Gece Modu

Bu içerik, Evrim Ağacı'nın Gerçeklik Analizi Araştırmaları'nın bir parçasıdır. Bu sistem çerçevesinde analiz edilen iddialar, "Gerçek", "Karışık", "Sahte" şeklinde üç sınıfa ayrılmaktadır. Aynı analiz sistemi çerçevesinde, ünlü insanlara atfedilen sözler de incelenmektedir. Bu sözler, "Gerçek", "Hatalı Atıf", "İspatsız" ve "Sahte" şeklinde dört sınıfa ayrılmaktadır.

İddia

Diş yapımız etçil bir tür olmadığımızı gösterir. Çenemiz uzun değil, dolayısıyla etçil olamayız. Gece görüşü ve pençeler gibi avlanma adaptasyonumuz olmadığına göre etçil olamayız. Midemizde gerekli bakteriler olmadığına göre etçil olamayız. Çürük et kokusunu sevmediğimize göre etçil olamayız. Vejetaryenler sporda madalyalar aldığına göre etçil olamayız. Et yememiz kültürel evrimin ürünüdür, biyolojik evrimin değil. Hiç et yememeliyiz, et yemek çok zararlıdır. İnsan yavruları bir tavşanı avlamadığına göre etçil olamayız. Et kalın bağırsağınızda çürür. Et yüksek miktarda zararlı doymuş yağ ve kolesterol içerir. Et, kalp rahatsızlıkları ve Tip-2 Şeker Hastalığına sebep olur. Kırmızı et kansere sebep olur. İnsanlar doğuştan otoburdur ve et tüketecek şekilde "yaratılmamışlardır". Et kemikler için kötüdür. Et gereksizdir. Et şişmanlatır.

Gerçek mi?

Sahte

Gerçek Ne?

İnsan otçul değildir! İnsan etçil de değildir! İnsan, omnivor (hepçil, hem etçil hem otçul) bir türdür. Bu hepçillik çeşitli derecelerde olabilir ve bu bireyden bireye değişebilir. Kimi insan etçil ağırlıklı hepçildir; kimi otçul ağırlıklı hepçildir. Buna tür içi çeşitlilik adı verilir. Spesifik olarak, omnivor diğer hayvanlarda da yaygın olarak görülen bir davranışsal çeşitliliktir. Davranışsal çeşitlilik sadece beslenme konusunda görülmez; bundan çok daha yaygın bir konudur. Beslenme konusunda tamamen otçulluk (vejateryenlik) da ve tamamen etçillik (karnivorluk) de gerekli besinlerin alınması açısından çeşitli riskler doğurur. Bunun sebebi, türümüzün evrimsel geçmişidir ve hepçil olduğu gerçeğidir. Bu yüzden insan bu ikisi arasındaki dengeyi kurabilmelidir.

Vejetaryen/vegan diyeti savunanlar arasından akademik çalışmaları takip edip, bilime hakim olan Vegetarian Biologist veya Vejetaryen Kaynak Grubu gibi çevreler de zaten insanların hepçil olduğunu ve diyet tercihlerinin biyolojik adaptasyonlarla yapılmaması gerektiğini vurgulamaktadır.

İddianın Kökeni

Bu iddia, bazı vejetaryen ve vegan çevrelerin, kendi yaşam tercihlerini temellendirmek adına insan doğasını hatalı yansıtmalarının bir ürünüdür. Bu iddianın parçalarını oluşturan argümanların yer aldığı video buradadır. Ancak bu yazının yayınlanmasından (bu yazımız, aslen şuradaki makalemizin bir parçası olarak yayınlanmıştı) bir süre sonra YouTube'daki Türkçe altyazılı video önce gizlendi, sonra da silindi. Eğer oradan göremezseniz, Alkışlarla Yaşıyorum üzerinden, buraya tıklayarak da izleyebilirsiniz. Ola ki oradan da kaldırılırsa, buradan altyazısız olarak İngilizcesini izleyebilirsiniz.

Ne yazık ki bazı kişi ve gruplar, bu mitten yola çıkarak kendi şahsi doğrularını evrensel yasalar gibi sunmaya çalışmakta, bilimsel gerçekleri sağdan soldan topladıkları alakasız ya da güvenilmez, "cımbızlama safsatası" adı verilen, "işlerine gelenleri seçme" yöntemiyle belirledikleri makalelerle süsleyerek insanlığa bilimin söylediği buymuş gibi pazarlamaya çalışmaktadırlar. Bundan çıkarları ya da kazançları nedir bilemiyoruz; ancak bilimsel gerçeklerle ilgili yalan söyleyen herkese olduğumuz gibi, bu insanlara da her zaman karşı olacağız. 

Bunu demişken, sanılmasın ki vejetaryen/vegan diyeti desteklemiyoruz. Tam tersine, eğer ki bir insan bu diyeti kendilerine uygun görüyorsa, kendi tercihi çerçevesinde buna karar verdiyse ne harika! Bunu buradaki yazımızda anlatmış, bugüne kadar vejetaryenlikle ilgili yayınladığımız makaleleri sıralamıştık.

Dolayısıyla bizim bu yazımız, "Hayır, sakın vejetaryen olmayın, et yiyin." demek değildir; olabiliyorsanız harika ve birçoklarına göre çok daha sağlam iradeye sahip bir insansınız! Buradaki yazımızın amacı, spesifik olarak yukarıdaki videonun iddialarını çürütmek ve bu iddiaları kullananların hatalarını göstermektir. Yani basitçe, "Bazı vejetaryen/vegan savunucularının size bilim diye pazarlamaya çalıştıkları şeylerin bir kısmı, akıllıca hazırlanmış hilelerdir ve bilimsel gerçeklerle hiçbir alakası yoktur; onların hatalı bir yorumudur." demektir.

Bilgiler

Yazımızın 1. bölümündeki bu bilgiler, yukarıda verdiğimiz videoya yönelik hazırlanmıştır, bir yandan izleyerek, bir yandan okuyabilirsiniz.

1. Bölüm: Videodaki İddialar, Yalanlar ve Gerçekler

İnsan, her ne kadar et temelli diyete geçmiş bir hepçil (omnivor, hem et hem ot yiyen) bir hayvan türü olsa da, tıpkı atalarımızda olduğu gibi günümüz insanları içerisinde de yoğun bir çeşitlilik vardır. Her insan ait olduğu tür bakımından hepçildir, buraya kadar ortada bir tercih konusu yoktur: nerede doğacağınızı, kimin yavrusu olacağınızı, hangi türe ait olacağınızı ve türünüzün evrimsel geçmişini seçemezsiniz.

Eğer ki Homo sapiens (modern insan) türüne ait bir bireyseniz, Hayvanlar Alemi'ndensiniz, memeli bir hayvan türüsünüz, primatlar takımındansınız ve benzer şekilde bir hepçil canlısınız demektir. Bunun anlaşılması son derece önemlidir.

Bu anlaşıldıktan sonra, şunun ne anlama geldiği özümsenmelidir: Bireylerin şahsi tercihleri, bu hepçillik içerisinde çeşitli değerler alabilir. Bunu bir ölçek (yelpaze, skala) olarak düşüebilirsiniz. Kimi insan tamamen etçildir ve hiç ot yemez. Aslında yiyebilirler (çünkü hepçildirler) ancak yememeyi tercih ederler. Benzer şekilde, kimi insan da sadece bitkisel ürünleri tüketirler ve hiç et yemezler (vejetaryenler). Bu kişiler de aslında et yiyebilirler (çünkü onlar da hepçildirler) ancak yememeyi tercih ederler. Geriye kalan çok geniş bir kitle ise, hepçilliğin tanımıyla doğrudan uyumlu olarak hem et, hem ot ile beslenirler. Elbette bu kişiler de kendileri içerisinde alt gruplara ayrılabilirler. Kimi daha sık olarak hayvansal besinler tüketirken, kimi daha ağırlıklı olarak bitkisel besin tüketir. Ancak diyetleri (beslenmeleri) dahilinde mutlaka et de, ot da vardır. Özetle, bir uçta sadece et yiyenlerden, diğer uçta sadece ot yiyenlere kadar geniş bir yelpazede tercihler görmek mümkündür. Ancak türümüz, yapısı itibariyle hepçildir, bu tartışılabilir bir konu değildir. Bunun ötesinde okurlarımızın ne tür bir beslenme türünü tercih ettiği bizi ilgilendirmemektedir. Bizim için önemli olan bilimsel gerçekler ve verilerdir.

Tamamen etçil olan az sayıda insan olsa da, et yemeye ciddi şekilde karşı olan çok sayıda vejetaryen bulunmaktadır. Bir bireyi vejetaryenliğe iten birçok sebep olabilir, bunları tek tek sıralamak mümkün değildir (ve araştırmalar, bu sebepler ne kadar çeşitli ise vejetaryenliğin o kadar uzun soluklu olabileceğini göstermektedir). Ancak genellikle bireyleri vejetaryenliğe iten ana sebepler arasında şunlar sayılabilir: daha sağlıklı olma isteği, et tadını beğenmemeleri, bir hayvanın kesilişini görmeleri sonucu tiksinmeleri veya genel olarak hayvan haklarını koruma isteği, et yemeleriyle ilgili geçmişte başlarına gelen olumsuz bir olay (et yeme sonrası ciddi bir hastalığa yakalanmak gibi), çevreyle ilgili endişe duymaları ve bu şekilde katkı sağlamak istemeleri, et yemenin maliyeti, ebeveynlerinin/yakınlarının/arkadaşlarının vejetaryen olması, sosyal adalet ve küresel açlık mücadelesi, dini/ruhani nedenler veya tamamen kültürel birikimleri dahilinde belli bir trendi takip etmek için şahsi tercihte bulunmuş olmaları (bu listeyi buradan görebilirsiniz)... Tabii ki bunlarla sınırlandırılamaz; ancak genellikle vejetaryenleri bu tercihe iten unsur bunlardan biri veya birkaçının birleşimidir.

Skalanın öteki ucunda bulunan, sayıca çok daha az miktarda bulunan etçil insanların tercihleri de bazı temel sebeplere indirgenebilir: Etçil olduğunu iddia eden birçok kişinin vejetaryenlerle girdikleri tartışmalar sonucu doğan bir çeşit inattan, kültürlerinde etin büyük bir yeri olmasından, küçük yaşlarda görülen ailevi baskılardan ("Pırasa/karnabahar/patlıcan ye!" gibi) veya basitçe, bitkisel besin tüketmekten zevk alamamalarından kaynaklanmaktadır. Tekrardan, önemle altını çizelim: Evrim Ağacı olarak şahsi tercihler ilgilendirmemektedir. Bizim için önemli olan bilimsel gerçekler ve verilerdir.

Vejetaryen diyetine bir örnek...
Vejetaryen diyetine bir örnek...
Deposit Photos
Hepçil diyete bir örnek...
Hepçil diyete bir örnek...
BodyMania
Etçil diyetine bir örnek...
Etçil diyetine bir örnek...
Just A Taste

Sadece diyetleri "vejetaryen", "hepçil", "etçil" olarak değil, bu kategorileri de kendi içinde alt kısımlara ayırabileceğimizi söylemiştik. Belirttiğimiz gibi, meyve de dahil hiçbir bitkisel besin yemeyen etçillerin sayısı yok denecek kadar azdır. Bu sebeple, bu yazımızda bu tür kişilerin iddialarına pek fazla değinmeyeceğiz; çünkü herhangi bir örgütlenme içerisinde değiller ve derli toplu bir argümanlar dizisi sunabilen bir tercih grubu değiller. Eğer ki bu durum gelecekte değişecek olursa, buna göre yazımızı güncelleyeceğiz.

1) "Diş Yapımız Etçil Bir Tür Olmadığımızı Gösterir" Argümanı

Diş yapımızı anlatırken açık şekilde kasıtlı olarak insanın ağız yapısını diğer otçulların ve etçillerin yanına koymamışlardır. Eğer daha dürüst bir yaklaşım sergileyerek tüm diş yapıları bir arada gösterilecek olursa, insanın iki ucun arasında bir diş yapısı olduğu görülür: Köpek dişlerimiz avcılarınki gibi sivridir, molar dişlerimiz ise otçullarınkine benzer bir biçimde yassıdır. Hatırlayalım: İnsan ne "etçil" (karnivor) bir türdür, ne "otçul" (herbivor) bir türdür; hepçil (omnivor) bir türdür! Bu gerçeğin haricindeki her iddia, gerçeklikten uzak olacaktır ve büyük olasılıkla salt bir şahsi tercihi yansıtıyor olacaktır; nesnel bir gerçeği değil. Gerçeği sizlere göstermemize izin veriniz. Lütfen aşağıdaki fotoğrafları tek tek inceleyin ve dişlerinizin hangisine daha fazla benzediğine siz karar verin:

Etçil olan bir timsah ve dişleri...
Etçil olan bir timsah ve dişleri...
Etçil bir hayvan olan kurt ve dişleri...
Etçil bir hayvan olan kurt ve dişleri...
Etçil bir hayvan olan köpekbalığı ve dişleri...
Etçil bir hayvan olan köpekbalığı ve dişleri...
Omnivor (hepçil) bir hayvan olan boz ayı ve dişleri...
Omnivor (hepçil) bir hayvan olan boz ayı ve dişleri...
Omnivor bir hayvan türü olan kirpi ve dişleri...
Omnivor bir hayvan türü olan kirpi ve dişleri...
Omnivor bir hayvan olan şempanze ve dişleri...
Omnivor bir hayvan olan şempanze ve dişleri...
Omnivor bir hayvan olan insan ve dişleri...
Omnivor bir hayvan olan insan ve dişleri...
Otçul bir hayvan olan inek ve dişleri...
Otçul bir hayvan olan inek ve dişleri...
Herbivor (otçul) bir hayvan olan at ve dişleri...
Herbivor (otçul) bir hayvan olan at ve dişleri...
Herbivor (otçul) bir hayvan olan tavşan ve dişleri...
Herbivor (otçul) bir hayvan olan tavşan ve dişleri...
Otçul bir hayvan türü olan geyik ve dişleri...
Otçul bir hayvan türü olan geyik ve dişleri...

Fotoğraflardan ve anatomik çizimlerden görebileceğiniz gibi, insanın diş yapısı hepçillerle aynıdır. Etçiller gibi tekil olarak bütün sıra sivri dişleri bulunmaz (çünkü etçil değiliz). Otçullar gibi bütün sıra ezici ve çiğneyici dişlerimiz de bulunmaz (çünkü otçul da değiliz). Ayrıca otçulların ağız yapısına bakacak olursanız, insanınkine göre kat kat uzun çeneleri vardır ve bu çene üzerine bol miktarda ezici diş konuşlanmıştır. İnsanların çenesi, otları parçalayabilmek için oldukça kısa ve uyumsuzdur, en azından evrimsel süreçte bu nitelik büyük oranda yitirilmiştir. 

Dişlerimizi inceleyelim: Evrimsel süreçte, primatlar doğrudan doğruya kemirgen-benzeri türlerden evrimleştiği için (ve biz de bir primat olduğumuz için), en önde kemirgenlere benzer bir biçimde kemirici/koparıcı dişlerimiz, ön dişlerimizin iki yanında yeri geldiğinde eti parçalayabilmemiz için köpek dişlerimiz, arkada ise besinleri ezebilmemiz için ezici dişlerimiz bulunur. Diğer omnivorlarda da durum aynen bu şekildedir (elbette türden türe ufak farklılıklar görülebilir). Bunun nedeni insanın hepçil bir hayvan türü olmasıdır.

2) "Çenemiz Uzun Değil, Dolayısıyla Etçil Olamayız" Argümanı

Fotoğraflardan da görebileceğiniz gibi, çenenin uzunluğu ile etçillik arasında doğrudan bir ilişki bulunmaz. Atların ve geyiklerin çeneleri de uzundur; ancak etçil değildirler. Benzer şekilde çitaların ve baykuşların çeneleri yok denecek kadar kısadır; ancak etçildirler. Hem de bu canlılar, besin zincirinin en üst seviyesinde bulunan etçillerdendirler. Videodaki yaklaşım, tamamen bilim dışı ve geçersizdir. Şimdi konuyu daha da fazla fotoğrafla örneklendirelim. Lütfen aşağıdaki fotoğrafları inceleyerek çene uzunluğu ile diyet arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışınız:

Üst düzey etçil olmasına rağmen çenesi kısacık olan çita...
Üst düzey etçil olmasına rağmen çenesi kısacık olan çita...
Yine üst düzey bir etçil olmasına rağmen çenesi olmayan bir baykuş.
Yine üst düzey bir etçil olmasına rağmen çenesi olmayan bir baykuş.
Etçil bir tür olmasına rağmen çenesi öyle uzun olmayan bir kurbağa...
Etçil bir tür olmasına rağmen çenesi öyle uzun olmayan bir kurbağa...
Otçul bir tür olmasına rağmen devasa bir çeneye sahip olan bir at...
Otçul bir tür olmasına rağmen devasa bir çeneye sahip olan bir at...
Otçul olmasına rağmen oldukça uzun bir çeneye sahip olan zürafa...
Otçul olmasına rağmen oldukça uzun bir çeneye sahip olan zürafa...

Açıkça görebileceğiniz gibi, etçillerin de otçulların da çeneleri beslenme biçimlerine göre uzun veya kısa olabilir. Uzun çeneli etçillerin avlarına verdikleri hasar kat kat güçlü olurken, uzun çeneli otçullar otları çok daha güçlü ve etkili bir biçimde ezebilir. Etçillerin uzun çeneleri kesici dişlerle, otçulların uzun çeneleri ezici dişlerle donanmıştır. Çene yapısının beslenme biçimiyle doğrudan ilişkilendirilmesi mümkün değildir.

Videoda şempanze ve orangutanların da "otçul" olduklarının iddia edildiğine dikkat ediniz. Bu tamamen yanlıştır (buraya ve buraya tıklayarak görebilirsiniz). Yine aynı sonuca varıyoruz: En yakın kuzenlerimiz gibi, bizler de etçil ya da otçul değiliz, hepçiliz.

3) "Gece Görüşü ve Pençeler Gibi Avlanma Adaptasyonumuz Olmadığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Her avcının bu şekilde adaptasyonları yoktur. Göz ardı edilenin aksine, insan türünde zaten avlanmaya yönelik olarak evrimleşen bir adaptasyon vardır: Ortalama 1.5 kilogramlık bu kütle, her birimizin kafatasının içerisinde bulunmaktadır. Bu konuya son çürütme maddesinde tekrar geleceğiz.

İnsan, bazı kabileleri hariç neredeyse hiçbir zaman av peşinde koşan bir avcı olmamıştır. İnsan, zekası sayesinde tuzak kuran ve kolay yoldan avlanmayı öğrenen, silahlar üretebilen bir avcı olmuştur. Bu sebeple evrimsel süreçte hiçbir dönemde başka bir avlanmaya yönelik adaptasyona ihtiyacımız olmamış, bu yönde bir seçilim baskısı oluşmamıştır.

Üstelik videoda verilen örnek son derece taraflı ve art niyetlidir: İnsan gibi diurnal (gündüz yaşayan) bir hayvan türünü, nokturnal (gece yaşayan) avcılarla kıyaslamak hiçbir bilimsel yaklaşıma uygun değildir. Her avcı gece avlanmaz; dolayısıyla gece avlanan avcıların adaptasyonlarını gündüz avlanan avcılarda aramak kabul edilebilir değildir. 

4) "Bağırsaklarımızın Yapısından Ötürü Etçil Olamayız" Argümanı

Bağırsaklarımızın uzun olmasının nedeni otçul atalarımızdır, bu doğru! Anlaşılması gereken en önemli nokta şudur: Zaten etçil bir doğamız olduğu iddia edilmemektedir; ancak bu tarz videolar ve iddialar, sanki kendilerine karşı olan gruplar "İnsan otçul değildir; etçildir!" gibi bir argüman içindeymiş gibi savunmaya geçmektedirler. Halbuki argümanın gerçeği şudur: İnsan etçil ya da otçul değildir; hepçildir. Bu nedenle, sırf bir grup insan, türümüzün öyle olmasını istiyor diye Homo sapiens'in otçul olduğunu iddia etmek de tamamen hatalıdır. 

Otçul olmamız için başta selüloz olmak üzere bitkisel karbonhidratları sindirebilecek adaptasyonlarımız olmalı. Bu adaptasyonların başında çok gözlü mide, gelişmiş ve işlevsel bir apandiks, otlamayı teşvik edecek davranışlarımız, otçulların %90'ı gibi çimen yiyen bir tür isek bu çimenleri ve kısa otları yerden koparmaya yönelik adaptasyonlarımız, vücut kütlemize yakın oranda ot yemeye yönelik adaptasyonlarımız, bitkilerde bulunan zehir ve toksin gibi savunmaları detoksifike edebilecek adaptasyonlarımız (örneğin panzehir etkili tükürük evrimi gibi) bulunmalıdır. İnsanda bunların hiçbiri yoktur. Tam tersine, örneğin türümüzün apandiks gibi diğer otçul ağırlıklı türlerde son derece gelmiş olan bir organ, yok denecek kadar körelmiştir ve günümüzde neredeyse hiçbir işlevi bulunmamaktadır (buraya tıklayarak detayları okuyabilirsiniz). Bunun sebebi, otçul diyetten büyük oranda uzaklaşmış olmamızdır.

5) "Midemizde Gerekli Bakteriler Olmadığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

İddianın tam tersine, midemizde et içerisindeki bakterileri öldürecek birçok enzim ve bakteri zaten bulunmaktadır. Et sindirimine katkı sağlayan hiç bakterinin bulunmadığı veya bunu sağlayacak adaptasyonların olmadığı iddiası tamamen yanlıştır. Örneğin Bacteroides cinsi bağırsak bakterilerimiz hayvansal proteinleri sindirmemizde görev almaktadır. Ayrıca ikincil adaptasyonlar olarak midemizin asidik yapısı, yiyeceklerle gelen bakterileri ve virüsleri işlevsiz hale getirmeyi hedefler (elbette sadece et tüketimine yönelik bir adaptasyon değildir; ancak işe yaramaktadır). Üstelik bağırsak enterotiplerimiz beslenme türümüzün ağırlığına göre adapte olabilmektedir (hepçil bir türde görmeyi beklediğimiz gibi). Hayvansal proteinleri ve yağları fazla tüketmeniz halinde, bunları sindirmek için Bacteroides enterotipi artarken, karbonhidrat ve bitkisel proteinlerin tüketimi artınca Prevotelle enterotipi artar. Burada yine aynı gerçeğe ulaşırız: Apandiksimiz giderek körelirken ve midelerimiz spesifik olarak belirlenebilen otçul midelerine hiç benzemiyorken, otçul olduğumuzu iddia etmek hiç gerçekçi değildir ve daha önemlisi bilimsel bir hatadır.

6) "Çürük Et Kokusunu Sevmediğimize Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Tüm etçiller leş yemezler ve tüm hayvanlar öldükleri anda leş kokmaya başlamazlar. Uzun süredir ölü olan bir hayvanın kokmasının nedeni ette üremeye başlayan organizmalar ve onların atıklarıdır. Pek nadir sayıda hayvan leşle beslenir; hatta büyük kedilerden bazılarının hayvan leşlerini yemekten uzak durduğu bilinmektedir. Bunlar, bu leşleri yemiyor diye etçil değil midir? Elbette etçillerdir. İnsan da bu etleri yemiyor diye otçul değildir. İnsan, hepçil bir türdür.

İşin ilginç tarafı, yapılan antropolojik çalışmalar insanın leşçil olarak evrimleşmiş olabileceğini göstermektedir. Akademik çalışmalarda insan otçul mu yoksa hepçil mi gibi bir tartışmaya rastlamak zordur (arada sırada buna yönelik iddialar çıksa da, kanıtların zenginliği dolayısıyla insanların otçul olduğu argümanı akademide ciddiye alınmaz). Ancak atalarımız muhtemelen çürümekte olan etleri yemek yerine, yeni avlanmış avların avcılarını korkutup kaçırarak veya onların avı terk etmesinden çok kısa bir süre sonra geride bıraktıkları avı yiyerek beslendiğini, dolayısıyla etin çürümesine zaman kalmadığını göstermektedir.

7) "Vejetaryenler Sporda Madalyalar Aldığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Gelin bu argümanda sadece kelimeleri değiştirerek ne elde ettiğimize bakalım: "Siyahi insanlar sporda madalya alabildiğine göre insanlar beyaz olamaz."  Bunu videoda argümanın savunulması için ileri sürülenlere benzeterek biraz değiştirelim: "Çoğunlukla zenciler koşu dalında madalya alsalar da, beyazlar da bugüne kadar tam 15 madalya almıştır! O zaman insanlar zenci değildir!" Kahahuluların (böyle bir grubun varlığına dair herhangi bir bilgi bulamadık; ancak iyi niyetle, doğru söylendiğini varsayıyoruz) madalya alması, onların sağlıklı oldukları veya etten alacaklarını ilaçlarla takviye etmedikleri anlamına gelmez. İnsan, hayvansal ve bitkisel ürünleri dengeli olarak tüketmesi gereken, sıradan bir omnivordur. Elbette ilaçlarla veya planlı beslenmeyle eksikler kapatılarak et yenmeyebilir. Ancak aynı şekilde, ilaçlarla eksikleri kapatılarak ot da yenmeyebilir. Eğer ki illa sayılarla kendinizi ikna etmek istiyorsanız, bir de hepçil beslenerek madalya alan sporcuları saymayı deneyiniz. Sonrasında ikisi oranlandığında söz konusu başarı grafikleri ortaya çıkar. Böylece daha sağlıklı bir bilimsel araştırma yürütülmüş olur, bu şekilde çarpıtılmış ve manipülatif argümanlarla bilim yapılamaz.

8) "Et Yememiz Kültürel Evrimin Ürünüdür, Biyolojik Evrimin Değil" Argümanı

Dikkat edecek olursanız videoda et yeme evriminden çok kısa bahsedilmiş, özenle ve kasıtlı olarak uzak durulmuştur. Hoşa giden gerçeklerin kabullenilip, diğerlerinin reddedilmesi fanatizme dayalı argümanların tipik niteliklerinden birisidir. Ancak itirazlarının yine tam aksine, kültürümüzden önce biyolojimiz et yiyecek şekilde evrimleşmiştir; daha doğrusu et yememiz evrimimize şekil vermiştir. Sonrasında ise kültürel evrimimiz et tüketimimizi arttırmıştır, bu doğrudur (ama bu, apayrı bir tartışma konusudur ve insanın otçul olduğu iddiası bağlamında tartışılamaz). Ne var ki bunun temelinde biyolojik bir evrim olmadığı iddia edilemez.

9) "Hiç Et Yememeliyiz, Et Yemek Çok Zararlıdır" Argümanı

Bunun detaylarına az sonra çok daha fazla gireceğiz; ancak burada şunu söyleyelim: "Hiç et yememeliyiz; et yemek kesinlikle zararlıdır." gibi bir ifade, çok ciddi bir hatadır ve insanları yanlış yönlendirmektedir. Hayvansal besinler de, bitkisel besinler gibi tüketilebilir. Hangi diyeti takip ediyor olursanız olun, mutlaka dengeyi tutturmayı hedeflemek zorundasınız (örneğin vejetaryenler arsaında şeker tüketiminin abartılması da sorunlara neden olmaktadır). Biyolojik ve kültürel evrim açısından diğer türlerden daha geniş bir algı ve bilişsel tercih kapasitesine sahip türümüz, hepçillik skalasının farklı noktalarında yer almayı tercih edebilir. Buradaki kritik sözcük önemle ve tekrar tekrar vurgulanmalıdır: tercih. Bireylerin tercihleri, türümüzün hepçil olduğu gerçeğini değiştirmez.

10) "İnsan Yavruları Bir Tavşanı Avlamadığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Açık konuşmak gerekirse, bu argümanı şaşkınlık ve hayretle izledik; her seferinde ağzımızı açık bırakan ve bizi insanlığın bulunduğu algı düzeyiyle ilgili olarak düşüncelere iten bir argüman. Tüm saygımızla birlikte, bu şaşkınlığımızı gizleyemediğimizi belirtmek isteriz. Böyle bir test yöntemi modern çağımızda bir argümanı desteklemek için ileri sürmek ve videoyla yayılmasına göz yummak gerçekten hayranlık uyandırıcıdır. Açıklayalım:

İnsan bebekleri asla avlanacak şekilde evrimleşmemişlerdir; her zaman ebeveynleri tarafından beslenmişlerdir (buna evrimsel biyolojide ebeveyn katkısı adı verilir ve allobesleme (İng: "allofeeding") denen bir kavram çerçevesinde incelenir). Bu sebeple bir bebeğin tavşanı yememesi veya avlamaması kadar doğal bir şey olamaz. Etçil olduğu tartışmasız olan bir kaplan yavrusu dahi, bir tavşan önüne konulduğunda onunla yemeden oynayabilir.

Üstelik bebeklerin eğilimlerinin, insanın doğasını anlamak için yeterli olduğunu sanmak başlı başına bir hatadır. Bu şekilde bir argüman üretmek, bebeklerin bir kendilerini öldürecek kadar sıcak olan sobalara dokunabiliyor veya sarılabiliyor olması, insan türünün hayatta kalmak için evrimleşmemiş bir tür olduğunu iddia etmeye benzer. Açıkça, bunun doğru olmadığını biliyoruz. 

Bu sözde testin, Evrim Ağacı olarak bizim iyi niyetimizin bile sınırlarını zorluyor olma nedeni tam olarak budur: Benzer şekilde, bir kaplan veya çita yavrusunun da önüne canlı tavşan koyacak olursanız onu yemeyecektir. Nedeni elbette ki etçil olmaması değildir; avlanmayı henüz bilmemesidir! Yırtıcı kediler de gelişimlerinin ilerleyen safhalarında avlanmayı ebeveynlerinden öğrenirler, dolayısıyla bundan önce yaptıkları davranışlar ile beslenme tiplerini belirleyemezsiniz. Üstelik bir nokta daha: bazen yetişkin yırtıcılar bile normalde avları olan hayvanları yememektedir, zaman zaman videolarına rastlarsınız (buradan bir örneğini görebilirsiniz). Bu durumda bu canlılar etçil değil midir?

Aşağıdaki fotoğrafları inceleyerek benzer şekilde geliştirebileceğimiz, benzer şekilde bilim karşıtı olacak olan argümanları düşünelim. Sizce aşağıdaki fotoğraflar etçil olduğumuzu mu göstermektedir?

Veya şu aşağıdaki iki fotoğrafı göstererek otçul olmadığımızı, çünkü bebeklerin yüzlerini buruşturup bu yiyecekleri terslediklerini mi ileri sürmeli?

Elbette bunların hiçbiri bilimin sınırlarında değildir; bireylerin şahsi fikirlerinden doğan art niyetli argümanlardır. Bilim, kontrolsüz ve önyargılı deneyler ile ilerlemez. İşte bu sebeple söz konusu videonun bilimsel sınırlar dahilinde iyi niyetli kabul edilmesi mümkün değildir. Bu konuların içerisinde olan insanların, bilimsel gerçeklerden bu kadar uzak olduğunu ve bunların samimi hatalar olduğunu düşünmek naiflik olacaktır. Ne yazık ki günümüzde bilime karşı tehditlerin nereden geleceğini öngörmenin bir yolu bulunmamaktadır. Çok basit bir konuda bile bilgisizlik ve bir miktar art niyet, çok hızlı bir şekilde bilim düşmanlığını doğurabilmektedir. 

Suçu "İşlenmiş Etlerde" Arayın; "Et"in Kendisinde Değil: Et Yeme İle İlgili 7 Temel Mit

Ne yazık ki halk arasında et tüketimiyle ilgili yanlış anlaşılmalar sadece radikal veganların yukarıdaki videoda sundukları argümanlardan ibaret değildir. Bu kişi ve grupların yaptığı en tehlikeli hata, bilimsel gerçeklerin çarpıtılması yoluyla halkı yanlış bilgilendirmektir Bu tür çabalar sonucu, insanların akıllarında "Acaba insanlar hakikaten et tüketemeyecek yapıda mı?" ya da "Et yediğim için daha mı çabuk öleceğim?" gibi hatalı algılar oluşmaktadır. Bu tür bilim dışı ve yersiz kaygıları önlemek adına, et yeme ile ilgili halk arasındaki bazı temel yanlışları ele almak istedik.

1. "Et kalın bağırsağınızda çürür." Miti 

Bazı kişiler etin düzgün sindirilemediğini ve bağırsağınızda çürüdüğünü iddia eder. Bunun hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur ve radikal veganların sıklıkla başvurdukları, daha kelimelerin dizilişi bakımından kulağa "öcü" gibi gelen argümanlardan birisidir.

Et yediğimizde olan, etin mide asitleri ve sindirim enzimleriyle parçalanmasıdır. İnce bağırsakta proteinler amino asitlere ve yağlar yağ asitlerine dönüştürülür. Sonra bağırsak duvarları boyunca emilir ve kana karışırlar. Kalın bağırsağınızda 'çürüyecek' hiçbir şey kalmaz. İşin garip ve ironik tarafı, bağırsaklarımızda gerçekten "çürüyen" besinler vardır: Sindirim kanalı boyunca sindirilemeyen besinler sebzelerden, meyvelerden, tahıl ve baklagillerden alınan liflerdir. Örneğin yapılan araştırmalarda bağırsaklarda sindirilemeden kalarak tıkanmalara neden olan yiyecek artıklarının içerisinde başlıca zeytin, marul, brokoli kökleri, bitki tanecikleri ve tohumlar olduğu bulunmuştur. Neredeyse hiçbir zaman etin içeriği bağırsaklarınızda tıkanmaya yol açmaz veya sindirilmeden çürümez.

İnsanların sindirim sistemi, lifleri parçalayacak enzimlere sahip olmadığından lifler kalın bağırsak boyunca ilerler. Bağırsakta iyi huylu bakteriler tarafından fermante edilir (çürür) ve kısa zincirli yağ asitleri (butirat) gibi yararlı bileşimlere ve besin yapı taşlarına dönüştürülürler.

İyi huylu bakterileri canlı tutan budur ve pek çok araştırma göstermiştir ki bu bakterileri beslemek sağlık için son derece önemlidir. Yani, et bağırsağınızda çürümez. Tam tersine bitkiler çürür ama bu iyi bir şeydir. İnsanların "çürüme" sözcüğüne karşı duyarlılıkları bu kelimeyi kötü, yararsız adletmelerine neden olur ancak çürüme her zaman kötü bir sürece işaret etmez. Bu kelimeyi bu şekilde manipüle etmek ise kötü niyete işaret edebilir. Lifler sizin için son derece sağlıklıdır; çünkü sindirim sistemimiz bunun üstesinden gelebilecek şekilde evrimleşmiştir.

Gerçekten de kimi zaman etlerin bazı sindirilemeyen içerikleri olabilir; ancak bunun sebebi o sindirilemeyen kısımların etlere yapay olarak eklenmiş olmasıdır. Bazı koruyucu kimyasallar ve etlere dahil edilen doğal olmayan bileşenler vücudumuz tarafından sindirilemeyebilir. Etin sindirilememesinin bir diğer olası nedeni de sindirim kanalıyla ilgili bir hastalığınız olmasıdır. Dolayısıyla, eğer ki vücudunuz düzgün bir şekilde çalışıyorsa ve sağlıksız biçimde üretilen etleri alıp tüketmiyorsanız, sindirim kanalınızda parçalanamayan bir et bileşeni olmayacaktır.

2. "Et yüksek miktarda zararlı doymuş yağ ve kolesterol içerir." Miti

Et karşıtı ana söylemlerden biri, yüksek miktarda doymuş yağ ve kolesterol içeriyor olduğudur. Burada önemli olan, kolesterolden kastın ne olduğu ve ne kadar bir miktardan söz edildiğidir. Zira modern bilimin araştırmaları, kolesterolün halk arasındaki yaygın inancın aksine diyetimizin olmazsa olmaz bir parçası olduğunu göstermektedir.

Korkulacak bir şey gibi görülüyor olsa da, kolesterol aslında vücutta hayati önem taşıyan bir moleküldür. Vücudunuzdaki her bir hücrenin hücre zarında bulunur ve hormon üretmekte kullanılır. Kolesterol eksikliğinde birçok hormonal dengesizliğe kapı aralanmış olmaktadır. Karaciğer, her zaman yeterli miktarda bulunmasını sağlamak için yüksek miktarlarda kolesterol üretir. Besinlerden çok fazla kolesterol aldığımızda, karaciğer daha az üretim yapar, ve toplam miktar çok fazla değişmez. Dolayısıyla zaten evrimsel süreçte vücudumuz kolesterol miktarını dengeleyecek bir sistem geliştirmiştir. Tabii ki abartılı miktarda kolesterol tüketimi, tıpkı herhangi bir diğer besinin abartılı tüketiminde olduğu gibi zarar verebilir. Ancak burada sözünü ettiğimiz abartılı diyetler değil, sağlıklı ve dengeli diyetlerdir.

Aslında insanların %70'inde yediklerinden gelen kolesterolün kandaki kolesterol miktarına kayda değer bir etkisi yoktur. Kalan %30 nedeniyle LLD kolesterolde (tehlikeli olan) hafif yükselme olur, ancak yükselme HDL'de (koruyucu kolesterol) de görülür. Aynı durum doymuş yağlar için de geçerlidir. HDL kolesterolu (iyi kolesterol) artırırlar. Ancak doymuş yağ ya da kolesterol LDL'de hafif yükselmelere sebep olsa bile, bu bir sorun değildir çünkü LDL parçacıklarını küçük, yoğun LDL'den (çok zararlıdır), büyük LDL'ye dönüştürürler ve bu koruyucudur. Çalışmalar gösteriyor ki çoğunlukla büyük LDL parçacığı taşıyan insanlar çok daha düşük kalp krizi riskine sahip oluyor. Bundan dolayı, yüz binlerce insanın katıldığı çalışmalarda, kolesterol ve doymuş yağın artan kalp krizi riskiyle ilişkili bulunmaması şaşırtıcı değil. Ancak şunu da belirtmekte fayda var: HDL ve LDL gibi moleküllerin sağlık üzerindeki etkileri halen tartışılmakta olan bir konudur ve kimi zaman bilim camiasında görüşler farklı yönlerde değişebilmektedir. Bu nedenle tekil çalışmalara bakılarak büyük yargılara varılmamalıdır.

Doymuş yağın bir başka yaygın ölüm ve maluliyet sebebi olan felç riskini düşürdüğünü gösteren bazı çalışmalar da bulunmaktadır. Bunu insanlar üzerinde test ettiklerinde, insanların doymuş yağ alımını kesmesi ve 'kalp dostu' bitkisel yağlar (kolesterolü düşürmesi beklenen) alması sağlanmış ve ölüm riskinin arttığı görülmüş. Ancak tabii ki doymuş yağı çılgınca desteklemek için bu sonuçlar henüz yeterli değil. Sadece o kadar korkacağınız, hayatınızı karartacak besin maddeleri olmadığını söylemekte fayda var. Etin doymuş yağ ve kolesterol açısından yüksek olduğu doğrudur, ancak bunun, tek başına değerlendirilmesi doğru değildir. Konu, yukarıda ele alındığı gibi daha kapsamlı düşünülmelidir. 

Abartılı kolesterol tüketimi sonucu damar tıkanıklığı...
Abartılı kolesterol tüketimi sonucu damar tıkanıklığı...

3. "Et, kalp rahatsızlıkları ve Tip-2 Şeker Hastalığına sebep olur." Miti

Tuhaf ama, et kalp rahatsızlıkları ve Tip-2 şeker hastalığı gibi Batı hastalıklarının sıkça sorumlusu olarak gösterilir. Kalp hastalığı 20. yüzyıl başlarına kadar ve Tip-2 şeker hastalığı 10-20 yıl öncesine kadar bir sorun oluşturmuyordu. Bu hastalıklar yeni... Ama et, en az 2-4 milyon yıl geriye gidecek kadar eski bir besin. İnsanlar ve insan öncesi canlılar, hatta etçiller haricinde kalan, insan gibi hepçil olan diğer hayvanlar yüz milyonlarca yıldır et yiyor. Eski bir yiyeceği yeni hastalıkların sorumlusu olarak görmek hatalıdır. Eğer ki bir sorumlu aranıyorsa, yaşam biçimlerimizin değişimi veya et üretimiyle ilgili uygulanan yapay yöntemlere odaklanılmalıdır.

Şanslıyız ki, elimizde kafamızı rahatlatacak iki geniş kapsamlı araştırma var. 2010'da yapılmış oldukça geniş kapsamlı bir çalışmada, araştırmacılar toplamda 1.218.380 bireyden oluşan 20 çalışmanın sonuçlarına dair verileri topladı. İşlenmemiş kırmızı et tüketimi ile kalp hastalıkları ya da şeker hastalığı arasında bir bağlantı bulamadılar. Dolayısıyla hayatımızı tehdit eden hastalıkların sorumlusu et değil. Bu kadar da değil:

Avrupa'da 448.568 bireyi içeren başka bir büyük araştırma da işlenmemiş kırmızı et ve bu hastalıklar arasında bir bağlantı bulamadı. Bunun yanında her iki çalışma da işlenmiş et yiyen insanlarda riskin oldukça yükseldiğini buldu. Bu nedenle, farklı et türleri arasında ayrım yapmak önemlidir. Birçok çalışma açıkça gösteriyor ki, 'kırmızı et zararlıdır' ifadesi işlenmiş ve işlenmemiş et arasındaki ayırımı yeterince ifade etmiyor.

Dolayısıyla bir sonraki sefer televizyonda kırmızı eti ya da genel olarak etleri lanetleyenler görürseniz, bilin ki söz-iddia ettikleri şeyler, fast-food zincirlerinde tükettiğiniz işlenmiş etlerin zararları üzerine yapılan araştırmalara dayanıyor. Eğer ki tüm etlere genelleme yapılıyorsa, yine bilin ki ortada art niyetli bir durum dönüyor.

Tabii ki bildiklerimiz yeni araştırmalarla değişebilir; ancak bu sadece tek bir araştırma ile yargılanabilecek bir konu değildir. Dolayısıyla eğer ki et tüketimiyle ilgili yeni bir araştırma söz konusuysa, her neyi savunuyor olursa olsun, başka araştırma kurumları tarafından da doğrulanmadan hemen gerçek olarak kabul edilmemelidir.

Burada ele aldığımız veriler, çok uzun yıllardır test edilen araştırmalara dayanmaktadır. Bu sebeple, bugüne kadar geliştirilen et eleştirilerinin neredeyse tamamının fast-food ürünlerindeki sağlıksız etlerle ilgili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fast-food zincirleri ekonomik olması nedeniyle neredeyse her zaman işlenmiş etleri tercih ediyorlar ve bu yüzden bu mitlerin doğmasına neden olacak sonuçlara kapı açıyorlar.

İşlenmiş yiyeceklerin tamamı can sıkıcı aslında... Bunlar gerçek et değil. Tükettiğiniz etin içeriğine, nasıl üretildiğine, doğallığına, vb. özelliklerine dikkat etmeniz gerekiyor.

İşlenmiş yiyecekler...
İşlenmiş yiyecekler...

4. "Kırmızı et kansere sebep olur." Miti

Yaygın bir inanışa göre et, özellikle de kırmızı et kansere sebep olur. Bu kısım, işlerin biraz karmaşıklaştığı kısım.

İşlenmiş etin kanser, özellikle bağırsak kanseri riskini yükselttiği doğrudur. Birçok olumsuz durumun başında yapay yollarla üretilen, yapay biçimde beslenen hayvanların kesimiyle elde edilen, sonrasında sayısız işlemden geçirilen işlenmiş et geliyor. Ama işlenmemiş kırmızı etten bahsediyorsak, bu konuda kesin bir yargıya varabileceğimiz herhangi bir veri bulunmuyor. Birkaç araştırma işlenmemiş etin de kanser riskini artırdığını öne sürse de, farklı çalışmalara ait verileri toplayan inceleme çalışmaları başka bir tablo çiziyor.

Biri 35 farklı çalışmanın, biri 25 farklı çalışmanın verilerini inceleyen, iki inceleme çalışması; işlenmemiş etin kansere etkisinin erkeklerde çok zayıf olduğunu, kadınlarda ise hiç olmadığını buldu. Öte yandan görünüşe göre etin nasıl pişirildiğine göre sağlık üzerindeki etkisi değişebiliyor. Farklı çalışmalar gösteriyor ki, et aşırı pişirildiğinde deney hayvanlarında kansere sebep olduğu tespit edilmiş olan Heterosiklik Aminler ve Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar gibi bileşikler oluşturabilir. Et kansere neden oluyorsa, bunun sorumlusu et tüketiminin kendisi değil, onun nasıl pişirildiği olabilir. Unutmayınız: Türümüz evrimsel süreçte neredeyse hiçbir zaman çiğ olarak et yiyebilecek şekilde bir evrim geçirmedi. Ateşin hükmüyle et ağırlıklı diyete geçiş evrim tarihimizde üst üste çakışıyor. Dolayısıyla sadece eti tüketebilmemiz değil, nasıl pişirerek tükettiğimiz de çok önemli.

Bunu engellemenin ağır pişirmek, yanmış veya islenmiş parçaları atmak gibi yolları var. Öyleyse cevap kırmızı et yemekten değil, eti yakmaktan kaçınmak olabilir. Unutmamak gerekir ki aşırı pişirmek birçok başka yiyecekte de zararlı bileşiklerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu, ete özgü bir şey değildir.

Omnivor insan diyeti...
Omnivor insan diyeti...

5. "Et kemikler için kötüdür." Miti

Birçok insan proteinin kemikler için kötü olduğuna ve kemik erimesine yol açabileceğine inanıyor. Hipotezleri şöyle: Protein yiyoruz, vücudumuzdaki asit yükü artıyor, vücut kemiklerdeki kalsiyumu çekerek asiti nötrlemek için kana karıştırıyor. 

Bu hipotezi destekleyen bazı kısa dönem çalışmalar var. Vücutta protein artışı kalsiyum eksikliğinin de artmasına yol açıyor. Fakat bu etki kalıcı olmuyor, zira uzun dönem çalışmalar gösteriyor ki aslında proteinin kemikler üzerinde fayda etkisi var. Çünkü biyolojik yapılar son derece "esnek" özelliklere sahip, her özelliğimiz net bir şekilde tanımlanmış, değişemez nitelikte değiller. Bazı kimyasalların tüketimi, vücutta kısa dönem, orta dönem ve uzun dönemde birbirinden tamamen farklı etkiler yaratabiliyor. Bazı özellikler kısa dönemde faydalıyken, uzun dönemde ölümcül olabiliyor. Bazıları sadece orta vadede işe yarar sonuçlar verebiliyor. Dolayısıyla bu konuya farklı zaman dilimlerindeki yaklaşımları çok iyi bilmek ve buna göre analiz etmek gerekiyor.

Yüksek protein içeren beslenme şeklinin gelişmiş kemik yoğunluğuyla ve yaşlılıkta düşük kemik erimesi ve kırılma riski ile bağlantılı olduğunu gösteren kuvvetli kanıtlar bulunuyor. Bu, konu beslenme olunca körü körüne halk inanışlarına bağlı kalmanın tamamen tersi sonuca çıkarabileceğinin harika bir örneği.

Kısaca protein, kısa vadede kalsiyum kaybına sebep olsa da uzun vadeli çalışmalarda yüksek protein alımının yüksek kemik yoğunluğuyla ve düşük kemik erimesi ve kırılma riski ile ilintili olduğu kanıtlanmıştır.

6. "Et gereksizdir." Miti

Zaman zaman etin sağlık için gereksiz olduğu iddia edilir. Bu kısmen doğrudur. Etteki besin maddelerinin çoğu diğer hayvansal gıdalarda bulunur.

Ama sadece etsiz hayatta kalabiliyor olmamız, öyle yapmamız gerektiği anlamına gelmez. Sıklıkla söylediğimiz ve vurguladığımız gibi bu bir tercihtir ve kimse tarafından bir diğerine dikte edilemez. İyi bir ette bize faydalı birçok besin maddesi bulunur. Bunlar et yemeyen insanların çoğunlukla temin edemediği protein, B12 vitamini, kreatin, karnosin, yağda çözünen birçok önemli vitaminlerdir. Ancak yanlış anlaşılmasın: bunlar başka yöntemlerle (yapay, zorlu veya sentetik) alınabilir. Ancak eğer ki yapay yöntemlere başvurmak bireye doğru geliyorsa, daha önce de belirttiğimiz gibi her türlü besin maddesi yapay olarak üretilip alınabilir. Dolayısıyla belli bir besin türü olmaksızın yaşamak, her türlü besin türüne genellenebilir. Bitki içeriği yemeden de yaşanabilir; zira modern çağda her türlü eksikliği tamamlayacak sentetik ürünler vardır. Ayrıca dolaylı, zorlu yöntemlerle bu eksiklikler giderilebilir.

Et gibi gıdalar tanışık olduğumuz standart mineral ve vitaminlerden çok daha fazlasını içerir, içlerinde kimini bilimin henüz tanımlamadığı kelimenin tam anlamıyla binlerce besin maddesi kalıntısı mevcuttur. Gerçek şu ki, insanlar et de yemek üzere evrimleşti ve evrim vücutlarımızı bu besin maddelerini düşünerek tasarladı. Bu besin maddeleri son derece karmaşık biyolojik yapbozun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Etsiz yaşayabilir miyiz? Tabii ki. Ama etin sağladığı yararlı besin maddelerinin tamamını kullanamayacağımızdan en iyi sağlık düzeyine ulaşamayız. Etsiz hayatta kalabilsek de aynı şey sebze, meyve, baklagil, balık, yumurta gibi pek çok başka besin grubuna da söylenebilir. Bunun yerine başka bir şeyden daha fazla yeriz.

İyi, işlenmemiş et insanlar için neredeyse mükemmel yemektir. İhtiyacımız olan besin maddelerinin çoğunu taşır. Hatta iki kişinin bir sene boyunca et ve sakatat dışında bir şey yemediği ve mükemmel sağlık düzeyinde kaldıkları bir çalışma mevcut. Ancak radikal veganların yapmaya meyilli olduğunun aksine, tekil çalışmaları ileri sürerek bir şeyleri ispatlamaya çalışmayacağız. Burada amaç gerçekleri göstermek, bir şeyleri ispatlamak değil.

Tabii ki bütün etler aynı değil. En iyi et otlaklarda beslenen, doğal yaşamda beslense yiyecek olduğu şeyleri yiyen hayvanlardan gelir. Düzgün yetişmiş, iyi beslenmiş hayvanlardan gelen işlenmemiş et (otlaktan beslenen hayvan bifteği gibi), herhangi bir bitkisel ürüne veya işlenmiş etlere kıyasla çok daha zengin besin maddeleri içeriyor.

Sonuç olarak etsiz de hayatta kalabiliyor olduğumuz doğru olsa da, ette ideal sağlık için önemli birçok besin maddesi bulunuyor. Bir diğer deyişle, etsiz yaşayabiliyor olmak, etsiz yaşamamız gerektiği anlamına gelmez ve getirilemez. Bu, kişilerin şahsi tercihleri olmalıdır ve bu tercihlere kimse tarafından müdahale edilmemelidir.

7. "Et şişmanlatır." Miti

Etin kilo yaptığına inananlar vardır. Yüzeysel baktığınızda hatırı sayılır miktarda yağ ve kalori içerdiğinden bu mantıklı geliyor. Ancak, et biyolojik yoldan temin edilebilir proteinin en iyi kaynaklarından biri ve protein kilo kaybetmeye yardımcı bilinen en iyi ana besin kaynaklarından. Çalışmalar gösteriyor ki yüksek protein içeren beslenme düzeni ile metabolizma günde 80-100 arası kalori yakabilir. Aynı zamanda protein alımı artırıldığında diğer gıdalardan otomatik olarak daha az yemeye başlandığı ile ilgili çalışmalar da var. Birçok çalışma gösteriyor ki beslenmedeki protein miktarı artırılınca insanlar günde yüzlerce kaloriyi otomatik olarak kesiyor ve 'otomatik pilotta' kilo vermeye başlıyor.

Yaygın olarak bilindiği gibi, protein almak kas kütlesini artırmaya da yardımcı. Kaslar metabolik olarak etkindir ve gün boyunca küçük bir miktar kalori yakar. Aynı zamanda az et içeren diyetlere göre daha fazla kilo kaybı sağlayan ve yüksek et içeren düşük karbonhidrat ve paleo diyetlerini de unutmamak gerekir.

Daha fazla işlenmemiş, sağlıklı et yedikçe ve sağlıksız etler ile dengesiz beslenmeyi azalttıkça kilo kaybetmeniz daha kolay olacaktır. Yani sağlıklı etler, kilo kaybetmek isteyenlerin dostudur, düşmanı değil.

Genel Sonuç

Bireyler, varyasyon olarak et veya ot ağırlıklı beslenebilir; ancak bu, türümüzün hepçil olduğu gerçeğini değiştirmez. Ne yazık ki yukarıda sadece 1 adet örneğini vermiş olduğumuz radikal/fanatik vegan iddialarını net bir biçimde eleştirip yanlışlarını bilimsel olarak gösterince, sanki vejetaryen karşıtıymışız gibi bir izlenim uyanıyor ve yine bu gruplar tarafından bu izlenim pohpohlanıyor. Bu tıpkı, bir takımı çok fanatikçe tutan birinin holiganlığını eleştirince, o takımın tüm diğer taraftarlarından nefret edildiğinin iddia edilmesine benziyor. Hayır, Evrim Ağacı olarak biz vejetaryenliği destekliyoruz. Eğer ki bir birey, bunu kendi arka planı ve tercihleri doğrultusunda seçebiliyorsa ve bunu sürdürebiliyorsa ne âlâ, takdir ederiz. Ancak aralıklarla söylediğimiz ve tekrar tekrar söyleyeceğimiz gibi, burada eleştirilen bazı fanatiklerin bilimi çarpıtarak insanlar üzerinde rahatsız edici bir biçimde psikolojik baskı kurma çabası, İlkelerimiz gereği Evrim Ağacı olarak kabul edemeyeceğimiz bir durumdur.

Evrim Ağacı, bilimsel sınırlar dahilinde, ne katı vejetaryenliği savunmaktadır, ne de katı etçilliği. Zaten tüm yazımızın özeti budur: kişilerin diyet tercihleri kendilerinin bileceği bir unsurdur ve öyle kalmalıdır. Eldeki bilimsel veriler, herhangi bir özelleşmiş diyeti dikte etmeye yeterli değildir. Öyle olsa bile bunun dikte edilmesinin doğruluğu etik olarak tartışılmalıdır. Evrim Ağacı, bilimsel verilere saygı duyulduğu ve gerçekçi argümanlar üretildiği sürece iki tarafın da görüşüne sonsuz bir saygı duymaktadır. Ancak yine de bizler, bilim insanları ve adayları olarak, insanın bu iki kutup arasında bir yerde olduğunu belirtmekteyiz; ancak hangi tarafa yakın olacağını kişisel tercihi olarak görmekteyiz. Dediğimiz gibi, vejetaryenlerin tercihine de, etçillerin tercihine de saygımız sonsuzdur. Bizim burada eleştirdiğimiz vejetaryenlerin kişisel tercihleri değil, bu grubu temsil eden fanatik/radikal/saldırgan grupların bilimsel gibi lanse edilen bilim dışı argümanlarıdır. Yoksa ekibimiz dahilinde vejetaryenler bulunduğu gibi, çok yakınlarımız arasında da son derece bilinçli vejetaryenler bulunmaktadır; yani bu konulara uzaktan bakan kişiler değiliz, doğrudan içerisinde bulunmaktayız.

Vejetaryenler çoğu zaman etin üretim yönteminden ötürü etten uzak dururlar ve vejetaryen olmalarındaki ana sebep de budur. Örneğin, veganlar arasında çok sık kullanılan bir söz şudur: "Mezbahaların duvarları camdan olsaydı, herkes vejetaryen olurdu." Görülebileceği gibi buradaki temel motif (güdü) hayvanların toplu katline karşı bir tepkidir. Bu tercihe saygımız sonsuzdur ve Evrim Ağacı olarak biz de, asla et üretimi için kitlesel katliamları desteklemiyoruz! Ancak üretim konusundaki insan temelli hatalarımız ve duygusallığımız, bilimsel gerçekleri örtmek için kullanılamaz ve kullanılmamalıdır! Biz, her zaman bilimsel gerçekleri, duygusal tesellilere tercih ederiz. Tüketimden fazla üretim yapılmasına karşıyız örneğin. Ancak et üretimini şahsi tercihlerden ötürü durdurmak, kabul edilemez bir baskıcılık örneğidir. Zira doğadaki tüm ölümler vahşidir ve bunu diğer türlerden daha iyi algılayabiliyor olmamız, bizim haricimizdeki insanların beslenme tercihlerine baskı yapabilme hakkını bize tanımamaktadır. Bunu net bir şekilde kabul etmekle birlikte, türlere zarar vermeden ve türlerin bireylerine acı çektirmeden, alternatif et üretim yöntemlerine, dolayısıyla bilim ve teknolojiye de desteğimiz sonsuzdur. Örneğin günümüzde artık yavaş yavaş yapay et üretebilmeyi bile başarabilecek bir noktadayız. Şahsi ve evrensel olamayacak bir sebeple et tüketimine karşı olmaktansa, et üretim tekniklerini geliştirmeye yönelik çabalar sarf edilmelidir. Umuyoruz ki kısa sürede bu yaygınlaşacak ve bu tartışmalar ortadan sonsuza kadar kalkacaktır. Mücadele edilmesi gereken insanların etten hoşlanıyor olduğu gerçeği değil, bu etlerin nasıl üretildiği, kesildiği ve işlendiğidir. Ne yazık ki, bu kadar geniş bir popülasyonu doğurmanın olumsuz tarafları her zaman olacaktır. Açık konuşmak gerekirse bunu, bu kadar üreyip abartılı bir popülasyon büyüklüğüne erişmeden önce düşünecektik. Bu noktaya da değinmeden geçemeyeceğiz:

Bize kalırsa insanlığın bu konudaki sorunu, 7 milyar sayısını aşacak kadar üremesi ve önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde 9 milyara kadar çoğalacak olmasıdır. Sayımız, inanılmaz bir tüketimi de zorunlu kılmaktadır. Bu da, endüstriyel hayvancılığı doğurmaktadır. Bunun sıkıntıları on yıllardır tartışılmaktadır ve bize kalırsa çözümü vejetaryen olmak değildir. Bu, daha küresel ve daha kapsamlı bir sorundur, sadece et tüketimi açısından incelenemez. Eğer ki türümüzün toplam sayısı 100.000 civarında olsaydı, et yemek kimseye dokunmayacaktı. Ancak milyarlarca insan et ile beslendiği için, mecburen toplu kıyımlar yapılmaktadır. Bu acıdır; ancak eğer ki "Endüstriyel hayvancılık olmasın, herkes kendi avlansın." denseydi de, sayımızın abartılı olmasından ötürü çok sayıda (ancak muhtemelen şu andakinden epey az sayıda) hayvan avlanacaktı. Bizce herkesin kendinin avlanmasının zorunlu olması (ve bunun yasalarla düzenlenmesi) çözüm yollarından biri olabilir (silahlanmanın getireceği sorunları şimdilik göz ardı edersek). Zira bu durumda, vahşi doğadaki insanların yaptığı gibi, sadece ihtiyacımız olan, hatta ihtiyacımızdan da azını avlardık ve bunun için ciddi emekler koyardık ortaya. Sonuçta sanıyoruz ki vejetaryenler de Innuitlerin veya Amazon kabilelerinin vegan olmasını istemiyorlardır? Çünkü değiller ve vahşi yaşamda olamazlar da... Hap olmadan, destekler olmadan, "endüstriyel veganizm" olmadan böyle bir şey mümkün değildir. Hepçillerdir ve hepçil bir yaşam sürerler; ancak ekosisteme de zarar vermezler.

Buradaki bilim dışı bir diğer nokta da, hayvan öldürmenin sakıncalarını sürekli olarak "canlı öldürmek" olarak lanse etmektir ve fanatik veganlar tarafından bu sıklıkla yapılır. İnsanların duygularına hitap etmek ve duygu sömürüsü yapmak adına "Cana kıymaya nasıl göz yumarsınız?" gibi argümanlar geliştirirler. Hoş, politik arenada gerçekten de işe yarayan argümanlar bu şekilde duygulara hitap eden argümanlardır. Şunun anlaşılması gerekir: besin zinciri ve enerji akışı, öldürmeye dayanır. Bitki de tüketseniz, hayvan da tüketseniz, can almak, katletmek ve öldürmek zorundasınızdır. Buradaki fark, hayvanların sinir sistemi olduğu için bizler gibi acı çekebiliyor olmalarıdır, bunu anlıyoruz. Ancak bitkiler cansızmış ya da öldürülmelerinde etik bir sorun yokmuş gibi düşünülmesi, bize kara bir iki yüzlülük gibi gözükmektedir. Zira bitkiler de stres ve tehlike altında tıpkı hayvanlar gibi bazı kimyasallar salgılayabilirler, bazılarının kendilerini korumak adına sadece tehdit altında salgıladıkları zehirleri bile vardır! Bitkiler gözle görülür bir biçimde (çoğu zaman) hareket etmiyor, ses çıkarmıyorlar diye onları düşük seviyeden ve "O kadar da canlı değil." gibi görmek, Orta Çağ'ın canlı-cansız sınıflandırmasına geri dönmek demektir. Bitkiler de hayvanlar kadar canlıdır ve eğer ki hayatta kalmak istiyorsanız, can almak zorundasınız. Bunu anlamak ve kabullenmek gerekiyor. Bu noktadan sonra, ister et tüketin, ister ot tüketin, bu sizin şahsi tercihinizdir. Ancak insanlara duygu sömürüsü yapmak ve et yemenin canilik olduğunu savunmak çağ dışı bir yaklaşımdır. 

Benzer bir şekilde, eğer ki biri hiç bitkisel besin tüketilmeden tamamen et tüketimini savunacak olursa ve bunu yukarıdaki gibi bir argümana oturtacak olursa, buna da karşı çıkılmalıdır. Ancak şimdiye kadar hiç "Sakın ot yemeyin!" diyen bir argüman görmedik. Görecek olursak, ona da ilgili ve bilimsel cevapları veririz. Fakat örneğin aşırı et tüketiminin, daha doğrusu aşırı hayvansal protein alımının gut gibi sıkıntılı hastalıklara neden olduğunu, kalp krizi riskini arttırdığını, vücuttaki yağlanmaya sebep olduğunu (etin kalitesine bağlı olarak) önemle belirtiriz.

Uzun lafın kısası, herkes diyetindeki dengeyi sağlamalı, sadece etten sağlıklı bir şekilde alınabilecek besinlerle, sadece bitkisel besinlerden sağlıklı bir şekilde alınabilecekleri besinleri bir arada tüketmelidirler. Vejetaryenliğin eleştirilecek herhangi bir tarafı yoktur, şahsi bir tercihtir. Galatasaraylı olmanın, siyah giyinmeyi tercih etmenin, saçını kısa kestirmeye karar vermenin bir eleştirisi olmayacağı gibi. Yakın çevre elbette bireyleri saygı, sevgi ve tanışıklık çerçevesinde bu konularda da eleştirebilir. Ancak hayatımızda görmediğimiz, ne olduğunu bilmediğimiz birinin kalkıp da ne yememiz gerektiği ve ne yemememiz gerektiği konusu gibi son derece şahsi bir tercihte ahkâm kesmesi, bizim açımızdan kendini bilmezlik ve saygısızlıktır. Başından beri söylediğimiz gibi, burada eleştirilen asla vejetaryenlik değildir, Evrim Ağacı olarak biz bu tür beslenmeyi, hele ki yağlı beslenmeye bağlı obezitenin arttığı zamanımızda bizzat destekliyoruz. Bizim karşısında durduğumuz iki nokta var: vejetaryenliği savunmak adına bilimin çarpıtılması ve birilerinin diğerlerine vejetaryenliği dikte etmesi. Umuyoruz yazı boyunca bunu aktarabilmişizdir.

Bu İçerik Size Ne Hissettirdi?
  • Muhteşem! 1
  • Tebrikler! 4
  • Bilim Budur! 6
  • Mmm... Çok sapyoseksüel! 0
  • Güldürdü 0
  • İnanılmaz 0
  • Umut Verici! 0
  • Merak Uyandırıcı! 0
  • Üzücü! 0
  • Grrr... *@$# 0
  • İğrenç! 0
  • Korkutucu! 0
Kaynaklar ve İleri Okuma
  • M. P. Richards. (2002). A Brief Review Of The Archaeological Evidence For Palaeolithic And Neolithic Subsistence. Nature, sf: 1270-1278.
  • E. Psouni, et al. (2012). Impact Of Carnivory On Human Development And Evolution Revealed By A New Unifying Model Of Weaning In Mammals. PLOS One.
  • H. Henneberg, et al. (1998). Human Adaptations To Meat Eating. Human Evolution, sf: 229-234.
  • N. Mann. (2000). Dietary Lean Red Meat And Human Evolution. European Journal of Nutrition, sf: 71-79.
  • K. Milton. (2003). The Critical Role Played By Animal Source Foods In Human (Homo) Evolution. American Society for Nutritional Sciences, sf: 3886S-3892S.
  • J. E. Kerstetter. (2003). Low Protein Intake: The Impact On Calcium And Bone Homeostasis In Humans. The Journal of Nutrition, sf: 855S-861S.
  • K. Milton. (1999). Nutritional Characteristics Of Wild Primate Foods: Do The Diets Of Our Closest Living Relatives Have Lessons For Us?. Nutrition, sf: 488-498.
  • J. M. Wong. (2006). Colonic Health: Fermentation And Short Chain Fatty Acids. Journal of Clinical Gastroenterology, sf: 235-243.
  • S. Macfarlane, et al. (2006). Review Article: Prebiotics In The Gastrointestinal Tract. Alimentary Pharmacology & Therapeutics, sf: 701-714.
  • P. J. H. Jones, et al. (1996). Dietary Cholesterol Feeding Suppresses Human Cholesterol Synthesis Measured By Deuterium Incorporation And Urinary Mevalonic Acid Levels. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology, sf: 1222-1228.
  • R. P. Mensink, et al. (1992). Effect Of Dietary Fatty Acids On Serum Lipids And Lipoproteins. A Meta-Analysis Of 27 Trials. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology, sf: 911-919.
  • A. C. St-Pierre, et al. (2004). Low-Density Lipoprotein Subfractions And The Long-Term Risk Of Ischemic Heart Disease In Men. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology, sf: 553-559.
  • A. Keys, et al. (1965). Serum Cholesterol Response To Changes In The Diet: Ii. The Effect Of Cholesterol In The Diet. Metabolism, sf: 759-765.
  • C. N. Blesso, et al. (0213). Whole Egg Consumption Improves Lipoprotein Profiles And Insulin Sensitivity To A Greater Extent Than Yolk-Free Egg Substitute In Individuals With Metabolic Syndrome. Metabolism, sf: 400-410.
  • M. L. Fernandez. (2006). Dietary Cholesterol Provided By Eggs And Plasma Lipoproteins In Healthy Populations. Current Opinion in Clinical Nutrition & Metabolic Care, sf: 8-12.
  • P. Schnohr, et al. (1994). Egg Consumption And High-Density-Lipoprotein Cholesterol. Journal of Internal Medicine, sf: 249-251.
  • DELTA Investigators. (1999). Hdl-Subpopulation Patterns In Response To Reductions In Dietary Total And Saturated Fat Intakes In Healthy Subjects. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 992-1000.
  • D. M. Dreon, et al. (1998). Change In Dietary Saturated Fat Intake Is Correlated With Change In Mass Of Large Low-Density-Lipoprotein Particles In Men. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 828-836.
  • P. W. Siri-Tarino, et al. (2010). Meta-Analysis Of Prospective Cohort Studies Evaluating The Association Of Saturated Fat With Cardiovascular Disease. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 535-546.
  • L. Cordain, et al. (2000). Plant-Animal Subsistence Ratios And Macronutrient Energy Estimations In Worldwide Hunter-Gatherer Diets. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 682-692.
  • R. G. Munger, et al. (1999). Prospective Study Of Dietary Protein Intake And Risk Of Hip Fracture In Postmenopausal Women. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 147-152.
  • D. S. Weigle, et al. (2005). A High-Protein Diet Induces Sustained Reductions In Appetite, Ad Libitum Caloric Intake, And Body Weight Despite Compensatory Changes In Diurnal Plasma Leptin And Ghrelin Concentrations. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 41-48.
  • D. Paddon-Jones, et al. (2008). Protein, Weight Management, And Satiety. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 1558S-1561S.
  • E. C. Westman, et al. (2007). Low-Carbohydrate Nutrition And Metabolism. The American Journal of Clinical Nutrition, sf: 276-284.
  • G. Mutungi, et al. (2010). Eggs Distinctly Modulate Plasma Carotenoid And Lipoprotein Subclasses In Adult Men Following A Carbohydrate-Restricted Diet. The Journal of Nutritional Biochemistry, sf: 261-267.
  • Y. Rong, et al. (2013). Egg Consumption And Risk Of Coronary Heart Disease And Stroke: Dose-Response Meta-Analysis Of Prospective Cohort Studies. British Medical Journal.
  • C. E. Ramsden, et al. (2013). Use Of Dietary Linoleic Acid For Secondary Prevention Of Coronary Heart Disease And Death: Evaluation Of Recovered Data From The Sydney Diet Heart Study And Updated Meta-Analysis. British Medical Journal.
  • M. W. Gillman, et al. (1997). Inverse Association Of Dietary Fat With Development Of Ischemic Stroke In Men. The Journal of the American Medical Association, sf: 2145-2150.
  • L. W. Clarence. (1929). The Effects On Human Beings Of A Twelve Months' Exclusive Meat Diet Based On Intensive Clinical And Laboratory Studies On Two Arctic Explorers Living Under Average Conditions In A New York Climate. The Journal of the American Medical Association, sf: 20-22.
  • M. Domínguez-Rodrigo, et al. (2012). Earliest Porotic Hyperostosis On A 1.5-Million-Year-Old Hominin, Olduvai Gorge, Tanzania. PLOS One.
  • R. Micha. (2010). Red And Processed Meat Consumption And Risk Of Incident Coronary Heart Disease, Stroke, And Diabetes: A Systematic Review And Meta-Analysis. Circulation, sf: 2271–2283.
  • S. Rohrmann, et al. (2013). Meat Consumption And Mortality--Results From The European Prospective Investigation Into Cancer And Nutrition. BMC Medicine.
  • R. L. Santarelli, et al. (2008). Processed Meat And Colorectal Cancer: A Review Of Epidemiologic And Experimental Evidence. Nutrition and Cancer, sf: 131-144.
  • D. D. Alexander, et al. (2011). Red Meat And Colorectal Cancer: A Critical Summary Of Prospective Epidemiologic Studies. Obesity Reviews, sf: 472-493.
  • D. D. Alexander, et al. (2011). Meta-Analysis Of Prospective Studies Of Red Meat Consumption And Colorectal Cancer. European Journal of Cancer Prevention, sf: 293-307.
  • T. Goldberg. (2005). Advanced Glycoxidation End Products In Commonly Consumed Foods. Journal of the American Dietetic Association, sf: 1287-1291.
  • J. E. Kerstetter, et al. (2011). Dietary Protein And Skeletal Health: A Review Of Recent Human Research. Current Opinion in Lipidology, sf: 16-20.
  • J. P. Bonjour, et al. (2005). Dietary Protein: An Essential Nutrient For Bone Health. The Journal of the American College of Nutrition, sf: 526S-536S.
  • C. S. Johnston, et al. (2002). Postprandial Thermogenesis Is Increased 100% On A High-Protein, Low-Fat Diet Versus A High-Carbohydrate, Low-Fat Diet In Healthy, Young Women. The Journal of the American College of Nutrition, sf: 55-61.
  • T. L. Halton, et al. (2004). The Effects Of High Protein Diets On Thermogenesis, Satiety And Weight Loss: A Critical Review. The Journal of the American College of Nutrition, sf: 373-385.
  • R. Rizzoli, et al. (2009). Dietary Protein And Bone Health. Journal of Bone and Mineral Research, sf: 527-531.
  • E. N. Ponnampalam, et al. (2006). Effect Of Feeding Systems On Omega-3 Fatty Acids, Conjugated Linoleic Acid And Trans Fatty Acids In Australian Beef Cuts: Potential Impact On Human Health. Asia Pacific Journal of Clinical Nutrition, sf: 21-29.
  • D. G. Burke, et al. (2003). Effect Of Creatine And Weight Training On Muscle Creatine And Performance In Vegetarians. Medicine & Science in Sports & Exercise, sf: 1946-1955.
  • M. A. Veldhorst, et al. (2010). Presence Or Absence Of Carbohydrates And The Proportion Of Fat In A High-Protein Diet Affect Appetite Suppression But Not Energy Expenditure In Normal-Weight Human Subjects Fed In Energy Balance. British Journal of Nutrition, sf: 1395-1405.
  • T. Jönsson, et al. (2009). Beneficial Effects Of A Paleolithic Diet On Cardiovascular Risk Factors In Type 2 Diabetes: A Randomized Cross-Over Pilot Study. Cardiovascular Diabetology.
  • E. Learning. Diet. (2018, Temmuz 17). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Enchanted Learning
  • CDC. Adult Obesity Facts. (2018, Ağustos 13). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: CDC
  • C. Joyce. Food For Thought: Meat-Based Diet Made Us Smarter. (2010, Ağustos 02). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: NPR
  • L. University. Meat Eating Behind Evolutionary Success Of Humankind, Global Population Spread, Study Suggests. (2012, Nisan 20). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Science Daily
  • C. Wanjek. Meat, Cooked Foods Needed For Early Human Brain. (2012, Kasım 19). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: LiveScience
  • P. McBroom. Meat-Eating Was Essential For Human Evolution, Says Uc Berkeley Anthropologist Specializing In Diet. (1999, Haziran 14). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: University of California at Berkeley
  • K. Multon. Hypothesis To Explain The Role Of Meat-Eating In Human Evolution. (1999, Temmuz 17). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Evolutionary Anthropology
  • C. Ireland. Eating Meat Led To Smaller Stomachs, Bigger Brains. (2008, Nisan 03). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: The Harvard Gazette
  • BeyondVeg. Intelligence, Evolution Of The Human Brain, And Diet. (2019, Temmuz 17). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: BeyondVeg
  • G. O. Canny, et al. (2008). Bacteria In The Intestine, Helpful Residents Or Enemies From Within?. Infection and Immunity.
  • Cancer. Chemicals In Meat Cooked At High Temperatures And Cancer Risk. (2019, Temmuz 17). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Cancer
  • K. Gunnars. 8 Ridiculous Myths About Eating Meat. (2014, Şubat 27). Alındığı Tarih: 17 Temmuz 2019. Alındığı Yer: Business Insider

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracı kullanılarak 14/11/2019 00:12:18 tarihinde oluşturulmuştur. Evrim Ağacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın elden geçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir. Dolayısıyla bu çıktının alındığı tarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumak için lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/783

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içerikler orijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızın paylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir, dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir. Ancak bu içeriklerin hiçbiri izin alınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibi sunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkça belirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz. Bu sayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri ve içeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Soru Sorun!
Reklam
Reklam
Öğrenmeye Devam Edin!
Evrim Ağacı %100 okur destekli bir bilim platformudur. Maddi destekte bulunarak Türkiye'de modern bilimin gelişmesine güç katmak ister misiniz?
Destek Ol
Gizle
Türkiye'deki bilimseverlerin buluşma noktasına hoşgeldiniz!

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
“Düşünmek, kimsenin vergilendiremeyeceği tek şeydir.”
Charles F. Kettering
Geri Bildirim Gönder