Hıçkırık

Bu yazının içerik özgünlüğü henüz kategorize edilmemiştir. Eğer merak ediyorsanız ve/veya belirtilmesini istiyorsanız, gözden geçirmemiz ve içerik özgünlüğünü belirlememiz için [email protected] üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

Hıçkırıklar hayatımızın sinir bozucu parçalarıdır. Ancak bu ilginç davranış (daha spesifik olarak "refleks"), evrimsel sürecin harika göstergelerinden birisidir: Evrimsel süreçteki en eski omurgalı atalarımız arasında yer alan ve hava soluyarak oksijen alan balıklar ile bunlardan evrimleşen ilkin amfibiler su içerisinde solungaçlarıyla, su dışarısında ise akciğerleriyle solunum yapabiliyorlardı (bunu halen yapabilen "yaşayan fosiller" bulunmaktadır). Ancak bunu yapabilmeleri için "glottis" adı verilen, halk arasında "gırtlak dili" ya da "hançere" olarak bilinen, nefes borusunun ağız kısmının açılıp kapatılabilir olması gerekmektedir. Denizin içerisindeyken bu atalarımız suyu solungaçlarından geçmeye zorlayarak solunum yaparlardı ve bu sırada akciğerlerinin su dolmaması için glottislerini kapatırlardı. İşte bizlere, yani sözünü ettiğimiz bu antik atalarımızın torunlarına, bu yapıların körelmiş (veya değişmiş) versiyonları ile hıçkırık dediğimiz refleks miras kalmıştır.

Hıçkırık sırasında antik atalarımızdan kalma kaslarımızı kullanarak glottisimizi çok hızlı bir şekilde kapatırız ve bu sırada içeri doğru hava emeriz. Normalde su içerisinde olsaydık, bu emiş sayesinde suyu içeri çekip solungaç yarıklarına yönlendirebilecektik. Ancak su dışarısında yaşayan türler olarak evrimleştiğimiz için, şu anda hıçkırık sırasında sadece hava çekebilmekteyiz. Bu davranış kısmen körelmiş ve engellenmiştir, çünkü şu anda neredeyse tamamen akciğerli solunum ile yaşamaktayız ve buna uygun evrimsel değişimler geçirdik. Örneğin "glottis" yapısı haricinde "epiglottis" adı verilen küçük dilimiz evrimleşti ve bu sayede çok tehlikeli bir biçimde birbirine bitişik olarak konumlanmış olsa da, soluk borusu ile yemek borusunu birbirinden ayırabiliyoruz: Yutkunurken küçük dilimiz soluk borumuzu kapatıyor ve yemekler (kusurları bulunan vücudumuzda bir aksilik olmazsa) yemek borusuna gidiyor. Bir diğer adaptasyon, beynimizin solunumumuzu kontrol edecek biçimde evrimleşmesidir. Solunum yapmayı düşünmeniz gerekmez, bu otomatik olarak gerçekleşir. İşte hıçkırıkları durdurmanın çok zor olmasının bir nedeni de budur: Atalarımızda da bu "solunum için su çekme" davranışı beyin tarafından otomatik olarak kontrol edilmekteydi. Dolayısıyla körelmiş ve baskılanmış bu davranış çeşitli sebeplerle tetiklendiğinde, durdurmak oldukça zordur. Beyin, evrimsel geçmişinde "normal bir şekilde" yaptığı bir davranışı sergilemektedir; ancak bu davranış modern toplumumuzda hafif bir utanç yaratmakta ve derhal durdurulmaya çalışılmaktadır.

Hıçkırıkların genellikle vücut içerisindeki, özellikle mide, akciğerler ve diyafram çevresindeki gaz basıncının değişmesiyle tetiklendiği düşünülmektedir. Örneğin gazlı içecekler ve alkol tüketmek hıçkırıkları tetiklemektedir. Benzer şekilde aşırı fazla yiyerek mideyi şişirmek de hıçkırıkları tetikler. Kimi zamansa çok miktarda hava yutmak (normalde ciğerlere gitmesi gereken havanın mideye gitmesi) gaz basıncını etkileyerek hıçkırığı tetikler. Sadece vücudumuzun içerisindeki değil, dışarısındaki koşullar da hıçkırığı tetikleyebilir; örneğin çok ani sıcaklık değişimleri vücudumuzdaki gazları etkileyerek hıçkırığı tetikler. Vücuttan gelen sinyaller haricinde, doğrudan beyni etkileyen durumlar da hıçkırıklara neden olabilir; örneğin duygusal stres halinde olmak hıçkırıkları tetiklemektedir. Tabii bu doğal sebepler haricinde, çeşitli hastalıklar da hıçkırıkların miktarını arttırır; örneğin vagus sinirinin zarar görmesi ya da anormal şekilde uyarılması beyindeki hıçkırık davranışını tetikleyebilir. Kulak zarına, kulak kanalında olmaması gereken yabancı bir maddenin dokunması, boyunda bulunan bir tümör veya kist, gastroözofagal reflü, larenjit veya boğaz ağrısı hıçkırıkları tetikleyebilir. Bunun haricinde ensefalit, menenjit, MS, inme, beyin travmaları, beyin tümörleri, alkolizm, anestezi, uyku hapları, diyabet, elektrolit dengesizliği, böbrek yetmezliği, steroidler ve sakinleştiriciler beynimizdeki hıçkırık davranışını tetikleyici faktörlerdir.

Hıçkırığı mümkün kılan mekanizma, beynin diyaframı hızla kasmasıdır. Bu basınç değişimi sayesinde az önce sözünü ettiğimiz hava (normalde su) emişi gerçekleşir. Sürme miktarına göre 3 çeşit hıçkırık tanımlanmıştır: Hıçkırık Nöbeti (çoğumuzun başına gelen, birkaç saniye ila birkaç gün arası sürebilen hıçkırıklar), Israrcı Hıçkırık (birkaç gün ila birkaç ay arası sürer) ve Durdurulamaz Hıçkırık (birkaç ay ila birkaç yıl arası sürer). Tespit edilen en uzun hıçkırık nöbeti 69 yıl boyunca sürmüştür. Iowa eyaletinin Anton kentinde bir domuz çiftliğinde çalışan Charles Osborne'un başına gelmiştir. 1922'de başlayıp 1990'a kadar sürmüştür. Bu durumuna rağmen 2 defa evlenmiş ve 8 çocuk yapmıştır.

Hıçkırıkların frekansı kişiden kişiye ve durumdan duruma değişir. En seyrek hıçkırıklar dakikada 4 adet olacak şekildedir. Ortalamada en sık hıçkırıklar ise saniyede 1 (dakikada 60) hıçkırık olacak şekildedir. Hıçkırıkların geleneksel olarak birçok "tedavi" yöntemi vardır. Ancak en etkili olduğu defalarca gösterilmiş metot, bir kese kağıdı içerisine nefes alıp vermektir. Bunun haricinde kesintili olarak su yudumlamak (ufak yudumlar halinde, her saniye 1 yudum alacak şekilde 5-10 defa su yudumlamak) gibi metotlar da nefes düzenini sağlayacaktır. Ayrıca beyni kandırarak da hıçkırıklar geçirilebilir; örneğin bir bireyi aniden korkutmak, beynin bu refleksi durdurmasını sağlayabilir. Bir diğer yöntem de, hıçkırık tutan kişiye hafızasını zorlayacak bir şeyler sormaktır. Bir dahaki sefere bir arkadaşınız hıçkırık nöbeti geçirirken "Sana geçen gün bir şey yapmanı söylemiştim, bunu yaptın mı, hatırlıyor musun?" gibi bir soru yöneltin. Eğer bunu yeterince ciddi yapabilirseniz, birey hafızasını zorlarken hıçkırığı muhtemelen duracaktır.

Bunlar haricinde birkaç ilginç bilgi olarak, anne karnındaki bebeklerin ve diğer hayvan türlerinin de hıçkırık nöbetleri geçirebildiğini söyleyebiliriz. Diğer hayvanlarda da bunun olmasının sebebi, bu canlıların tamamının bizimle aynı denizel ve amfibik ataları paylaşıyor olmasıdır. Bu miras sadece bize değil, o antik atalarımızın tüm torunlarına, yani bizim tüm kuzenlerimize kalmıştır. Her türde bu davranış beynin evrimi sırasında farklı şekillerde baskılanmış ve değişmiştir. Bazılarında hiç oluşmaz, bazılarında sıradan bir şekilde oluşur. Bu, evrimsel süreçteki farklılıkların bir sonucudur.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  1. Smithsonian Magazine
  2. Mayo Clinic
  3. WebMD
  4. FunTrivia

Hiçbir Kamera O Kadar Uzakta Değilken Galaksimizin Fotoğraflarını Nasıl Çekiyoruz?

Yoğunluk Kulesi İnşa Edin!

Yazar

Çağrı Mert Bakırcı

Çağrı Mert Bakırcı

Yazar

Evrim Ağacı'nın kurucusu ve idari sorumlusudur. Popüler bilim yazarı ve anlatıcısıdır. Doktorasını Texas Tech Üniversitesi'nden almıştır. Araştırma konuları evrimsel robotik, yapay zeka ve teorik/matematiksel evrimdir.

Konuyla Alakalı İçerikler

Göster

Şifremi unuttum Üyelik Aktivasyonu

Göster

Göster

Şifrenizi mi unuttunuz? Lütfen e-posta adresinizi giriniz. E-posta adresinize şifrenizi sıfırlamak için bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Eğer aktivasyon kodunu almadıysanız lütfen e-posta adresinizi giriniz. Üyeliğinizi aktive etmek için e-posta adresinize bir bağlantı gönderilecektir.

Geri dön

Close
Geri Bildirim