İnsan Türü Otçul Mudur?

Bu içerik, Evrim Ağacı'nın Gerçeklik Analizi Araştırmaları'nın bir parçasıdır. Bu sistem çerçevesinde analiz edilen iddialar, "Gerçek", "Karışık", "Sahte" şeklinde üç sınıfa ayrılmaktadır. Aynı analiz sistemi çerçevesinde, ünlü insanlara atfedilen sözler de incelenmektedir. Bu sözler, "Gerçek", "Hatalı Atıf", "İspatsız" ve "Sahte" şeklinde dört sınıfa ayrılmaktadır.

İddia

İnsan, otçul bir türdür! Bütün fizyolojik ve fiziksel özellikleri bunu ispatlar.

Gerçek mi?

Sahte

Gerçek Ne?

İnsan otçul değildir! İnsan etçil de değildir! İnsan, omnivor (hepçil, hem etçil hem otçul) bir türdür. Bu hepçillik çeşitli derecelerde olabilir ve bu bireyden bireye değişebilir. Kimi insan etçil ağırlıklı hepçildir; kimi otçul ağırlıklı hepçildir. Buna tür içi çeşitlilik adı verilir. Spesifik olarak, omnivor diğer hayvanlarda da yaygın olarak görülen bir davranışsal çeşitliliktir. Davranışsal çeşitlilik sadece beslenme konusunda görülmez; bundan çok daha yaygın bir konudur. Beslenme konusunda tamamen otçulluk (vejateryenlik) da ve tamamen etçillik (karnivorluk) de gerekli besinlerin alınması açısından çeşitli riskler doğurur. Bunun sebebi, türümüzün evrimsel geçmişidir ve hepçil olduğu gerçeğidir. Bu yüzden insan bu ikisi arasındaki dengeyi kurabilmelidir.

İddianın Kökeni

Bu iddia, bazı vejetaryen ve vegan çevrelerin, kendi yaşam tercihlerini temellendirmek adına insan doğasını hatalı yansıtmalarının bir ürünüdür. Bu iddianın parçalarını oluşturan argümanların yer aldığı video buradadır. (Bu yazının yayınlanmasından bir süre sonra YouTube'daki Türkçe altyazılı video önce gizlendi, sonra da silindi. Eğer oradan göremezseniz, Alkışlarla Yaşıyorum üzerinden, buraya tıklayarak da izleyebilirsiniz. Ola ki oradan da kaldırılırsa, buradan altyazısız olarak İngilizcesini izleyebilirsiniz.) 

Bilgiler

Evrim Ağacı olarak bilinçli ve sağlıklı bir şekilde sürdürülen vejetaryen veya vegan diyetleri desteklemekteyiz. Desteklemediğimiz, insanları bu diyete çekmek amacıyla bilimsel gerçeklerin çarpıtılması ve yalan söylenmesidir. İnsanların otçul olduğu iddiası basit bir hata değil, açıkça söylenen bir yalandır. Bu yalanı yaymak isteyenler, dikkatlice seçilmiş örneklerle gerçekleri bulandırmaya çalışmaktadırlar. Evrim Ağacı'nın vejetaryenlik/veganizm hakkındaki tutumunu buradaki yazımızda görebilirsiniz. Bu mit çürütmesinin amacı, "Hayır, sakın vejetaryen olmayın, et yiyin!" demek değildir. Burada yapacağımız, sağlıklı ve işlevsel olma potansiyeli olan bir diyet çeşidini savunmak uğruna bilimsel gerçekleri çarpıtma yolunu seçenlerin argümanlarını çürütmektir. Evrim Ağacı, okurlarına hiçbir diyet tavsiyesinde bulunmamaktadır. Konuyla ilgili olarak "İnsanların Beslenme Alışkanlıkları, Vejetaryenlik, Etçillik, Obezite ve Evrim" başlıklı makalemizi okumanızı önemle tavsiye ederiz.

1. BÖLÜM: VİDEODA İLERİ SAVUNULAN MİTLER ve GERÇEKLER

Not: Yazımızın 1. bölümündeki bu bilgiler, yukarıda verdiğimiz videoya yönelik hazırlanmıştır, paralel olarak okuyabilirsiniz.

1) "Diş Yapımız, Etçil Bir Tür Olmadığımızı Gösterir" Argümanı 

Diş yapımızı anlatırken açık şekilde kasıtlı olarak insanın ağız yapısını diğer otçulların ve etçillerin yanına konmamıştır. Eğer daha dürüst bir yaklaşım sergileyerek tüm diş yapıları bir arada gösterilecek olursa, insanın iki ucun arasında bir diş yapısı olduğu görülür: köpek dişlerimiz avcılarınki gibi sivridir, molar dişlerimiz ise otçullarınkine benzer bir biçimde yassıdır. Hatırlayalım: İnsan ne "etçil" (karnivor) bir türdür, ne "otçul" (herbivor) bir türdür; hepçil (omnivor) bir türdür! Bu gerçeğin haricindeki her iddia, gerçeklikten uzak olacaktır ve büyük olasılıkla salt bir şahsi tercihi yansıtıyor olacaktır; nesnel bir gerçeği değil. Gerçeği sizlere göstermemize izin veriniz. Lütfen aşağıdaki fotoğrafları tek tek inceleyin ve dişlerinizin hangisine daha fazla benzediğine siz karar verin:

Etçil olan bir timsah ve dişleri...

 

Etçil bir hayvan olan kurt ve dişleri...

 

Etçil bir hayvan olan köpekbalığı ve dişleri...

 

Omnivor (hepçil) bir hayvan olan boz ayı ve dişleri...

 

Omnivor bir hayvan türü olan kirpi ve dişleri...

 

Omnivor bir hayvan olan şempanze ve dişleri...

 

Omnivor bir hayvan olan insan ve dişleri...

 

Otçul bir hayvan olan inek ve dişleri...

 

Herbivor (otçul) bir hayvan olan at ve dişleri...

 

Herbivor (otçul) bir hayvan olan tavşan ve dişleri...

 

Otçul bir hayvan türü olan geyik ve dişleri...

 

Fotoğraflardan ve resimlerden görebileceğiniz gibi, insanın diş yapısı hepçillerle aynıdır. Etçiller gibi tekil olarak bütün sıra sivri dişleri bulunmaz (çünkü etçil değiliz). Otçullar gibi bütün sıra ezici ve çiğneyici dişlerimiz de bulunmaz (çünkü otçul da değiliz). Ayrıca otçulların ağız yapısına bakacak olursanız, insanınkine göre kat kat uzun çeneleri vardır ve bu çene üzerine bol miktarda ezici diş konuşlanmıştır. İnsanların çenesi, otları parçalayabilmek için oldukça kısa ve uyumsuzdur, en azından evrimsel süreçte bu nitelik büyük oranda yitirilmiştir. 

Dişlerimizi inceleyelim: Evrimsel süreçte, primatların en yakın akrabası kemirgenler olduğu için, en önde kemirgenlere benzer bir biçimde kemirici/koparıcı dişlerimiz, ön dişlerimizin iki yanında yeri geldiğinde eti parçalayabilmemiz için köpek dişlerimiz, arkada ise besinleri ezebilmemiz için ezici dişlerimiz bulunur. Diğer omnivorlarda da durum aynen bu şekildedir (ufak farklılıklar elbette türden türe olabilir). Bunun nedeni insanın hepçil bir hayvan türü olmasıdır.

2) "Çenemiz Uzun Değil, Dolayısıyla Etçil Olamayız" Argümanı

Fotoğraflardan da görebileceğiniz gibi, çenenin uzunluğu ile etçillik arasında doğrudan bir ilişki bulunmaz. Atların ve geyiklerin çeneleri de uzundur; ancak etçil değildirler. Benzer şekilde çitaların ve baykuşların çeneleri yok denecek kadar kısadır; ancak etçildirler. Hem de bu canlılar, besin zincirinin en üst seviyesinde bulunan etçillerdendirler. Videodaki yaklaşım, tamamen bilim dışı ve geçersizdir. Şimdi konuyu daha da fazla fotoğrafla örneklendirelim. Lütfen aşağıdaki fotoğrafları inceleyerek çene uzunluğu ile diyet arasındaki ilişkiyi tespit etmeye çalışınız:

Üst düzey etçil olmasına rağmen çenesi kısacık olan çita...

 

Yine üst düzey bir etçil olmasına rağmen çenesi olmayan bir baykuş.

 

Etçil bir tür olmasına rağmen çenesi öyle uzun olmayan bir kurbağa...

 

Otçul bir tür olmasına rağmen devasa bir çeneye sahip olan bir at...

 

Otçul olmasına rağmen oldukça uzun bir çeneye sahip olan zürafa...

 

Açıkça görebileceğiniz gibi, etçillerin de otçulların da çeneleri beslenme biçimlerine göre uzun veya kısa olabilir. Uzun çeneli etçillerin avlarına verdikleri hasar kat kat güçlü olurken, uzun çeneli otçullar otları çok daha güçlü ve etkili bir biçimde ezebilir. Etçillerin uzun çeneleri kesici dişlerle, otçulların uzun çeneleri ezici dişlerle donanmıştır. Çene yapısının beslenme biçimiyle doğrudan ilişkilendirilmesi mümkün değildir.

Videoda şempanze ve orangutanların da "otçul" olduklarının iddia edildiğine dikkat ediniz. Bu tamamen yanlıştır (buraya veburaya tıklayarak görebilirsiniz). Yine aynı sonuca varıyoruz: en yakın kuzenlerimiz gibi, bizler de etçil ya da otçul değiliz, hepçiliz.

3) "Gece Görüşü ve Pençeler Gibi Avlanma Adaptasyonumuz Olmadığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Her avcının bu şekilde adaptasyonları yoktur. Göz ardı edilenin aksine, insan türünde zaten avlanmaya yönelik olarak evrimleşen bir adaptasyon vardır: ortalama 1.5 kilogramlık bu kütle, her birimizin kafatasının içerisinde bulunmaktadır. Bu konuya son çürütme maddesinde tekrar geleceğiz. İnsan, bazı kabileleri hariç neredeyse hiçbir zaman av peşinde koşan bir avcı olmamıştır. İnsan, zekası sayesinde tuzak kuran ve kolay yoldan avlanmayı öğrenen, silahlar üretebilen bir avcı olmuştur. Bu sebeple evrimsel süreçte hiçbir dönemde başka bir avlanmaya yönelik adaptasyona ihtiyacımız olmamış, bu yönde bir seçilim baskısı oluşmamıştır. Üstelik videoda verilen örnek son derece taraflı ve art niyetlidir: insan gibi diurnal (gündüz yaşayan) bir hayvan türünü, nokturnal (gece yaşayan) avcılarla kıyaslamak hiçbir bilimsel yaklaşıma uygun değildir. Her avcı gece avlanmaz; dolayısıyla gece avlanan avcıların adaptasyonlarını gündüz avlanan avcılarda aramak kabul edilebilir değildir. 

4) "Bağırsaklarımızın Yapısından Ötürü Etçil Olamayız" Argümanı

Bağırsaklarımızın uzun olmasının nedeni otçul atalarımızdır. Anlaşılması gereken en önemli nokta şudur: Vegan argümanlarını çürütenlerin iddiası, insanın "etçil" bir tür olduğu değildir; otçul bir tür olmadığıdır. Sırf bir grup insan türümüzün öyle olmasını istiyor diye, Homo sapiens'in otçul olduğunu iddia etmek de tamamen hatalıdır. Otçul olmamız için selülozu sindirebilecek adaptasyonlarımız olmalı (çok gözlü mide gibi, gelişmiş ve işlevsel bir apandiks gibi). İnsanda ne ruminan (geviş getiren) bir yapı vardır, ne de apandiks selülozu sindirebilecek yapıdadır. Tam tersine, türümüzün apandiksi diğer otçul ağırlıklı kuzenlerimize kıyasla yok denecek kadar körelmiştir ve neredeyse hiçbir işlevi bulunmamaktadır (buraya tıklayarak detayları okuyabilirsiniz). Bunun sebebi, otçul diyetten büyük oranda uzaklaşmış olmamızdır. 

5) "Midemizde Gerekli Bakteriler Olmadığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

İddianın tam tersine, midemizde et içerisindeki bakterileri öldürecek birçok enzim ve bakteri zaten bulunmaktadır. Et sindirimine katkı sağlayan hiç bakterinin bulunmadığı veya bunu sağlayacak adaptasyonların olmadığı iddiası tamamen yanlıştır. Örneğin Bacteroides cinsi bağırsak bakterilerimiz hayvansal proteinleri sindirmemizde görev almaktadır. Ayrıca ikincil adaptasyonlar olarak midemizin asidik yapısı, yiyeceklerle gelen bakterileri ve virüsleri işlevsiz hale getirmeyi hedefler (elbette sadece et tüketimine yönelik bir adaptasyon değildir; ancak işe yaramaktadır). Üstelik bağırsak enterotiplerimiz beslenme türümüzün ağırlığına göre adapte olabilmektedir (hepçil bir türde görmeyi beklediğimiz gibi). Hayvansal proteinleri ve yağları fazla tüketmeniz halinde, bunları sindirmek için Bacteroides enterotipi artarken, karbonhidrat ve bitkisel proteinlerin tüketimi artınca Prevotelle enterotipi artar. Burada yine aynı gerçeğe ulaşırız: apandiksimiz giderek körelirken ve midelerimiz spesifik olarak belirlenebilen otçul midelerine hiç benzemiyorken otçul olduğumuzu iddia etmek hiç gerçekçi değildir ve daha önemlisi bilimsel bir hatadır.

6) "Çürük Et Kokusunu Sevmediğimize Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Tüm etçiller leş yemezler ve tüm hayvanlar öldükleri anda leş kokmaya başlamazlar. Uzun süredir ölü olan bir hayvanın kokmasının nedeni ette üremeye başlayan organizmalar ve onların atıklarıdır. Pek nadir sayıda hayvan leşle beslenir; hatta büyük kedilerden bazılarının hayvan leşlerini yemekten uzak durduğu bilinmektedir. Bunlar, bu leşleri yemiyor diye etçil değil midir? Elbette etçillerdir. İnsan da bu etleri yemiyor diye otçul değildir. İnsan, hepçil bir türdür. 

7) "Vejetaryenler Sporda Madalyalar Aldığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Gelin bu argümanda sadece kelimeleri değiştirerek ne elde ettiğimize bakalım: "Siyahi insanlar sporda madalya alabildiğine göre insanlar beyaz olamaz."  Bunu videoda argümanın savunulması için ileri sürülenlere benzeterek biraz değiştirelim: "Çoğunlukla siyahiler koşu dalında madalya alsalar da, beyazlar da bugüne kadar tam 15 madalya almıştır! O zaman insanlar siyahi değildir!" Kahahuluların (böyle bir grubun varlığına dair herhangi bir bilgi bulamadık; ancak iyi niyetle, doğru söylendiğini varsayıyoruz) madalya alması, onların sağlıklı oldukları veya etten alacaklarını ilaçlarla takviye etmedikleri anlamına gelmez. İnsan, hayvansal ve bitkisel ürünleri dengeli olarak tüketmesi gereken, sıradan bir omnivordur. Elbette ilaçlarla veya planlı beslenmeyle eksikler kapatılarak et yenmeyebilir. Ancak aynı şekilde, ilaçlarla eksikleri kapatılarak ot da yenmeyebilir. Eğer ki illa sayılarla kendinizi ikna etmek istiyorsanız, bir de hepçil beslenerek madalya alan sporcuları saymayı deneyiniz. Sonrasında ikisi oranlandığında söz konusu başarı grafikleri ortaya çıkar. Böylece daha sağlıklı bir bilimsel araştırma yürütülmüş olur, bu şekilde çarpıtılmış ve manipülatif argümanlarla bilim yapılamaz.

8) "Et Yememiz Kültürel Evrimin Ürünüdür, Biyolojik Evrimin Değil" Argümanı

Dikkat edecek olursanız videoda et yeme evriminden çok kısa bahsedilmiş, özenle ve kasıtlı olarak uzak durulmuştur. Hoşa giden gerçeklerin kabullenilip, diğerlerinin reddedilmesi fanatik eğilimleri olan birey ve grupların tipik niteliklerinden birisidir. Ancak itirazlarının yine tam aksine, kültürümüzden önce biyolojimiz et yiyecek şekilde evrimleşmiştir; daha doğrusu et yememiz evrimimize şekil vermiştir. Sonrasında ise kültürel evrimimiz et tüketimimizi arttırmış olabilir, bu doğrudur (ve apayrı bir tartışma konusudur). Ne var ki bunun temelinde biyolojik bir evrim olmadığı iddia edilemez.

9) "Hiç Et Yememeliyiz, Et Yemek Çok Zararlıdır" Argümanı

Yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğu, hepçil diyetin diğer iki diyetten daha sağlıklı ve besleyici olduğunu doğrulamaktadır. Tek tip bir diyeti mümkün kılmanın en kolay yolu, haplar kullanarak diyete sentetik bir biçimde takviye yapmaktır. Kimi zaman insanlar bazı diğer yöntemleri kullanarak doğal telafi yöntemleri geliştirmektedirler; ancak bunlar son derece kısıtlıdır ve masraflıdır; pek az insan bunlara erişebilir. Fakat burada anlaşılması gereken bir nokta bulunmaktadır: eğer ki diyetiniz takviyelere kaldıysa ve çare olarak yapay yollara başvuruyorsanız, zaten çizgiyi geçmişsiniz demektir. Bu durumda zavallı bitkileri de öldürmeden, tamamen haplara bağlı olarak bir yaşam sürdürmeyi denemeniz daha tutarlı ve akılcı bir yol olacaktır. Zira insan, düzgün seçtiği bir hap kombinasyonuyla hiç yemek yemeden de yaşayabilir, gerekli besin maddelerini alıyorsa (buna yönelik ilginç videolar bulmak mümkün internette; desteklemediğimiz için reklamını da yapmayacağız). Amaç doğallaşmak mı, yapaylaşmak mı, buna iyi karar vermek lazım. "Hiç et yememeliyiz" gibi net bir ifade, çok ciddi bir hatadır ve insanları yanlış yönlendirmektedir. Hayvansal besinler de, bitkisel besinler gibi tüketilmelidir. Biyolojik ve kültürel evrim açısından diğer türlerden daha geniş bir algı ve bilişsel tercih kapasitesine sahip türümüz, hepçillik skalasının farklı noktalarında yer almayı tercih edebilir. Buradaki kritik sözcük önemle ve tekrar tekrar vurgulanmalıdır: tercih. Bireylerin tercihleri, türümüzün hepçil olduğu gerçeğini değiştirmez. Tam tersine, böyle bir tercihte bulunabiliyor olduğumuz, hepçil olduğumuzun ispatıdır.

10) "İnsan Yavruları Bir Tavşanı Avlamadığına Göre Etçil Olamayız" Argümanı

Açık konuşmak gerekirse, bu argümanı şaşkınlık ve hayretle izledik; her seferinde ağzımızı açık bırakan ve bizi insanlığın bulunduğu algı düzeyiyle ilgili olarak düşüncelere iten bir argüman. Tüm saygımızla birlikte, bu şaşkınlığımızı gizleyemediğimizi belirtmek isteriz. Böyle bir test yöntemi modern çağımızda bir argümanı desteklemek için ileri sürmek ve videoyla yayılmasına göz yummak gerçekten hayranlık uyandırıcıdır. Açıklayalım: İnsan bebekleri asla avlanacak şekilde evrimleşmemişlerdir; her zaman ebeveynleri tarafından beslenmişlerdir. Bu sebeple bir bebeğin tavşanı yememesi veya avlamaması kadar doğal bir şey olamaz. Etçil olduğu tartışmasız olan bir kaplan yavrusu dahi, bir tavşan önüne konulduğunda onunla yemeden oynayabilir. Üstelik bebeklerin eğilimlerinin, insanın doğasını anlamak için yeterli olduğunu sanmak başlı başına bir hatadır. Bu şekilde bir argüman üretmek, bebeklerin bir kendilerini öldürecek kadar sıcak olan sobalara dokunabiliyor veya sarılabiliyor olması, insan türünün hayatta kalmak için evrimleşmemiş bir tür olduğunu iddia etmeye benzer. Açıkça, bunun doğru olmadığını biliyoruz. 

Bu sözde testin, Evrim Ağacı olarak bizim iyi niyetimizin bile sınırlarını zorluyor olma nedeni tam olarak budur: Benzer şekilde, bir kaplan veya çita yavrusunun da önüne canlı tavşan koyacak olursanız onu yemeyecektir. Nedeni elbette ki etçil olmaması değildir; avlanmayı henüz bilmemesidir! Yırtıcı kediler de gelişimlerinin ilerleyen safhalarında avlanmayı ebeveynlerinden öğrenirler, dolayısıyla bundan önce yaptıkları davranışlar ile beslenme tiplerini belirleyemezsiniz. Üstelik bir nokta daha: bazen yetişkin yırtıcılar bile normalde avları olan hayvanları yememektedir, zaman zaman videolarına rastlarsınız (buradan bir örneğini görebilirsiniz). Bu durumda bu canlılar etçil değil midir? Yanıtını size bırakıyoruz.

Aşağıdaki fotoğrafları inceleyerek benzer şekilde geliştirebileceğimiz, benzer şekilde bilim karşıtı olacak olan argümanları düşünelim. Sizce aşağıdaki fotoğraflar etçil olduğumuzu mu göstermektedir?

 

Veya şu aşağıdaki fotoğrafları göstererek otçul olmadığımızı, çünkü bebeklerin yüzlerini buruşturup bu yiyecekleri terslediklerini mi ileri sürmeli?

 

 

Elbette bunların hiçbiri bilimin sınırlarında değildir; bireylerin şahsi fikirlerinden doğan art niyetli argümanlardır. Bilim, kontrolsüz ve önyargılı deneyler ile ilerlemez. İşte bu sebeple söz konusu videonun bilimsel sınırlar dahilinde iyi niyetli kabul edilmesi mümkün değildir. Bu konuların içerisinde olan insanların, bilimsel gerçeklerden bu kadar uzak olduğunu ve bunların samimi hatalar olduğunu düşünmek naiflik olacaktır. Ne yazık ki günümüzde bilime karşı tehditlerin nereden geleceğini öngörmenin bir yolu bulunmamaktadır. Çok basit bir konuda bile bilgisizlik ve bir miktar art niyet, çok hızlı bir şekilde bilim düşmanlığını doğurabilmektedir. 

2. BÖLÜM: GERÇEK SUÇLULAR ve BİLGİLER: ET YEME ile İLGİLİ 8 TEMEL MİT ve GERÇEKLER

Ne yazık ki halk arasında et tüketimiyle ilgili yanlış anlaşılmalar sadece radikal veganların yukarıdaki videoda sundukları argümanlardan ibaret değildir. Bu kişi ve grupların yaptığı en tehlikeli hata, bilimsel gerçeklerin çarpıtılması yoluyla halkı yanlış bilgilendirmektir Bu tür çabalar sonucu, insanaların akıllarında "Acaba insanlar hakikaten et tüketemeyecek yapıda mı?" ya da "Et yediğim için daha mı çabuk öleceğim?" gibi hatalı algılar oluşmaktadır. Bu tür bilim dışı ve yersiz kaygıları önlemek adına, et yeme ile ilgili halk arasındaki bazı temel yanlışları ele almak istedik. İnanıyoruz ki bir insanın vejetaryenliği tercih etmesi, bilimin çarpıtılmasıyla yaratılan yalan yanlış algılara değil, aydın ve protestocu bir hayat görüşünden kaynaklı, entellektüel bir birikime dayalı olmalıdır. Gerçek veganlar, insanların etten uzak kalmayı başarabileceklerini bilimi çarpıtarak değil, gerçekleri kabul ederek ancak etik ve siyasi nedenlerle gösterirler. Doğru olan ve Evrim Ağacı olarak desteklediğimiz de budur. 

Şimdi et yeme ile ilgili 8 temel yanlışı görelim. Dileyenler, kaynaklarımızda verdiğimiz makalelere giderek detaylarını öğrenebilirler.

1. "Et kalın bağırsağınızda çürür." Miti 

Bazı kişiler etin düzgün sindirilemediğini ve bağırsağınızda çürüdüğünü iddia eder. Bunun hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur ve radikal veganların sıklıkla başvurdukları, daha kelimelerin dizilişi bakımından kulağa "öcü" gibi gelen argümanlardan birisidir.

Et yediğimizde olan, etin mide asitleri ve sindirim enzimleriyle parçalanmasıdır. İnce bağırsakta proteinler amino asitlere ve yağlar yağ asitlerine dönüştürülür. Sonra bağırsak duvarları boyunca emilir ve kana karışırlar. Kalın bağırsağınızda 'çürüyecek' hiçbir şey kalmaz. İşin garip ve ironik tarafı, bağırsaklarımızda gerçekten "çürüyen" besinler vardır: sindirim kanalı boyunca sindirilemeyen besinler sebzelerden, meyvelerden, tahıl ve baklagillerden alınan liflerdir. Örneğin yapılan araştırmalarda bağırsaklarda sindirilemeden kalarak tıkanmalara neden olan yiyecek artıklarının içerisinde başlıca zeytin, marul, brokoli kökleri, bitki tanecikleri ve tohumlar olduğu bulunmuştur. Neredeyse hiçbir zaman etin içeriği bağırsaklarınızda tıkanmaya yol açmaz veya sindirilmeden çürümez.

İnsanların sindirim sistemi, lifleri parçalayacak enzimlere sahip olmadığından lifler kalın bağırsak boyunca ilerler. Bağırsakta iyi huylu bakteriler tarafından fermante edilir (çürür) ve kısa zincirli yağ asitleri (butirat) gibi yararlı bileşimlere ve besin yapı taşlarına dönüştürülürler.

İyi huylu bakterileri canlı tutan budur ve pekçok araştırma göstermiştir ki bu bakterileri beslemek sağlık için son derece önemlidir. Yani, et bağırsağınızda çürümez. Tam tersine bitkiler çürür ama bu iyi bir şeydir. İnsanların "çürüme" sözcüğüne karşı duyarlılıkları bu kelimeyi kötü, yararsız adletmelerine neden olur ancak çürüme her zaman kötü bir sürece işaret etmez. Bu kelimeyi bu şekilde manipüle etmek ise kötü niyete işaret edebilir.

Gerçekten de kimi zaman etlerin bazı sindirilemeyen içerikleri olabilir; ancak bunun sebebi o sindirilemeyen kısımların etlere yapay olarak eklenmiş olmasıdır. Bazı koruyucu kimyasallar ve etlere dahil edilen doğal olmayan bileşenler vücudumuz tarafından sindirilemeyebilir. Etin sindirilememesinin bir diğer olası nedeni de sindirim kanalıyla ilgili bir hastalığınız olmasıdır. Dolayısıyla, eğer ki vücudunuz düzgün bir şekilde çalışıyorsa ve sağlıksız biçimde üretilen etleri alıp tüketmiyorsanız, sindirim kanalınızda parçalanamayan bir et bileşeni olmayacaktır.

2. "Et yüksek miktarda zararlı doymuş yağ ve kolesterol içerir." Miti

Et karşıtı ana söylemlerden biri, yüksek miktarda doymuş yağ ve kolesterol içeriyor olduğudur. Burada önemli olan, kolesterolden kastın ne olduğu ve ne kadar bir miktardan söz edildiğidir. Zira modern bilimin araştırmaları, kolesterolün halk arasındaki yaygın inancın aksine diyetimizin olmazsa olmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Korkulacak bir şey gibi görülüyor olsa da, kolesterol aslında vücutta hayati önem taşıyan bir moleküldür. Vücudunuzdaki her bir hücrenin hücre zarında bulunur ve hormon üretmekte kullanılır. Kolesterol eksikliğinde birçok hormonal dengesizliğe kapı aralanmış olmaktadır. Karaciğer, her zaman yeterli miktarda bulunmasını sağlamak için yüksek miktarlarda kolesterol üretir. Besinlerden çok fazla kolesterol aldığımızda, karaciğer daha az üretim yapar, ve toplam miktar çok fazla değişmez. Dolayısıyla zaten evrimsel süreçte vücudumuz kolesterol miktarını dengeleyecek bir sistem geliştirmiştir. Tabii ki abartılı miktarda kolesterol tüketimi, tıpkı herhangi bir diğer besinin abartılı tüketiminde olduğu gibi zarar verebilir. Ancak burada sözünü ettiğimiz abartılı diyetler değil, sağlıklı ve dengeli diyetlerdir.

Aslında insanların %70'inde yediklerinden gelen kolesterolün kandaki kolesterol miktarına kayda değer bir etkisi yoktur. Kalan %30 nedeniyle LLD kolesterolde (tehlikeli olan) hafif yükselme olur, ancak yükselme HDL'de (koruyucu kolesterol) de görülür. Aynı durum doymuş yağlar için de geçerlidir. HDL kolesterolu (iyi kolesterol) artırırlar. Ancak doymuş yağ ya da kolesterol LDL'de hafif yükselmelere sebep olsa bile, bu bir sorun değildir çünkü LDL parçacıklarını küçük, yoğun LDL'den (çok zararlıdır), büyük LDL'ye dönüştürürler ve bu koruyucudur. Çalışmalar gösteriyor ki çoğunlukla büyük LDL parçacığı taşıyan insanlar çok daha düşük kalp krizi riskine sahip oluyor. Bundan dolayı, yüzbinlerce insanın katılfığı çalışmalarda, kolesterol ve doymuş yağın artan kalp krizi riskiyle ilişkili bulunmaması şaşırtıcı değil.

Doymuş yağın bir başka yaygın ölüm ve maluliyet sebebi olan felç riskini düşürdüğünü gösteren bazı çalışmalar da bulunmaktadır. Bunu insanlar üzerinde test ettiklerinde, insanların doymuş yağ alımını kesmesi ve 'kalp dostu' bitkisel yağlar (kolesterolü düşürmesi beklenen) alması sağlanmış ve ölüm riskinin arttığı görülmüş. Ancak tabii ki doymuş yağı çılgınca desteklemek için bu sonuçlar henüz yeterli değil. Sadece o kadar korkacağınız, hayatınızı karartacak besin maddeleri olmadığını söylemekte fayda var. Etin doymuş yağ ve kolesterol açısından yüksek olduğu doğrudur, ancak bu, tek başına değerlendirilmesi doğru değildir. Konu, yukarıda ele alındığı gibi daha kapsamlı düşünülmelidir. 

Abartılı kolesterol tüketimi sonucu damar tıkanıklığı...

3. "Et, kalp rahatsızlıkları ve Tip-2 Şeker Hastalığına sebep olur." Miti

Tuhaf ama, et kalp rahatsızlıkları ve Tip-2 şeker hastalığı gibi Batı hastalıklarının sıkça sorumlusu olarak gösterilir. Kalp hastalığı 20. yüzyıl başlarına kadar ve Tip-2 şeker hastalığı 10-20 yıl öncesine kadar bir sorun oluşturmuyordu. Bu hastalıklar yeni... Ama et, en az 2-4 milyon yıl geriye gidecek kadar eski bir besin. İnsanlar ve insan öncesi canlılar, hatta etçiller haricinde kalan, insan gibi hepçil olan diğer hayvanlar yüz milyonlarca yıldır et yiyor. Eski bir yiyeceği yeni hastalıkların sorumlusu olarak görmek hatalıdır. Eğer ki bir sorumlu aranıyorsa, yaşam biçimlerimizin değişimi veya et üretimiyle ilgili uygulanan yapay yöntemlere odaklanılmalıdır.

Şanslıyız ki, elimizde kafamızı rahatlatacak iki geniş kapsamlı araştırma var. 2010'da yapılmış oldukça geniş kapsamlı bir çalışmada, araştırmacılar toplamda 1.218.380 bireyden oluşan 20 çalışmanın sonuçlarına dair verileri topladı. İşlenmemiş kırmızı et tüketimi ile kalp hastalıkları ya da şeker hastalığı arasında bir bağlantı bulamadılar. Dolayısıyla hayatımızı tehdit eden hastalıkların sorumlusu et değil. Bu kadar da değil:

Avrupa'da 448.568 bireyi içeren başka bir büyük araştırma da işlenmemiş kırmızı et ve bu hastalıklar arasında bir bağlantı bulamadı. Bunun yanında her iki çalışma da işlenmiş et yiyen insanlarda riskin oldukça yükseldiğini buldu. Bu nedenle, farklı et türleri arasında ayrım yapmak önemlidir. Birçok çalışma açıkça gösteriyor ki, 'kırmızı et zararlıdır' ifadesi işlenmiş ve işlenmemiş et arasındaki ayırımı yeterince ifade etmiyor. Dolayısıyla bir sonraki sefer televizyonda kırmızı eti ya da genel olarak etleri lanetleyenler görürseniz, bilin ki söz-iddia ettikleri şeyler, fast-food zincirlerinde tükettiğiniz işlenmiş etlerin zararları üzerine yapılan araştırmalara dayanıyor. Eğer ki tüm etlere genelleme yapılıyorsa, yine bilin ki ortada art niyetli bir durum dönüyor. Tabii ki bildiklerimiz yeni araştırmalarla değişebilir; ancak bu sadece tek bir araştırma ile yargılanabilecek bir konu değildir. Dolayısıyla eğer ki et tüketimiyle ilgili yeni bir araştırma söz konusuysa, her neyi savunuyor olursa olsun, başka araştırma kurumları tarafından da doğrulanmadan hemen gerçek olarak kabul edilmemelidir. Burada ele aldığımız veriler, çok uzun yıllardır test edilen araştırmalara dayanmaktadır. Bu sebeple, bugüne kadar geliştirilen et eleştirilerinin neredeyse tamamının fast-food ürünlerindeki sağlıksız etlerle ilgili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Fast-food zincirleri ekonomik olması nedeniyle neredeyse her zaman işlenmiş etleri tercih ediyorlar ve bu yüzden bu mitlerin doğmasına neden olacak sonuçlara kapı açıyorlar.

İşlenmiş yiyeceklerin tamamı can sıkıcı aslında... Bunlar gerçek et değil. Tükettiğiniz etin içeriğine, nasıl üretildiğine, doğallığına, vb. özelliklerine dikkat etmeniz gerekiyor.

İşlenmiş yiyecekler... 

4. "Kırmızı et kansere sebep olur." Miti

Yaygın bir inanışa göre et, özellikle de kırmızı et kansere sebep olur. Bu kısım işlerin biraz karmaşıklaştığı kısım.

İşlenmiş etin kanser, özellikle bağırsak kanser riskini yükselttiği doğrudur. Birçok olumsuz durumun başında yapay yollarla üretilen, yapay biçimde beslenen hayvanların kesimiyle elde edilen, sonrasında sayısız işlemden geçirilen işlenmiş et geliyor. Ama işlenmemiş kırmızı etten bahsediyorsak, bu konuda kesin bir yargıya varabileceğimiz herhangi bir veri bulunmuyor. Birkaç araştırma işlenmemiş etin de kanser riskini artırdığını öne sürse de, farklı çalışmalara ait verileri toplayan inceleme çalışmaları başka bir tablo çiziyor.

Biri 35 farklı çalışmanın, biri 25 farklı çalışmanın verilerini inceleyen, iki inceleme çalışması; işlenmemiş etin kansere etkisinin erkeklerde çok zayıf olduğunu, kadınlarda ise hiç olmadığını buldu. Öte yandan görünüşe göre etin nasıl pişirildiğine göre sağlık üzerindeki etkisi değişebiliyor. Farklı çalışmalar gösteriyor ki, et aşırı pişirildiğinde deney hayvanlarında kansere sebep olduğu tespit edilmiş olan Heterosiklik Aminler ve Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar gibi bileşikler oluşturabilir. Et kansere neden oluyorsa, bunun sorumlusu et tüketiminin kendisi değil, onun nasıl pişirildiği olabilir. Unutmayınız: türümüz evrimsel süreçte neredeyse hiçbir zaman çiğ olarak et yiyebilecek şekilde bir evrim geçirmedi. Ateşin hükmüyle et ağırlıklı diyete geçiş evrim tarihimizde üst üste çakışıyor. Dolayısıyla sadece eti tüketebilmemiz değil, nasıl pişirerek tükettiğimiz de çok önemli.

Bunu engellemenin ağır pişirmek, yanmış islenmiş parçaları atmak gibi yolları var. Öyleyse cevap kırmızı et yemekten değil, eti yakmaktan kaçınmak olabilir. Unutmamak gerekir ki aşırı pişirmek birçok başka yiyecekte de zararlı bileşiklerin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu ete özgü bir şey değildir.

5. "İnsanlar doğuştan otoburdur ve et tüketecek şekilde "yaratılmamışlardır"." Miti

İnsanların primat atalarımız gibi doğuştan otobur oldukları söylenir. Ancak bu tamamıyla yanlıştır. İnsanlar ve insan öncesi atalarımız çok uzun süredir et yiyor, ve vücutlarımız et tüketimine gayet uyum sağlamış durumda. Sindirim sistemimiz otoburlarınkilerle hiç benzerlik göstermiyor. Kısa kalın bağırsağa, uzun ve dar ince bağırsağa ve midemizde hayvan proteinini parçalayabilmeyi sağlayan bol miktarda hidroklorik aside sahibiz.

Sindirim sistemimizdeki farklı organların uzunluğu etoburlarla otoburlar arası bir yerde, yani hem etobur hem otobur olarak 'tasarlanmışlardır'. Bunu bu şekilde vurgulamamızın sebebi, birçok radikal vejetaryenin aynı zamanda evrime karşı insnalar olmaları. Açık konuşmak gerekirse, bu kişilerin şahsi inançlarından ötürü evrim karşıtı olduklarını düşünmüyoruz. Bize kalırsa bunun nedeni, evrimsel biyolojinin kendi savunularına ters verileri barındırıyor olması. Yani eğer ki evrimsel biyoloji insanların otçul olduğunu gösteriyor olsaydı, muhtemelen bu kişi ve gruplar çok güçlü birer evrimsel biyoloji savunucusu olacaklardı. Fakat bilim, isteklerimize ve duygularımıza göre işlemez, bize gerçekleri verir. Modern bilim sayesinde biliyoruz ki, hayvansal besinler tüketmek bizi diğer bütün hayvanlardan ayıran büyük beyinlerimizin evrimine katkı büyük katkılar sağladı. Bizi biz yapacak evrimsel sürecin en az 5 ana bileşeninden biri haline geldi. Muhtemelen bu bileşen olmasaydı, şu anda biz bunları yazamıyor olacaktık, siz de okuyamıyor olacaktınız.

Özetle: İnsan vücudu ette bulunan besinlerin tamamını kullanacak şekilde donatılmıştır. Sindirim sistemimiz ana kalori kaynağı olarak hayvansal gıdaların kullanılacağı hem etobur hem otobur yaşamaya genetik olarak uyum sağlandığını gösteriyor. İnsan vücudu en etkin olarak hayvanları ve bitkileri yiyerek çalışır. 

Omnivor insan diyeti... 

6. "Et kemikler için kötüdür." Miti

Birçok insan proteinin kemikler için kötü olduğunu ve kemik erimesine yol açabileceğine inanıyor. Hipotezleri şöyle: Protein yiyoruz, vücudumuzdaki asit yükü artıyor, vücut kemiklerdeki kalsiyumu çekerek asiti nötrlemek için kana karıştırıyor. 

Bu hipotezi destekleyen bazı kısa dönem çalışmalar var. Vücutta protein artışı kalsiyum eksikliğinin de artmasına yol açıyor. Fakat bu etki kalıcı olmuyor, zira uzun dönem çalışmalar gösteriyor ki aslında proteinin kemikler üzerinde fayda etkisi var. Çünkü biyolojik yapılar son derece "esnek" özelliklere sahip, her özelliğimiz net bir şekilde tanımlanmış, değişemez nitelikte değiller. Bazı kimyasalların tüketimi, vücutta kısa dönem, orta dönem ve uzun dönemde birbirinden tamamen farklı etkiler yaratabiliyor. Bazı özellikler kısa dönemde faydalıyken, uzun dönemde ölümcül olabiliyor. Bazıları sadece orta vadede işe yarar sonuçlar verebiliyor. Dolayısıyla bu konuya farklı zaman dilimlerindeki yaklaşımları çok iyi bilmek ve buna göre analiz etmek gerekiyor.

Yüksek protein içeren beslenme şeklinin gelişmiş kemik yoğunluğuyla ve yaşlılıkta düşük kemik erimesi ve kırılma riski ile bağlantılı olduğunu gösteren kuvvetli kanıtlar bulunuyor. Bu, konu beslenme olunca körü körüne halk inanışlarına bağlı kalmanın tamamen tersi sonuca çıkarabileceğinin harika bir örneği.

Kısaca protein, kısa vadede kalsiyum kaybına sebep olsa da uzun vadeli çalışmalarda yüksek protein alımının yüksek kemik yoğunluğuyla ve düşük kemik erimesi ve kırılma riski ile ilintili olduğu kanıtlanmıştır.

7. "Et gereksizdir." Miti

Zaman zaman etin sağlık için gereksiz olduğu iddia edilir. Bu kısmen doğrudur. Etteki besin maddelerinin çoğu diğer hayvansal gıdalarda bulunur.

Ama sadece etsiz hayatta kalabiliyor olmamız, öyle yapmamız gerektiği anlamına gelmez. Sıklıkla söylediğimiz ve vurguladığımız gibi bu bir tercihtir ve kimse tarafından bir diğerine dikte edilemez. İyi bir ette bize faydalı birçok besin maddesi bulunur. Bunlaret yemeyen insanların çoğunlukla temin edemediği protein, B12 vitamini, kreatin, karnosin, yağda çözünen birçok önemli vitaminlerdir. Ancak yanlış anlaşılmasın: bunları başka (yapay, zorlu veya sentetik yöntemlerle) alınabilir. Ancak eğer ki yapay yöntemlere başvurmak bireye doğru geliyorsa, daha önce de belirttiğimiz gibi her türlü besin maddesi yapay olarak üretilip alınabilir. Dolayısıyla belli bir besin türü olmaksızın yaşamak, her türlü besin türüne genellenebilir. Bitki içeriği yemeden de yaşanabilir; zira modern çağda her türlü eksikliği tamamlayacak sentetik ürünler vardır. Ayrıca dolaylı, zorlu yöntemlerle bu eksiklikler giderilebilir.

Et gibi gıdalar tanışık olduğumuz standart mineral ve vitaminlerden çok daha fazlasını içerir, içlerinde kimini bilimin henüz tanımlamadığı kelimenin tam anlamıyla binlerce besin maddesi kalıntısı mevcuttur. Gerçek şu ki, insanlar et de yemek üzere evrimleşti ve evrim vücutlarımızı bu besin maddelerini düşünerek tasarladı. Bu besin maddeleri son derece karmaşık biyolojik yapbozun önemli bir parçasını oluşturuyor.

Etsiz yaşayabilir miyiz? Tabii ki. Ama etin sağladığı yararlı besin maddelerinin tamamını kullanamayacağımızdan en iyi sağlık düzeyine ulaşamayız. Etsiz hayatta kalabilsek de aynı şey sebze, meyve, baklagil, balık, yumurta gibi pekçok başka besin grubuna da söylenebilir. Bunun yerine başka bir şeyden daha fazla yeriz.

İyi, işlenmemiş et insanlar için neredeyse mükemmel yemektir. İhtiyacımız olan besin maddelerinin çoğunu taşır. Hatta iki kişinin bir sene boyunca et ve sakatat dışında bir şey yemediği ve mükemmel sağlık düzeyinde kaldıkları bir çalışma mevcut. Ancak radikal veganların yapmaya meyilli olduğunun aksine, tekil çalışmaları ileri sürerek bir şeyleri ispatlamaya çalışmayacağız. Burada amaç gerçekleri göstermek, bir şeyleri ispatlamak değil.

Tabii ki bütün etler aynı değil. En iyi et otlaklarda beslenen, doğal yaşamda beslense yiyecek olduğu şeyleri yiyen hayvanlardan gelir. Düzgün yetişmiş, iyi beslenmiş hayvanlardan gelen işlenmemiş et (otlaktan beslenen hayvan bifteği gibi), herhangi bir bitkisel üründen veya işlenmiş etlere kıyasla çok daha zengin besin maddeleri içeriyor.

Sonuç olarak etsiz de hayatta kalabiliyor olduğumuz doğru olsa da, ette ideal sağlık için önemli birçok besin maddesi bulunuyor. Bir diğer deyişle, etsiz yaşayabiliyor olmak, etsiz yaşamamız gerektiği anlamına gelmez ve getirilemez. Bu, kişilerin şahsi tercihleri olmalıdır ve kimse tarafından müdahale edilmemelidir.

8. "Et şişmanlatır." Miti

Etin kilo yaptığına inananlar vardır. Yüzeysel baktığınızda hatırı sayılır miktarda yağ ve kalori içerdiğinden bu mantıklı geliyor. Ancak, et biyolojik yoldan temin edilebilir proteinin en iyi kaynaklarından biri, ve protein kilo kaybetmeye yardımcı bilinen en iyi ana besin kaynaklarından. Çalışmalar gösteriyor ki yüksek protein içeren beslenme düzeni ile metabolizma günde 80-100 arası kalori yakabilir. Aynı zamanda protein alımını artırıldığında diğer gıdalardan otomatik olarak daha az yemeye başlandığı ile ilgili çalışmalar da var. Birçok çalışma gösteriyor ki beslenmedeki protein miktarı artırılınca insanlar günde yüzlerce kaloriyi otomatik olarak kesiyor, ve 'otomatik pilotta' kilo vermeye başlıyor.

Yaygın olarak bilindiği gibi, protein almak kas kütlesini artırmaya da yardımcı. Kaslar metabolik olarak etkindir ve gün boyunca küçük bir miktar kalori yakar. Aynı zamanda az et içeren diyetlere göre daha fazla kilo kaybı sağlayan ve yüksek et içeren düşük karbonhidrat ve paleo diyetlerini de unutmamak gerekir.

Daha fazla işlenmemiş, sağlıklı et yedikçe ve sağlıksız etler ile dengesiz beslenmeyi azalttıkça kilo kaybetmeniz daha kolay olacaktır. Yani sağlıklı etler, kilo kaybetmek isteyenlerin dostudur, düşmanı değil.

Sonuç

Videoda entelektüel bir tipleme çizip, otla beslenmeyi "üstünlük", et temelli beslenmeyi ise aşağılıklık (kurtluk?) olarak göstermek ve evrimsel biyolojinin açıklamalarını, ayrımcılık yaparak Amerikalıların "redneck" dediği cahil insan tiplemesiyle lanse etmek, argümanların bilimsel ve geçerli olduğu anlamına gelmez. Video apaçık bir cehalet ve fanatizm örneğidir. Hiçbir bilimsel tarafı olmadığı gibi, artık bilim camiasının üzerinde pek de tartışmadığı bir konudur.

Et, insan evriminde çok önemli bir role sahiptir ve hala da öyledir. Ancak bu, insanın "etçil" olduğu anlamına gelmez. İnsan, bütün bilimsel kaynakların belirteceği üzere, omnivor (hem etçil, hem otçul) bir türdür. Ne veganların, ne de et manyaklarının saçma argümanları bunu değiştiremeyecektir.

Bireyler, varyasyon olarak et veya ot ağırlıklı beslenebilir; ancak bu, türün et ağırlıklı bir tür olduğu gerçeğini değiştirmez. Yine de, tekrar ediyoruz: İnsan etçil de değildir, otçul da! İkisi de...

Evrim Ağacı, bilimsel sınırlar dahilinde, ne veganlığı savunmaktadır, ne de tamamen etçilliği. İnsanın, ikisi arasında bir yerde olduğunu belirtmekte; ancak hangi tarafa yakın olacağını kişisel tercihi olarak görmektedir. Vejateryenlerin tercihine de, etçillerin tercihine de saygımız sonsuzdur. Bizim burada eleştirdiğimiz vejateryenlerin bilimsel gibi lanse edilen bilim dışı argümanlarıdır. Yoksa et üretim tekniklerini elbette ki desteklemiyoruz, hayvanların kitleler halinde katlini kabul etmiyoruz. Ancak üretim konusundaki hatalarımız, bilimsel gerçekleri örtmek için kullanılamaz!

Not: Bu yazımız, daha kapsamlı bir makalemizin belirli bir kısmının yeniden yayınlanmasıyla hazırlanmıştır. Tam kaynakçaya, Kaynaklar ve İleri Okuma kısmındaki makalemize giderek ulaşabilirsiniz.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • Ana Görsel Kaynağı: More
  • Ç. M. Bakırcı. İnsanların Beslenme Alışkanlıkları, Vejetaryenlik, Etçillik, Obezite ve Evrim. (2011, Ağustos 29). Alındığı Tarih: 10 Ağustos 2018. Alındığı Yer: Evrim Ağacı

Bebekler ile Annelerinin Topuk İzi Aynı Mıdır?

Çikolata Köpekleri Kör Eder Mi?

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler
  • Anasayfa
  • Gece Modu

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim