “alışılmışın dışında olduğu için düzen tarafından bastırılanlar” gibi sonsuza kadar popüler kalacak etiketlere sahip olacak. Elaine Morgan TED konuşmasında tarihin herkesin hatalı çıktığı vakalarla dolu olduğunu söylemişti. Sizi uçabildiğime ne derece ikna edebiliyorsam, ne yazık ki bu kelimelerin suda yaşayan insansı-maymun teorisine desteği de o derece oluyor. Tarih herkesin hatalı olduğu vakalarla dolu. Ama sadece çok nadiren – aslında sadece bir vaka düşünebiliyorum -  bütün bir bilimsel araştırmanın temelde yanlış olduğu o alanda yetersiz insanlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Eğer Morgan ya da Hardy antropolog olsalar ya da suda yaşayan insansı-maymun teorisi üzerine araştırma yapsalar ya da bilimsel yazılar yazsalardı, o zaman kimin hatalı olduğunu anlayabilirdik. Birisi bunu yapana kadar suda yaşayan insansı-maymun teorisinin bilim olmaya yaklaşacağı en yakın şey sahte bir denizkızı belgeseline ilham olmak olacaktır. Anca o zaman bu teorinin ayakları çıkabilir.

 

Evrim Ağacı Eklemesi:

Buraya kadar çeviriye sadık kalmak açısından herhangi bir ekleme-çıkarma yapmadık; ancak bu açıklamayı eklemekte fayda görüyoruz. Çünkü okuduğunuzda görebileceğiniz gibi, yazının orijinal yazarı tez ve antitezleri güzel bir şekilde ortaya koysa da, konuya kısıtlı bir yaklaşım getirmektedir. "Sucul İnsansı Maymun Teorisi" dahilinde "bizler ya denizkızları gibiydik, ya da değildik" gibi bir yaklaşımda bulunmak çok doğru değildir. Çünkü bir hayvanın sucul olarak evrimleşmesi için illa zamanının %100'ünü sularda geçirecek şekilde tam bir evrimsel süreçten geçmesi şart değildir. Kıyı şeridinde yaşayan ve bu bölgelerde yüzlerce ve binlerce nesil boyunca kalan türler, belki doğrudan suda yaşamak için evrimleşmemiş diğer özelliklerini kullanarak (ve bir miktar, nesiller içerisinde değiştirerek), suda yaşamaya daha uygun özellikler edinebilirler. Suda yaşamaktan kasıt illa denizin dibinde saatlerce yaşamak değildir; su içerisinde avlanma, avcılardan kaçarken suya sığınabilme, sudaki avcılardan korunabilme gibi yetenekler bile, buna adaptasyonun bir göstergesi olabilir. Örneğin bir aslan ile bir insanın sudaki bir avcıdan kaçma becerisi veya suda avlanma başarısı birbirinden farklı olabilir ve bunun sebebi, insanların ve atalarının daha sucul bir ortamda yaşamasından ötürü geçirdikleri evrimsel değişimler olabilir.

"Sucul İnsansı Maymun Teorisi" (veya yazıda izah edildiği gibi, çok güçlü olmamasından ötürü, hipotezi), halen tartışılmakta olan, kışkırtıcı bir açıklamadır. Doğruluğuna yönelik kesin bir şey söylemek imkansızdır; ancak yanlışlamak da tamamen mümkün değildir. Özellikle türümüzün ve atalarının göç yollarına bakıldığında, gerçekten de çok uzun yıllar sahil şeridinde bulundukları ve buradan uzaklaşmadıkları görülür. Bu süreç içerisinde, seçilime bağlı olarak bazı adaptasyonlar kazanmış olmaları muhtemeldir. Belki bunları "Sucul İnsanlar" olarak ilan etmek, bazı bilim insanları için abartılı gelmektedir ve karşıtlarının fazlalığı bu yüzdendir; ancak sanıyoruz ki bu araştırmacılar da, su çevresinde yaşamanın, insan ve atalarının evriminde, diğer savana hayvanlarına göre çok daha büyük bir yeri olduğunu ve buna bağlı bazı adaptasyonların muhtemel olduğunu kabul edeceklerdir.

Okurlarımızı aydınlatmak açısından, bunu eklemeyi uygun gördük.

Çeviren: Korah Melih Yatağan

Düzenleyen: Arsel Acar

Geliştiren: ÇMB

Kaynak: Skeptoid

23-29 Eylül 2013

Mor Odun Arısı

Yazar

Katkı Sağlayanlar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Editör

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim